Anasayfa / Gündem / Babacan: “AK Parti’yi destekleyen insanların dünyasını yıktınız.”

Babacan: “AK Parti’yi destekleyen insanların dünyasını yıktınız.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: "Süreç haftalar sonra tek tek istifalarla yürüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlıkları gözümüzün önünde her gün eriyor. Bütün şirketlerimizin değeri eriyor."

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de Yeni Yol Grubu Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketine değinerek başlayan Babacan, şunları söyledi:

“İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Rabb’im ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin. Bir gecede evini su basan, yılların emeğini kaybeden insanlarımız var. Sabah dükkanlarını açtığında bütün malını mülkünü sular altında bulan esnafımız var. Bu insanların her birinin bir hayatı, bir emeği, bir hikayesi var. Bir ömür çalışıp biriktirdiklerini bir gecede kaybetmenin ne demek olduğunu hepimizin düşünmesi gerekiyor. Şimdi yapılması gereken belli. Zarar gören esnafımızın, vatandaşımızın yaralarının bir an önce sarılması gerekiyor. Hiç kimse bu zor günlerde yalnız bırakılmamalıdır.”

Afetlere hazırlık konusunda merkezi yönetimin ve belediyelerin sorumluluğuna işaret eden Babacan, “Ancak her vesileyle dile getirmek zorundayız ki hem merkezi hükümetin hem belediyelerin bu işlerdeki sorumluluğu çok çok büyük. Şehirlerimizi afetlere hazır hale getirmek, altyapıyı güçlendirmek, riskleri önceden tespit edip gerekli tedbirleri almak gerekir. Çünkü insanlarımızın canından, alın terinden daha kıymetli hiçbir şey yok. Yanlış mekanlara yapılan imar planları, imar aflarıyla legalleştirilen kaçak yapılar, denetimdeki boşluklar dönüyor dolaşıyor, insan hayatına mal oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

“BÜTÇEDE ÖNCELİK ÜRETİM DEĞİL, ALIN TERİ DEĞİL, FAİZ”

2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ne ilişkin konuşan Babacan, bütçenin iktidarın ekonomi politikalarındaki tercihlerini ortaya koyduğunu söyledi. Babacan, şunları kaydetti:

“Bu bütçe iktidarın önceliklerini ortaya koyan bir itirafnameden ibaret. Bütçede öncelik üretim değil. Bütçede öncelik alın teri değil. Bütçede öncelik faiz. 2027 yılında faize ödenecek para tam 3 trilyon 975 milyar lira. Daha yılın başında ödenek olarak konulacak para bu. Geçen sene biliyorsunuz 2026 bütçesine 2 trilyon 700 küsur koydular. Yetmedi. 2 trilyon 800’ün üzerinde bitecek bu yıl. Biz yuvarlayarak söyleyelim. Neredeyse 4 trilyon lira. Yani bütçedeki en büyük bakanlık artık şu an Faiz Bakanlığı.”

2027 yılı faiz ödeneğinin, 2026 yılı için güncellenen tutarın yüzde 41 üzerinde olduğunu belirten Babacan, “OVP’de ne diyorlar? 2027’de yüzde 21 enflasyon bekliyoruz diyorlar. Ama 2027 bütçesindeki faizi 2026’ya göre yüzde 41 artırıyorlar. Yani enflasyonun tam iki katı kadar bir artış var faiz ödeneğinde. Şimdi buradan soruyorum. Emeklinin maaşını siz yüzde 41 artıracak mısınız gelecek yıl? Asgari ücrete yüzde 41 zam verecek misiniz? Çiftçimizin geliri yüzde 41 artacak mı? Esnafımızın kazancı, vatandaşlarımızın alım gücü yüzde 41 artacak mı? Ama biliyoruz ki mesele asgari ücretse ‘beklenen enflasyon’ diyorlar. Karşınıza yüzde 21’lik bir asgari ücret artışı gelirse hiç şaşırmayın” ifadelerini kullandı.

