Habermas’ın yayınevi Suhrkamp, filozofun Münih yakınlarındaki Starnberg’de cumartesi günü öldüğünü açıkladı.
18 Haziran 1929’da Düsseldorf’ta doğan Habermas, yakınlardaki Gummersbach kentinde büyüdü. Babası yerel ticaret odasının başkanıydı. Çocuk yaşta, 10 yaşındayken, Hitler Gençliği’nin küçükler kolu olan Deutsches Jungvolk’a katılmıştı.
Habermas’ın düşüncesini şekillendiren kişisel deneyimlerinden biri de doğuştan yarık damak ile doğmuş olmasıydı. Çocukluğu boyunca geçirdiği ameliyatlar ve konuşma zorluğu, onun dil ve iletişim üzerine düşünmesine derinden etki etti.
Habermas daha sonra konuşmanın insanlar için “birey olarak var olamayacağımız ortaklık katmanını” oluşturduğunu söylemiş ve kendini anlaşılır kılmak için verdiği mücadeleyi hatırlamıştı. Aynı zamanda yazının gücüne de vurgu yapıyor, “yazılı biçimin sözün kusurlarını gizlediğini” söylüyordu.
On yıllar boyunca yalnızca akademinin değil, Almanya’nın kamusal hayatının da en güçlü entelektüel seslerinden biri olan Habermas, felsefe, sosyoloji ve siyaset teorisi arasında dolaşan eserleriyle modern toplum ve kamusal tartışma üzerine kapsamlı bir düşünce dünyası kurdu.
En bilinen eserleri arasında iki ciltlik “İletişimsel Eylem Kuramı” (The Theory of Communicative Action) yer alıyordu.
Habermas’ın düşüncesi, modern demokrasilerin ancak özgür ve rasyonel bir kamusal tartışma alanı içinde var olabileceği fikrine dayanıyordu.
Ancak bu kamusal entelektüel rolü onu sık sık siyasi tartışmaların da merkezine yerleştirdi.
1960’ların sonundaki Almanya merkezli sol öğrenci hareketiyle ilişkisi ambivalan oldu.
Hareketle diyalog kurdu ancak aynı zamanda bazı radikal eğilimlere karşı uyardı ve bir öğrenci liderinin kışkırtıcı konuşmasına tepki olarak ortaya attığı “sol faşizm” ifadesi büyük tartışma yarattı.
Daha sonra ise bu hareketin Alman toplumunda “temel bir liberalizasyon” yarattığını kabul edecekti.
Habermas, 1980’lerde Almanya’da büyük yankı uyandıran “Tarihçiler Tartışması” nın da başlıca figürlerinden biriydi.
Berlinli tarihçi Ernst Nolte ve bazı muhafazakâr tarihçiler Nazi dönemini başka rejimlerin suçlarıyla karşılaştırarak yeni bir tarihsel yorum geliştirilmesini savunurken, Habermas ve benzer düşünen akademisyenler bunun Nazi suçlarının büyüklüğünü küçültmeye yönelik bir girişim olduğunu ileri sürdüler.
Siyasi olarak Avrupa yanlısı bir sosyal demokrat çizgiye yakın duran Habermas, 1998’de Gerhard Schröder’in iktidara gelişini destekledi.
Daha sonra Schröder’in muhafazakâr halefi Angela Merkel’i ise “teknokratik” yaklaşımı ve siyasi vizyon eksikliği nedeniyle eleştirdi. 2016’da Merkel’in siyasetinin kamuoyunu felç eden “insanları uykuya gönderen bir köpük örtüsü” yarattığını söylemişti.
Habermas özellikle Alman siyasetinin, iş dünyasının ve medyasının Avrupa’nın siyasi geleceğini şekillendirme konusunda gösterdiği “sınırlı ilgiyi” eleştiriyordu.
2017’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa reformu planlarını memnuniyetle karşılamış ve “Avrupa hakkında konuşma biçimi bile fark yaratıyor” demişti.
Habermas, hayatının son dönemlerinde de siyasi tartışmalara müdahil olmaya devam etti. 7 Ekim sonrası İsrail’in Gazze katliamı için Nicole Deitelhoff, Rainer Forst ve Klaus Günther ile birlikte yayımladığı “Dayanışma İlkeleri Üzerine Açıklama” başlıklı metin, İsrail’in meşru müdafaa hakkını savunması ve Gazze’de yaşananların soykırım olarak nitelendirilmesine karşı çıkması nedeniyle büyük tepki çekti
Habermas, Gazze’de olup bitenlerin soykırım olarak tanımlanmasına karşı çıktı ve İsrail’i korumanın “Almanya’nın demokratik ethosunun” bir gereği olduğunu ileri sürdü:
“Hamas’ın genel olarak Yahudi yaşamını yok etme niyetiyle gerçekleştirdiği katliam, İsrail Devleti’ni bir misilleme yapmaya sevk etmiştir. Temelde haklı olan bu karşı saldırının nasıl gerçekleştirileceği ise tartışmalı bir konudur.
Orantılılık ve mütekabiliyet ilkeleri, sivil kayıplardan kaçınma ve gelecekte barışa dönüşmesi arzulanan bir savaşın yürütülmesi bu süreçte yol gösterici ilkeler olmalıdır.
Filistin halkının kaderine ilişkin tüm kaygılara rağmen, İsrail’in eylemlerine soykırımcı niyetler atfedildiğinde bu değerlendirmeler ve yargı standartları tamamen şaşmaktadır.
İsrail’in eylemleri hiçbir şekilde — özellikle de Almanya’da — antisemit tepkileri haklı çıkarmaz. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin insan onuruna saygı yükümlülüğüne dayanan demokratik ethosu, Nazi döneminin kitlesel suçları ışığında Yahudi yaşamının ve İsrail’in var olma hakkının özel olarak korunmaya değer temel unsurlar olduğu bir siyasi kültürle yakından bağlantılıdır.”
Habermas’ın yıllardır savunduğu iletişimsel akıl, kamusal alan ve evrensel etik fikriyle Gazze konusundaki bu tutumunun çeliştiğini söyleyen birçok akademisyen bildiriyi sert biçimde eleştirdi.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.