“Arda uyanmasaydı annesi ve ben evimize dönüp birlikte intihar edecektik”

Veteriner hekim Arda Erdabak 30 Nisan 2021’in gece yarısında bir köpeğin tedavisi için yolculuk ederken trafikte ‘neden solladın’ diyen iki kişi tarafından saldırıya uğradı, öldüresiye dövüldü. Şimdi hâlâ dayanılmaz ağrılarla baş etmeye çalışıyor ve yeni bir ameliyata hazırlanıyor. Arda Erdabak’ın teyzesi ve ‘isim annesi’ Fatma Budak, Serbestiyet’e gönderdiği mektupta, eşini 23 yaşında kaybeden ablasıyla birlikte Arda’yı nasıl büyüttüklerini anlatıyor ve hukuk sistemine isyan ediyor.

Ben 9 yaşımda babamı kaybettim. Duygusal açıdan zor bir çocukluk geçirdim. Ama annem çok sevgi dolu bir kadındı, bir daha evlenmedi, benim, ağabeyimin ve ablamın hem annesi hem babası oldu. Neyse konu zaten ben değilim. Böyle bir çocukluk ve gençlikten sonra ağabeyim evlendi, çocukları oldu, iki küçük harika çocuğun halası oldum. Biri kız biri erkek. Sonra Üniversiteyi kazandım. Yıl 1989, çok mutluyum heyecan doluyum en sevdiğim bölümü kazanmışım. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü. Okulun ilk dönemi bitti, ikinci dönem anneme mide kanseri teşhisi kondu. Ne olduğunu anlayamadan 3 ay içinde kaybettik. Hayatımızdaki ikinci yıkım. Anneciğim elimizden kaydı gitti. Hiçbir şey yapılamadı. Hastalık sinsice ilerlemiş.

Yeniden ayağa kalkmak yeniden hayata bağlanmak, okula devam etsem mi? Okulu bıraksam mı? Nasıl okuyacağım? Vs vs. Ailem ve çocukluğum memleketim Sivas’ta kaldı. Döndüm yeniden okula. Babam asker olduğu için Milli Savunma Bakanlığı’nın Fatih kız öğrenci yurdunda kalıyorum. Bu arada ablam evlendi. Yıl 1991, pembe yanak minicik bir mucize daha dahil oldu hayatımıza. Teyze oldum. Aile arasında isim koyma yarışı başladı. Ben Arda ismini çok seviyorum. Ablam da beğendi ismi. Biz Arda diyoruz, babası adını Mesih koymak istiyor. Ertesi gün nüfus müdürlüğüne gitti, biz Mesih beklerken nüfus cüzdanında Arda ismini gördük. Ne oldu? Neden karar değiştirdi bilemiyorum, oğlunu bana emanet edeceğini hissetti belki de. 11 ay sonra bir trafik kazasında Arda’mın babasını kaybettik. Ben öğrenciyim elimden fazla bir şey gelmiyor. Hem okuyorum hem bir reklam şirketinde çalışıyorum. Amerikan Kültür Derneği’ne kursa gidiyorum. Çünkü okul bitince İngiltere’ye au pair olarak gitmek istiyorum. Ancak siz plan yaparken hayat farklı yönlere savurabiliyor sizi.

11 aylık bir bebek 23 yaşında dul kalmış bir abla. Tabiî ki yurt dışında okuma hayalim bitti. Okul bitince hemen işe girip ablama destek olmam gerekiyordu. Çünkü adını benim koyduğum bebeğin sorumluluğunu üstlenmem gerekirdi. Hep iki işte çalışarak Arda’mı büyütmeye çalıştım. Kolay değil, baba yokluğu yaşıyor. Her hafta Çapa Üniversitesi Çocuk Psikiyatri bölümüne gidiyoruz. Babasızlığı en az hasarla atlatabilsin diye. Psikolog etrafında babanın yerine koyabileceği bir erkek obje gerekiyor, Arda ile ilgilenecek, onunla zaman geçirecek biri olmalı dedi. Baba tarafı ilgilenmiyor, bizim babamız ağabeyimiz yok. İki kadın bir çocuk yaşıyoruz. Ne yapalım? Nasıl bir çözüm bulalım? Bir üniversite öğrencisiyle anlaşalım belli bir ücret karşılığında Arda ile haftada bir buluşsun sinemaya götürsün vs. diye düşündük. Psikolog bunun bir çözüm olmayacağını, aksine onunla bağ kurup daha sonra hayatından çıkmasının Arda’da daha büyük bir travma yaratabileceğini söyledi. Herkesin ailesinde böyle kayıplar olabileceğini, bunun normal bir durum olduğunu kavratmaya çalışalım dedik. Bak annenin de benim de babası yok. İnsanlar doğar büyür ve ölürler. Ne kadar anlayabildiyse artık psikolog böyle destek vermeye devam etti. Çocuk aklıyla kafasında şöyle bir yargı oluşturmuş. Yetişkin insanların anne ve babası olmaz. Yetişkinseniz ebeveynleriniz mutlaka ölmüştür. Bir gün bir öğretmen arkadaşım geldi. Bayramda anne ve babasını görmek için Tekirdağ’a gittiğini söyledi. Arda bu duruma çok şaşırdı, geldi yanıma “aaa teyze Esen ablanın anne ve babası varmış” dedi. Ona göre çoktan ölmüş olmaları gerekiyordu çünkü.

Başka bir gün genç bir çocuk arabama çarptı. Babasından arabayı kaçırmış. Arda da arabada. Neyse 90’lı yıllarda trafik kazası olduğunda trafik polisi çağrılır tutanak tutturulurdu. Ben de öyle yaptım. Polis geldi tutanak tutuyor. Arda polisin yanına gidip “Polis amca senin baban var mı?” diye sordu. Polis de evet var dedi. Sonra şaşkın bir vaziyette yanıma gelip “Teyze polis amcanın da babası varmış” dedi.

Yıllarca annesi ve ben baba yokluğunu hissettirmemeye çalışsak da bu boşluğu doldurmamız mümkün olmadı. Ne annesi ne de ben evlendik. İki anne ile büyüdü. İki kadın büyüttü. Dolayısıyla şiddete eğilimi olmayan, psikologlarla büyüyen bir çocuk olduğu için uysal, saygılı, hayvansever, insanlara değer veren bir kişi olarak büyüdü.

İlkokuldan itibaren veteriner olmak istediğini söyledi. Bakırköy’de ne kadar yaralı martı, kedi, köpek varsa bulup veterinere götürürdü. Her ay maaşımı alınca veterinere uğrar Arda’nın borcunu kapatırdım. Mahallede de ilk tanıdığı kişi veterinerdi. Sonra yıllar geçti, ben hafta içi özel bir kolejde hafta sonu özel bir dershanede haftanın 7 günü çalışarak Arda’yı okuttum. Afyon Kocatepe Üniversitesi Veterinerlik Bölümü’nü bitirdi. İstanbul’a geldi. Klinik açtı. Evlendi. Mesleğini o kadar çok seviyordu ki hafta için hafta sonu demeden çalışıyordu. Gelgelelim 30 Nisan 2021 akşamı gece saat 01:00 civarında bir köpeğin hayatını kurtarmaya çalışırken hayatında hiç tanımadığı, görmediği iki trafik magandasının saldırısına uğradı. Gece saat 01:00 sokağa çıkma yasağı var. İki kişiler, üstelik saldırganlardan birisi Covidli. Sizin sokakta ne işiniz var? Trafikte nasıl yol vermezsin diye arabanın önünü kesip araç içinde darp etmeye başlıyorlar ve araçtan yaka paça çıkartıyorlar. İlk darbede burnu kırılıp bayılıyor ve yerde baygın halde olan Arda’yı defalarda tekmelerle öldüresiye darp ediyorlar. Oradaki insanlar olmasa araçla üzerinden geçmek istiyorlar. Tüm bunlar kamera kayıtlarında mevcut.

Hastaneye kaldırılıyor. Annesi ve ben hastaneye gittiğimizde acil ameliyata alınmıştı. İçerden haber alamıyoruz. Oğlumu hangi doktor ameliyat ediyor? Bilgi alamıyorum. 3 belki 4 saatlik ameliyat sonrası doktor yanımıza geldi. “Elimden geleni yaptım. Geldiğinde yoğun bir beyin kanaması vardı. Durdurmaya çalıştım. Ancak beyin içi kılcal damarlardaki kanamaya müdahale etmem imkânsız. Dua edin. Şu an entübe halde kendi kendine nefes alamıyor. Bir süre uyutmaya devam edeceğiz. Allahtan ümit kesilmez. Tıbben yapılması gerekeni yaptık” dedi. Yoğun beyin kanaması, elmacık kemiği kırık, burnu kırık, ciğerlerinde darbeden hasar var. Düşünün böyle bir vahşeti kim ne adına yapmış olabilir? Bu insanlar tanımadığı birine trafikte bu kötülüğü neden yapar? Nasıl bir ortamda yetiştiler? Nasıl bu kadar hınç dolu olabildiler? Acaba biz yanlış mı büyüttük Arda’yı? Toplumda diğer insanlara saygılı, naif bir insan olmak üniversitede okutmak yerine karate ya da boks kursuna mı yollasaydık? Toplumda bu tür saldırganlara yeterli ceza hukuken verilmediği için bu insanlar bu cesareti kendilerinde bulabiliyorlar. Arabada silah mı bulunduralım? Ne yapalım kendimiz korumak için?

Üç gün boyunca hastane bahçesinde solunum cihazından ayrılmasını bekledik. Annesi ve ben birbirimize bakıp bundan sonra ne yapacağız? Ya uyanmazsa oğlumuz, bitti hayatımız dedik. Söylemeye bile dilim varmıyor ama eğer uyanmasaydı evimize dönüp birlikte intihar edecektik. Çünkü hayat bizim için anlamını yitirmişti. Daha niye yaşayalım ki? Arda o geceyi hiç hatırlamıyor ama aylardır acıları devam ediyor. Tedavisi sürüyor. Hayatımız mahvoldu. 6 ay sonra yine ameliyat olmak zorunda. Annesi ve ben ilaçlarla uyuyabiliyoruz.

Peki hukuk sistemimiz ne ceza verdi dersiniz? 1,5 ay tutuklu kaldılar. 23 Haziran’da sessiz sedasız avukatımıza bile haber verilmeden salıverdiler. Ellerini kollarını sallayarak toplumda geziyorlar. Aramızdalar. İlk dava Şubat 2022 tarihinde. Soruyorum size ne oldu şimdi? İnsanlar bu ülkede kendi adaletini kendi mi sağlasın? Bir insanı öldürmeye teşebbüs et, bir buçuk ayda çık. Bize yaşatılan acıların bedeli bu olabilir mi? Adalete güvenmeyip ne yapmalıyız?

Önceki İçerikDijital Medya meselesi…
Sonraki İçerikHangisi insan haklarını ve özgürlükleri ihlal ediyor? Aşıya zorlamak mı, aşı karşıtlığı mı?