Biz bu haberleri yapacağız!

Bugün yabancı fon alan sivil toplum ve medya kuruluşlarını itibarsızlaştırmaya çalışanlar önce şunu sormalılar: Eleştirel gazetecilik yapabilmek için dışarıya muhtaç olan bir ülkeden ve milletten hayır gelir mi? Ayrıca şunu da sorabilirler: Acaba hangisi ‘kirli' paradır, yabancı fonlarınki mi yoksa tepeden gelen ‘yerli ve milli’ olan mı?

Amerikalı bir aile şirketine ait Chrest Foundation’ın her zaman yaptığı şeyi yine yapıp, son iki yıl içinde kimlere fon verdiğini kendi sitesinde açıklaması, Türkiye’deki milliyetçi nevrozu hareketlendirmiş gözüküyor. Çok sayıda gerçek ve sanal kişilik sosyal medya hesaplarında birçok sivil toplum kuruluşu yanında Serbestiyet’i de hedef alan mesajlar yayımladı (tabii somut yalanlar eşliğinde; mesela fonun yıllık miktarını aylıkmış gibi göstererek). İdeolojik açıdan hoşlanmadığınıza saldırma şehvetinin cazibe ve epidemik yayılma gücünü bildiğimiz için tarihe bir not düşme gereği duyuyoruz…

Yabancı devlet ve vakıf fonlarının Türkiye’ye yönelmesi AK Parti’nin iktidara gelip Avrupa Birliği’ne üye olma iradesini göstermesiyle oldu. Avrupa Birliği’nin ortak ve komşu ülkeler için fon ayırmaya başlaması ile AK Parti’nin demokratik reformları gerçekleştirme isteği aynı zaman diliminde buluştu. Bu ilişkinin olumlu yönde gitmesiyle birlikte ABD fonları da Türkiye’deki değişime destek verme eğilimi gösterdi.

Söz konusu fonların çok büyük kısmı somut projelerde kullanılmakta, dönem sonlarında hesap vermeyi gerektirmekte ve bütün detaylarıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenmekte. Diğer deyişle Türkiye’de devletin bilgisi haricinde tek bir kuruş fon kullanımı bile mümkün değil.

Öte yandan sivil toplum kuruluşlarının aldığı destek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin almakta olduğu desteğin yanında hiçbir anlam taşımıyor. Devlet halen çeşitli Bakanlıkların yürüttüğü projeler çerçevesinde yılda yüz milyonlarca avro kullanıyor.

Nitekim yabancı fonların temel stratejisi devletin yapacağı reformların kabulünün ve kalıcılığının sağlanması. Sivil toplum bu nedenle destekleniyor… Bu reformların demokratikleşme, özgürleşme ve insan haklarını pekiştirme yönünde olacağı varsayıldığı için, söz konusu nitelikleri güçlendirecek sivil toplum projelerine para veriliyor.

Bu bağlamda son yıllarda fonların giderek artan şekilde medya kuruluşlarına verildiğini görüyoruz. Basit bir nedenle… Türkiye’de ana akım medya tamamen iktidara bağımlı hale gelerek yozlaşmış durumda. Ana akım medyanın objektif haber üretme veya değerlendirme yapmaya dönük ne cesareti ne de isteği var.

Türkiye devleti ‘reform’ projelerini bahane ederek halen yurt dışından fon almayı sürdürürken, bir yandan da Türkiye’de kamusal alan daralıyor, özgürlükler tırpanlanıyor ve insan hakları ihlalleri yaygınlaşıyor. Dolayısıyla yabancı fonlar reformların ancak sivil toplum üzerinden desteklenebileceğini idrak etmiş durumdalar.

Chrest’in yıllık fon dağıtım listesine bakanlar Serbestiyet’in yanındaki açıklamada bu kaynağın niçin verildiğini okuyabilirler: ‘Bağımsız habercilik yapması için.’

