İBB davasının duruşmaları İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi Kampüsü’nde 9 Mart’ta başlayacak.
İmamoğlu, BBC Türkçe’ye konuştu:
“Öncelikle, İBB Davası ismiyle bu ülkenin şerefli insanlarına, siyasetçilere, bürokratlara, belediyelerimizdeki işine gücüne bakan, siyasetle ilgisi ve alakası olmayan çalışanlara bile yolsuz, hırsız yaftasını koymaya çalışan bu girişimin ne olduğunu cümle aleme anlatmak adına büyük bir hazırlık yapıyorum. Sadece 19 Mart’ta başlayan kumpas sürecini değil, Türkiye’ye yıllardır yaşatılanları milletin vicdan mahkemesine çıkartacağımız bir duruşmaya hazırlanıyorum.”

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, 11 Şubat’ta Adalet Bakanı olarak atandı.
Akın Gürlek eleştirisi: ‘Siyaset için gayet kullanışlı’
İBB soruşturması, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde Akın Gürlek tarafından yürütülmüştü.
Gürlek 11 Şubat’ta Adalet Bakanı olarak atandı.
“Eğer yürütmeye yakın isimler yargı mekanizmasının en tepesine geliyorsa bu durum, ister istemez siyasi davalarla ilgili soru işaretlerini arttırır” diyen İmamoğlu, Gürlek’i şu sözlerle eleştirdi:
“O değil miydi hakimken bakan yardımcısı, sonra da sırf bizi tutuklatmak, görevimizi yapmamızı engellemek için İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılan?
“Türlü iftiralarla, yalancı tanık beyanlarıyla dolu bir iddianame hazırlayarak siyasetin yargı üzerindeki vesayetine alet olan? Siyaset için gayet kullanışlı.
“Ama gün gelecek, birileri için bu kullanışlılık bitecek ve yollar ayrılacak. O zaman tarih, şahsi çıkarları uğruna aldığı eğitime, mesleğine, adalete ve milletin vicdanına ihanet edenleri yazacak.”
İmamoğlu, Gürlek’in atanmasını yorumlarken cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini de eleştirdi:
“2017 Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de kimin bakan olduğunun çok da bir önemi yok. Akın Gürlek olmuş, Yılmaz Tunç olmuş, fark etmiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denilen bu ucube rejimde bakanlar, devletin ve milletin değil, tek bir şahsın bakanı. Akın Gürlek de öyle. “
Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken İBB soruşturmasıyla ilgili olarak “100 yılın en büyük yolsuzluk dosyası” demiş, gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gerekse de eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sık sık Türkiye’de yargının bağımsız olduğunu söylemişti.

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, 11 Şubat’ta Adalet Bakanı olarak atandı.
Gürlek’in iddianameyi yorumlarken dosyaya güvendiği yönündeki açıklamasını hatırlattığımız İmamoğlu şunları söyledi:
“Elbette her savcı dosyasına güvenir. Ama Türkiye’de sorun tam da burada başlıyor: Yargıya güven ile yargının kendine güveni aynı şey değildir. Bugün toplumun yaklaşık yüzde 80’i yargı süreçlerinin siyasi atmosferden bağımsız yürüdüğüne inanmıyor.
“Eğer gerçekten kimse yalnızca tanık beyanıyla tutuklanmadıysa, o halde bırakın süreçler tamamen şeffaf yürüsün. Bırakın kamuoyu her detayıyla görsün. Bağımsız hukukçular değerlendirsin. Basın özgürce takip etsin. Teklif ettiğimiz gibi duruşmalar TRT’den yayınlansın çünkü adalet, kapalı kapılar ardında değil, milletin vicdanında tecelli eder.”

‘Ne kaçması, ben Çankaya Köşkü’ne yürüdüğümüz günü bekliyorum’
İmamoğlu tutuksuz yargılanmasının hak olduğunu savundu ve bunu şu ifadelerle gerekçelendirdi:
“Kaçma şüphem mi var? Ne kaçması, ben Çankaya Köşkü’ne yürüdüğümüz günü bekliyorum! Delilleri karartma şüphem mi var? Geçen 11 ayda iftiralarına bir tane delil bulabildiler mi? Delil mi var ki karartacağım?”
