Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açılan dava İstanbul 5. İdare Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Ekrem İmamoğlu, diplomasının iptaline ilişkin işleme karşı beyanlarında, yatay geçiş için verdiği başvuru dosyasının ekleri arasında yalnızca dilekçe ve kimlik belgeleri değil, geldiği üniversiteye ait resmi transkript belgesinin de yer aldığını belirterek, “Hepsi buradadır; açık, resmî ve belgelidir. Pasaportum vardır. Girdiğim sınavların hiçbirinde dersten kalmamışımdır. Dört üzerinden 2,50 not ortalamasıyla başvuru yapmışımdır. Başvuru dilekçemin ekinde, ilgili fakülteye teslim ettiğim belgeler açıkça yer almaktadır. Öğrencinin aldığı dersleri ve akademik durumunu gösteren en temel belge, yani transkript, eksiksiz biçimde dosyaya konulmuştur. Ben de tam olarak bunu yaptım” diye konuştu.
Yatay geçiş başvurusunun üniversite tarafından incelendiğini, derslerinin tek tek değerlendirildiğini, hangi derslerden muaf olacağı, hangi dersleri alması gerektiğinin açıkça belirlendiğini anlatan İmamoğlu, mahkemeye sunduğu belgede bunların tamamının bulunduğunu söyledi.
“Kurban yaratma çabası”
Ekrem İmamoğlu, bugün “şu belge yoktu”, “bu bilgi bilinmiyordu” gibi öne sürülen iddiaların, yapılan yatay geçiş işlemi karşısında hiçbir anlamının kalmadığını vurguladı. İmamoğlu, şunları kaydetti:
“İdare mahkemesi olarak duruşma ortamını sağlamak üzerine gayretinizi önemli buluyorum. Kolaylaştırmak ve zorlaştırmak kavramları açısından, madem Silivri’deyim; buradan beri savcılığın yaptığı düzenlemeleri de hayretle takip ettiğimi söylemeliyim.
Hem yeni yıla girdik; huzurunuzda tüm ülkemizin yeni yılını kutluyorum. Hem dünya hem de ülkemiz bir sınav veriyor. Miraç Kandili’nin olduğu bir gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında da iyi insan olmak vardır. Ben de kendim iyi insan olma gayretinde olan bir vatandaşım. Birazdan 18 yaşımı konuşacağız. Orada ne yaptığımı, iyi insan olmak üzerine neler yaptığımı anlatacağım. Bugün ahlak dışı uygulamaların yapıldığı bir ülkedeyiz. Bir yılı aşkın süredir uğradığımız yargı tacizinin ayrı bir boyutta olduğunu görüyoruz.
Zira istenen belgeler, az önce gösterdiğim ilanda açıkça belirtilmiştir. Hepsi tek tek sunulmuştur. Özetle söylüyorum, her şey dosyadadır. Bugün geriye dönüp, ‘bilgi eksikti’, ‘üniversite yanıltıldı’ demek hem dosyanın içeriğiyle hem de üniversitenin en üst düzeyde yaptığı idari işlemlerle bağdaşmamaktadır. Bu, hukuki bir değerlendirme değil; kötü niyetle yapılmış bir tutumdur. Bu, asılsız ithamlarla yürütülen, bir kurban yaratma çabasıdır. Bu, bir tuzak kurma girişimidir. Ancak şunu açıkça ifade etmek isterim, kim olursa olsun, hangi koşulda bulunursa bulunsun, hukuksuzluğa uğrayan herkes gibi ben de hayatım boyunca hukuk önünde hak arama mücadelesini sonuna kadar vereceğim. Yıllar sonra bu sürecin sorgulanması, hukukun değil, hukuki güvenliğin tartışma konusu hâline getirildiğini göstermektedir.
“35 yıl sonra neden tam da bu açıklamada sonra harekete geçildi”
Şimdi, anlatımın ötesinde dosyanın en somut gerçeğini göstermek istiyorum. Biliyor musunuz nedir bu? Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam. Bu benim diplomam. Ve bugün deniliyor ki: ‘Üniversite geri alacak.’ Hadi oradan! Hadi oradan! Bu diploma, İstanbul Üniversitesi’nin inceleyerek, araştırarak, ölçerek ve kabul ederek kendi iradesiyle verdiği resmî bir devlet belgesidir. Yıllarca geçerli sayılmıştır. Yıllarca devletin tüm kurumlarında kabul edilmiştir. Bugün üzerinde yazan tarih, imza ve mühür neyse odur. Ben, bütün bu süreçlerden geçmiş bir belgenin yok sayılmasını kabul etmiyorum. Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilan ettikten sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomam iptal edilmiştir. Bu bir varsayım değildir. Bu bir yorum değildir. Bu, takvimle sabit bir olgudur. Sormak zorundayım, 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir?
Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne, 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor. Bu yazı bir uyarı değildir. Bu yazı bir denetim değildir. Bu yazı açıkça tehdittir. Yazıda aynen şu ifade yer alıyor: ‘Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…’ Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım. ‘Diplomanın kullanılmaya devam edildiği’ deniyor. Nerede? Parantez açılıyor: ‘Yüksek Seçim Kurulu’, parantez kapanıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Açıkça şunu söylüyorlar: ‘Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.’ Soruyorum, o tarihte bir seçim var mı, yok. Peki lisans diploması neden gerekir? Sadece ve sadece cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir. Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler. 4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler. Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır, Cumhurbaşkanlığı. Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle ‘kullanılmaya devam edilen diploma’ deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.“
İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasında atışma
Son sözlerini almak üzere saat 13:40 civarında yeniden kürsüye çıkan Ekrem İmamoğlu, salona dönerek konuşunca mahkeme başkanıyla arasında gerginlik yaşandı.
Hakim, İmamoğlu’nu beyanlarını kendisine bakarak yapması konusunda uyardı. İmamoğlu ise “Neden?” diyerek sözlerini salondaki herkese hitaben söyleyebileceğini dile getirdi.
Bunun üzerine mahkeme başkanı, muhatabın heyet olduğunu ve kararı verecek olanların kendileri olduğunu belirtti. İmamoğlu ise bu uyarıya rağmen konuşmasını çevresine dönerek sürdürdü.
Duruşma ertelendi
Davanın ilk duruşması sona erdi. Kararın 15 gün içinde taraflara yazılı olarak bildirileceği kaydedildi.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.