“BU BÜTÇE BÜYÜK BİR GELİR VE SERVET TRANSFERİNİN RESMİDİR”

Bütçedeki faiz ödemelerinin gelir ve servet dağılımını etkileyeceğini savunan Babacan, şöyle konuştu:

“Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam gelirinden aldıkları pay artacak. Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam servetinden aldığı pay artacak. Bu bütçe Türkiye’deki büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir. Çok büyük bir gelir ve servet transferi yapılıyor ve bu transfer fakirden zengine yapılıyor. Yoksuldan alıp varlıklı olana bir transfer. İktidar ‘bu faizi ödeyeceğim’ diyor değil mi? Bütçeye getirdi. Peki bu parayı nereden bulacak? Ya topladığı vergilerden bunu ödeyecek ya da gidecek, daha fazla borçlanıp bu faizi ödeyecek. Sonunda bu faizin bedelini emeklimiz, işçimiz, esnafımız, çiftçimiz ödeyecek.

Bütçe dediğiniz şey basit rakamlardan ibaret değildir. Bütçe, bir ülkeyi yönetenlerin önceliklerini bize gösterir. Siz bütçede eğitime ayrılan kaynağa bakın, çocukların geleceğine verilen önemi anlarsınız. Tarıma ayrılan kaynağa bakın, çiftçiye verilen önemi anlarsınız. Sağlığa ayrılan rakama bakın, insan hayatına verilen değeri anlarsınız. Bir de faize ayrılan kaynağa bakın, faiz lobisine verdikleri önemi anlarsınız. İktidarın bütçesi faiz, önceliği faiz. Bunlar daha Türkiye Yüzyılı’nın başında Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyen iktidarı olarak tarihe geçtiler.”

BU BÜTÇE BÜYÜK BİR GELİR VE SERVET TRANSFERİNİN RESMİDİR”

Bütçedeki faiz ödemelerinin gelir ve servet dağılımını etkileyeceğini savunan Babacan, şöyle konuştu:

“Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam gelirinden aldıkları pay artacak. Demek ki faiz kazananların ülkenin toplam servetinden aldığı pay artacak. Bu bütçe Türkiye’deki büyük bir gelir ve servet transferinin resmidir. Çok büyük bir gelir ve servet transferi yapılıyor ve bu transfer fakirden zengine yapılıyor. Yoksuldan alıp varlıklı olana bir transfer. İktidar ‘bu faizi ödeyeceğim’ diyor değil mi? Bütçeye getirdi. Peki bu parayı nereden bulacak? Ya topladığı vergilerden bunu ödeyecek ya da gidecek, daha fazla borçlanıp bu faizi ödeyecek. Sonunda bu faizin bedelini emeklimiz, işçimiz, esnafımız, çiftçimiz ödeyecek.

Bütçe dediğiniz şey basit rakamlardan ibaret değildir. Bütçe, bir ülkeyi yönetenlerin önceliklerini bize gösterir. Siz bütçede eğitime ayrılan kaynağa bakın, çocukların geleceğine verilen önemi anlarsınız. Tarıma ayrılan kaynağa bakın, çiftçiye verilen önemi anlarsınız. Sağlığa ayrılan rakama bakın, insan hayatına verilen değeri anlarsınız. Bir de faize ayrılan kaynağa bakın, faiz lobisine verdikleri önemi anlarsınız. İktidarın bütçesi faiz, önceliği faiz. Bunlar daha Türkiye Yüzyılı’nın başında Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyen iktidarı olarak tarihe geçtiler.”

“TAM 10 AY BOYUNCA SİZİN ELİNİZİ KOLUNUZU KİM TUTTU?”