‘O yola destek olurum, o adaya destek olurum’
İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarıyla ilgili, “adaylığında ısrarın muhalefete zarar vereceği yönündeki” yorumlara dair görüşünü sorduğumuzda, öncelikle bunun kişisel bir kararla ortaya çıkmadığını vurguladı:
“19 Mart kumpasından sonra 15,5 milyon vatandaşın tercihiyle aday oldum.”
Adaylığının kendisiyle ilgili bir mesele olmadığını belirten İmamoğlu, “Daha büyük bir meselenin parçası. Daha büyük mesele de şu: Türkiye bir demokrasi olarak kalacak mı, kalmayacak mı? Türkiye, iktidarların seçim yoluyla değiştiği bir ülke olarak kalacak mı, kalmayacak mı?” dedi.
İmamoğlu adaylık tartışmalarıyla ilgili sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendi adıma şunu belirtmekte bir an bile tereddüt etmem: Türkiye’de demokrasi hangi yolla, kimin adaylığıyla korunacaksa, o yola destek olurum, o adaya destek olurum.
“Benim meselem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olsun meselesi değildir. Mesele Türkiye meselesi, mesele demokrasimizin akıbeti meselesidir.
“Dolayısıyla, ülkenin hayrına, demokrasimizin menfaatine hangi yol daha etkin bir şekilde hizmet edecekse zamanı geldiğinde ben de o yolun yolcusu olurum.”

Davanın ilk duruşması, 9 Mart’ta Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde görülecek.
‘İmamoğlu olmadı başkası olsun demek kolay, ancak bu yol da yol değil’
Tutuklu siyasetçi, bütün bu yorumlarının yanında, “İmamoğlu olmadı başkası olsun” demeyi de doğru bulmadığını belirtti:
“Ancak şunu da vurgulamak isterim: İktidar yargı kumpasıyla rakibini oyun dışına ittiğinde, ‘Tamam o zaman başka adayla yarışalım’ dersek bugün İmamoğlu’na yapılan, yarın da başkasına yapılır. Bunu da görmek, buna uygun davranmak lazım.
“‘İmamoğlu olmadı başkası olsun’ demek kolay, ancak bu yol da yol değil. Bu zorbalığa başımızı eğmemeliyiz. Milletin talimatı da budur. Bugün bana yapılanın yarın başkasına yapılmayacağını kim garanti edebilir?
“Dolayısıyla, yapmamız gereken öncelikle iktidara ‘milletin iradesinin karşısında duramazsın’ demek. ‘Türkiye’yi iktidarların seçimle değiştiği bir ülke olmaktan çıkaramazsın’ mesajını en güçlü şekilde vermektir.”
Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı aday adaylığı çalışmaları kapsamında 16 Mart’ta 2025’te Diyarbakır’da konuşuyor.
‘Köy derneği seçimi gibi tek adayla mı gideceğiz seçime?’
İmamoğlu bunun için gelecek seçimlerde demokrasiden yana herkese bir araya gelme çağrısı yaptı:
“…Bugün beni engelleyen yarın da başkasını engeller. Bu yüzden, önümüzdeki seçimler için başta partim CHP olmak üzere bütün muhalefet partilerinin, onlar da yetmez, demokrasiden yana bütün kurumların, bütün demokratik örgütlerin, bütün çevre ve inisiyatiflerin, demokrasiden yana herkesin biraraya gelip birlikte bir yol inşa ettiği bir seçenek geliştirmemiz gerekiyor.”
İmamoğlu, “Pusulada tek aday olmasını mı planlıyorlar? Köy derneği seçimi gibi tek adayla mı gideceğiz seçime? Ham hayaller ve boş işler peşindeler” diye konuştu.
‘CHP’nin 5 milyon üyesi olduğunda kimse muhaliflere karşı böyle pervasızca hareket edemez’
Ekrem İmamoğlu’na, partisi CHP’nin başarılı olduğu ve eksik kaldığını düşündüğü alanları da sorduk.
“İktidarın partimizi her yönden kuşatmaya çalıştığı bu dönemde partide bütünleşmeyi sağlamak bir kere başlı başına büyük bir başarı” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
“Kontrollü muhalefet olmaya hevesli bazı kişiler dışında partimiz birarada, çelik gibi bir iradeyle direnmeyi sürdürüyor. İktidarın partimizi davalarla oyalama taktiği de artık çalışmıyor.”
