ÇEVİRİ | Neden Arap aşiretleri SDG’den kopmadı?

Aymenn Al Tamimi: “Esad rejiminin Aralık 2024’te çökmesinden sonra birçok kişi Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) içeriden hızla dağılacağını öngörmüştü: SDG içindeki Arap unsurlar topluca kopacak ve HTŞ öncülüğündeki hükümetle hizalanacaktı. Aradan bir yıldan fazla zaman geçti ama bu beklentiler gerçekleşmedi. Neden?”

Halep kentindeki son Asayiş–hükümet güçleri çatışmaları sırasında bazı gözlemciler, SDG içindeki Arap aşiret unsurlarının hükümet tarafına geçtiğini ve bunun SDG’nin Halep’teki yenilgisinde belirleyici olduğunu iddia etti. Ancak yakından bakıldığında bu iddiaların fazlasıyla basitleştirici olduğu görülüyor.

Kürt çoğunluklu Eşrefiye semtinde ortaya çıkan silahlı aşiret mensupları, farklı geçmişlere sahip yerel Beggara aşiretine mensuptu. Bazıları sivildi, bazıları Esad rejiminin çöküşü sırasında kopan İran destekli Bakır Tugayı ağına bağlıydı, bazılarıysa rejimin düşüşünden önce de Halep’te SDG ile birlikte çalışıyordu. Yeni HTŞ öncülüğündeki hükümetle hizalanmaları, hükümetin kuruluşundan itibaren başlamıştı; Halep’te SDG’ye karşı kararlı bir askeri hamle yapılmasını bekliyorlardı.

“Kopuş” olarak yorumlanan diğer bazı vakalar ise 2018’de Türkiye’nin Afrin’i işgalinden sonra Halep’e göç etmek zorunda kalan Afrinli Kürt SDG mensuplarıyla ilgiliydi. Bu savaşçılar SDG’den ayrılıp silahlarını teslim ettiler ve evlerine dönmenin yolunu aradılar. Bu, örgütlü bir Arap aşiret kopuşundan ziyade, yerinden edilmenin yarattığı yorgunluğa dayanan kişisel bir tercihti.

Bunlar, SDG’nin içeriden çöktüğünü değil; aksine defalarca yapılan “dağılacak” tahminlerine rağmen, kontrol ettiği ana bölgelerde büyük ölçüde bütünlüğünü koruduğunu gösteriyor. Bunu anlamak için SDG’nin gerçekte ne olduğunu —ve ne olmadığını— netleştirmek gerekiyor.

SDG bir koalisyon

SDG kendini birleşik, profesyonel bir ordu gibi sunsa da, aslında tek bir genel komuta altında faaliyet gösteren bir koalisyon olarak anlaşılmalı. Yapı birkaç katmandan oluşuyor: kendi komuta zincirleri olan kurucu fraksiyonlar; il ve ilçe düzeyindeki askeri meclisler; çeşitli “özel kuvvet” birlikleri; ve Haseke merkezli bir özsavunma–zorunlu askerlik gücü. SDG’nin 2020’de yayımlanan “iç sistemi”, yedi fraksiyonu açıkça “kurucu bileşenler” olarak tanımlar.

Bunların en önemlisi, PYD’nin silahlı kanadı ve IŞİD’e karşı ABD destekli mücadelenin çekirdeği olan YPG’dir. Rakka’daki Kuzey Demokratik Güçleri ya da Cephet el-Ekrad gibi diğer yapılar ise büyük ölçüde YPG ve PYD’nin uydu yapıları gibi çalışır. Açıklamalar yapar, mitinglere katılır, ideolojik anlatıyı desteklerler ama bağımsız güç merkezleri değildirler.

Askeri meclisler ise daha sonra ortaya çıkan ve farklı bir gelişim sürecine sahip yapılardır. SDG medyasında YPG sembolleriyle birlikte görünseler de, hukuken ayrı yapılardır. Tabka Askeri Meclisi’nden bir temsilci, eğitim ya da operasyon gibi konularda SDG fraksiyonlarıyla koordinasyon sağladıklarını ama kendi iç yapıları ve varlık gerekçeleri olduğunu söyledi.

Rakka ve Deyr ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerde bu meclisler yerel işe alımı vurgular. Hacin Askeri Meclisi temsilcisine göre, savaşçıların çoğu faaliyet gösterdikleri bölgelerden geliyor; ancak alımda aşiret dengeleri de etkili. Deyr ez-Zor’un doğusunda SDG, daha çok Ugaydat aşiretinin bazı kollarına (özellikle Bukayir ve Şuaytat) yaslanıyor; Hacin’de güçlü olan Ubeyd koluna daha az dayanıyor. Bu, SDG’nin toplumsal tabanının ne homojen ne de siyasal olarak nötr olduğunu gösteriyor.

