Anasayfa / Haberler / Deniz Göktaş, New York Times’a konuştu: “Bizde hem iptal kültürü hem de hapis var”

Deniz Göktaş, New York Times’a konuştu: “Bizde hem iptal kültürü hem de hapis var”

88 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen komedyen Deniz Göktaş, The New York Times’a konuştu: “Özür dileyen bir tutum takınmak istemedim. Önceliğim bir an önce dışarı çıkmak değildi.” Amerikalı komedyenlerin iptal kültüründen şikâyet etmesi üzerine de “Övünmek gibi olmasın ama bizde hem iptal kültürü hem de hapis var” dedi.

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 88 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen komedyen Deniz Göktaş, ilk kapsamlı söyleşisini The New York Times’ın kültür eleştirmeni Jason Zinoman’a verdi.

10 Ekim’de yayımlanan söyleşide Göktaş, Erdoğan hakkında yaptığı şakalar nedeniyle yargılanmasını, mahkemedeki savunmasını, cezaevinde yaşadıklarını ve tutuklanmasının komediye bakışını nasıl değiştirdiğini anlattı.

Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “utangaç bir diktatörden kendisiyle barışık, özgüvenli bir diktatöre” dönüştüğünü söyleyerek yaptığı şaka nedeniyle yargılandı. İlk duruşmada 19 ay hapis cezasına çarptırılan komedyen, karara itiraz hakkı tanınarak tahliye edildi. Göktaş şimdi temyiz sürecine hazırlanıyor.

“Özür dileyen bir tutum takınmak istemedim”

New York Times’ın tahliye kararını bekleyip beklemediği sorusuna Göktaş, serbest bırakılacağını düşünmediğini söyledi.

Mahkemede yaptığı savunmanın sertliği nedeniyle cezaevinde daha uzun süre kalabileceği konusunda avukatları ve yakınları tarafından uyarıldığını belirten Göktaş, buna rağmen savunmasını yumuşatmayı tercih etmedi.

Göktaş, mahkemede özür dileyen bir görüntü vermek istemediğini, asıl amacının başka komedyenlere de korkmadan konuşabileceklerini göstermek olduğunu anlattı.

İfade özgürlüğünün yalnızca Türkiye’ye özgü bir sorun olmadığını, dünyanın farklı ülkelerinde insanların söyledikleri nedeniyle cezalandırılmaktan veya toplumun tepkisinden çekindiğini vurguladı.

Üç ay hapis yatmanın ağır bir deneyim olduğunu kabul eden Göktaş, bir sanatçının savunduğu ilkeler uğruna bu bedeli göze alabileceğini göstermek istediğini söyledi.

“Otosansür uygulamaya başlamıştım”

Göktaş, söyleşide yalnızca devlet baskısını değil, kendi içinde yaşadığı değişimi de anlattı.

Kariyerinde tanındıkça ve kaybedecek daha fazla şeyi oldukça şakalarını sınırlandırmaya başladığını belirten komedyen, bunun kendisini rahatsız ettiğini söyledi.

Gösterilerini izleyen öğrencilerin ve emeklilerin günlük hayatlarında kendisinden daha cesur davranabildiğini fark ettiğini, buna karşılık kendisinin giderek daha çekingen hale geldiğini anlattı.

Bu durumun kendisini ikiyüzlü hissettirdiğini belirten Göktaş, gösterisinin kapanışında kullandığı, ilkelerinden vazgeçen bir şairi anlatan şarkının da kendisine kendi durumunu hatırlattığını söyledi.

Bunun üzerine sonuçlarını düşünmeden komik bulduğu şeyleri yeniden söylemeye karar verdiğini anlattı.

Cezaevindeki ilk gecesine ilişkin sözleri ise söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri oldu: Göktaş, o gece hayatının en iyi uykusunu uyuduğunu söyledi.

“Bir saniye bile pişman olmadım”

New York Times, Göktaş’a cezaevindeyken gösteriyi yaptığına pişman olup olmadığını da sordu.

Göktaş, pişmanlık duymadığını ve tutukluluk döneminin kendisini hayatında en az yalnız hissettiği dönem olduğunu anlattı.

Yaşadıklarının ardından daha önce sahip olmadığı bir özgüven kazandığını, artık bu duygudan vazgeçmek istemediğini belirtti.

Üç yıl boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerinde aynı gösteriyi herhangi bir sorun yaşamadan sahnelediğini hatırlatan gazetecinin, neden şimdi yargılandığı sorusuna ise canlı gösteri izleyicileriyle internet üzerinden video izleyenler arasındaki farkı vurgulayarak yanıt verdi.

Türkiye’de geçmişte de ifade özgürlüğü sorunları bulunduğunu, ancak televizyonlarda kendisinden çok daha sert siyasi şakalar yapan komedyenlerin olduğunu anlattı.

Göktaş’a göre son yıllarda mizaha gösterilen tahammül önemli ölçüde azaldı. Bunun aynı zamanda komedinin gücünü ortaya koyduğunu düşündüğünü belirtti.

Cezaevinde kendisini tutuklanmasını destekleyen gazeteciyle komşu buldu

New York Times’ın haberinde Göktaş’ın cezaevinde karşılaştığı kişiler de yer aldı.

Göktaş, tutuklanmasını destekleyen bir gazeteciyle aynı cezaevinde kaldığını ve onunla empati kurmamaya çalıştığını, ancak komşusu olduğu için bunun zor olduğunu anlattı.

BirGün’ün haberinde bu gazetecinin Cem Küçük, cezaevindeki diğer tanınmış ismin ise Haluk Levent olduğu belirtildi. Ancak erişebildiğim New York Times söyleşisi aktarımlarında bu isimler açıkça verilmiyor.

Erdoğan hakkındaki şakasına ilişkin soruyu yanıtlamadı

Söyleşinin dikkat çekici bölümlerinden biri de gazeteci Jason Zinoman’ın Göktaş’a yönelttiği Erdoğan sorusu oldu.

Zinoman, Göktaş’ın gösterisinde Erdoğan’ın artık eskisi kadar “utangaç bir diktatör” olmadığı yönünde şaka yaptığını hatırlattı. Ardından tutuklanmasının bu şakayı doğrulayıp doğrulamadığını sordu.

Göktaş soruya doğrudan yanıt vermedi. Cevabının mahkemedeki savunmasında bulunduğunu söylemekle yetindi.

Lenny Bruce’u mahkemede neden anlattı?

Göktaş, savunmasında 1964 yılında bir komedi gösterisi nedeniyle yargılanan Amerikalı komedyen Lenny Bruce’u örnek gösterdi.

Bruce’un ölümünden yaklaşık 40 yıl sonra New York Valisi tarafından affedildiğini hatırlatan Göktaş, ondan aldığı en önemli dersin sanatçının kendisine sadık kalması olduğunu anlattı.

Ancak kendi yargılanma sürecinin gelecekteki gösterilerini tamamen belirlemesini istemediğini de söyledi. Cezaevinde günlüğüne yazdığı ilk notlardan birinin, yeni gösterilerinde davasından fazla söz etmemek olduğunu aktardı.

Göktaş, cezaevinde gelecek yıl sahnelemeyi umduğu yaklaşık 20 dakikalık yeni bir gösteri üzerinde de çalıştığını açıkladı.

“Herkesi susturmak istiyorlar”

Hükümetlerin komedyenleri neden hedef aldığı sorusuna Göktaş, komedyenlerin sınırları zorlamasının beklendiğini, ancak baskının yalnızca komedyenlere yönelik olmadığını söyleyerek yanıt verdi.

New York Times, ABD’de de Stephen Colbert gibi televizyon komedyenlerinin siyasi baskılarla karşı karşıya kalmasını gündeme getirdi.

Göktaş, Türkiye ile ABD arasında doğrudan bir karşılaştırma yapmakta zorlandığını, Amerikalı komedyenlerin kendisine çok daha özgür göründüğünü söyledi. Bununla birlikte gelecekte iki ülkedeki koşulların birbirine benzeyebileceğini de belirtti.

Amerikalı komedyenlerin internetteki tepkilerden ve iptal kültüründen şikâyet etmesi üzerine ise Türkiye’de bu baskılara hapis cezasının da eklendiğini hatırlatan esprili bir yanıt verdi.

Göktaş, mizahın otoriter yönetimler karşısındaki gücünü de abartmadı. Komedinin insanlara cesaret, motivasyon ve empati kazandırabileceğini, ancak tek başına siyasi düzeni değiştirecek bir araç olmadığını savundu.

“En kötü koşullarda bile kendinizi özgür hissedebilirsiniz”

Söyleşinin sonunda Göktaş’a cezaevi deneyiminin kendisini nasıl değiştirdiği soruldu.

Bunun yanıtını vermek için henüz erken olduğunu söyleyen komedyen, hapisteyken mutluluk ve özgürlük üzerine düşündüğünü anlattı.

Hayatın yalnızca insanı mutlu eden büyük şeylerden ibaret olmadığını, uyumak veya çay içmek gibi basit gündelik deneyimlerin de insana tatmin sağlayabildiğini belirtti.

Göktaş, en kötü koşullarda bile insanın kendisini özgür hissedebileceğini söyleyerek röportajı tamamladı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın