Yunanistan: Yunan halkının bir kısmına göre cehennem, Türk turiste göre cennet

Avrupalıların kendi ülkelerini algılama şekilleriyle Türklerin onların ülkelerini algılama şekilleri, bazı noktalarda, 180 derece ters olabiliyor. Bu tezat veya paradoks, son dönemde en çok fiyatlar konusunda görülüyor. Örnek: Birçok Yunanlıya göre Yunanistan artık ortalama bir Yunanlının tatil yapamayacağı kadar pahalı. Peki neden ortalama Türk’ten daha yüksek geliri olan ortalama Yunanlı, Yunanistan’ı “tatil yapılamayacak kadar pahalı” olarak nitelerken; daha düşük bütçeli olan Türk, Yunanistan’a gitmesi durumunda Yunanistan’ı diğer Türklere “ucuzluk cenneti” diye anlatıyor?

Evet, aylık geliri 1000-1500 Euro veya üstünde olan sıradan bir Yunanlıya pahalı gelen Yunan adaları, eşit veya daha sınırlı gelir sahibi olan Türklere ucuz gelebiliyor. Acaba Türkiye’deki “Ucuz Tatil=Yunanistan” anlatısı, bir yanılsama, bir illüzyon hatta bir “mit” mi? Kalamar, içki gibi bazı kalemlerde, Yunanistan, fiyat/kalite dengesi olarak bizden daha iyi yerde olabilir. Ama hayat ve tatil sadece bu kalemlerden ibaret değil.

Yunanlılar ülkelerindeki hayat pahalılığını şöyle aktarıyorlar: “Mini markete gidiyorum, 4-5 şey alıyorum, kasiyer 17 Euro diyor. ‘Hata mı oldu?’ diyorum, ‘Dondurmalar, geçen yıla göre %40 artmış’ diyor. ‘O zaman bunları buzdolabına geri koyayım da geçen yılınkilerden alayım, beni rahatsız etmez’ diyorum.”

Yunan halkının “Suvlaki (çöp şiş) 5€’ya çıktı. Tamam, suvlaki yeme. Süpermarkette kahve 12€. Tamam, kahve içme. Benzin 2€+. Tamam, araba sürme. Feribot biletleri aşırı pahalı. Tamam, tatile gitme. Kiralar 700€. Tamam, evsiz kal. Hayat çekilmez oldu. Tamam, öl.” gibi cümlelere çaresizliğini döktüğü bir dönemde, Yunanistan’ın Türklere ucuz gelmesi, üstelik görece parasız Türklere de ucuz gelmesi, Yunanistan’a gidemeyen Türk’e bile neredeyse “Orada, ucuz bir ülke var uzakta” şarkısını söyletmesi, ironik.

Ekonomik Paradoks: Yunanistan ve Türkiye

Yunan halkı, artık Yunanistan’da tatil yapmayı eskisi kadar tercih etmiyor. Kaynaklarını daha ucuza mal olan yurtdışı tatillerinde kullanmayı seçiyorlar. 2024’te Yunanlar yurtdışı seyahatlere yaklaşık 2,8 milyar Euro harcarken, yurtiçi tatil harcamaları 2,2 milyar Euro’da kaldı. 2025 ve 2026’da da bu eğilim artarak devam ediyor. Artık Yunanistan yerine daha ucuz olan Arnavutluk’ta tatil yapmaya eğilimliler. Ki bir kesimin parası Arnavutluk’a da yetmiyor.

Yunanistan’ın pahalılaşma sebepleri arasında “yoğun turizm” ve “ev karşılığında altın vize” uygulaması da gösteriliyor. Son iki yılda özellikle Türkler ve İsrailliler Yunanistan’da ev karşılığında oturum elde ediyor. Bu, emlak fiyatlarını ve kiraları yükseltici etki yapıyor. Altın vizenin kapsamının daraltılması gündemde.

Balkan Insight, Yunanistan’daki ekonomik durumu ve Yunanlıların kendi ülkelerinde tatil yapma zorluğunu işlediği haberinde, bir insan öyküsüne yer vermiş: “44 yaşındaki adam, Ege Denizi’ndeki Kiklad Adaları’nın en büyüğü olan Naxos’ta büyüdü. Çocukken Yunanistan’ın her yerine seyahat edebiliyordu. BIRN’e verdiği demeçte, ‘O zamanlar Paros’a, Santorini’ye ve benzeri yerlere seyahat etmek çok ucuzdu. Şimdi ise işler zor’ dedi. Atina’nın merkezinde küçük bir dükkanı olan ve üç çocuğuyla birlikte yaşayan Nikos, ‘Yunan adalarından birine tatile gidemeyiz. Ailece gidince bilet fiyatları çok yüksek oluyor ve biz karşılayamayız’ dedi. Ayrıca bu yaz eski memleketi Naxos adasına bile gidemeyeceğini sözlerine ekledi.”

“Bizimkiler”e göreyse Yunanistan ucuz tatil cenneti, tek sorun da vize. Eğer bizde ortalama maaş Yunanistan’dan yüksek olsaydı, her şey daha anlaşılır olabilirdi. Yunanistan’ın (Yunanlılar için) pahalılığına rağmen orada göreli olarak yüksek bir alım gücümüzün olduğunu iddia edebilirdik. Ama Yunanistan’daki ortalama maaş bizden yüksek. Belki sadece memur maaşları son dönemde iki ülkede hemen hemen eşitlenmiş olabilir. Yunanistan’da tatil yapan Türkler, Türkiye’nin “görece durumu iyi” kesiminden olsalar da genel ortalamada “Yunanistan ortalamasından daha yüksek gelirli” kişiler olduklarını öne sürmek zor. Üstelik Türkiye’den çıkış için 1250 TL harç ödeniyor. Buna bir de pasaport harcını, vizeyi ekleyiverin. Yani aynı tatilin Türklere daha ucuz gelmesi, hayatın olağan akışına ters.

“Türk, Yunanistan’ı Bodrum/Çeşme fiyatına göre okuyor. Yunan ise kendi ülkesini 2015–2019/çocukluk hafızasına göre okuyor.” denilebilir. Türk tarafındaki algı, Türkiye’deki “pahalı iç turizm” deneyimine tepki olarak şekilleniyor. Biraz da “ucuz (olarak gösterilen) tatille hava atma” sendromu var. Yunan tarafındaki duygu ise “kendi ülkesindeki tatile erişememe” duygusu.

Ancak “Neden 1000 Euro kazanan Türk’e ucuz gelen tatil, 1200 Euro kazanan Yunan’a pahalı geliyor?” sorusuna hala doyurucu bir cevap bulamadık.  Acaba bu soruyu Çipras, Varoufakis veya Karystianou’ya sorsak, ne cevap alırız? Belki sahilde içki kadehlerini gökyüzüne doğru kaldırıp “Peki bu içki sizin ülkenizde ne kadar?” diye sorarak, kahkaha atarlar.

Şunu da belirtelim: Ortalama Yunan vatandaşı, turistlerden bir ekonomik fayda geldiğine,  eskisi kadar inanmıyor. Turizmin hayat pahalılığını azdırdığını ve dolayısıyla da alım gücünü yükseltmediğini düşünme eğiliminde. “Ya turist olmayacak ve aç kalacağız ya da turist olacak ve aç kalacağız.” şeklinde bir espri de var.

Miçotakis ve Hayat Pahalılığı

Mesele salt turizm ekonomisinin çok ötesinde. Yunanistan’daki (Türkiye’ye nedense yansımayan hatta tam tersine “aa her şey bedava” diye yansıyan) hayat pahalılığı, Başbakan Miçotakis’i ciddi şekilde zorlamaya başlamış durumda. Miçotakis’i sıkıştıran hayat pahalılığı, Tempi Faciası’nın yarattığı “kurum krizi” ve Çipras-Varoufakis hattının miras bıraktığı strateji ayrışması… Bunlar, Yunanistan’da ana tartışma başlıklarından bazıları. Hayat pahalılığı; gıda enflasyonu, enerji faturaları, konut kiraları ve özellikle Atina gibi merkezlerde yaşam maliyetinin “maaşla yarışamaz” hale gelmesi üzerinden hane psikolojisini belirleyen bir gündem. Hükümetin “ekonomi toparlanıyor” anlatısı aşındı. Muhalefetin klasik kimlik/ideoloji tartışmalarını ikinci plana itip “geçim” gündemi etrafında hizalanması dikkat çekiyor.