Askeri meclisler aynı zamanda “devrimci meşruiyet” iddiasında. Hacin’den bir sözcü, kadrolarının yaklaşık yüzde 80’inin eski Özgür Suriye Ordusu mensubu olduğunu, geri kalanının ise rejimden kopanlar ya da daha önce silaha sarılmamış sivillerden oluştuğunu söyledi. 2011 isyanının hâlâ ahlaki bir referans olduğu bölgelerde bu anlatı önem taşıyor.

Resmi söyleme göre meclisler SDG’nin adem-i merkeziyetçi Suriye vizyonunu destekliyor ve halk desteğine sahip. Muhalifler ise buna katılmıyor. SDG karşıtı aktivistlere göre Arap çoğunluklu bölgelerdeki durum rıza değil, zorunlu bir sessizlik. Hacinli ve şu an SDG kontrolü dışında yaşayan bir aktivist bunu “ABD desteği ve ekonomik mecburiyetle ayakta duran geçici bir sessizlik” diye tanımladı. Garanic’ten bir diğeri daha açık konuştu: “Burada sadece sistemden fayda sağlayanlar mutlu.”

Sadakatin ve kopuşun nedenleri

Yine de kitlesel kopuşlar yaşanmadı. Esad’ın düşüşünün hemen ardından kısa süreli bir “devrimci hava” bazı SDG mensuplarını eski uzlaşmaları sorgulamaya itti. El-Kasra Askeri Meclisi’nin eski başkanı Türki ed-Dari, hükümet tarafına geçişini “devrimin kucağına dönüş” olarak açıkladı; bu, SDG içinde Arapların marjinalleştirildiği yönündeki eski şikâyetleri yansıtıyordu.

Ama bu tür örnekler istisna olarak kaldı. SDG temsilcileri birkaç gerekçe sunuyor. Hacin Askeri Meclisi sözcüsüne göre kopanlar korku, acelecilik ya da dış baskı yüzünden böyle davrandı. Ayrıca hükümet güçlerine IŞİD sızması ihtimali, evini terk etmenin riski ve kopanların geleceğine dair belirsizlik de caydırıcı unsurlar.

Bu korkular hayali değil. Ed-Dari Mart 2025’te bir suikast girişiminden sağ kurtuldu ve hâlâ bazıları tarafından, bir zamanlar SDG’ye katıldığı için “hain” diye damgalanıyor. Daha sessiz bir caydırıcılık da var: Kopanların ailelerinin şüpheyle karşılanacağı ya da misillemeye uğrayacağına dair yaygın bir inanç.

Korkunun ötesinde bir de atalet var. Rakka ve Deyr ez-Zor’daki birçok kişi için SDG üyeliği gelir, statü ve belli bir koruma sağlıyor; alternatiflerin ne olacağı belirsiz. 10 Mart anlaşmasının nasıl uygulanacağına dair Şam–SDG görüşmeleri sonuçlanmadıkça beklemek rasyonel görünüyor.

Şam ile SDG arasındaki temel anlaşmazlık sürüyor: SDG askeri ve idari özerklik isterken, hükümet merkeziyetçi bir devlet dayatıyor. Sonuç Irak Kürdistanı’na benzer bir özerklik mi olur, yoksa bireylerin devlet kurumlarına tek tek entegre edilmesi mi; SDG içinde çalışan birçok kişi şimdilik yerinde kalmanın gelecekte bir pozisyon kapma ihtimalini artırdığını düşünüyor.

Ama bu değişebilir. Eğer Şam, Rakka ve Deyr ez-Zor’da SDG’ye karşı büyük bir askeri harekât sinyali verirse, hükümet yanlıları ile askeri meclis üyeleri arasındaki mevcut temaslar “sıfır saat”te kopuşları sağlamak için yoğunlaşacaktır. Gerçek bir askeri baskı altında, meclislerin SDG’nin pozisyonunu korumak için savaşacağı şüpheli.

Önceki İçerikHalep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
Sonraki İçerikAnkara’daki güvenlik kaynakları: Mazlum Abdi ve İlham Ahmed uzlaşıya açıktı, Kandil’den “kalın ve savaşın” talimatı geldi