Bilim insanları isyan etti: Sürü bağışıklığı tehlikeli bir yanılgı

Geçtiğimiz günlerde iki saygın dergide yer alan iki makalede, ‘sürü bağışıklığı’ stratejisinin bilimsel dayanaktan yoksun tehlikeli bir yanılgı olduğu vurgulandı. New Scientist’te (14 Ekim) yer alan makale Graham Lawton’a ait. The Lancet’ta yayımlanan makalenin altında ise çok sayıda bilim insanının imzası var. Lawton’ın makalesinin tümünü, The Lancet’taki makalenin ise önemli bölümlerini okurlarımızla paylaşıyoruz.

New Scientist: ‘Sürü bağışıklığı tezi bilimin kötüye kullanılışıdır’

Ben bu makaleyi yazarken, Covid-19 belirtileri gösteren 19 yaşındaki oğlum üniversitedeki odasında kendini izole ediyor ve test sonuçlarını bekliyor. Büyük bir ihtimalle tamamen iyileşecek. Yine de ciddi bir şekilde hastalanan, hatta ölen ya da uzun süreli sağlık sorunları yaşayan birkaç genç yetişkinden biri olmasından da endişe ediyorum. 
Fakat bazılarına göre onun hastalanmış olması iyi bir şey; hatta keşke bütün akranları hastalansaymış. Büyük Barrington Bildirgesi diye adlandırılan açık mektubun imzacılarına göre, tecrit önlemleri yarardan çok zarar veriyor; toplumu açmalı ve virüsün patlamasına izin vermeliyiz. 

Kabul, bu biraz abartılı oldu. Adını, imzalandığı ABD kasabasından alan bildirgede, enfeksiyona karşı en korunmasız insanların ve başka herkesin “derhal normal hayata geçmelerine izin verilmesi” gerektiği savunuluyor ve bu stratejiye de “odaklanmış koruma” adı veriliyor; stratejinin sürü bağışıklığına imkân vereceğine inanılıyor.

Bildirge, aylardır büyüyerek devam eden bilimsel bir anlaşmazlığı ortaya çıkardı. Bir tarafta aşıları beklerken salgının yayılmasını engellemenin tek yolu olarak özgürlük kısıtlamalarını gören ana akım bilim adamları; diğer tarafta ekonomilere ve bireysel yaşamlara verilen zararı çok yüksek bir bedel olarak gören özgürlükçüler. 

Ana akım medya anlaşmazlık anlatısını pek sevdi, ancak bildirgedeki temel sorunu tamamen gözden kaçırdı: sürü bağışıklığıyla ilgili son derece şüpheli iddiaları. Özgürlükçü stratejinin merkezinde bu var, fakat bildirge, bu noktada bilimi istismar ediyor.

Sürü bağışıklığı kavramsal olarak basittir. Yeterli sayıda insan virüse karşı bağışık hale gelirse, tüm ‘sürü’ korunur, çünkü böylece enfekte insanların bağışıklığı düşük olanlarla karşılaşma ihtimali azalır ve bu nedenle bulaşma başarısız olur.

Sürü bağışıklığına ulaşmak için gereken bireysel bağışıklık düzeyi virüsün ne kadar bulaşıcı olduğuna bağlıdır. Bu, her enfekte kişinin kaç kişiye virüs bulaştırdığını gösteren R sayısı ile ölçülür. Klasik örnek, R sayısı yaklaşık 15 olan ve yüzde 95’lik sürü bağışıklığı eşiğine sahip kızamıktır. Koronavirüs SARS-CoV-2 için rakamlar ise yaklaşık 3,5 ve yüzde 60-70’tir.

Sürü bağışıklığına sadece aşılama ile ulaşılabilir. Ancak bildirgede bağışıklığın kendiliğinden kazanılabileceğine iman edilmiş görünüyor. Başka bir deyişle, nüfusun üçte ikisinin ya da dörtte üçünün enfekte olmasına izin verilmesine…

Ölüm oranı yüzde 1’in altında olsa bile, virüsün serbestçe bulaşmasına izin vermek, hastanelerin dolup taşmasına ve milyonlarca insanın ölmesine yol açacak.  

