Anasayfa / Haberler / “Suriye ordusu güvenliği tek başına tesis edince bölgede askeri varlığımız değerlendirilebilecek”

“Suriye ordusu güvenliği tek başına tesis edince bölgede askeri varlığımız değerlendirilebilecek”

Yaşar Güler: "Terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, sınır güvenliğimizin sağlanması sonrasında, Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek kabiliyete ulaştığı zaman Suriye'deki askeri varlığımız yeniden değerlendirilebilecektir"

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Gazete Oksijen’den Sedat Ergin’e verdiği röportajda, uluslararası gelişmeler ve Türkiye’nin savunma politikası ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. NATO’nun çözülmesi ihtimalinin Türkiye açısından ne gibi sonuç doğuracağı sorulan Güler, şunları kaydetti:

“Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO’nun güçlü ve etkin bir üyesi olarak, ittifakın savunma ve güvenlik yapısına önemli katkılar sunmaktadır. Stratejik coğrafi konumu, askeri kabiliyetleri ve sahip olduğu operasyonel tecrübe, Türkiye’yi NATO açısından vazgeçilmez bir müttefik konumuna taşımaktadır. Bununla birlikte, NATO’nun geleceğine yönelik olası senaryolar ve gelişmeler karşısında Türkiye, milli güvenliğini sadece bir ittifaka bağlı şekilde değil, çok boyutlu, proaktif ve milli çıkarları esas alan bir yaklaşımla planlamakta ve uygulamaktadır.  Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, caydırıcılığını artırmaya, yerli ve milli savunma sanayii temelli kabiliyetlerini güçlendirmeye ve bölgesel ile ikili işbirliklerini çeşitlendirmeye devam etmektedir.

Sonuç olarak, NATO’nun temel ilkelerinden sapmadan, müttefikler arası dayanışmanın pekiştirilmesi, ittifakın geleceği açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, bu süreçte yapıcı ve sorumlu bir müttefik olarak katkı sunmaya devam ederken, aynı zamanda her türlü gelişmeye karşı hazırlıklı olacak şekilde millî güvenlik planlamalarını kararlılıkla sürdürmektedir.”

“Türkiye’nin savunma yapılanmalarının dışında bırakılması Avrupa güvenliğinin bütüncül yapısının zarar görmesi anlamına gelir”

Güler, Türkiye’nin özerk Avrupa savunması hazırlıklarına, bu konuda atılmaya başlanan adımlara nasıl baktığı ve “Böyle bir yapılanma Türkiye’nin güvenliği açısından ne anlama gelir? Bu ülkelerin çoğunun NATO müttefiki oldukları da hesaba katıldığında, Türkiye’nin bu özerk yapılanmayla ilişkisi nasıl tanımlanacaktır? Türkiye bu özerk Avrupa savunmasının dışında bırakılabilir mi? Bırakılması ihtimali ne gibi sonuçlar doğurur” soruları üzerine şunları kaydetti:

“Türkiye, Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası ve NATO’nun en etkin müttefiklerinden biri olarak, kıtanın savunmasına uzun yıllardır somut katkılar sunmaktadır. Bu nedenle Avrupa Birliği (AB) bünyesinde geliştirilen savunma girişimlerinin; ayrıştırıcı etkiler üretmeyen, kapsayıcı ve NATO’yu tamamlayıcı bir nitelik taşıması temel beklentimizdir.

Öte yandan, Avrupa savunma yapılarının NATO ile mükerrerlik yaratacak şekilde kurgulanması; İttifak içindeki dayanışmayı zedeleyeceği gibi, NATO-AB ilişkilerinde de yapısal sorunlara yol açabilecektir.  Bu nedenle Türkiye, müttefiklerin güvenlik çıkarlarını gözeten, NATO’nun merkezi rolünü destekleyen ve ortak tehdit algısına dayalı bir yapılanmayı esas almaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin söz konusu girişimlerle ilişkisi; NATO üyeliğinden doğan hak ve yükümlülükleri, Avrupa güvenliğine yaptığı askerî ve stratejik katkılar ve ortak tehdit algısı temelinde şekillenecektir. Türkiye’nin bu tür savunma yapılanmalarının dışında bırakılması, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa güvenliğinin bütüncül yapısının da zarar görmesi anlamına gelir.”

“Avrupa’nın karşı karşıya kalabileceği kriz anlarında Türkiye’ye duyulan ihtiyaç açıkça görülecek”

Güler, Avrupa Güvenliği için Eylem Programı’na (SAFE) ilişkin, “Türkiye’nin bu programa dahil edilip edilmeyeceğini çok fazla dikkate almıyoruz. Çok ihtiyaç duydukları kritik bir zamanda konuşma sırası bize gelecek” açıklaması hatırlatılarak, “Bu ifadeyle ne demek istediniz? ‘Türkiye’ye çok ihtiyaç duyacakları kritik bir zaman’dan ne anlaşılmalıdır” sorularına şu yanıtı verdi:

“Türkiye, Avrupa’nın savunma sanayii kapasitesinin güçlendirilmesini hedefleyen SAFE gibi girişimlerin, Avrupa’nın gerçek güvenlik ihtiyaçları ve sahadaki kabiliyet gereksinimleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini değerlendirmektedir. Bu tür programların başarısının, siyasi saiklerle değil, somut ve hızlı katkı sağlayabilecek aktörlerin sürece dâhil edilmesiyle mümkün olacağına inanıyoruz.