Fon krizine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, şunları söyledi:

“Anlaşılan o ki fon dolandırıcılığı hadisesi uzun bir süredir devam ediyormuş. Varlığı yeni itiraf edildi. Mızrak çuvala sığmayınca iş ortaya çıktı. Yani Türkiye Yüzyılı’nın ilk yılları sadece Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizlerinin ödendiği yıllar olmamış. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık hadisesi ile beraber başlamış. Bu mu sizin Türkiye Yüzyılı’nız? Milyonlarca insanın birikimini, geleceğini ilgilendiren çok ciddi bir mesele ile karşı karşıyayız.”

Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasının videosunu izletti. Videoda Şimşek’in, “Manipülasyonla güçlü bir mücadele edemezsek bu alana olan güven zayıf kalır. Onun için bu bizim olmazsa olmazımızdır. Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların yapıldığını da biliyoruz” ifadeleri yer aldı.

Videonun ardından Şimşek’e seslenen Babacan, “Buradan kendisine tekrar soruyorum. Tam 10 ay boyunca sizin elinizi kolunuzu kim tuttu? Cumhurbaşkanı’na bu dolandırıcılık meselesiyle ilgili bilgi verdiniz mi? Haberi var mıydı, yok muydu? Geçen hafta da sordum, hala cevap yok. Veremiyorlar, veremeyecekler de bunun cevabını. Dürüstçe açıklayın. Her hafta siz kabine toplantısında beraber olmuyor musunuz? MYK’daki genel başkan yardımcıları her hafta beraber olmuyorlar mı? Cumhurbaşkanı’na haber verdiniz mi, vermediniz mi? Eğer Cumhurbaşkanı’nın haberi olduysa ve bütün bunlar yaşandıysa durum gerçekten çok çok vahim. Eğer haberi olmamışsa durum çok daha vahim. Ama bunu biliyorlar. Bu sorunun cevabını veremiyorlar” diye konuştu.

Özellikle Sayın Erdoğan’la ve Sayın Şimşek’in açıklamalarına baktığımızda bilerek ya da bilmeyerek bir yanıltma olduğunu görüyoruz. Bu skandalı mali boyutuna, milli gelire oranına ya da mali piyasaların büyüklüğüne göre ele alıyorlar. Sanki ekonomimiz büyük, ne olacak gibi gösteriyorlar. Oysa bu skandalın mali boyutunun makro açıdan yönetilebilir olması, bu fonlarda birikimlerini yitiren vatandaşlarımızın acısını, mağduriyetini azaltmıyor ki. Bu kayıplar bazı vatandaşlarımız için ev, araba hayallerinin son bulması oldu. Bazıları için işletme sermayesinin yitip gitmesi oldu. Bazıları için eğitim planlarının, gelecek umutlarının tükenmesi oldu.”

Babacan, “Gereğini yapmanız, millete hesap vermeniz için kafanızdaki dolandırıcılık eşiği nedir acaba? Parti içinde, bürokraside arınma başlatmak için daha ne kadar büyük bir hadise ile karşı karşıya kalmanız gerekiyordu?” diye sordu.

SİZ BİR KOYUNU DEĞİL, KOSKOCA BİR SÜRÜYÜ KAPTIRDINIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde, 20 Mayıs 2014’te AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın videosunu gösteren Babacan, Erdoğan’ın, “Açıkça ifade ediyorum ki derenin kenarında kurdun kaptığı koyun bile benim mesuliyetim altındadır” sözlerine işaret etti.

Babacan, videonun ardından “Sayın Erdoğan, siz bir koyunu değil, koskoca bir sürüyü kaptırdınız. Daha neyi bekliyorsunuz? Açıklayın şu listeyi. Gelin kuralım şu araştırma komisyonunu. Sorumluluğun gereği ancak böyle yerine gelir. İnanın bu büyük devlete sahip çıkan bir iktidar yok ortada. İnanın bu ülkenin derdiyle dertlenen bir iktidar kalmadı artık” ifadelerini kullandı.

