Abbas Abad, Tahran’ın kuzey-orta kesiminde yer alan, apartman blokları, ofisler ve ana yollarıyla karma bir yerleşim ve iş bölgesi olarak bilinen büyük bir semt.
Son ABD-İsrail ortak saldırılarının hedefiydi bu semt.
Saldırıların ardından ağır hasar görmüş apartman binaları, yıkılmış duvarlar ve pencereler, şok içinde odaların içinde duran siviller ve molozlarla kaplı sokaklarda dolaşan insanlar kaldı.
Tahran’da, bombardıman altındaki mahallelerde yaşayanlar hem hava saldırıları hem de savaşın yarattığı belirsizlik içinde sıkışmış durumda.
BBC’nin saha araştırması ve doğruladığı görüntüler, özellikle sivil yerleşimlerin içine konumlanmış askeri hedeflerin vurulmasının geniş çaplı yıkıma yol açtığını gösteriyor.

“Kızım enkazın altında”
Tahran’ın doğusundaki Resalat mahallesinde bir anne günlerdir enkaz başında bekliyor. Hava saldırısında yıkılan binanın altında kalan kızına ulaşılmasını bekleyen kadın,
“Onu oradan çıkaracak güç yok… Kızım karanlıktan korkar” sözleriyle yaşadığı çaresizliği anlatıyor.
Uydu görüntüleri ve saha analizleri, mahallede bir Besic binasının hedef alındığını ancak çevredeki çok sayıda konutun da tamamen yıkıldığını ortaya koyuyor.
Yerel kaynaklara göre sadece bu saldırıda 40 ila 50 kişi hayatını kaybetti.

“Hiçbir şeyim kalmadı”
Aynı saldırıdan kurtulan 55 yaşındaki bir mahalle sakini, patlamanın şiddetini şöyle anlatıyor:
“Çok ani oldu… Kendimi odanın öbür ucunda buldum. Şimdi hiçbir şeyim yok, her şey enkaz altında.”
Evsiz kalan çok sayıda kişi geçici olarak otellere yerleştirildi.

900 kiloluk bombalar iddiası
BBC’ye konuşan askeri uzmanlara göre saldırılarda, yüksek tahrip gücüne sahip Mark 80 serisi bombalar kullanılmış olabilir.
Özellikle 907 kilogramlık Mark 84 tipi bombaların, yoğun nüfuslu alanlarda kullanıldığında geniş bir yıkım yarattığı ve Resalat’taki hasarla örtüştüğü belirtiliyor.
Uluslararası insancıl hukuk uzmanları ise bu tür ağır mühimmatın şehir merkezlerinde kullanılmasının “ölçüsüz” ve “hukuka aykırı” olabileceği görüşünde.
Sadece bir mahalle değil
Resalat’taki yıkım tekil bir olay değil. İsrail ordusu İran genelinde 12 binden fazla, sadece Tahran’da ise 3 bin 600 bomba attığını açıkladı. ABD de 9 binden fazla hedefi vurduğunu duyurdu.
Bu hedeflerin önemli bir kısmı polis merkezleri, Devrim Muhafızları (IRGC) bağlantılı yapılar ve askeri tesisler. Ancak bu yapıların çoğu, doğrudan sivil yerleşimlerin içinde bulunuyor.
1 Mart’ta Nilüfer Meydanı yakınındaki bir polis karakoluna düzenlenen saldırıda da çok sayıda sivilin öldüğü bildirildi.
Sivil kayıplar artıyor
ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), savaşın ilk ayında 217’si çocuk olmak üzere 1.464 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı.
“İnsanlar bana muhtaç” dedi, eczanede öldü
Tahran’da eczacı Parashtesh Dahaghin, ailesinin gitmesi yönündeki çağrısına rağmen kalmayı seçti:
“Yaşlılar ilaca muhtaç. Burada kalıp yardım etmeliyim.”
Dahaghin, eczanedeyken yakınındaki bir binaya düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti. Hedef alınan yapının, İran’daki internet kesintileriyle bağlantılı bir IT şirketine ait olduğu iddia edildi.
“Evi özledi” diye döndü, bir gün sonra öldü
26 yaşındaki Berivan Molani, daha güvenli bölgeye gitmişti. Ama evini özledi.
Tahran’a döndü.
Bir gün sonra, evinde uyurken hava saldırısında hayatını kaybetti.
Ailesi, yaşadıkları binanın karşısında İran İstihbarat Bakanı Esmail Khatib’in oturduğunu bilmediklerini söyledi. Bu detay, sivil mahallelerin nasıl askeri hedeflerle iç içe geçtiğini gösteriyor.
3 yaşındaki çocuk da kurtulamadı
İran’ın batısındaki Sardasht kentinde 3 yaşındaki Eilmah Bilki, hava saldırısında ağır yaralandı. Bir gün sonra hayatını kaybetti.
Okul, hastane, mahalle
BBC’nin saha analizine göre, bazı saldırılarda 900 kiloluk bombalar kullanıldı ve patlamaların etkisi onlarca metreye yayıldı. Uluslararası hukuk uzmanları, bu tür ağır mühimmatın yoğun nüfuslu bölgelerde kullanımının “ölçüsüz” ve “hukuka aykırı” olabileceğini belirtiyor.
“Siren yok, uyarı yok”
Tahran’da siviller, savaşın ortasında savunmasız kaldıklarını söylüyor:
“Siren yok, uyarı yok… Sadece patlamayı duyuyorsunuz.”
Sığınak, tahliye planı ve yönlendirme eksikliği, ölü sayısını artıran başlıca nedenlerden biri olarak gösteriliyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.