Avrupa’nın kritik kabiliyet açıkları yaşadığı ve hızlı çözümlere ihtiyaç duyduğu bu dönemde, Türkiye’nin hızla gelişen savunma sanayisinin kritik bir rol oynayabileceği herkesin malumudur. Bu bağlamda, ülkemizin sahip olduğu savunma yetenekleriyle Avrupa savunmasına ve güvenliğine önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu durum, birçok AB üyesi Müttefikimiz tarafından da dile getirilmektedir. Buna rağmen SAFE mekanizması kapsamında Türkiye’nin dışlanmasına yönelik çabalar ve AB’nin aşırı korumacı bir yaklaşımı tercih etmesi, kısa vadeli siyasi hesaplara dayanmaktadır. Bu tutum, Avrupa’nın uzun vadeli stratejik çıkarlarıyla ve kendi güvenlik ihtiyaçlarıyla çelişiyor.

Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Avrupa’nın karşı karşıya kalabileceği kriz anlarında Türkiye’nin askeri ve stratejik kabiliyetlerine duyulan ihtiyaç açıkça görülecektir. ‘Çok ihtiyaç duydukları kritik bir zaman’ ifadesi, bu potansiyel duruma işaret etmektedir. Günümüz güvenlik ortamındaki tehditlere karşı caydırıcılık ihtiyacı göz önüne alındığında, Türkiye ile işbirliği yapılmadan etkin bir Avrupa güvenlik politikası oluşturulması mümkün değildir.”

“Bölgesel güvenliğin koruması için yürütülen iş birlikleri değerlendiriliyor”

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir savunma ittifakı kurmasının söz konusu olup olmadığı sorulan Güler, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi dost ve kardeş ülkelerle savunma ve güvenlik alanındaki ilişkilerin karşılıklı çıkarlar ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi hedefi doğrultusunda uzun süredir sürdürüldüğünü belirtti. Güler, şöyle konuştu:

“Bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla yürütülen çok taraflı iş birlikleri değerlendirilmeye devam etmektedir. Coğrafi konumu itibarıyla hem doğu hem batı yönlü güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya olan ülkemiz için, esnek ve çok boyutlu güvenlik ilişkileri geliştirmek stratejik bir gerekliliktir. Türkiye’nin bu tür girişimlerdeki yaklaşımı, NATO üyeliğiyle çelişen değil, aksine tamamlayıcı niteliktedir. NATO, Türkiye’nin güvenlik politikasının temel sütunlarından biri olmaya devam etmektedir ve bu durum tartışmaya açık değildir.

“Suriye’deki mevcudiyetimiz Suriye makamları ile koordineli olarak sürüyor”

Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve yeni bir yönetimin gelmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’deki harekat bölgelerinde konuşlandırdığı birliklerin durumunda, sayılarında bir değişiklik olup olmadığı, Suriye sahasındaki TSK birliklerinin sayısının ne olduğu ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının geleceğine nasıl baktığı sorulan Güler, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bölgesel güvenliğin sağlanması ve Suriye Ordusu’nun kapasitesinin artırılmasına yönelik Suriye Yönetimi ile yakın iş birliği içerisindeyiz ve çalışmalarımız giderek artan bir ivme ile devam etmektedir. Halihazırda Suriye’deki harekat bölgelerindeki mevcudiyetimiz Suriye makamları ile koordineli olarak sürmektedir. Terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi, sınır güvenliğimizin sağlanması sonrasında, Suriye ordusu bulunduğumuz bölgelerde güvenliği tek başına tesis edebilecek imkân ve kabiliyete ulaştığı zaman Suriye’deki askeri varlığımız Suriye Yönetimi ile yeniden değerlendirilebilecektir.”

“SDG’nin entegrasyonu başlatması kalıcı istikrarın sağlanması açısından kritik önemde”

SDG’nin Suriye’deki mevcut durumu ve Şam’daki merkezi hükümet ile SDG arasında 18 Ocak’ta varılan mutabakatın Türkiye’nin güvenlik alanındaki kaygılarını karşılayıp karşılamadığı sorulan Güler, şu yanıtı verdi:

“Sahada yaşanan son gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Kalıcı istikrarın yolu, terör örgütlerinin değil meşru devlet yapılarının güçlenmesinden geçmektedir. Ülkemiz, ‘Tek Devlet, Tek Ordu’ ilkesi doğrultusunda, Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesine ve savunma kapasitesinin artırılmasına destek vermeye devam edecektir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın