Anasayfa / Dünya / ÇEVİRİ | İsrail’in “ahtapotun kafasını koparma” stratejisi İran’da rejimi mi çökertir, kaosu mu büyütür?

ÇEVİRİ | İsrail’in “ahtapotun kafasını koparma” stratejisi İran’da rejimi mi çökertir, kaosu mu büyütür?

CNN’in analizi: İsrail ve ABD’nin İran’ın en üst lider kadrosunu hedef alan suikast stratejisi, savaşı kısa yoldan bitirme iddiası taşıyor. Ancak tarih ve sahadaki dinamikler, bu “ahtapotun kafasını koparma” yaklaşımının rejimi yıkmaktan çok daha derin ve kontrolsüz bir çatışmayı tetikleyebileceğine işaret ediyor.

İsrail, İran’ın üst düzey lider kadrosuna yönelik suikastlarını tek bir metaforla anlatıyor: Ahtapotun kafasını koparmak.

Bu stratejiye göre Tahran’daki merkez çökerse, bölgedeki tüm “dokunaçlar” —Hizbullah’tan milislere kadar— kendiliğinden etkisiz hale gelecek.

Ancak sahadaki gelişmeler, bunun tarihte eşi görülmemiş bir tırmanışa dönüştüğünü gösteriyor.

İsrail, doğrudan bir devletin kalbini hedef alıyor. Dini Lider Ali Hamaney’in tasfiyesiyle başlayan süreç, İran’ın en üst siyasi ve istihbarat kadrosuna uzandı. İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’in öldürülmesi, bir gün önce fiili liderlerden Ali Laricani’nin hedef alınmasının ardından geldi.

İsrail daha önce Hizbullah ve Hamas liderlerini, Suriye’deki İranlı komutanları hedef almıştı. Ama bu kez tablo farklı: Bu artık gölge savaş değil, açık bir devletler savaşı ve hedef doğrudan rejimin kendisi.

Bu operasyonlar, yalnızca askeri gücü değil, modern savaşın ulaştığı yeni eşiği de ortaya koyuyor:
Derin istihbarat sızmaları, nokta atışı silahlar ve neredeyse mutlak takip kapasitesi.

Aynı anda ABD ile birlikte yürütülen geniş çaplı hava saldırıları ise İran’ın füze ve dron kapasitesini sistematik biçimde çökertmeyi hedefliyor.

Suikast: Yasak ama cazip bir araç

Yabancı liderlere suikast, ABD yasaları ve uluslararası hukukta açıkça yasak.

Ancak “rejimi başsız bırakma” fikri, özellikle uzun ve maliyetli savaşlardan kaçınmak isteyen güçler için her zaman cazip oldu.

Mantık basit: Liderleri ortadan kaldır, sistemi çökert, savaşı kısalt.

Ama gerçeklik çok daha karmaşık.

İran örneğinde bu strateji, ters etki üretme potansiyeli taşıyor. Çünkü “şehadet” fikri rejimin ideolojik merkezinde yer alıyor. Liderlerin öldürülmesi, sistemi zayıflatmak yerine daha sert, daha radikal kadroların önünü açabilir.

Ve en önemlisi: Diplomasi kanallarını kapatabilir.

Tarihin dersi: Saddam ve iskambil destesi

Bu strateji yeni değil.

ABD, 2003 Irak işgalinde Saddam Hüseyin’i savaşın başında öldürmeye çalıştı, başaramadı. Ardından rejim kadrosunu “iskambil destesi”ne dönüştürdü.

Saddam “maça asıydı.” Sonunda Tikrit’te bir çukurda yakalandı ve idam edildi.

Ama sonuç ne oldu?

Irak’a demokrasi gelmedi. Aksine yıllarca süren bir isyan, iç savaş ve devlet çöküşü yaşandı.

Bu deneyim, liderleri ortadan kaldırmanın rejimi otomatik olarak çözmediğini gösterdi.

Netanyahu’nun Hedefi, Trump’ın Belirsizliği

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hedefi net: İran rejimini ortadan kaldırmak ve İsrail’e yönelik varoluşsal tehdidi bitirmek.

Nitekim Laricani’nin ölümünün ardından yaptığı açıklama da bu stratejiyi açıkça ortaya koydu: “Bu yapıyı sarsıyoruz ki İran halkı bu rejimi devirebilsin.”

Trump cephesinde ise hedefler daha muğlak. Savaşın nihai amacı ve sınırları hâlâ net değil.

En Büyük Risk: Kaos ve Parçalanma

Bu strateji başarıya ulaşırsa bile sonuç garanti değil.

Hatta en büyük risk, başarının kendisi olabilir.

Rejimin çökmesi:
• Devletin dağılması
• Güç boşluğu
• İç savaş
• Bölgesel yayılma

gibi senaryoları tetikleyebilir.

Öte yandan lider kayıpları, rejimin daha sertleşmesine ve sivillere yönelik baskının artmasına da yol açabilir.

“Acı Teolojisi” ve Çıkmaz Sokak

Uzmanlara göre İran rejimi klasik bir devlet değil.

Tarihçi Bader Al-Saif’in ifadesiyle:
“Bu yapı bir acı teolojisiyle besleniyor. Suikastlar arttıkça daha dirençli hale gelir.”

Daha da kritik bir sonuç var:
Pragmatik aktörlerin ortadan kalkması.

Bu, olası bir müzakerenin muhataplarını da yok ediyor.

Princeton’dan Daniel Sheffield’ın uyarısı bu yüzden sert: “Bu savaşa diplomatik bir son hayal etmek giderek imkânsızlaşıyor.”

Sonuç: Kim Öldürüldü Değil, Ne Kaldı?

“Baş kesme” stratejisi kısa vadede etkileyici olabilir.

Ama asıl soru şu:

Ortadan kaldırılan liderler değil, geride kalan yapı ne olacak?

Çünkü tarih şunu gösteriyor: Bazı rejimler liderlerini kaybettiklerinde çökmez.

Daha tehlikeli hale gelir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın