“2012 – 2014 yıllarında 12-14 yaş arasında olan bir çocuğun ankesörlü telefonla aranması onu nasıl terör örgütü mensubu yapar?

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı, İstanbul Milletvekil Mustafa Yeneroğlu, Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Mustafa Enis Durak’ın 14 yaşındayken yaptığı bazı telefon görüşmeleri sebebiyle tutuklanmasını eleştirdi: “2012 - 2014 yıllarında 12-14 yaş arasında olan bir çocuğun ankesörlü telefonla aranması onu (bırakın terörü) nasıl örgüt mensubu yapar? Sadece Kuran okunan ve namaz kılınan bir sohbet programının suç unsuru kabul edilerek 14 yaşındaki çocuğun terörist ilan edilmesi nasıl olur? Ama bu çocuk kaçmışmış, dolayısıyla suçluymuş...? Suç olmamasına rağmen hayatını cehenneme çeviren bu adaletsiz yargı sisteminden kendini korumak için kaçmasın da ne yapsın?"

14 yaşındayken yaptığı bazı telefon görüşmeleri sebebiyle tutuklanmasına karar verilen tıp fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Mustafa Enis’in adliye koridorunda annesiyle çekildiği fotoğraf sosyal medyada gündem olmuştu.

Fotoğrafı kendi Twitter hesabından paylaşan DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Cezaevine girmeden önce annesine veda eden Mustafa Enis’in fotoğrafı içimi burktu. Dosyasını inceledim. Kahredici bir vicdansızlık… Genç yaşta hayatı çalınmış. 14 yaşında birkaç kere telefonla aranmış, Kuran okumuş, namaz kılmış, sohbette görülmüş… Cezası 7 yıl 15 ay.

Daha fazla gencin hayatı kararmasın diye bu fotoğrafla yüzleşmeliyiz. Daha fazla insanlık ölmesin diye bu korkunç adaletsizliklere karşı hakkı ve hukuku daha gür biçimde savunmalıyız. Mazlumun ahını işitmeliyiz… Kendimiz için, aynaya bakabilmek için, yarınlarımız için…

Fotoğraftaki bu çocuk henüz ceza ehliyetinin dahi olmadığı 11.5 yaşı ile 14 yaşındayken gerçekleşen ve suç teşkil etmeyen eylemleri sebebi ile silahlı terör örgütü üyeliğinden 7 yıl 15 ay hapis cezası(!) aldı. Bu fotoğrafa bakıp yazdıklarımı okuyun lütfen. 👇

Bu çocuk dosya içeriğine göre 12 ile 14 yaşında ankesörlü telefondan arandığı ve bir tanık ifadesinde sohbete katıldığı iddia ediliyor. Ne arayanın kimliği ve aramanın içeriği tespit edilmiş ne de katıldığı sohbette örgütsel bir faaliyeti.

İçerikleri ve arayanları tespit edilemeyen ankesörlü telefon aramaların,  örgütsel faaliyete yönelik olduğuna ilişkin kabul, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında belirlediği süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk kriterlerini sağlamaktan uzaktır.

2012-2014 tarihinde katıldığı sohbetin silahlı bir terör örgütünün toplantısı olduğuna dair en ufak bir işaret ve iddianın olmadığı, ders çalışma, namaz kılma ve Kuran okumaktan ibaret eylemleri dışında örgütsel faaliyeti tespit edilemeyen bir kişi, bu fiilinden suçlanamaz.

Miili Güvenlik Kurulu’nun dahi ilk kez darbe teşebbüsünden 50 gün önce 26 Mayıs 2016 tarihinde terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütün sohbetine 2014 yılında henüz 14 yaşındayken katıldığı iddia edilen Mustafa Enis hakkında verilen bu cezanın adaletle alakası yoktur.

Devlet kurumlarında örgüt hakkında terör örgütü olduğu yönünde bir tespit ve değerlendirme yapılmadığı ve faaliyetlerinin yasaklanmadığı dönemlerde, 14 yaşındaki bir gencin geleceği öngörerek hareket etmesini beklemek akla, vicdana ve hukuka aykırıdır.

FETÖ yargılamalarında suçun oluşmasının zorunlu gereği olan kast şartının, yani kişinin terör örgütüne bilerek ve isteyerek mensup olduğunun ispatı şartını gözardı ettiği için bu kararlar çıkıyor. Vicdanı olanlara soruyorum: 14 yaşındaki bu çocuk nasıl terör örgütü üyesi olur?

2012- 2014 yıllarında 12-14 yaş arasında olan bir çocuğun ankesörlü telefonla aranması onu (bırakın terörü) nasıl örgüt mensubu yapar? Sadece Kuran okunan ve namaz kılınan bir sohbet programının suç unsuru kabul edilerek 14 yaşındaki çocuğun terörist ilan edilmesi nasıl olur?

2 gün önceki mesajımla ilgili bazı yorumlara bakıyorum da,bu kadar mı adaletten ve vicdandan yoksun olunur? Sınavları bu çocuk nu çalmış? Bu çocuk mu darbeye karışmış? Suçun şahsiliği, adil yargılanma gibi hukuk düzeninin temeli olan kavramlar bunları yazanlara o kadar mı uzak?

Ama bu çocuk kaçmışmış, dolayısıyla suçluymuş…? Suç olmamasına rağmen hayatını cehenneme çeviren bu adaletsiz yargı sisteminden kendini korumak için kaçmasında ne yapsın? Suç onun kaçması değil, onu çaresizliğe iten bu cadı avı!

Utanması gereken o çocuk değil! Utanması gerekenler bu kararları veren yargıçlar, sözde gazeteci olan vicdan yoksunu güçperest cellatlar ve onlara alkış tutan linç güruhu. Bu çocuğun ekonomik çaresizlikten kaçan gençlerden tek farkı daha fazla zalimliğe maruz kalmış olması!”