Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan güvenlik ve savunma işbirliği anlaşması, yaklaşık iki buçuk ay sonra TBMM’nin onayına sunuldu.
16 maddelik anlaşmanın özellikle ilk iki maddesi, taraf ülkeler arasında karşılıklı savunma yükümlülüğü getirmesi bakımından dikkat çekiyor.
Anlaşma, tarafların birbirlerinin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarını korumak için işbirliği yapmalarını öngörüyor.
Toprak bütünlüğü tehdit edilirse bütün yöntemler kullanılabilecek
Anlaşmanın birinci maddesinde şu ifadeler yer alıyor:
“Taraflar” birbirlerinin bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve uluslararası alanda tanınan hudutlarının ihlal edilemezliğinin sağlanması ve korunmasını teminen işbirliği yaparlar. “Taraflardan” herhangi birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi veya tehlikeye düşmesi durumunda, “Taraflar” bu tehdit(ler) veya tehlike(ler)i bertaraf etmek maksadıyla gerekli tüm yöntemleri kullanırlar.
Bu hüküm, yalnızca gerçekleşmiş bir saldırı halinde değil, taraf ülkelerden birinin egemenliğinin veya toprak bütünlüğünün tehdit edilmesi durumunda da ortak hareket edilmesini öngörüyor.
Bir ülkeye saldırı bütün taraflara saldırı sayılacak
İkinci maddede ise doğrudan karşılıklı savunma ve askeri yardım düzenleniyor:
“Taraflardan” herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı, tüm “Taraflara” yönelik bir saldırı olarak kabul edilir. “Taraflardan” birinin başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya veya askeri saldırganlığa uğraması halinde, “Taraflar” saldırıya uğrayan “Tarafa” birbirlerine sağlayabilecekleri karşılıklı yardım imkanlarının tamamını kullanarak derhal yardım edecektir.
Bu hükümle, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının yalnızca saldırıya uğrayan ülkenin değil, anlaşmanın bütün taraflarının güvenlik meselesi olarak kabul edilmesi öngörülüyor.
Anlaşmanın ikinci maddesi, NATO’nun kolektif savunma anlayışını düzenleyen 5. maddesini hatırlatıyor.
Ancak anlaşmada askeri desteğin kapsam ve niteliğinin ihtiyaç değerlendirmesinden sonra belirleneceği de düzenleniyor. Dolayısıyla bir ülkeye saldırının bütün taraflara saldırı sayılması, diğer ülkelerin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmiyor.
Askeri konuşlanma, ortak tatbikat ve istihbarat paylaşımı
16 maddelik anlaşma, karşılıklı savunma taahhüdünün ötesinde tarafların silahlı kuvvetleri arasında kapsamlı işbirliği öngörüyor.
Anlaşmada ortak eğitim programları, askeri tatbikatlar, askeri personel değişimi ve savunma kapasitelerinin geliştirilmesi gibi alanlarda işbirliği yapılması düzenleniyor.
Altıncı maddede, savaşta ve barışta tarafların savunma yeteneklerini geliştirmek amacıyla askeri konuşlanma ve faaliyetlerin teşvik edileceği belirtiliyor.
Anlaşma ayrıca istihbarat paylaşımı, terörizmle mücadele ve savunma sanayii alanlarında ortak çalışmalar yapılmasını da kapsıyor.
Bu hükümler, anlaşmanın yalnızca bir saldırı durumunda karşılıklı yardım sağlanmasına yönelik olmadığını, barış döneminde de taraf ülkelerin askeri ve güvenlik kurumları arasında işbirliğini geliştirmeyi amaçladığını gösteriyor.
Anlaşma 7 Ağustos’ta imzalanmıştı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan anlaşma, yaklaşık iki buçuk ay sonra TBMM’nin onayına sunuldu.
Anlaşmanın Meclis’e gelmesinden önce muhalefet partileri, Türkiye’nin üstleneceği askeri yükümlülükler ve anlaşmanın henüz onaylanmadan uygulanıp uygulanmadığı konusunda açıklama yapılmasını istemişti.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise anlaşmanın üçüncü bir ülkeye karşı hazırlanmadığını ve mezhep çatışmalarını körüklemeyi amaçlamadığını söylemişti.
Türkiye için ne anlama geliyor?
Anlaşmanın en önemli sonucu, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile ilişkilerinin askeri işbirliğinin ötesine geçerek karşılıklı savunma taahhüdüne dayanacak olması.
Bu düzenleme, Türkiye’nin taraf ülkelerden birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırıyı kendi güvenliğine yönelik saldırı olarak kabul etmesini öngörüyor.
Aynı yükümlülük Suudi Arabistan ve Pakistan için de geçerli olacak.
Ancak anlaşmanın uygulamada nasıl işleyeceği, olası bir kriz sırasında askeri yardımın kapsamının nasıl belirleneceği ve bu yükümlülüklerin Türkiye’nin NATO üyeliğiyle nasıl ilişkilendirileceği önem taşıyor.
Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM’deki onay sürecinin tamamlanması gerekiyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.