Yunan siyasetinin belki son ümidi olan kişiyse, Maria Karystianou adlı çocuk doktoru. Bu kadın, “Yunan halkının uyanmasını sağlayacak acılı anne” olarak da tanımlanıyor. Oksijen’de bu hafta yer alan yazıdan bir pasaj (Oksijen, Politico.eu’dan alıp çevirmiş):

“Kızını tren kazasında kaybeden bir doktor, Yunanistan’daki siyasi düzene karşı yükselen protesto dalgasının beklenmedik siması haline geldi. Birçok kişi, siyasete girmesi için Maria Karystianou’yu destekliyor. Onlara göre, ülkeyi sarsan skandalların ve siyasete duyulan güvensizliğin ardından, sistemi değiştirecek kişi ancak ‘dışarıdan biri’ olabilir. 52 yaşındaki çocuk doktoru Karystianou, Şubat 2023’te 57 kişinin öldüğü, çoğunluğu öğrencilerden oluşan Tempi tren kazasında yaşamını yitirenlerin yakınlarını temsil eden Tempi Kurbanlarının Yakınları Derneği’nin başkanı. Kızı, 19 yaşındaki Marthi, Yunanistan tarihinin en ölümcül tren kazasında hayatını kaybetmişti. (…) Karystianou, kazayı ülkenin siyasetindeki çürüme ile ilişkilendirerek, ‘Yunanistan raydan çıktı ve orada kaldı’ diyor: ‘Böyle bir toplumda yaşayamam. Bu kadar yozlaşmış bir siyasi sistemle nasıl yaşamaya devam edeceğimizi hayal bile edemiyorum. Toplumun acil bir ihtiyacı var ama mevcut siyaset bunu karşılayamıyor.’ ”

Demek sosyal çürüme sadece bize özgü değilmiş, komşuda da varmış. Demek  “Böyle bir toplumda yaşamak istemiyorum” diyerek Türkiye’den Yunanistan’a taşınanlar orada “Böyle bir toplumda yaşayamam” diyen Yunanlılarla yani kendi benzerleriyle karşılaşabilirler. Tabii Maria Karystianou bir Bürtek tuhaflığında değil. Tam tersine, havalı bir kadın. Tempi Faciası’nın siyasette bir sembole dönüşmesi ve bu ismi bir seçeneğe dönüştürmesi, yalnızca acının büyüklüğüyle açıklanamaz. Facia, “devlet kapasitesi” ve “hesap verebilirlik” duygusunu yaralayan bir kırılma anıydı. Hayat pahalılığı, aynı kırılmayı günlük hayatta tekrar tekrar üretiyor: Vatandaş, her market alışverişinde, her kira kontratında, her ulaşım biletinde “sistem çalışmıyor” hissine biraz daha yaklaşıyor. Tempi Kazası, geçim sıkıntısıyla birleşince, “teknik bir ihmal” olmaktan çıkıp “düzenin işleyişine dair iddianame”ye dönüşüyor. Halk sadece marketteki etiketlere değil, devletin ve siyasi partilerin işleyişine güvenini de kaybediyor. Her iki öfke, Maria Karystianou’nun şahsında birleşiyor. Çiftçilerin mutsuzluğu ve çiftçi eylemleri de tablonun diğer boyutu.

Maria Karystianou’nun parti kurup kurmayacağı merakla takip edilirken, Türk medyasına yansımayan bir nokta: Karystianou, “Türkiye karşıtı” bir çizgiye yatkın gibi. Kendisinin Türk-Yunan ilişkileri bağlamında polemik yaratan bir çıkışından söz ediliyor. Yunan hükümetinin son dönemde kullandığı “ήρεμα νερά / sakin sular” (“Türkiye ile tansiyonu düşürme”) söylemine itiraz etti. “Sakin sular”ın “ulusal çıkarlara aykırı bazı şeyleri kabullenmek” anlamına geldiğini söyledi. “Somut örnek” olarak, Türk balıkçı teknelerinin Yunanistan karasularında dolaşmasını gösterip “Bunlar benim için sakin sular değil” dedi. Ege’ye dair “sakin sular” söylemi, Yunanistan’da iktidar açısından bir istikrar söylemi. Ama bazı muhalif çevreler (örneğin:Maria Karystianou) için aynı söylem, “suskunluk karşılığında ödün verme” anlamına geliyor.

Bunu, “Hükümetin dış politikada ‘uysal’ davranmasını eleştiren ulusalcı/egemenlikçi bir muhalefet refleksi” olarak görmek mümkün. Tempi mağdurları genellikle “devletin acizliği”ne tepki gösteriyor, milliyetçi söylem de biraz bu tepkinin bir yan ürünü. Geçim sıkıntısı yükselirken, dış politika “kim daha sert, kim daha tavizsiz” yarışına dönüşebiliyor. “Sistem karşıtlığı” ve “geçim sıkıntısı muhalefeti”, “aşırı milliyetçilik” ile kol kola.

