Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilen ve Nisan 2022’den beri cezaevinde bulunan şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında verdiği ikinci hak ihlali kararının gerekçesi Resmî Gazete’de yayımlandı.
Karar, yalnızca Kahraman’ın dosyası açısından değil, AYM kararlarının alt derece mahkemeleri tarafından uygulanmasının anayasal zorunluluk olup olmadığı tartışması açısından da önemli mesajlar içeriyor.
AYM, daha önce 31 Temmuz 2025’te Kahraman’ın hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına hükmetmişti.
Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi AYM kararını uygulamadı. Yerel mahkeme, AYM’nin yetkisini aştığını, bir tür kanun yolu denetimi yaptığını ve “yetki gaspında” bulunduğunu savundu.
Kahraman bunun üzerine ikinci kez AYM’ye başvurdu.
AYM kararının uygulanmamasına karşı oybirliği
İkinci başvuruda AYM’nin verdiği kararın en dikkat çekici yönlerinden biri oy dağılımı oldu.
AYM, daha önce verdiği ihlal kararının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yerine getirilmemesinin Tayfun Kahraman’ın bireysel başvuru hakkını ihlal ettiğine oybirliğiyle karar verdi.
Böylece Mahkeme üyeleri, ilk ihlal kararının içeriği konusunda farklı görüşlere sahip olsalar bile, kesinleşmiş bir AYM kararının alt derece mahkemesi tarafından uygulanıp uygulanamayacağı konusunda ortak bir tutum aldı.
AYM kararlarının uygulanmasının mahkemelerin takdirinde olmadığı konusunda Mahkeme içinde karşı oy çıkmadı.
Kahraman’ın adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının süregelen biçimde ihlal edildiğine ise oyçokluğuyla hükmedildi.
Kararın bu bölümüne Başkanvekili İrfan Fidan ile üyeler Muhterem İnce, Yılmaz Akçil ve Ömer Çınar karşı çıktı.
Kararda Kahraman’a 100 bin TL manevi tazminat ödenmesine ve ihlallerin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildi.
“AYM kararlarını uygulamamak hukuk sistemini kaosa sürükler”
AYM gerekçesinde, kendi kararlarının derece mahkemeleri tarafından tartışmaya açılmasının yalnızca tek bir davadaki hukuki uyuşmazlık olarak görülemeyeceğini vurguladı.
Anayasa’nın 153. maddesindeki AYM kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını bağladığı hükmünü hatırlatan Mahkeme, bu bağlayıcılığın herhangi bir istisnası bulunmadığına dikkat çekti.
AYM’ye göre mahkemelerin AYM kararlarının bağlayıcı olup olmadığına kendilerinin karar verebildiği bir sistem, anayasal düzenin işlemesini imkânsız hale getirir ve hukuk sistemini kaosa sürükler.
Mahkeme, kamu makamlarının AYM kararlarına “direnme” ya da kararların bağlayıcılığını yeniden tartışma yetkisinin bulunmadığını belirtti.
“Yetki gaspı” suçlamasına sert cevap
Kararın dikkat çeken bir başka bölümü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin AYM’ye yönelttiği “yetki gaspı” suçlamasına verilen cevap oldu.
AYM şu değerlendirmeyi yaptı:
“Demokratik ve anayasal bir hukuk düzeninde yargı mercilerinin AYM’yi yetki gaspı yapmakla itham ederek kararlarına uymaması, Anayasa hükümleri gereğince takdir yetkisi kapsamında ortaya konulmuş bir hukuki görüş olarak dahi kabul edilemez.”
AYM, kendi görev ve yetkilerinin bir derece mahkemesinin hukuki yorumuyla belirlenemeyeceğinin altını çizdi.
Mahkemeye göre AYM’nin görev ve yetkisini ancak Anayasa koyucu belirleyebilir. Bir ilk derece mahkemesinin AYM’nin yetkisinin sınırlarını kendi yorumuyla belirleyip ardından bu yoruma dayanarak AYM kararını uygulamaması mümkün değil.
“Kararlarımızın bağlayıcılığını mahkemeler sorgulayamaz”
AYM, bireysel başvuru mekanizmasının 12 Eylül 2010 anayasa değişikliğiyle kabul edildiğini de hatırlattı.
Buna göre AYM, kesinleşmiş yargı kararlarının Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanındaki temel hakları ihlal edip etmediğini incelemekle görevli.
Tayfun Kahraman’ın başvurusunun da kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına karşı yapılan bireysel başvuru olduğu belirtilerek AYM’nin bu dosyada inceleme yapmasının “yetki gaspı” sayılamayacağı vurgulandı.
AYM ayrıca Anayasa’nın 153. maddesindeki bağlayıcılık hükmünün açık olduğunu belirterek şu sonuca vardı:
“Böyle bir istisna hükmü olmadığına göre mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar, hiçbir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.”
Gezi delilleri için de önemli tespit
AYM, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin delilleri yeniden değerlendirerek temyiz mahkemesi gibi davrandığı yönündeki eleştirisini de reddetti.
Mahkeme, ilk kararında delillerin suçun oluşması bakımından yeniden değerlendirilmediğini; mahkûmiyete dayanak yapılan deliller ile Gezi Parkı protestolarında meydana gelen şiddet olayları arasında somut bir bağlantının yeterli gerekçeyle ortaya konulup konulmadığının incelendiğini belirtti.
AYM’ye göre bu inceleme olağan bir kanun yolu denetimi değil, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel hakların korunması kapsamında yapılan anayasal denetimdi.
İlk derece mahkemesinin AYM kararının ardından yeniden yargılama işlemlerini başlatmaması nedeniyle Kahraman’ın hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin de devam ettiği sonucuna varıldı.
Özgürlükçü üyeler bazı başlıklarda azınlıkta kaldı
Kararın oy dağılımı AYM içindeki dengeleri göstermesi bakımından da dikkat çekici.
Mahkeme, AYM’nin ilk kararının uygulanmamasının bireysel başvuru hakkını ihlal ettiği konusunda oybirliği sağladı. Dolayısıyla AYM’nin daha muhafazakâr üyeleri de alt derece mahkemelerinin AYM kararlarını uygulamama yetkisine sahip olmadığı görüşüne katıldı.
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği konusunda ise karar oyçokluğuyla çıktı.
Başvurudaki diğer hak ihlali iddialarında ise AYM’nin daha özgürlükçü yorumlarıyla bilinen bazı üyeleri azınlıkta kaldı.
Böylece ikinci Tayfun Kahraman kararında AYM içindeki görüş ayrılıklarının sınırı da ortaya çıktı: Üyeler Kahraman’ın dosyasındaki bazı hak ihlalleri konusunda ayrıştı ancak bir derece mahkemesinin AYM kararını uygulamama yetkisi bulunmadığı ve bunun bireysel başvuru hakkını ihlal ettiği konusunda Mahkeme oybirliğiyle konuştu.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.