Fakat bu bildirgenin, sürü bağışıklığı tartışmasının dışında kaçırdığı başka bir önemli bilimsel detay daha var. Yaygın bireysel bağışıklığın, otomatik olarak sürü bağışıklığı yaratacağından emin olamayız.  

Sürü bağışıklığı ancak bağışıklık tepkisi bireylerin virüsü ikinci kez kapmasını ve iletmesini tamamen engelliyorsa oluşturulabilir.

Bu bazen olur, ama her zaman olmaz. Bağışıklık tepkisi sık sık virüse tekrar yakalandığımızda hasta olmamızı engelleme şeklinde tezahür eder, ama bu, virüsü başkalarına bulaştırmayacağımız anlamına gelmez. Aynısı aşıların sağladığı bağışıklık tepkisi için de geçerlidir.

SARS-CoV-2’ye karşı doğal bağışıklığın (ya da deneysel aşıların) bulaşmayı durdurup durdurmayacağını henüz bilmiyoruz. Bunu anlayana kadar, sürü bağışıklığının otomatik olarak ortaya çıkacağını varsaymak bilim dışıdır ve açıkçası sorumsuzluktur.

Bildirgeye şüpheyle yaklaşmak için başka birçok neden daha var. “Uzun Covid”in (uzun süreli etkiler bırakan ‘kronik’ Covid – Serbestiyet) bünyeyi zayıflatan, kalıcı etkilerinden hiç söz etmemesi gibi… Ancak bunlar, doğal sürü bağışıklığı savunucularının düşüncesindeki temel problemin yanında ikincil öneme sahiptir. Temel problem, sürü bağışıklığı kavramını doğru bir şekilde kavrayamamaktan kaynaklanan mistik ve tehlikeli başarısızlıktır. Çabuk iyileş, oğlum.

******************

Lancet Raporu: ‘Sürü Bağışıklığı bilimsel dayanaktan yoksun tehlikeli bir yanılgı’

Dünyaca ünlü haftalık tıp dergisi Lancet’te yayımlanan mektupta bir grup bilim insanı Covid-19’a karşı sürü bağışıklığı stratejisinin çağdışı ve imkânsız olduğunu yazdı. Mektubun imzacıları, pandeminin ilk safhasındaki önlemlerin gereksiz olduğu yönündeki görüşlerin neden yersiz olduğunu örneklerle anlattı.

Dünya üzerinde toplam vaka sayısının 1 milyonu aştığı ve kışın yaklaşmasıyla ikinci dalganın Avrupa’yı etkisi altına aldığı hatırlatılan mektupta, “Covid-19’un oluşturduğu risklerle ilgili temiz bir iletişim ve mücadele için etkili bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu”nun altı çizildi.

“Covid-19’a dair kanıta dayalı mevcut fikir birliğimizi burada paylaşıyoruz” denilen mektupta şu görüşlere yer veriliyor:

“Sars-CoV-2 temas yoluyla (damlacık ve havada asılı kalan maddelerden) bulaşıyor, ventilasyonun olmadığı koşullarda havada asılı tanecikler yoluyla daha uzun menzilde yayılıyor. Yüksek enfekte oranı, virüse daha önce maruz kalmayan nüfusun hassasiyetiyle birleştiğinde, toplum içinde hızlı yayılma koşulları oluşuyor. Enfeksiyonun öldürme oranı mevsimsel gribin kat be kat üzerindedir ve daha önce herhangi bir hastalığı bulunmayan genç bireyler üzerinde kalıcı hastalıklara yol açabilmektedir.”

İsveç ve İngiltere’nin “sürü bağışıklığı” stratejisine yakın politikası pek işe yaramamıştı.

Covid-19 geçiren birinin yeniden enfekte olabildiğinin hatırlatıldığı makale şöyle devam ediyor:

“Pandeminin ilk safhasında, birçok ülke virüsün hızlı yayılımını yavaşlatmak için karantina uyguladı. Bu, ölümleri azaltmak, sağlık sisteminin çökmesini engellemek ve pandemiye karşılık verme konusunda zaman kazanmak için kaçınılmaz bir uygulamaydı. Karantinalar yıkıcıydı, ciddi bir şekilde mental ve fiziki sağlığı etkiledi ve ekonomiye zarar verdi. Bu etkiler karantina sırasında ve sonrasında etkin pandemi kontrol sistemi oluşturmak için zamanını iyi değerlendiremeyen ülkeler için daha da kötü sonuçlar doğurdu.

