2013-2015’teki “İlk Çözüm Süreci”nin kırılmasına, bence, esas olarak, Suriye’deki gelişmeler neden olmuştu. Hatırlayalım: Çoğu şey olumlu şekilde seyrederken, 2015 yılında, işler tersine döndü. Öcalan’la görüşmeler kesildi. Devlet, bölgede, sert operasyonlara girişti. Bunun nedenine dair şimdiye kadar çeşitli analizler yapıldı. 2015 Haziran’daki genel seçimlerde AK Parti’nin Meclis’teki çoğunluğu yitirmesi, bir etken olarak, vurgulandı. Ancak son dönemde ortaya çıkan belgeler meselenin daha çok Suriye’yle ilgili olduğunu düşündürüyor. İmralı Tutanakları olarak bilinen notlarda dönemin Başbakanı Erdoğan ile Öcalan ile arasında kopuşa neden olan diyalogları görüyoruz: 2013 yılında Öcalan ziyareti öncesinde Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu 3 saatlik görüşmede Başbakan kendi kırmızı çizgilerini ve yaklaşımlarını anlatarak özetle şu mesajı veriyor: “Türkiye’de her türlü uzlaşmaya varım. Her fedakarlığı da yaparım.
Ancak Suriye’de özerk bir Kürt varlığını kabul edemem.” 9 Kasım 2013’te İmralı’ya giden BDP heyeti içerisinde yer alan Önder ile Öcalan arasındaki bu sohbet, notlarda, aşağıdaki şekilde yer alıyor… Önder: “Başbakan devam etti: ‘Tek bir kırmızı çizgim var, o da Suriye’dir. Orada Kuzey Irak benzeri bir yapılanmaya asla izin vermeyeceğim’ dedi.” Öcalan: “Sen de ona söyle: Biz de merkezi Suriye devleti içinde Kürtleri asla eritmeyeceğiz. Bu da bizim kırmızı çizgimizdir!” AK Parti’nin Rojava politikasını eleştiren Öcalan, şöyle devam etmiş: “Ben onlara da (devlet heyetine) Suriye’de beraber ittifak yapalım, dedim. Davutoğlu iki yıl kaybettirdi. (…) Tek istekleri Kürtlerin orada güç olmaması. Ama Kürtler orada olmasa faşist bir rejim oluşur.” 2026’ya dönersek… 2013-2015’ten farklı olarak, bu kez, TBMM resmen devrede. Partiler, çözüm için kurulan komisyonu büyük oranda sahipleniyorlar. Ona engel oluşturmuyorlar. Öcalan ve DEM Parti de kararlı şekilde barışı savunuyor. Yani koşullar 2013-2015 dönemine göre daha olumlu. Buna rağmen, bir anda, çözüm arayışının bir kırılma noktasına geldiğini fark ettik. “Ne oldu, nasıl oldu da bu noktaya geldik?” dersek, cevap ortada: Bu kez de Suriye kırmızı çizgi olarak sürecin önüne dikildi. 2015’ten bu yana Türkiye’nin Kürtlerle ilişkisi ve Suriye bağlamında ana denklem çok değişmemiş görünüyor. Öte yandan, dünyanın batı ve kuzeyinde ciddi değişimler var. Grönland kriziyle birlikte, ABD ve Avrupa arasındaki dengeler adeta sarsıntı geçiriyor.
Danimarkalılar, ABD ürünlerini daha etkili şekilde boykot edebilmek için, telefon uygulaması bile geliştirmiş. Türkiye’ye dönersek… Benim kanaatim şöyle: Türkiye’nin Kürt meselesi, hayati önemde bir mesele olmayı sürdürüyor. Siyaset de bunun farkında. Demokrasi ve özgürlükler adına karamsar olma yanlısı değilim. “İkinci Çözüm Süreci” adını verebileceğimiz ve 2025 yılında başlayan süreçle birlikte, birçok ilerleme sağlandı. Şu da açık: Bölgenin halkları, savaşarak bir şey elde edemediler. Barış dışında bir çıkış yolu olmadığını hep birlikte görüyoruz.











