Anasayfa / Haberler / İmamoğlu, savunmasının üçüncü gününde: “İBB’nin AKP dönemindeki 33 dosyada toplam kamu zararı 2,5 milyar dolar!”

İmamoğlu, savunmasının üçüncü gününde: “İBB’nin AKP dönemindeki 33 dosyada toplam kamu zararı 2,5 milyar dolar!”

İmamoğlu: "Hükümet, Yargı eliyle sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım" diyor! Karşısında da milli iradenin büyük direnişi var. Bu direniş karşılığıdır; Türkiye Belediyeler Birliği'nin seçimindeki sonuç!"

İBB davasının 64 gün süren ilk duruşmasında savunma yapamayan tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, davanın ikinci celsesinde başlayan savunmasına üçüncü günde de devam etti. İmamoğlu, aylardır önlerine tek bir somut delil bile konamadığını ifade ederek, kendisi göreve geldikten sonra, geçmiş döneme ilişkin incelemeler yaptıklarını ve tam 33 dosyada somut tespitler elde ettiklerini belirtti. O dönem İçişleri Bakanlığı’nın dosyaları kendilerinden alıp şikâyetçi olmalarına da engel olduğunu söyleyen İmamoğlu, toplam tespitin 2,5 milyar dolar olduğunu vurguladı. İBB’nin yönetimi AKP’deyken 13.5 milyon dolara alınan ve hiç kullanılmayan bir araziye 2021’de değerleme yaptırdıklarını belirten İmamoğlu, arazinin gerçek değerinin 2 milyon dolar olduğunu söyleyerek, 11.5 milyon dolar kamu zararının ortaya çıktığını belirtti. İmamoğlu ayrıca, yine AKP döneminde bir arazinin 4 günlük süreç işletilip KİPTAŞ’a 27 milyon dolar fazlasına satıldığını da belirtti.

Erdoğan’ın ‘ahtapotun kolları’ benzetmesine de tepki gösteren İmamoğlu, “Bu neye benziyor? Ahtapotun kollarına değil mi? Asıl ahtapotun kolları bu. Erdoğan ben tutuklanmadan önce ahtapotun kolları dedi. Erdoğan ben tutuklanmadan önce ahtapotun kolları dedi. Ben ahtapotun kolunu bir tek balık lokantalarında biliyorum” ifadelerini kullandı.

“Ben ve yol arkadaşlarım kent suçlarına engel olduk, kentlerin sağlıklı gelişmesi için görevimizi yerine getirdik. Onun için bizi tutukladılar” diyen İmamoğlu, AKP’nin İBB’yi yönettiği 2009 – 2019 yılları arasında imarsız yerlere verilen imar artışı sayısının 2 bin 278 olduğunu söyleyerek, “İBB İmar Komisyonu emlak pazarlama ofisine dönmüştür” dedi. Kendisinin göreve geldiği 2019’dan bu yana geçen 7 yıllık süreçte bu sayının toplam 69 olduğunu vurgulayarak, “Niye 69? Kanunen haksızlığa uğramış bir kişinin hukuken kazandığı hakkın uygulanma sayısıdır 69. 7 senede imar artışı için kimse kapımızı çalamamıştır” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, savunmasında, “Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, kötü aklın tezahürü dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Türkiye’deki hükümet, ‘Yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım’ diyor. Türkiye’deki muhalefet de ‘Ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim’ diyor. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği’nin seçimindeki sonuç” diye konuştu.

Duruşmada, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. İmamoğlu’nun annesi Havva İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu ile Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de duruşmayı takip edenler arasında yer aldı. İzleyiciler, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” ve “Özgür başkan onurumuzdur” sloganları attı.

İstanbul’daki yoğun yağış nedeniyle yaşanan can kayıplarının arttığını kısıtlı imkânlarla öğrenebildiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, hayatını kaybedenlerin yakınlarına ve dün trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Dündar Ziya Gültekin için başsağlığı dileyerek sözlerine başladı.