ÇAY VE FINDIK ÜRETİMİ ÜZERİNDEN DEĞER KAYBI HESABI

Fon krizinin ardından Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam değerinin 100 milyar dolar düştüğünü savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık ürün gelirleriyle karşılaştırdı.

Bu yıl yaş çay rekoltesinin 1 milyon 400 bin ton, alım fiyatının ise kilogram başına 35 lira olduğunu belirten Babacan, şunları söyledi:

“Çarptığınız zaman 49 milyar lira ediyor. Yani 1 milyar dolar ediyor. Yani Doğu Karadeniz’de çay üreten bütün çiftçilerimizin bir yıllık alın terini, emeğini toplayın, satın, 1 milyar dolar ediyor. Peki fon dolandırıcılığında toplam değer kaybı nedir? 100 milyar dolar.”

Fındık rekoltesini 550 bin ton, ortalama alım fiyatını ise kilogram başına 185 lira olarak hesapladığını belirten Babacan, Türkiye’nin bir yıllık fındık üretiminin değerinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu söyledi. Babacan, “Fon krizinin şirket değerlerine maliyeti 100 milyar dolar. Yani tüm fındık üreticilerimizin 50 yıllık alın teri kadar ülkeye zararı oldu bu adamların” dedi.

“MECLİS’E GELİYOR AMA HALA GİZLİ”

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, şunları söyledi:

“Biz İslam ülkeleri arasında her türlü iş birliğinin gelişmesini isteriz, destekleriz. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan bu Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu bakımdan önemli görürüz. Biliyorsunuz gizlediler, gizlediler. Dün gece Meclis’e gelirken pat diye uluslararası basına önce metin düştü. Bakın Meclis’e geliyor. Meclis’te görmüyoruz. Uluslararası basında görüyoruz. Ve hala görmüş değiliz bakın. Meclis’e geliyor, metin hala yok. Ben geçen hafta da sordum, ya siz neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Uluslararası basında çıkan metin üzerinden ancak biz yorum yapabiliyoruz. Meclis’e geliyor ama hala gizli. Kapağı ne zaman açılacak göreceğiz.”

Anlaşmanın hangi tehditlere karşı, hangi amaçlarla ve nasıl uygulanacağının açıklanmasını isteyen Babacan, Türkiye’nin hangi koşullarda askeri yardım sağlayacağının ve TBMM’nin yetkilerinin nasıl kullanılacağının ortaya konulması gerektiğini belirtti.

BU SORULARIN CEVABINI ALMADAN ANLAŞMAYI DESTEKLEYEMEYİZ”

Türkiye’nin bölgedeki adımlarının nihai hedefinin barış olması gerektiğini belirten Babacan, şunları kaydetti:

“Türkiye ilkeli ve güvenilir bir arabulucu vasfını asla kaybetmemeli. Türkiye, İslam ülkeleri arasında olur da bir ayrışma olursa o ayrışmanın bir tarafında taraf olmamalı. Mesele Mekke ve Medine’nin güvenliği ise özellikle İsrail’in yayılmacılığına karşı Filistin halkının korunmasına dönük bir çabaysa amenna. Ama bakıyoruz ki bu işte en çok sevinen başta Amerika Birleşik Devletleri, başta Trump, çok iyi oldu diyor.

Bu iş birliğinin, eğer böyle bir şey olacaksa, öyle üç ülkeyle sınırlı kalması da doğru değildir. Başta Mısır olmak üzere, hatta şimdi savaş ortamındayız ama hemen arkasından İran olmak üzere bu anlaşmanın genişletilmesi gerekir. Eğer gerçek bir iş birliği diyorsanız ancak Mısır ve İran’ı da içine alan, başka ülkeleri de içine alan daha büyük bir güç birliğiyle olur. Biz bu soruların cevabını almadan değerli arkadaşlar, bu anlaşmayı destekleyemeyiz. Açıkça ifade edeyim. Önce bu sorularımızın cevabını alacağız.”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın