Hükümetin mühim kararı

Kerim Rota, Perspektif'te yayımlanan yazısında, kur rejiminin Türkiye'de tarih boyunca defalarca değiştiğini, ancak başarısızlıklar ortaya çıkınca düşman yaratma veya “ekonomi savaşı ilan etme” alışkanlığının hiç değişmediğini yazdı.

“Türk parasını düşürmek istiyenler”

“Son günlerde hükümetin, Türk Parasının kıymetini değiştireceğine dair çıkarılan bazı şayialar piyasada tesir yapmakta ve altın fiatları üzerinde de rol oynamaktadır.

Yapılan tahkikatta bu asılsız şayianın bir takım Musevi vatandaşlar tarafından çıkarıldığı anlaşılmıştır. Bu devalüasyon şayialarıyla bulanık suda balık avlanmak istenmiş ve altın ticareti yapanlar büyük partiler vurmaya kalkışmışlardır.

İlgili makamların kat’iyetle yalanladığı bu şayiaları çıkaranlar hakkında takibat yapılmaktadır. Esasen hükümet programında hayatı ucuzlatma yolunda alınacağı bildirilen bu tedbirlerle bu şayialar tam bir tezad teşkil etmektedirler.”  (Cumhuriyet, 5 Eylül 1946)


“Erdoğan’dan döviz talimatı! DDK harekete geçti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın talimatı üzerine Devlet Denetleme Kurulu (DDK) döviz piyasasındaki manipülasyon iddialarının araştırılması için harekete geçti.” ( Milliyet 28.11.2021)


Gördüğünüz gibi, aynı bugünkü gibi dedikodu çıkararak veya döviz alarak hükümeti yıpratmaya çalışanlar, aradan nesiller geçse de bitmemiş. 1946’da Musevi vatandaşlar hakkındaki takibatın akibeti bilinmese de, haberden iki gün sonra beklenen olmuş. 7 Eylül 1946’da Türkiye Cumhuriyetinin ilk büyük resmî devalüasyonu olarak kabul edilen ayarlama ile, Türk Lirasının 1 Amerikan doları karşısındaki değeri 132 kuruştan 282 kuruşa düşürülmüş. Cumhuriyet gazetesi alınan bu kararları ertesi gün bu kez aşağıdaki şekilde duyurmuş:

“Bozulan iktisadi muvazeneyi yeniden kurmak için alınan cezri tedbirleri Parti Grupu tasvib etti.” (Cumhuriyet 8 Eylül 1946)

Kararın tartışıldığı CHP parti grubunda söz alan Başbakan Recep Peker ve Maliye Bakanı Halid Nazmi Keşmir, alınan kararların amacını şu şekilde açıklamış:

“..kati olarak belirmiş olan serbest döviz esasına müstenit çok taraflı milletlerarası ticaret sistemine istikrarlı ve sağlam bir para ile katılmak ve bu suretle milletlerarası ticaretimizin inkişafını sağlıyacak olan Bretton Woods anlaşmasına, bu anlaşmanın ruhunu teşkil eden prensiplere uygun hazırlıkla ve Birleşmiş Milletler arasındaki yüksek itibara layık görülecek bir para sistemi ile girmek.” (Cumhuriyet, 8 Eylül 1946)

Dövizle 75 yıllık imtihanımız

Son aylarda e3konomi deyince aklımıza Türk Lirasının değer kaybından başka birşey gelmiyor. Genç Türkiye Cumhuriyetinin kurulduktan 23 sene karşılaştığı ilk büyük devalüasyon sonrasında da bu tartışma hiç bitmemiş. Bu devalüasyonunun detaylı hikayesini merak edenler, akademisyen Serkan Tuna’nın çalışmasına bu linkten ulaşabilirler.

Daha sonraki yıllarda 5 büyük devalüasyon kararı alınmış. Bu devalüasyonlar sonrasında Türk Lirasının değeri dolara karşı aşağıdaki şekilde değişmiş:

  • 4 Ağustos 1958, Menderes dönemi (280 kuruştan 900 kuruşa)
  • 10 Ağustos 1970, Demirel Hükümeti (9 TL’den 15 TL’ye)
  • 1 Mart 1978, Ecevit Hükümeti (19 TL’den 25 TL’ye, turist dövizi ise 38 TL’ye)
  • 11 Haziran 1979 Ecevit Hükümeti (25 TL’den 35 TL’ye, bazı dövizler 47 TL’ye)
  • 24 Ocak Kararları, Demirel Hükümeti ( 35 TL’den 70 TL’ye)

Bazen 1946’da olduğu gibi uluslararası bir anlaşmanın içine dahil olmak hevesiyle, bazen bulunmayan tüketim mallarının piyasaya verilmesi için, bazen de batma noktasına gelen ekonomiyi IMF reçeteleriyle su yüzüne çıkarmak ümidiyle, Türk Lirasının devalüe edilmesi kararlaştırılmış.

Devalüasyonlardan “yönetilemeyen kur” rejimine

Benim de hatırlamaya yaşımın yettiği 1980 sonrasında ise, sabit kur rejimi terk edilerek, tek gecede alınan büyük devalüasyon kararlarının yerini daha sık aralıklarla yapılan kur düzenlemeleri aldı. “Yönetilen veya yönlendirilen kur rejimi” diye adlandırılan bu dönemde her aybaşı TCMB’nin ilan edeceği kurlar heyecanla beklenir, bir önceki aya göre değişimine bakılır ve o ayki enflasyon tahmin edilmeye çalışılırdı. Piyasa jargonunda “enflasyon kadar devalüasyon” diye adlandırılan bu yöntemle Türk Lirasının reel değeri sabit tutulmaya çalışılırdı.

Aradan zaman geçti; “ekonomist” başbakanımız Tansu Çiller, faizi dize getirmeye karar verdi. Dize gelen faiz sonucunda, daha 3 ay önce 14,600 TL olan doların değeri 5 Nisan 1994 kararlarının ardından 40,000’e kadar çıktı.

5 Nisan 1994 sonrası TCMB, yönlendirilen kur yerine 10 bankanın ortalamasını alarak serbest piyasada oluşan kuru ilan etmeye başladı.

Emeklerken damdan düşen bebek

Aralık 1999’da imzalanan IMF anlaşması ile Türkiye’nin kur sistemi gene değişti. Enflasyonun kontrol altına alınması için geçilen “emekleyen kur çapası” ile TCMB, önceden belirlenen günlük fiyatlardan sınırsız döviz almayı veya satmayı taahhüt ediyordu. Bunun krize yol açmaması için de, TCMB’nin para tabanına sınır getirilmişti.

Ancak bu sistem de daha 15. ayında damdan düşerek ömrünü tamamladı. Kur çapasına gerekli reformların yapılmadan geçilmesi ve koalisyon içindeki çatlakların ardından medyatik “anayasa atma” krizi ile, bir dönemin sonu geldi. Bu kriz, koalisyon ortaklarının ve ekonomist eski başbakanın 2002 seçiminde tasfiyesine de yol açtı.

Şubat 2001’de geçtiğimiz dalgalı kur sistemi ise 20 yıldır devam ediyor. Doğal olarak bu sistemde Türk Lirasının değer kaybı artık “devalüasyon” olarak adlandırılmıyor.

Türk Lirasının 75 yıllık kardiyosu

Adı öyle olmasa da acaba son yaşadığımız Türk Lirasının derin değer kaybı Türkiye’nin devalüasyonlar tarihinde kendine nasıl bir yer edinecek?

Bunu da sizler için aşağıdaki “kardiyo” grafiğinde göstermeye çalışayım.

Dalgalı kurda olsak da, bu ay yaşadığımız (Ssevgili İbrahim Turhan’ın adlandırmasıyla ) “kusursuz fırtına” 75 yıllık listede 6.sıraya yerleşti bile.

Türk Lirasındaki değer kayıplarının başlangıç hikayeleri farklı olsa da, ortak bir sonuç üretiyorlar. Hemen ertesinde ortaya çıkan “yüksek enflasyon.”

Gelin, son 50 yıldaki değer kayıpları nasıl bir enflasyon girdabı yaratmış görelim.

İç ve dış mihraklar

Kur rejimi defalarca değişmiş; ancak başarısızlıklar ortaya çıkınca düşman yaratma veya “ekonomi savaşı ilan etme” alışkanlığı hiç değişmemiş.

Düşman kimi zaman Musevi vatandaş, kimi zaman iç ve dış “mihrak” adını almış. Kur sıçramaları nedeniyle fiyatlama yapılamaz hale gelince de, parmak bu kez “stokçu” veya “fahiş fiyat” artıranlar diye ticaret erbabına sallanmaya başlanmış.

1946’dan bu yana nesiller gelmiş geçmiş. Bu nesiller, dönemlerin ruhuna uygun adlar takılarak savaş açılan sanal düşmanlar yerine “enflasyona” savaş açan bir iktidarı neredeyse hiç görmeden yaşamış ve göçmüşler.

Enflasyon, Türk Lirasındaki büyük değer kayıpları sonrasında kendini besleyecek cahil veya beceriksiz siyasetçileri her zaman yanında bulmuş.

“Enflasyon lobisi” de her dönemin en güçlü lobisi olmuş.

Her büyük Türk Lirası değer kaybı sonrası güçlenen eski dost; şimdilerde tam senin havaların çalıyor, keyfini çıkar.

(Genç okuyucular için, muvazene: denge; cezri: köklü, kökten.)

(Yardımları için sevgili Yıldıray Oğur’a teşekkürler.)

75 yıllık devalüasyon hikayesine göz atmak isteyenler için aşağıda küçük bir arşiv:

7 Eylül 1946 devalüasyonu
4 Ağustos 1958 devalüasyonu       
10 Ağustos 1970 devalüasyonu
1 Mart 1978 devalüasyonu
11 Haziran1979 devalüasyonu*

(Başlıktaki 47 TL okuyucuları aldatabilir.11 Haziran 1979 tarihinde yapılan yüzde 43.6 oranındaki devalüasyon ile doların değeri 25 Liradan 35 liraya çıkmıştır. Ancak tarım ürünleri dış satımına ve petrol, gübre gibi ithalatına ihtiyaç duyulan ürünler için 35 liralık kur uygulanırken, turizm vb gibi diğer işlemlerde doların fiyatı 47 lira olarak belirlenmiştir.)

24 Ocak kararları (1980)
5 Nisan kararları (1994)
Dalgalı kura geçiş 21 Şubat 2001

Kaynak:

Önceki İçerikMerkez Bankası, 128 milyar doların nereye gittiğini açıkladı
Sonraki İçerikMerkez Bankası’ndan dolara doğrudan müdahale