İmamoğlu’nun savunmasında 3. gün

Sayın Başkan, sayın heyet; aziz milletimizi saygıyla selamlıyor. Tekrar İstanbulumuzda ve yakın illerimizde devam eden yağış sebebiyle hayatını kaybeden insanlarımız var, başsağlığı dilemiştim. Üçe çıktığını öğrendim, kısıtlı imkanlarla televizyondan yayın izleyemiyoruz, bir sıkıntı var. Kaybolanlar var, farklı illerde de arananlar var. Umarım kayıplar bulunur. Vefatlara çok üzgün olduğumuzu ve başsağlığı dileklerimizi dileğimi iletmek istiyorum.

Her afet aslında sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor, her afet millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak, birlikte üretmek, senkronize bir biçimde halkına hizmet etme sorumluluğunu taşımak durumunda olduğunu bize hatırlatmalı. Yani devlet kurumunun, devlet kurgusunun yapısını başka; hükümet, siyaset, partiler başka alanlarda konumlanıp, o devlet kurgusu içinde görev aldığında bir bütüne dönüşmeyi sağlayabilmeli. Savunmamın içerisinde daha önceki konuşmalarda da buna değindim, İstanbul’la ilişkisinde ihmal edilen hususları da anlattım, yine değineceğim şeyler olacak ama şimdilik hepimize geçmiş olsun ve kayıplarımızdan dolayı duyduğumuz üzüntüyü, acıyı da burada ifade etmek isterim, özellikle bir 14 yaşındaki evladımız ve 32 yaşındaki genç bir kardeşimizin vefatı ve diğer vefat İstanbul’da ailelerine, yakınlarına başsağlığı ve sabır dileklerimi iletiyorum, Allah rahmet eylesin.

AK Parti Üsküdar ve İBB meclis üyesinin vefatını öğrendim, başsağlığı diliyorum ailesine ve AK Parti teşkilatına. Rahmet diliyorum. Yine Türkiye Belediyeler Birliği konusuyla başlamak istiyorum, aslındaki buradaki savunmanın ve burada bulunmamızın böyle çok somut bir hali. Yani Türkiye Belediyeler Birliği başkanı ne yazık ki 2024’ten bu yana yani 1,5 yıl içerisinde 4. kez seçildi.

Yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayreti, dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu”
Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak, hatta devlet dışı bırakmak müdahalesinin, kötü mücadelenin, kötü aklın tezahürü dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Malumunuz 2024 seçimlerinden sonra halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye’nin birinci partisi olup, birçok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetim arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek bir seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı “Biz katılmayız, rakip çıkaracağız” dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize alarak yönetim hazırladık ve bu şekilde geleceğimizi tebliğ etmiştik ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim.

Ardından 19 Mart darbesinden sonra değerli belediye başkanımız Zeydan Karalar seçilmişti, ne yazık ki ona da operasyon yapıldı, burada hapiste birlikteydik, serbest kaldı, tahliye oldu, görevine dönemedi, onun yerine Vahap Seçer belediye başkanımız, değerli arkadaşımız seçildi, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı, ne yazık ki geçen hafta yine aynı usulle, aynı tavırla, aynı tutumla şafak vakit ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve 4. kez Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız kıymetli arkadaşımız Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi.

Yani aslında bunun tarifi şu: Türkiye’deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye’deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği’nin seçimindeki sonuç. Bunu böyle okumalıyız.

Dolayısıyla Türkiye’deki muhalefetin, muhalif düşüncenin, muhalif kurumların, kuruluşların, sivil toplumun bir arada durması artık siyasi saikle bir yol haritası değildir. Türkiye’de cumhuriyeti, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. Adaleti yeniden inşa etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Bu çerçevede Ayşe Hanım’ı tekrar tebrik ediyorum.

“Somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır”

Şimdi anlatacağım bölüme geçmek isterim. Özellikle saygıdeğer basınımızın, yandaş basının özellikle iyi dinlemesini isterim. AK Parti dönemi hani hep şu söyleniyor; bizimle ilgili iddialar ortaya atılıyor ve deniliyor ki şu oldu, bu oldu. Ne var? Beyan var. Ne var? Uydurma bilirkişi raporları var. Onlarla ilgili detaylara da gireceğim. Ortada bir delil yok. Tekrar ediyorum, 7 ay bitti. 7 ay bitti ve buradayız. 7 ayın üzerine şu ekranda ya da daha önceki bulunduğumuz duruşma salonundaki ekranda bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar, sanık itirafçılar bir tek delil, bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar. Sadece beyan, sadece dedikodu.

Ama ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten hemen sonra, arkadaşlarımızın kurumlara hakim olmasıyla birlikte elde ettikleri belgeler, bir takım bilgiler üzerinden somut araştırmalara girdiler. Bir tablo yansıtmak istiyorum dün kaldığımız yerden, eğer bir aksaklık olursa bir sonraki… Devam edelim.

Şimdi AK Parti döneminde, yani benim seçilmemden hemen önceki dönemde, burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli teftiş kurulumuzun denetim yapan, inceleme yapan ekiplerimizin somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33 tanesi listede var. Bu 33 tanesini niye ayırdık? Çünkü bu 33 dosya, ne yazık ki bizim gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakınız bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadı. İçişleri Bakanı o dönem bu dosyaları bizden istedi, aldı, el koydu ve dedi ki bunları ben soruşturacağım. Bizim soruşturmamıza hukuki tarafıyla gerekli şikayetleri yapmamıza engel oldular.

64’ü savcılığa suç duyurusunda bulunduklarımızdır. 146’sı ise farklı kurum ve kuruluşlara, farklı kurum ve kuruluşlara şikayetlerini yaptığımız, bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın, somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır. Burada kur hesapları yanlış olabilir çünkü bu tablolar üç-dört ay öncesi o yayınlanmayan kitabımla ilgili hazırladığımız birtakım sayılardı. Ne yazık ki Türkiye’de kur da değişiyor, borsa çöküyor, bir sürü şey yaşanıyor. Yani orada 115 milyar rakamı, belki de bugün artık 125 milyar olmuş olabilir.

Şimdi delil karartmalara ve kaçırmalara rağmen ben burada dedikoduyu değil somut delili bulduğumuz yolsuzlukların bu tablosunu sizinle paylaşıyorum. Tekrar ifade edeyim, İçişleri Bakanlığı, tüm teamüllerine aykırı olarak daha önce hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koydu. Bu, tarihte görülmemiş bir şey değildir, tekrar altını çiziyorum. 2,5 milyar dolarlık yolsuzluğu ispat eden dosyalara keyfi şekilde bakanlıkça el konulması ve sümen altı edilmesi, uyduruk bilirkişi raporları dayanak yapılarak ya da savcılıklarca ne yazık ki büyük bir kısmı zaman aşımına uğratılarak, böyle patır patır patır kovuşturmaya yer yok kararlarının verilmesi kurumsal ve ahlaki çürümedir, yozlaşmadır, keyfiliğin zirvesidir.

Kamu zararı ve vurgunun toplamı 106 milyon dolardan fazla”
Müfettiş tevdi raporunu 8 Mart 2021 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. Sonuç mu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ta 14 Ağustos 2024’te kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. İtirazlarımız da sonuçsuz olarak sonuçlanıyor. Ve de çok enteresandır, çok enteresandır, bu firma hemen o günlerde aileye çok yakın bir, hükümete çok yakın bir vakfa hemen bir tane yurt yapıyor o bölgede hemen. Başka şeyler de var. Bakın başka şeyler de var. 27,5 milyon dolar KİPTAŞ’a kazık atıyor. Yani burada Genel Müdürümüz burada, Ali Kurt. 1,5 milyar borçla aldığı kurumu, artık kasasında milyarlarca lira parası olan bir KİPTAŞ var ediyor. KİPTAŞ’ın düşürüldüğü durum bu. Burada da Ali Kurt tutuklu.

Fatih Caddesi üzerinde bulunan arsa, bir sonrakine geçelim. Bakın bunlar 33 dosyadan üçüncüyü seçerek anlatıyorum şu anda. İstanbullu hemşehrilerimizin Vatan Caddesi’nde Lunapark olarak bildikleri bir arazi burası. Bu çok ilginç. Çok ilginç yani. İBB tarafından 2017 yılında yaklaşık 430 milyon liraya, İBB tarafından 2017 yılında 430 milyon TL’ye o zamanın kuruyla 119 milyon dolara Metal Yapı’dan satın alıyor burayı. Bu firmanın 2011 yılında, 2011 yılında burayı Fatih Belediyesi’nden alırken ödediği para 13 milyon dolar. Sadece 25 milyon lira.

Bakın 2011’de 13 milyon dolara alıyor firma. 2017 yılında 119 milyon dolara satıyor. Ama konu bu kadar kısa değil. Bu firma burayı Fatih Belediyesi’nden aldıktan sonra çok ilginç yani pabucu ters giydirmenin daniskası. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nce imar planları değişikliği yapılarak, arazi arazinin değerlenmesi sağlandı. Yani burası bir lunapark arazisiyken imarlı hale getiriliyor. Sürecin planlı bir şekilde yürütüldüğünü firmanın yönetim kurulu başkanının idarenin evrak kayıtlarında var olan iki dilekçesinden anlıyoruz.

“AK Parti dönemi tamamı somut delillere dayalı yolsuzluk dosyaları buharlaştı”

Bizim arkadaşlarımız geliyor. İşin yapılmadığını tespit ediyor. Böyle bir işin olmadığını tespit ediyor, dosyasını düzenliyor. Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruyor. Savcılık, buna kovuşturmaya yer yok kararı veriyor. Nasıl veriyor biliyor musunuz? Hani meşhur bir bilirkişi var ya, Satılmış Büyükcanayakın… Bir bakmışsınız dün de bahsettim, bu dosyada da o var. Her şeye karar veriyor. Bilgi işlem mi, ona da halleder. Mesela bir ticari işlem, onu da halleder. Bilgi işlemin de biliyor, ticareti de biliyor, gayrimenkulü de biliyor, bilmediği iş yok.

Söz konusu biz olunca yoktan var edilen yolsuzluk suçlaması, ama AK Parti dönemi olunca tamamı somut delillere dayalı yolsuzluk dosyalarının yok olması, buharlaşması, İçişleri Bakanlığının el koyması, efendime söyleyeyim savcılığın kovuşturmaya yer yok demesi, bakanlığın getir bakayım bunları ben inceleyeceğim demesi neye benziyor bu? Ahtapotun kolları. Ahtapotun kolu bu.

Ben demedim ahtapotun kolu. İlk kim dediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Daha biz tutuklanmadan Sayın Cumhurbaşkanı dedi ahtapotun kolları. Ben bilmem ahtapotun kolları. Ahtapotun kolunu bir tek balık lokantalarında biliyorum. Var başka bir yerde bilmiyorum. Dünya alem biliyor dertlerinin yolsuzluk olmadığını, dünya alem biliyor. İstanbul’da çıkalım, Türkiye’yi gezelim. Yağma diyelim, rant diyelim, imar rantı diyelim, yolsuzluk diyelim; iddiayla söylüyorum ki herkesin aklına gelecek kişiyi ve grubu ve partiyi ben biliyorum. Yüzde 80, iddiayla söylüyorum. En az yüzde 80. Bu kadar iddialı konuşuyorum.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın