Süleymancılar olarak bilinen cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan, 1888’de bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Silistre’de doğdu. Osmanlı’nın son döneminde medrese eğitimi alan Tunahan’ın faaliyetlerinin merkezinde Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde din eğitimi yer aldı.

1924’te medreselerin kapatılmasından sonra resmi din eğitiminin son derece sınırlı olduğu yıllarda Tunahan, çevresinde topladığı öğrencilere özel olarak Kur’an, Arapça ve temel İslami ilimler öğretmeye devam etti. Akademik çalışmalarda da Süleymancılığın doğuşunun esas olarak bu dönemdeki din eğitimi politikalarıyla ilişkili olduğu vurgulanıyor.
Tunahan 1930’lu yıllarda İstanbul’daki çeşitli camilerde vaizlik yaptı. Zamanla etrafındaki öğrenci halkası genişledi ve daha sonra “Süleymancılar” adıyla anılacak yapının çekirdeği oluştu.
Süleymancıların siyasetle ilişkisi Süleyman Hilmi Tunahan döneminde başladı. Tek parti döneminde dini faaliyetleri nedeniyle yakından takip edilen ve vaizlik yetkisi elinden alınan Tunahan için 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi önemli bir kırılmaydı.
Vaizlik belgesini yeniden aldı; din eğitimi üzerindeki baskının gevşemesiyle Kur’an kursu faaliyetlerini hızlandırdı. Akademik kaynaklara göre Süleymancılar, daha önce Millet Partisi’ne yakınken partinin kapatılmasının ardından DP’yi destekledi. Tunahan’ın yetiştirdiği öğrencilerin Diyanet bünyesinde imam ve vaiz olarak görev almaları da bu yıllarda cemaatin Anadolu’ya yayılmasını hızlandırdı.
Ancak Tunahan ile Demokrat Parti iktidarının ilişkisi 1950’lerin ortalarından itibaren bozuldu. Cemaat kaynaklarında bu kopuşun nedenleri arasında hükümetin dini açılımlarını yetersiz bulması ve Ayasofya meselesi sayılırken, gerilimin önemli başlıklarından biri de Cezayir Bağımsızlık Savaşı oldu. 1956’da Tunahan’ın bir vaazında Türkiye’nin BM oylamasında destek verdiği Fransız sömürge yönetimine karşı savaşan Cezayirli Müslümanları desteklediği ve onlar için dua çağrısı yaptığı gerekçesiyle karakola götürülerek ifadesinin alındığı aktarılıyor.
Aynı dönemde Tunahan’ın ders verdiği yerlere polis baskınları düzenlendi ve hakkında soruşturmalar açıldı. Buna rağmen dini eğitim faaliyetlerini sürdürdü ve yetiştirdiği öğrencileri Anadolu’nun farklı bölgelerine gönderdi.
Kopuş 1957 seçimlerinde açık bir siyasi tercihe dönüştü. Süleymancılar DP yerine Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni (CMP) destekledi; Tunahan’ın damadı Kemal Kacar da CMP’nin Kütahya milletvekili adayı oldu.
Aynı yıl Bursa Ulu Camii’nde bir kişinin Süleyman Hilmi Tunahan’ın “Mehdi” olduğunu söylemesi üzerine açılan soruşturmada Tunahan ve Kacar tutuklandı. Kütahya’da 59 gün tutuklu kaldılar ve daha sonra beraat ettiler. Akademik kaynaklarda 1957’deki bu “Mehdilik olayı” Tunahan’ın DP ile ilişkilerinin kesin biçimde bozulduğu dönüm noktalarından biri olarak gösteriliyor.
Gerilim Tunahan’ın ölümüne kadar sürdü. 1959’da öldüğünde cenazesinin Fatih Camii haziresine defnedilmesi girişimi de engellendi ve Tunahan Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
1959’da İstanbul’da öldüğünde geride klasik anlamda kurumsallaşmış bir tarikat örgütünden ziyade, yetiştirdiği öğrenciler ve dini eğitim ağı etrafında şekillenmiş bir cemaat bıraktı.
Nakşibendi geleneği, eğitim ve mutlak itaat
Süleymancılar genel olarak Sünni İslam içinde ve Nakşibendi tasavvuf geleneğiyle bağlantılı bir yapı olarak değerlendiriliyor. Ancak cemaat kendisini klasik anlamda bir tarikat olarak tanımlamıyor.
Yapının en belirgin özelliği dini eğitim. Kur’an okuma ve ezberleme, Arapça ve ilmihal gibi zahiri ilimlerin yanı sıra tasavvufi eğitim ve nefis terbiyesi de cemaat geleneğinin parçası.
Bu sistemin merkezinde liderle kurulan güçlü manevi bağ bulunuyor. Tunahan’ın otoritesi yalnızca dini bilgisinden değil, yetiştirdiği insanlardan ve etrafında oluşan patronaj ağından da kaynaklanıyordu. Cemaat kültüründe lidere itaat ve “rabıta” gibi tasavvufi uygulamalar önemli bir yer tuttu.
Nakşibendi geleneğinde önemli bir yeri olan rabıta, müridin manevi rehberi olan şeyhi zihninde canlandırması, onunla manevi bir bağ kurması demek.
Süleymancılarda da Süleyman Hilmi Tunahan’la kurulan manevi bağ ölümünden sonra rabıta ile devam ettiriliyor.
Cemaat içindeki uygulamaya ilişkin anlatılarda Tunahan’ın fotoğrafına bakılarak suretinin zihne yerleştirilmesi ve daha sonra gözler kapalıyken bu suretin hayal edilmesi şeklinde bir rabıta pratiğinden söz ediliyor. Böylece Tunahan yalnızca cemaatin tarihsel kurucusu değil, ölümünden sonra da mensupların manevi dünyasında doğrudan bağ kurulan bir mürşit konumunu koruyor.
Tunahan’a atfedilen olağanüstü makam
Cemaat hakkında en tartışmalı iddialardan biri Süleyman Hilmi Tunahan’a atfedilen dini makamla ilgili.
Eski cemaat mensuplarının anlatılarında ve cemaat hakkında yayın yapan bazı internet kaynaklarında Tunahan’ın “Hatemü’l-evliya”, yani velilerin sonuncusu ve en büyüğü kabul edildiği; Mehdi makamında görüldüğü ve cemaat mensuplarının da “Mehdi’nin ordusu” olarak değerlendirildiği ileri sürülüyor.
Aynı kaynaklarda Tunahan’dan sonra kıyamete kadar onun derecesinde başka bir velinin gelmeyeceğinin ve onun manevi makamını kabul etmemenin ağır dini sonuçları olduğunun öğretildiği iddia ediliyor.
Kemal Kacar ile siyasetin içine girdi
Tunahan’ın 1959’daki ölümünün ardından cemaatin başına damadı Kemal Kacar geçti.

Bu değişiklik Süleymancılar açısından kritik bir dönüm noktası oldu. Tunahan döneminde ağırlıklı olarak dini eğitim etrafında gelişen yapı, Kacar döneminde hem ülke çapında örgütlendi hem de siyasetle daha doğrudan ilişki kurmaya başladı.
Kacar bizzat siyasete girdi. 1965’te Millet Partisi’nden, 1969’da ise Adalet Partisi’nden Kütahya milletvekili seçildi. Daha sonraki yıllarda da parlamentoda yer aldı.
Cemaatin merkez sağla ilişkisi özellikle Süleyman Demirel döneminde güçlendi. Süleymancılar, Milli Nizam-Milli Selamet-Refah çizgisindeki siyasal İslamcı hareketlerden ziyade Demokrat Parti ve Adalet Partisi geleneğine yakın durdu.
Bu dönemde cemaat mensuplarının AP teşkilatlarında aktifleşmesi, yurt ve Kur’an kurslarının Anadolu’ya yayılması ve siyasilerle kurulan ilişkiler Süleymancıları ülkenin en büyük dini cemaatlerinden biri haline getirdi.
Ancak ilişki her zaman sorunsuz değildi. AP içindeki Demirel karşıtı hareketlerde de cemaatten isimler yer aldı. 1969 sonrasında Demirel’e karşı parti içindeki “72’ler” hareketinde Kemal Kacar ve Hilmi Türkmen’in isimleri geçti.