Parti programının yazıldığı, bir sonraki aşamada hükümetin vaatlerini açıklayacaklarını belirten İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sonraki aşamada ise iktidarın basın kuşatmasını aşmak için milletimizle yüz yüze iletişim kurmaya odaklanmamız gerekiyor.”
İmamoğlu, CHP’nin üye sayısının artırılmasının önemine de dikkat çekti:
“Genel başkanımızın da çağrısını yaptığı iki milyon üyemizle yapacağımız kampanya bu anlamda oldukça önemlidir.
“Ayrıca üye sayımızı da 2025’teki ivmeyi kaybetmeden artırmaya devam etmeliyiz. CHP’nin beş milyon üyesi olduğunda yargıda, bürokraside kimse muhaliflere karşı böyle pervasızca hareket edemez. Siyasetin de denklemleri değişir.”
Bahçeli’ye eleştiri: ‘Bir karar vermesi gerekiyor’
MHP cephesinden dönem dönem adil yargılama konusunda çıkışlar geliyor.
Bu çıkışları sorduğumuz İmamoğlu, MHP lideri Bahçeli’ye “bir karar verme” çağrısında bulundu:
“Sayın Bahçeli, sağolsun Türkiye için olduğu gibi bizim için de zaman zaman ‘aslında hak olan’ şeylerin gerçekleştirilmesi için çağrılarda bulunuyor. Fakat haberi olsun, iktidar ortağının ya kulakları duymuyor ya da duysa bile umrunda olmuyor.
“Bize bulduğu her fırsatta masumiyet karinesini hiçe sayarcasına ‘hırsız, yolsuz’ diyen Sayın Bahçeli’nin bir karar vermesi gerekiyor. Adil yargılama mı talep ediyor, yoksa zikzak söylemlerle milletin kafasını mı bulandırıyor.”
İmamoğlu, “Bizim için önemli olan yegâne şey bu iktidarın her fiiline ortak olanların değil milletin çağrısıdır. Biz bu çağrıya uyacağız. Bu çağrıyı duyamayanlara kulaklarını iyi açmalarını tavsiye ediyorum” dedi.
‘Dilerim [cumhurbaşkanı] yapmayı planladığı pazarlıklar süreci riske atmaz’
İmamoğlu, Türkiye’de iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokratik Toplum” adını verdiği çözüm sürecini başından bu yana desteklediğini belirtiyor.
Süreç kapsamında son olarak meclis bünyesindeki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, ortak raporunu hazırladı.
İmamoğlu, sürece desteğinin devam edip etmediğine dair sorumuzla ilgili yanıtına, “Desteğimiz tabii ki devam ediyor” cümlesiyle başladı.
Daha sonra “Başından bu yana sürecin ihtiyaçlarıyla demokrasinin ihtiyaçlarını birlikte ele almak gerektiğinde ısrar ettiklerini” belirten İmamoğlu, sözlerini şöyle şunları ekledi:
“Nitekim, müdahalemiz işe yaradı ki komisyon, örgütün feshi ve örgüt mensuplarının entegrasyonuyla beraber demokrasimizin acil meselelerini de gündemine aldı. Ancak ne sürecin geldiği noktadan ne de komisyonun hazırladığı rapordan memnunum.”
İmamoğlu neden böyle düşündüğünü açıklarken Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da eleştirdi:
“Örgütün feshi ve örgüt mensuplarının entegrasyonu için bir çerçeve ve mevcut anayasa ve yasalara uymayı önermenin ötesine geçmeyen bir rapor çıktı komisyondan. Tabii şimdi top Meclis’te ve iktidarda.”
“Komisyonun önerdiği anayasaya ve yasalara uyun çağrısının yerine getirmek iktidarın bileceği iş.
“Ancak gidişat şunu gösteriyor: Cumhurbaşkanı komisyonun ‘anayasaya ve yasalara uyulsun çağrısının’ gereğini yapmak yerine, atması gereken en temel adımları bile örgütle ve Meclisteki partilerle pazarlık konusu yapacak. Belli ki hem terörün sonlandırılmasıyla hem de diğer konularla ilgili adımları iktidarda kalma hesaplarına malzeme yapacak. Dilerim yapmayı planladığı pazarlıklar süreci riske atmaz.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.