Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) 5’inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.
Kongrede, Dem Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşma yaptı.
Konuşmadaki önemli satır başlıklarının geniş hali şu şekilde:
“Yamaların olmadığı, hepimizi kapsayan bir cumhuriyete ihtiyaç var
Değerli arkadaşlar, bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe de projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet’in 100 yılı kuruluş iddiasının aksine bir hikâye ortaya çıkardı.
Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen de milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise toplumun üzerine olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, artık hepimizi kapsayacak bir Türkiye’ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var; yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var.
Türkiye’nin siyasi tarihi bitimsiz krizlerin tarihidir. 1925’lerde Takrir-i Sükûn, 1950’lerde Vatan Cephesi, 60’larda darbeciler, 70’lerde Gladyo, 80’lerde Evren ve darbesi, 90’larda kontrgerilla… 1950’lerin başında Menderes’in girişimleri 27 Mayıs darbesiyle son buldu. 60’larda Türkiye’nin devrimcileri tarihsel sorunların çözümünde ufuk açtılar. Her türlü zulme ve baskıya maruz kaldılar.
Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil bin yılı da kurtarırız.
70’lerde Ecevit harekete geçti, Gladyo devreye girdi. 90’larda Özal barış için çabaladı ve kontrgerilla müdahale etti. Daha sonra Erbakan ve Erdal İnönü inisiyatif aldı ama onlar da norm dışı devletin müdahalesine maruz kaldı. 2000’lerde de yargı darbeleri, baskı, zulüm ve yoksullukla krizler derinleşti. Tarihin hiçbir döneminde ülke rahat nefes alamadı ve siyaset kurumu da hep yama peşinde koştu. Türkiye halkı hep ekonomik, siyasi, toplumsal krizler girdabında debelenip durdu. Enerjimizi birbirimize değil başka alanlara harcasaydık, şu anda bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Türkiye, içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ama hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Küresel planlara karşı birlik olma, bölgesel fırsatlar için ortak mücadele etme zamanıdır. Bu ülke, bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız, bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız. Cumhurbaşkanı da Cumhur İttifakı da bu sürece “Türkiye Yüzyılı” diyor. Emin olun ki süreç başarıya ulaşırsa gerçekten bu yüzyıl Türkiye’nin olacak; Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüzyılı olacak. Gelin, rejimin parametresini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında örelim ve Demokratik Türkiye Yüzyılına adım atalım. İşte bunu başarmak, siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret DEM Parti’de var, bu salondadır. Önümüzdeki yüzyılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin zulüm, baskı ve yoksulluk içinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olmaya hazırız. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil bin yılı da kurtarırız.
Başka bir baharın eşiğindeyiz; çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz
Yüz yıldır isyan ve inkâr denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbali ile Türkiye’nin istikbalinin aynı parametrede buluştuğu bir dönemdeyiz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun ki yere gelmez. Türkiye son elli yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden dolayı çok maliyet ödedi. Ortadoğu’da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Şimdi Kürt dengesini lehe çözecek bir süreçteyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımı gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan’ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kazanımı, Türkiye’nin ve Türkiye’deki Kürt’ün kazancı olarak görülüyorsa; Irak’taki, İran’daki ve Suriye’deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye’nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt’ün kazanımı Türkiye’nin kazanımıdır. Türkiye’nin kazanımı Kürt’ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır.
Güçlü ve büyük Türkiye’ye İnanıyoruz. Sadece nasıl konusunda yıllarca ayrıştık
Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye ile Kürtlerin çıkarlarını ortak paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye’ye inanıyoruz, fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan, bütün kimliklere ve inançlara eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu aktör olursa Türkiye güçlenir, Ortadoğu istikrar kazanır. Ortadoğu’yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık 100 yıllık Sykes-Picot parantezini kapatmanın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazırız.
Demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız
Toplum, siyaset ve devlet değişiyor; dünyada siyaset başka bir kulvara giriyor. Saatin akrebi yerinden oynadı, artık zamanı ve siyaseti eski noktada tutamayız.
Biz de değişeceğiz, bu değişime göre konumlanacağız, ayakta kalacağız ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle bu 10 yıllık süreçte konjonktürel tercihlerimiz oldu.
Kategorik olarak Türkiye’deki hâkim iki siyasal geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik, kendi yolumuzu belirledik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının çıkarını önceledik. Konjonktüre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir.
Biz de ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız.
100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Sizlere soruyorum: Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildiler? Hangisi yetkiyi alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi yüz yıldır içerisinde debelenip durduğumuz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Çok açık söylüyoruz: Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne de AKP dönemi bir tür modern asr-ı saadettir. Bizim iddiamız ve çözümümüz farklı. Başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız. Biz Türkiye’de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz ama bazıları hâlâ eski reçetelerde dermanı arıyor. Türkiye’de devlet, toplum, sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde 3. Yol’da kuruyoruz. İlle de hak diyoruz, ille de halk diyoruz, ille de ezilenler diyoruz, ille de demokrasi ve hukuk diyoruz. Yolumuz Üçüncü Yol’dur, yolumuz demokrasi ve barıştır. Çünkü yolumuz halkın yoludur; yoksulun, kadının, inançların, kimliklerin, emekçinin, ezilenin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz. Daha fazla emek vermemiz gerekiyor.
Gelin, demokratik bir yönetim için el ele verelim
Ekonomi, ekoloji, istihdam ve üretim kaslarımızı parti olarak daha çok güçlendireceğiz. Sadece tespit yapmayacağız, aynı zamanda çıkış yolu da sunacağız. Çok açık ifade ediyoruz: Tek bir kişiyi dışarıda bırakmadan, 86 milyonun hakkını ve hukukunu koruyarak en iyi şekilde yönetmeye DEM Parti hazır.
Bu ülkenin kaderini yeniden yazabiliriz, Türkiye’yi yönetmeye talibiz
Değerli Türkiye halkları, bu iddiamızı bugün burada, açık ve net biçimde duyuruyoruz: Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu konuda iddialıyız. Yarından itibaren hazırlığına başlayacağımız kongre, Türkiye’yi yönetecek bir kadro ve bir perspektif kuracak. Ekonomiyi, hukuku, dış politikayı, eğitimi ve sağlığı biz düzelteceğiz. Türkiye’nin bütün meselelerini çözmeye talibiz. Bunu taşıyacak siyasal birikim ve tecrübe bizde var. Ekonomide adaletli, eşitlikçi ve demokratik bir düzen kuracağız. Ekmeği büyüteceğiz, üretimi güçlendireceğiz, israfı bitireceğiz. Bugüne kadar hep sermaye ve rantiyeci sınıf yedi, faturayı halk ve ezilenler ödedi. Rantiyeci kazandı, halk kaybetti. Biz bunu değiştireceğiz. Yoksul ve gureba bizim yönetimimizde hakkını alacak. Dışarıda aç ve açıkta kimse kalmayacak. Hukukta herkesi aynı terazide tartacağız. Hukuku siyasete alet eden anlayışa son vereceğiz. Çünkü hukuk hepimize lazım. Hukukun kırılgan olduğu bir ülkede ne üretim ne yatırım ne de gelecek güvende olur. Demokrasiyi güçlendireceğiz. Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağız. Dış politikada da aynı netlikteyiz: Kafkaslardan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya halkların eşitliğini, bölgesel barışı, demokratik işbirliğini ve Filistin halkı başta olmak üzere ezilen halklarla dayanışmayı esas alan bir çizgiyi daha güçlü savunacağız. Bu bizim programımız, bu bizim iddiamız. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu ülkenin kaderini beraber yeniden yazmaya talibiz.
Gizli Ajandamız yok. Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye’dir
Değerli dostlar, kimsenin şüphesi olmasın, biz bu sürecin teminatıyız. Süreci enfekte eden kim olursa olsun, ilk bizi karşısında görecek. Yumruğumuz sıkılı değil, elimiz açıktır. Göz hizasından konuşuyoruz ve gizli bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye’dir. Tek bir ajandamız var, o da barış ve demokratik toplumdur. İşte tam da bu sürecin hepimizi ve 86 milyonu güçlendireceğine inanıyoruz. Dost ve düşman bilsin ki dünyada, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor ve biz bu döneme hazırız. Kendimizi Diyarbakır’dan sorumlu hissettiğimiz kadar Ankara ve İstanbul’dan da aynı düzeyde sorumlu hissedeceğiz. Bu konuda eksiklerimizi de gidereceğiz. Türkiye’nin her bir karışına aynı sorumluluk duygusuyla yaklaşacağız. Kimse kaygı duymasın. Yarın, bugünden daha iyi olacak!
Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü; kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek. Yolumuz, yolunuz açık olsun.”
Pervin Buldan: DEM Parti birkaç ay sonra yeniden kongreye gidecek
TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, partisinin birkaç ay içinde yeniden kongreye gideceğini açıkladı. Yeni bir inşa dönemine girdiklerini belirten Buldan, “Muhtemelen birkaç ay sonra yeniden bir kongreyle aslında ‘Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ olarak yeni bir hareketi inşa edeceğiz. Bunun bugün ilk mesajı verildi, adımı atıldı” dedi.
Buldan yaptığı açıklamada, “Hayırlı olsun diyelim. Yeni bir inşa dönemine giriyoruz parti olarak. Türkiye halklarıyla birlikte bu inşa döneminde barışı kalıcı bir hale getirebilmek için büyük bir mücadele vereceğiz” dedi.
“TÜRKİYE’NİN TOPLUMSAL BARIŞA İHTİYACI VAR”
Buldan, Türkiye’nin toplumsal barışa ihtiyacı olduğunu belirterek, “En azından bugünkü kongreden sonra eş genel başkanlarımızın vermiş olduğu mesajlar açık ama şunu ekleyebilirim tabii ki. Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Toplumsal bir barışa ihtiyacı var ve bunun artık adımları atıldı. Yeni yeni aşamalar var önümüzde” diye konuştu.
Yeni aşamaların krizsiz ve pürüzsüz ilerlemesi gerektiğini ifade eden Buldan, “Bu yeni aşamalar krizsiz, pürüzsüz ve toplumun hak ettiği bir barış sürecini hep birlikte inşa etmemiz gerekiyor. Yeni partimiz bugünden itibaren bu merdivenleri çıkmaya başlayacak” dedi.
“BİRKAÇ AY SONRA YENİDEN BİR KONGRE”
Buldan, birkaç ay içinde yeniden bir kongre yapılacağını belirterek, “Muhtemelen birkaç ay sonra yeniden bir kongreyle aslında Demokratik Cumhuriyet Hareketi olarak yeni bir hareketi inşa edeceğiz. Bunun bugün ilk mesajı verildi, adımı atıldı” ifadelerini kullandı.
Buldan, “Hepimize hayırlı olsun diyorum. Türkiye halklarına hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi.
DEM Parti’nin yeni PM’sinde 33 yeni isim
DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nde 80 kişilik Parti Meclisi’ne 33 yeni üye seçilirken, Merkez Disiplin Kurulu ve Uzlaşma Kurulu’nun asli ve yedek üyeleri de belirlendi.
DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kongrede, 80 kişiden oluşan PM’ye yeni 33 üye seçildi.
Kongrede, PM’ye yeni giren isimler arasında Asiye Kolçak, Ayfer Fatma Çelik, Aylin Hacaloğlu, Berdan Gündüz, Berivan Elter, Berna Çelik, Besriye Tekgür, Cemile Turhallı, Çiğdem Köse, Doğan Erbaş, Ekaterini Nikolaо, Ekrem Baran, Elif Çoban, Emin Orhan, Eylem Saruca, Fikret Melih Çolakoğulları, Hakkı Saruhan Oluç, Hasip Şan, İbrahim Ateş, Mehmet Resul Baykara, Metin Kılavuz, Muhsin Dalfidan, Nayif Bulğa, Ömer Kulpu, Sabuha Akdağ, Sadet Fırat, Sedat Şenoğlu, Sevda Çelik Özbingöl, Seyfettin Aydemir, Sezgin Kartal, Turkut Çatar, Vaysi Unat ve Zeyyat Ceylan yer aldı.
Merkez Disiplin Kurulu’nda ise Bedia Boran Bulut, Cumhur Ege, Emine Akyazılı, Eylem Arzu Kayaoğlu, Hüseyin Gözen, Metayin Demir ve Zeynep Nilgün Salmaner asil üye olarak seçildi. Pirozhan Karali Güler ile Sedat Bilgin ise MDK yedek üyeleri oldu.
Uzlaşma Kurulu’nun asil üyeliklerine Ayşe Erdem, Fatma Ayparçası, Gonca Yangöz, Mehmet Salih Yıldız ve Nevzat Anuk seçilirken, Deniz Yalçın ile Naif Eroğuz yedek üye olarak belirlendi.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.