Türkiye öyle bir noktada ki objektif habercilik, yani adına uygun bir gazetecilik ancak destekle mümkün ve ülkede öyle bir korku iklimi var ki bu desteği verecek yerli kurum yok. Sivil toplum kuruluşlarının yabancı fonlara müracaat etmesinin tek nedeni, kamusal alan üzerindeki ideolojik tahakkümün doğrudan yargı ve kolluk baskısıyla da iç içe geçmesi ve böylece yurtiçi fonların kuruması. Dış fonlar insanların bir nebze kendilerine saygı duyarak bu ortama dayanması için fırsat sağlıyor. Kısacası devletin duyması gereken utancı hatırlatıyor…

Serbestiyet kurulduğu 2013 yılından 2020’ye dek dar bir arkadaş grubunun kişisel fedakârlıklarıyla yaşadı. Daha fazla, geniş ve iyi habercilik yapma isteğimizi uzun süre gemledik. Yurt içinden fon imkânı bulma umudu ile davrandık… Ne var ki yaşanan kaba gerçeklik giderek alenileşti. Türkiye medya üzerinden gayrı ahlakiliği meşrulaştırma yoluna girdi. Dışarıdan fon arayışımız da bu gerçeklik karşısında hayata geçti…

Bugün yabancı fon alan sivil toplum ve medya kuruluşlarını itibarsızlaştırmaya çalışanlar önce şunu sormalılar: Eleştirel gazetecilik yapabilmek için dışarıya muhtaç olan bir ülkeden ve milletten hayır gelir mi? Ayrıca şunu da sorabilirler: Acaba hangisi ‘kirli’ paradır, yabancı fonlarınki mi yoksa tepeden gelen ‘yerli ve milli’ olan mı?

Son bir not, söz konusu fonların Avrupa tarafından Suriyeli göçmenlerin desteklenmesi için verildiği ‘tespitine’… Öncelikle Chrest bir AB değil ABD fonu; ikincisi böyle bir AB fonu gerçekten de var ve onu ‘yerli ve milli’ devlet alıyor; üçüncüsü, bu fonlar karşılığında AB ile ‘geri dönüş’ anlaşması yapılmış ve Türkiye vatandaşlarına otomatik Schengen vize hakkı kazanılmıştı. Ancak ‘yerli ve milli’ anlayış vizeden vazgeçip parayı istedi… O nedenle Avrupa’ya gidebilecek olan Suriyeliler de mecburen Türkiye’de kaldı.

İşin bir de ahlaki yönü var… Dünyanın her tarafındaki Türkiyeli göçmenlerin haklarını savunurken, Suriyelilerin Türkiye’deki haklarını görmezden gelmek düpedüz ahlaksızlıktır. Köpürtülen ve giderek yozlaşan milliyetçiliğin aleni bir ırkçılığa kapılanmasıdır.

Suriyeli göçmenler hayatlarını kurtarmak için geldiler, yıllardır buradalar, çoğunluğu çoktan entegre oldu. Suç oranları çok düşük ve o suçların da çoğu ‘yerli ve milli’ davranış sergileyen Türkiyeliler nedeniyle yaşanıyor.

Biz Serbestiyet olarak Suriyeli göçmenlerin yanında yer alıyor ve devletin ‘devlet olma’ işlevini daha ciddiye alarak bu insanların entegrasyonu için şeffaf bir program üretmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aynen medeni ülkelerde yapıldığı gibi…

İsteyen, insani değerleri hatırlatan her habere, söyleşiye saldırabilir.

Biz konumumuzu sürdüreceğiz, bu haberleri yapacağız ve eleştirel gazetecilik için kaynak aramaya devam edeceğiz.

Önceki İçerikCasus yazılım skandalı! “Dinlenenler arasında Erdoğan’ın başdanışmanı da var”
Sonraki İçerik“Dış” korkusu (1) Kuzey Kore’nin özel halleri