ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşın kamuoyuna anlatılmasında dikkat çekici bir rol dağılımı oluştu. Başkan Donald Trump, savaşın gerekçelerini çoğu zaman resmi konuşmalar yerine gazetecilerle yaptığı kısa telefon görüşmeleriyle dile getirirken, Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Pentagon’dan yaptığı sert açıklamalarla savaşın fiili sözcüsü haline geldi.
Pentagon’da 4 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında Hegseth, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü operasyonların “adil bir mücadele olarak tasarlanmadığını” açıkça ifade etti.
“Bu hiçbir zaman adil bir savaş olmayacaktı ve değil de,” diyen Hegseth, “Onları düşmüşken vuruyoruz ve olması gereken de bu” ifadelerini kullandı.
Savunma bakanı başka açıklamalarında da ABD’nin İran’a karşı “gökyüzünden ölüm ve yıkım yağdıracağını” ve Amerikan ordusunun “düşmanı ezdiğini” söyledi.
Trump ise aynı dönemde çok daha farklı bir ton kullanıyor. CBS’in 60 Minutes programına verdiği röportajda Hegseth savaşın “daha yeni başladığını” söylerken, yalnızca birkaç saat sonra Trump İran ordusunun “büyük ölçüde yok edildiğini” ve savaşın “çok yakında sona erebileceğini” söyledi.
Washington’daki bazı eski yönetim yetkilileri bu çelişkili mesajların bilinçli olabileceğini düşünüyor. Bir eski Trump Beyaz Saray yetkilisi, “Trump’ın onu özellikle ön plana sürdüğü çok mümkün” diyerek şu yorumu yaptı:
“Eğer savaşın tonu yumuşatılacaksa bunu söylemesini de Trump isterdi. Ama Hegseth’i öne çıkararak siyasi maliyeti üzerine çekmesini sağlıyor olabilir.”
Bazı kaynaklara göre Trump, savaşın en agresif yüzünü savunma bakanına bırakırken kendisi daha ölçülü bir pozisyon alarak manevra alanını geniş tutuyor. Bu nedenle Hegseth’in Beyaz Saray için bir tür “sigorta poliçesi” gibi kullanıldığı yorumları yapılıyor.
Pentagon’da sert dil
Hegseth savaş boyunca Pentagon basın toplantılarında sık sık gazetecilerle polemiğe girdi.
Kuveyt’te bir drone saldırısında hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısı medyada geniş yer bulunca savunma bakanı basına tepki gösterdi.
“Birkaç drone savunmayı aşınca ya da trajik şeyler olunca hemen manşet oluyor,” diyen Hegseth, basının “başkanı kötü göstermek istediğini” savundu.
Bu açıklamalar bazı çevrelerde savaşta ölen askerlerin bile bir halkla ilişkiler meselesi gibi ele alındığı eleştirilerine yol açtı.
Sosyal medyada savaş propagandası
Trump yönetiminin savaş iletişiminde kullandığı yöntemler de tartışma yarattı.
Beyaz Saray’ın sosyal medya hesaplarında yayımlanan bazı videolarda ABD’nin İran’a yönelik saldırı görüntülerinin film sahneleri ve video oyunu görüntüleriyle birlikte montajlandığı görüldü.
Bir videoda ABD’ye ait Mk-48 torpidosunun İran savaş gemisini batırdığı görüntüler, Grand Theft Auto sahneleriyle birlikte paylaşıldı.
Pentagon’daki bazı yetkililer bu tarz içerikleri “savaşın gerçek maliyetini insanlıktan çıkaran bir propaganda” olarak nitelendirdi.
Zor bir sınav
Hegseth’in önünde daha zor bir dosya da bulunuyor. Pentagon’un yürüttüğü ön soruşturma, İran’ın güneyindeki bir kız okuluna düzenlenen ve 150’den fazla kişinin öldüğü iddia edilen saldırının ABD tarafından yapılmış olabileceğini ortaya koydu.
Soruşturmanın sonuçları açıklanırsa, savaşın en görünür yüzü haline gelen savunma bakanı ciddi bir siyasi baskıyla karşı karşıya kalabilir.
Washington’da aynı senaryo hatırlatılıyor
Washington’da bazı yorumcular bu tabloyu geçmişteki örneklerle karşılaştırıyor. Irak savaşının en tartışmalı dönemlerinde dönemin savunma bakanı Donald Rumsfeld, kamuoyu baskısı arttıktan sonra görevden alınmıştı.
Trump yönetiminde de benzer bir durumun yaşanabileceği konuşuluyor. Geçen hafta İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in görevden alınması, Trump’ın gerektiğinde kabine üyelerini gözden çıkarabileceğini gösterdi.
Bu nedenle Washington’da bazı analistler Hegseth’in siyasi kaderinin artık doğrudan İran savaşının gidişatına bağlı olduğunu söylüyor.
Eğer Trump İran’da “görev tamamlandı” diyerek savaşı sonlandırabilirse savunma bakanı zaferin payını alabilir.
Ancak savaş uzar ve kamuoyu desteği hızla erirse, eleştirilerin ilk hedefi de yine Hegseth olabilir.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.