Minneapolis’te protestocular polisle ve birbirleriyle karşı karşıya

Luke Mogelson, New Yorker, 31 Mayıs 2020

Minneapolis’te oturan Chantaveia Burnett’ten yağmacılara: “Dükkâna girip sigara almak için protesto ediyor değiliz! Hepiniz aptalsınız! Bu, polisle ilgili!”

Perşembe günü Minneapolis’te George Floyd’un öldürülmesini protesto eden kalabalık, onu öldürmekle suçlanan polis Derek Chauvin’in görevli olduğu Üçüncü Bölge polis karakoluna yürüdü. Geceyarısı olduğunda, bina alevler içindeydi ve yüzlerce yağmacı çevredeki dükkân, restoran ve işyerlerini boşaltıyordu. Karakolun önündeki kavşakta yanan iki aracın çevresini kutlama havasında insanlar sarmıştı. Hemen hemen hepsi yirmili yaşların başlarında gibiydi ve en az yarısı beyazdı. Zorla girilen bir dükkândan alınan içkiler elden ele dolaşıyordu.

Bir buçuk mil kuzeydeki Augsburg Üniversitesi’nde metin yazarlığı okuyan 26 yaşındaki Afrikalı-Amerikalı Jay Carter, olayları kederli bir inanamazlıkla izliyordu. Ben daha sorularımı soramadan o bana sordu: “Sizce buna değer mi?”

Carter, karakolun pencerelerinden fışkıran alevleri ve donut çeviren ergenlerle dolu yakındaki bir arabayı izlerken, protestoların büründüğü bu şekilden rahatsız olduğunu söyledi. “Doğru gelmiyor,” dedi. “Kimseyi yargılamıyorum ama bunlara katılmıyorum.”

Polis sabah 4.30 sularında bölgeye döndüğünde, büyüyen yangınlar oturulan mahallelere yayılma tehlikesi gösteriyordu. Protestocuların yeterli kısmı evine dönmüştü ve polis kontrolü yeniden ele geçirebildi. Aynı sabah daha geç bir saatte geldiğimde isyan teçhizatlı eyalet polisi ve zırhlı Humveeleri olan Minnesota Ulusal Muhafızları bölgeyi çevirmişti. Güç gösterisi kalıcı olmadı. Cuma akşamı binlerce protestocu Üçüncü Bölge karakolunun önündeydi ve görünürde ne asker ne de güvenlik güçleri vardı. (Carter da orada değildi, mesaj attığımda, “bana yetti” diye cevap verdi). Sekiz buçuk sularında herkes ana ticarî bulvarlardan Lake Street üzerinden batıya, başka bir karakola, Beşinci Bölge’ye doğru yürümeye başladı.  “Adını söyle! George Floyd!” ve “Adalet yoksa barış da yok! Polisi yargılayın!” diye bağırıyorlardı. Bir noktada, bir otoparktaki araçlar ateşe verildi, bazıları patladı, fakat bunun dışında protesto tedirginlik verici olsa da ölçülüydü.

Beşinci Bölge’deki polisler, karakolun etrafına beton bloklar ve yüksek çitlerden oluşan iki barikat kurmuşlardı. Kasklı ve kurşun geçirmez yelekli polisler çatıda pozisyon aldı. Protestocular slogan atarak ve megafonla konuşan yerel organizatörlere kulak vererek çitlere dayandılar. Kimse barikatları aşmaya ya da karakola saldırmaya çalışmadı, hiçbir konuşmacı da şiddeti teşvik etmedi. George Floyd’dan, adaletten ve sistemik reforma duyulan âcil ihtiyaçtan söz ettiler. Fakat caddenin karşısındaki benzin istasyonunda başka bir şey yaşanıyordu. Ellerinde manivela olan insanlar benzincinin marketinin ön kapısına ve pencerelerine çakılmış kontrplak levhaları sökmüşlerdi, markete girip ellerinde mallarla çıkıyorlardı. Doc Martens ayakkabılı, kotlu ve kapüşonlu üst giymiş genç bir kadın yağmacıları hararetle azarlıyordu. “Bunun için protesto ediyor değiliz!” diye bağırıyordu öfkeden boğuklaşmış sesiyle. “Dükkâna girip sigara almak için protesto ediyor değiliz! Hepiniz aptalsınız! Bu, polisle ilgili!” Karakolun önünde toplanmış protestocuları ve konuşmacıları göstererek devam etti, “Olmamız gereken yer orası!”

Genç kadının adı Chantaveia Burnett; 18 yaşında ve birkaç sokak ileride ailesiyle yaşıyor. Yağmacıları caydırmaya çalışmaktan vazgeçince bana yıkıcı eylemlerin tümüne karşı   olmadığını, sadece yıkımın bir amacı olması gerektiğini düşündüğünü söyledi. “Potansiyel olarak sesimizin duyulmasını sağlayacak tek yol bu. Barışçı protesto bir yere kadar işe yarar. İsyan – işte o zaman ‘Kahretsin, gerçekten bir şeyler yapmalıyız’ derler. Öyle hissediyorum ki, tek çare isyan.” Fakat yine de, “Dükkâna girip sigara ve atıştırmalık almamamız gerektiğini düşünüyorum.”

Beşinci Bölge karakolunun önünde bir başka genç kadın, Nupol Kiazolu, protestoculara sesleniyordu. Ona daha önce 38. Cadde ile Chicago Avenue’nün kesiştiği, Floyd’un öldürüldüğü yerde rastlamıştım. Kavşak bir anma noktası haline gelmişti, küçük çocuklu ailelerin de aralarında olduğu yüzlerce kişi geliyor, Floyd’un ölümünün izlendiği ve filme alındığı kaldırıma çiçekler, işaretler ve andaçlar bırakıyorlardı. 19 yaşındaki Kiazolu, New York metropolü, Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Önemlidir) örgütünün başkanı, Minneapolis’e yeni gelmişti. Havaalanından doğrudan anma noktasına gelmiş ve çevresindeki düzinelerce kederli kişinin, yumruklarını kaldırarak Black Liberation Army (Siyahların Kurtuluş Ordusu) üyesi Assata Shakur’un yarattığı ünlü dörtlüğü söylemesine önderlik etmişti: “Özgürlüğümüz için savaşmak görevimiz. / Kazanmak görevimiz. / Birbirimizi sevmeli ve korumalıyız. / Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok.”

Şimdi Beşinci Bölge’de Kiazolu çevresini saran, bağıran ve tezahürat yapanlara, “Bu polisler artık bizi pervasızca öldüremeyecek!” diyordu. Sözü birdenbire megafonla “benzin istasyonu yanıyor – hepinizin bu tarafa gelmesi lazım” diyen bir adam tarafından kesildi. Gecenin daha anarşik ve tehlikeli bir şeye doğru kaydığını belirlemeye çalışacak olursam, o bu andı. Kiazolu ve diğerlerinin karakolun önündeki barışçı, tutarlı ve odağı belli protestosu kısa sürede caddenin karşı tarafındaki farklı bir harekete yenik düştü. Benzincinin arkasındaki şerit tipi alışveriş merkezinde yağmacılar bir Office Depot, bir Kmart ve hattâ bir Subway dükkânına saldırdılar. İnsanlar bir Dollar Tree mağazasının kırılmış cam kapılarından elleri kolları mallarla dolu olarak çıkıyorlardı, mağazanın içi dumandan zor seçiliyordu. Burnett’ı kaldırımda, çaresizce seyrederken gördüm. Etrafa saçılmış su şişelerini toplayıp düzgün bir yığın haline getiriyordu. “İnsanların muhtemelen suya ihtiyacı olacak” diye açıkladı.

Bir noktada isyancılar dikkatlerini karakolun köşesindeki Wells Fargo’ya ve Postane binasına yönelttiler. İki binaya da zorla girip ikisini de ateşe verdiler. Havada bir helikopter izlemedeyken, benzincideki bir araba yıkama bölmesinin arkasına saklanıp, karakolun çatısındaki polislerin tam ortasında patlayacak şekilde büyük havaî fişekler atan bir gruba bakıyordum. Başka protestocular da polise şişe ve beton parçaları atıyordu. Bunların çoğu beyazdı ve çok gençti.

Geceyarısı sularında Ulusal Muhafızlar’dan da destek alan polis, göz yaşartıcı gaz, şok bombası ve plastik mermi kullanarak karakoldan dışarı doğru harekete geçti. Protestocular alışveriş merkezine çekildi ve bu noktada isyan, polislere ve askerlere karşı durma çabası etrafında örgütlendi. Bir grup, barikat kurmak için, yakındaki inşaat alanından çit, büyük atık borusu ve başka malzemeler getirdi. Her şey hâlâ kaotik ve karanlıktı, fakat kalan protestocular içinde yine çoğu genç ve beyaz olan bir çekirdek grubun “Geri çekilin!”, “Burayı tutun!” ve “Yeniden gruplanın!” gibi komutlar haykırarak çabayı yönlendirdiğini hissettim. Bu taktikler bana 2018’de Paris’teki sarı yelekliler protestoları sırasında gördüklerimi hatırlattı.

Birkaç saat çatışmanın ardından birçok protestocu ya yorgunluktan ya da korkudan ayrıldı, kalanlar da birkaç blok geriye çekilmek zorunda kaldı. Sabah 02 dolaylarında Burnett’i yeniden buldum. Kaldırımda oturuyordu, ayakkabılarından birini çıkarmıştı ve ayağını tutuyordu. Ayak parmağına plastik mermi isabet etmiş, çorabından kan sızıyordu. Yanında bir arkadaşı oturuyordu, onun da başı sıyrılmış ve sol gözü şişip kapanmıştı. Burnett yürürken zorlanıyordu, ama polis, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz yağdırarak düzenli bir şekilde bize doğru ilerliyordu. Burnett sonunda kalktı ve topallayarak uzaklaşmaya başladı. Bir süre, yaşadığı mahalleye doğru birlikte yürüdük. Sabahın 03’üne doğru, lise öğretmenlerinden biri onu arabasına alıp evine götürdü. Burnett geldiğine pişman olmadığını söyledi ve öngörüde bulundu, “Devam edecek. İnsanlar yarın yine gelecek.”

Geldiler.

*2013’ten beri The New Yorker’a katkıda bulunan Luke Mogelson, “These Heroic, Happy Dead” adlı kısa öykü derlemesinin yazarıdır.

Önceki İçerikAlaattin Çakıcı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti
Sonraki İçerikEski Hazine müsteşarı Erdoğan’ı ve onun faiz teorisini anlattı