Kacar 1980 darbesine kadar siyasette etkili oldu. Cemaat açısından onun asıl mirası ise yüzlerce öğrenci yurdu ve Kur’an kursuyla genişleyen örgütlenme ağıydı.
Liderlik aile içinde kaldı
Kemal Kacar’ın 2000’de ölümünden sonra cemaatin başına Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu Arif Ahmet Denizolgun geçti.

Denizolgun cemaat liderliğinden önce de siyasetin içindeydi. 1995 seçimlerinde Refah Partisi’nden Antalya milletvekili seçildi; daha sonra Ulaştırma Bakanlığı yaptı.
Ancak aile içinde siyasi tercihler konusunda önemli bir ayrışma ortaya çıktı.
Arif Ahmet Denizolgun’un kardeşi Mehmet Beyazıt Denizolgun AK Parti’nin kuruluş sürecinde yer aldı ve AK Parti’den milletvekili seçildi. Cemaatin ana gövdesi ise AK Parti’ye mesafeli kaldı.
Arif Ahmet Denizolgun, 2002 seçimlerinde ANAP’ı destekledi, aday oldu. Mesut Yılmaz’la mitinglere çıktı.
Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan’ın Süleyman Hilmi Tunahan’a bağlı olduğu ve hayattayken Tunahan’ı ziyaret ettiği iddia edildi.
Tenzile Erdoğan, 7 Ekim 2011’de hayatını kaybetmesinin ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda Süleyman Hilmi Tunahan’ın kabrinin hemen yakınındaki alana defnedildi.
Tenzile Erdoğan’ın buraya kendi vasiyeti üzerine defnedildiği de dönemin bazı kaynaklarında yer aldı.
Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan’ın 1988’den beri Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’nda bulunan kabri de daha sonra buraya nakledildi ve Erdoğan ailesi için Karacaahmet’te bir aile kabristanı oluşturuldu.
Bu tercih Süleymancılar içinde de tartışma yarattı. Cemaat çevrelerinde, Erdoğan ailesinin Tunahan’ın yanı başında aile kabristanı oluşturmasına tepki gösterildiği söylendi.
Arif Ahmet Denizolgun 8 Eylül 2016’da hayatını kaybetti. Resmi kayıtlarda ölüm nedeni beyin kanaması olarak açıklandı. Ancak ölüm yıllar sonra aile içinden gelen “şüpheli ölüm” ve “cinayet” iddialarıyla yeniden soruşturma konusu oldu. Bu iddialarla ilgili yürütülen soruşturmalardan birinde 2025’te takipsizlik kararı verildi.
Alihan Kuriş dönemi
Denizolgun’un ölümünün ardından cemaatin liderliği yeğeni Alihan Kuriş’e geçti. Böylece cemaatin yönetimi bir kez daha Süleyman Hilmi Tunahan’ın geniş ailesi içinde kaldı.
Alihan Kuriş için cemaat içi konuşmalarda “iki peygamber yetkisi olan zat” ifadesinin kullanıldığı; başka bir toplantıda ise “Bizi ahirette hazretimize götürecek zat Alihan Kuriş’tir, vizemizi pasaportumuzu imzalayacak zat Alihan Kuriş’tir” ve “Abimizden emir gelirse sorgulamayın” denildiği ileri sürülüyor.

Kuriş’in liderliği aynı zamanda cemaat içindeki aile kavgasının da büyüdüğü dönem oldu. Denizolgun ailesinin bazı üyeleri Kuriş yönetimine açık biçimde karşı çıktı.
Siyasi olarak da cemaatin AK Parti’yle arasındaki mesafe belirginleşti. Özellikle 2018’den itibaren cemaatin muhalefet adaylarına yöneldiği yönünde çok sayıda haber ve cemaat içi açıklama yayımlandı.
Avrupa’daki büyük ağ
Süleymancıların Türkiye dışındaki en güçlü örgütlenme alanlarından biri Almanya.
Buradaki faaliyetler ağırlıklı olarak Verband der Islamischen Kulturzentren (VIKZ/İslam Kültür Merkezleri Birliği) üzerinden yürütülüyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.