İsveç gazetesi: İskandinav ülkeleri ABD tehdidine karşı nükleer silah sahibi olmalı

İsveç’in en önemli gazetelerinden Dagens Nyheter, başyazısında Trump’ın artık sadece Avrupa’dan çekilmeyi değil, doğrudan Avrupa’yı tehdit ettiğini yazarak, İsveç ve İskandinavya’nın ABD’ye güvenemeyeceği bir senaryoya hazırlanması gerektiğini savundu: Kimse, birçok ülkenin kendini mecbur hissedip kendi nükleer silahını edinmeye çalıştığı bir dünya istemez. Ama ortak İskandinav nükleer silahları tam da bunu engelleyebilir.

Gazetenin başyazısının çevirisini aktarıyoruz

“Uluslararası hukuka ihtiyacım yok,” diyor Donald Trump New York Times’a verdiği bir röportajda. Diğer ülkelerle ilişkilerinde tek sınırı ne? “Benim ahlakım. Ben kendim. Beni durdurabilecek tek şey bu.”

Başkan ayrıca Grönland ile NATO arasında bir tercih yapmak zorunda kalabileceğini söylüyor ve ekliyor: ABD olmadan ittifakın bir anlamı yok.

Donald Trump’ın ikinci döneminin ilk yılı dramatik geçti ve ilk dört yılından belirgin biçimde farklı oldu. O zaman esas korkumuz, ABD’yi NATO’dan çıkarıp Avrupa’yı Vladimir Putin’le baş başa bırakmasıydı. Şimdi ise, bize olan bağımlılığımızı kullanarak bizden taviz koparmaya hazır olduğu açıkça görülüyor.

Grönland gibi.

İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in söylediği rivayet edilen şu söz vardır: Amerikalılar her şeyi denedikten sonra en sonunda doğru olanı yapar. Elbette biz de gelecekte ABD ile yeniden buluşmayı ummalıyız. Ama bunun için ilişkinin daha eşit olması gerekir – ve önce, şu anda sahip olduğumuz ilişkinin özünün parçalandığını kabul etmeliyiz.

Gerçek şu ki Avrupa çok hızlı bir şekilde ABD’nin yerini almak zorunda.

Reuters ajansına göre Pentagon Aralık ayında Avrupalı diplomatlara, kıtanın savunma sorumluluğunu devralmaları için bir yılları olduğunu söyledi. Avrupalı liderler bu bahar aynı konuyu tartıştıklarında takvim beş ile on yıl arasındaydı. Elbette her şeyi bir yılda yapmak mümkün değil, ama gerçek şu ki Avrupa çok hızlı biçimde ABD’nin yerini almak zorunda

Bu, nükleer şemsiye için de geçerli. Geçen kış Münih Güvenlik Konferansı’nda JD Vance’in konuşmasından sonra Emmanuel Macron, Fransız nükleer silahlarının başkalarını da koruyabileceğini söyledi; ardından Keir Starmer ile birlikte İngiliz nükleer silahlarını da kapsayan ortak bir deklarasyon geldi. Almanlarla görüşmeler ağustosta başladı.

Eğer Avrupa birlik içinde olsaydı, krizin ciddiyetini tam kavramış olsaydı ve sürekli kararlılık gösterseydi, belki de güvenle doğru yolda olduğumuzu söyleyebilirdik. Ama Viktor Orbán sürekli bölüyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Rusların zaten Pireneler’i aşmayacağını söylüyor. Fransızların, İngilizlerin ve İtalyanların yeniden silahlanma için parayı nereden bulacağı ise bir muamma.

Üstelik Nigel Farage ve Marine Le Pen yakında Londra ve Paris’te iktidara gelebilir. Le Pen, Fransız nükleer silahları konusunda Avrupa işbirliğine hayır diyor.

Peki İsveç’in NATO’ya girmesi anlamsız mıydı? Hayır. Başkalarıyla birlikteyken hâlâ daha güvendeyiz ve üyelik, Kuzey Avrupa’da savunma işbirliğini derinleştirme imkânı veriyor. Ama her şeyin planlandığı gibi gittiğini ya da esas işimizin dışarıdan yardım alabilmek için altyapı kurmak olduğunu varsaymak aptallık olur. Mesele sadece Avrupa içinde ABD’den devralınacak yükün adil paylaşımı da değil.

Kuzey Avrupa’da özel bir yetenek gerekiyor mu? Nükleer teknolojide uzmanlık ile gelişmiş savunma sanayisinin birleşimi, bu durumda İsveç’e kilit bir rol verir.

Elbette İspanyolların ve İtalyanların arkamızda olacağını varsaymalıyız, ama bunun bizim de ön safta durmamız anlamına geldiğini bilerek. Herkes askeriyeye GSYH’nin yüzde 3,5’ini ayırmayacak; parası olan ve durumun ciddiyetini kavrayan bizler, bundan daha fazlasını ayırmaya hazır olmalıyız. Ayrıca ABD’den başka ülkeler de sallanırsa ne yapılacağına dair bir plan olmalı.

Bu yüzden nükleer silah tartışması, sadece Fransız ve İngiliz nükleerlerinin tüm kıtayı nasıl koruyacağı meselesiyle sınırlı kalamaz. Kuzey Avrupa’da da böyle bir kapasiteye ihtiyaç var mı? Nükleer teknoloji uzmanlığı ile gelişmiş savunma sanayisinin birleşimi, bu durumda İsveç’e kilit bir rol verir.

Trump’ın politikasının açık bir riski, geniş çaplı nükleer silah yayılmasıdır. Kimse, birçok ülkenin kendini mecbur hissedip kendi nükleer silahını edinmeye çalıştığı bir dünya istemez. Ama ortak İskandinav nükleer silahları – belki Almanya ile birlikte – tam da bunu engelleyebilir.

Bunlar kimsenin tartışmak istediği konular değil. Ama ABD, Avrupa’nın güvenlik düzeninin garantörü rolünü kökten terk eder ve müttefiklerine karşı saldırgan bir tutum alırsa – işte o zaman bu sorular masaya gelmek zorunda kalır.

Önceki İçerikErdoğan “en az 3 çocuk” ideali için kaygılı: “En yakınlarımız bile nüfusun artışına karşı çıkıyor”