“Anlaşılır bir şekilde bunlar geniş bir demoralizasyon ve güvende azalma yarattı. İkinci dalganın gelişi ve önümüzdeki zorlukların kendini hissettirmeye başlaması, sürü bağışıklığı denilen yaklaşıma ilgiyi artırdı. Destekçileri, bunun nüfusun düşük riske sahip bölümünü hızla enfekte edeceğini, böylece onların hastalığı uzun vadede yaymasının önüne geçileceğini ve bu sayede virüse karşı daha savunmasız kesimlerin korunacağını iddia ediyorlar.

“Bu, bilimsel dayanaktan yoksun tehlikeli bir yanılgıdır.

“’Uzun Covid’den (uzun süreli etkiler bırakan ‘kronik’ Covid – Serbestiyet) kimlerin etkileneceğini hâlâ anlayabilmiş değiliz. Kimin hassas ve savunmasız olduğunu tanımlamak çok karmaşık bir uğraş, ama hastalığın ağır seyretme riskini taşıyanları göz önünde bulundurduğumuzda, bunun bazı bölgelerde nüfusun yüzde 30’unu oluşturduğunu görüyoruz. Nüfusun büyük bölümüne uzun süreli izolasyon uygulamak pratik olarak imkânsızdır ve etik olarak savunulması zordur. Birçok ülkeden deneysel kanıtlar gösteriyor ki, hastalığı toplumun belirli kesimlerinde sınırlamak uygulanabilir bir şey değildir.

”Yani sürü bağışıklığı stratejisi Covid-19 salgınını sona erdirmeyecek, aşılarının ortaya çıkmasından önce çok sayıda bulaşıcı hastalıkta olduğu gibi tekrarlanan salgınlara yol açacaktır. Ayrıca, birçoğu Covid-19’dan ölmüş veya bu dönemde çalışmak zorunda kalmanın bir sonucu olarak travma yaşamış sağlık çalışanlarında ve ekonomi üzerinde kabul edilemez bir yük oluşturacaktır.”

Mektup, “Yayılımı baskılayan ve kontrol altına alan etkili önlemlerin geniş çapta uygulanması, bu önlemlerin etkili olması için toplumun işbirliğinin sağlanması, pandeminin neden olduğu eşitsizliklerin mali ve sosyal programlarla desteklenmesi gerektiği” tavsiyeleriyle sürüyor ve şu paragrafla son buluyor:

“İsim vermek gerekirse Japonya, Vietnam ve Yeni Zelanda sağlam bir halk sağlığı reaksiyonunun yayılımı kontrol altına alabileceğini gösterdi. Kanıtlar çok açık: Covid-19’un toplumda yayılmasını kontrol etmek, etkili bir aşı gelene kadar toplumlarımızı ve ekonomileri önümüzdeki aylarda güvenli bir şekilde korumanın en iyi yoludur. Etkili bir yöntemi zayıflatan dikkat dağıtıcı unsurları göze alamayız.”

Nisreen A Alwan

Rochelle Ann Burgess

Simon Ashworth

Rupert Beale

Nahid Bhadelia

Debby Bogaert

Jennifer Dowd

Isabella Eckerle

Lynn R Goldman

Trisha Greenhalgh

Deepti Gurdasani

Adam Hamdy

William P Hanage

Emma B Hodcroft

Zoë Hyde

Paul Kellam

Michelle Kelly-Irving

Florian Krammer

Marc Lipsitch

Alan McNally

Martin McKee

Ali Nouri

Dominic Pimenta

Viola Priesemann

Harry Rutter

Joshua Silver

Devi Sridhar

Charles Swanton

Rochelle P Walensky

Gavin Yamey

Hisham Ziauddeen

Önceki İçerikÇEVİRİ: WP’tan Kavala başyazısı: ‘Putin’in bile çılgınca bulacağı bir mantık Türkiye’de yerleşmiş durumda’
Sonraki İçerikAkıncı: Değerlerimize, özgünlüğümüze ve özgürlüğümüze sahip çıkacağız