Ancak son olarak Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis Ege’deki karasulara dair şahin bir açıklama yaptı ve bizdeki bir günlük gazeteye bu haftasonu manşet oldu. Yunanistan’daki sağ muhalefetin ve dolayısıyla Karystianou’nun “iktidarın Türkiye’ye haddinden fazla tavizkar olduğu”na dair söylemi, o kadar da ikna edici görünmüyor.

Yunan Solu: Çipras-Varoufakis Gerilimi

Şimdi sol muhalefete bakalım… Yunan solundaki önemli bir eksen, Çipras-Varoufakis eksenidir. Merkez solcu PASOK lideri Androulakis (21 Kasım 2024’ten beri) ana muhalefet lideri olarak tanımlansa da bu iki ismin ondan daha güçlü bir “çekirdek kitle”si var. Androulakis, sokakta kitleleri mobilize eden biri de değil. Daha kurumsal çizgide siyaset yapıyor. Belki biraz Kemal Kılıçdaroğlu gibi.

Çipras ve Varoufakis, 2015’in borç krizi günlerinden bugüne taşınan iki farklı strateji ve iki farklı siyaset dilini temsil ediyor. Çipras, iktidara “kemer sıkmaya itiraz” dalgasıyla geldi. Ama Avrupa kurumlarıyla müzakerenin sınırlarına çarptı. Varoufakis, maliye bakanı olarak daha çatışmacı ve kopuşa yakın bir çizgideydi. Varoufakis’in ayrılması, Çipras’ın daha “pragmatik” bir yönelişle ülkeyi yeni bir anlaşma çerçevesinde tutması, Yunan solunda kapanmayan bir yarık bıraktı. Yunan solundaki görece daha ılımlı bir kesim, Çipras’ın tercihlerini “kaçınılmaz gerçekçilik” olarak okudu.

Biraz da dış politikaya geçelim: Varoufakis, Filistin lehine net bir dil kullanarak, Yunanistan’daki ana akım siyasetten ayrışıyor. AB’yi ve özellikle ABD’yi “sorunun parçası” olarak gören, İsrail’e yaptırım ve daha açık bir kopuş talep eden çizgisiyle dikkat çekiyor. Gerilimin zirvesi, Nisan 2024’te Berlin’de yapılmak istenen “Palestine Congress” etrafında yaşandı: Etkinlik polis tarafından durduruldu, Almanya “nefret söylemi/antisemitizm” gerekçeleriyle sert önlemler aldı ve Varoufakis’in Almanya’ya girişinin engellendiği haberleri çıktı. Varoufakis, “sisteme muhalefet”i dış politika sertliğiyle birleştirerek gündemi zorluyor. Çipras’ın “müzakereyle sistem içinde kalma” çizgisine karşı, daha çatışmacı ve kopuşa yakın bir noktada.

Yunanistan’da hayat pahalılığı büyüdükçe herkes “değişim” diyor. Değişimin yöntemi konusunda ayrışma var: “Sistem içinde kalarak reform” mu? Yoksa “sistemi sarsarak yeniden kurma” iddiası mı? Aslında, normal şartlarda, hayat pahalılığı, iktidarı devirebilirdi. Ama Yunan muhalefeti, Çipras-Varoufakis döneminden kalan travmalar ve bölünmüşlük nedeniyle, bir ekonomik alternatif sunamıyor. Bu, hem Karystianou gibi (dış kulvardan) figürlerin parlamasını hem de Başbakan Miçotakis’in partisinin anketlerde her şeye rağmen rakip partilerden hala önde olmasını sağlıyor.

Son olarak şunu belirteyim: Ben eğer Yunan Başbakanı Miçotakis’in yerinde olsaydım, Yunanistan’ın ucuz bir ülke olduğuna fanatikçe inanmış Türk turistleri, seçim kampanyamda kullanmayı düşünebilirdim. “Türkiye bizi kıskanıyor” propagandası yapardım belki.

Tabii bu işin şakası. Miçotakis eğer böyle şeylere kalkışırsa, koltuğundan olabilir.

Önceki İçerikTaraf değiştirmek: ABD, Suriyeli Kürt ortağıyla neden ilişkilerini kesti?
Sonraki İçerikBaşı kesik cesetle ilgili 2 şüpheli yurtdışına kaçarken yakalandı: “Ceset parçalarını ayrı ayrı poşetledik”