İşte Aytekin Yılmaz’ın Serbestiyet ‘sansürüne’ uğrayan yazısı (ama ‘takdim’iyle birlikte)

Yazar Aytekin Yılmaz, bir yazısına Serbestiyet’in sansür koyduğunu öne sürmüş fakat bazıları buna inanamamış. Haksız sayılmazlar, Serbestiyet’teki yorum çeşitliliği ortada… Yazıyı bugün yayımlıyoruz. Okurlarımızın, böyle bir yazının Serbestiyet’in ‘sansürcülüğü’ nedeniyle yayımlanmamış olduğu iddiasını tebessümle karşılayacaklarına eminiz.

Yazar Aytekin Yılmaz, yazısına Serbestiyet’in sansür koyduğunu öne sürmüş fakat bazıları buna inanamamış. Haksız sayılmazlar, Serbestiyet’teki yorum çeşitliliği ortada…

Bu arada okurlarımıza saygı gereği, yazarın Serbestiyet hakkındaki ithamına cevap verme gereği duyuyoruz, mesele şu:

Aytekin Yılmaz geçtiğimiz Kasım ayında Serbestiyet’e Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısını değerlendirdiği bir yazısını göndermiş. Serbestiyet de bu yazıyı yayımlamayarak Yılmaz’a ‘sansür’ uygulamış.

Her şeyden önce yazarın ‘sansür’ sözcüğünün anlamını bilmediğini söylemeliyiz. Eğer ölçü bir yazarın bir yayın organına gönderdiği bir yazının basılmaması ise dünya üzerinde ‘sansürcü’ olmayan tek bir yayın organı bile kalmaz. Sansür, belirli koşullar altında bir yayın organının kendi yazarlarının yazılarına karşı sergilediği tutumla alâkalıdır. Aytekin Yılmaz Serbestiyet yazarı değildir.

Öte yandan Aytekin Yılmaz yazısını Serbestiyet’in -maalesef kadro sorunları nedeniyle iyi yönetemediğimizi itiraf edeceğimiz- INFO hattına göndermiş ve biz yazıyı hiç görmemişiz bile. Arkadaşımız Tuncer Köseoğlu ‘suç’unu kabul ederek Yılmaz’a bir cevap tweet’i attı. Yani yazıdan, sansür suçlamalarının ardından dönüp kontrol ettiğimizde haberdar olduk.

Yazıyı bugün yayımlıyoruz. Okurlarımızın, böyle bir yazının Serbestiyet’in ‘sansürcülüğü’ nedeniyle yayımlanmamış olduğu iddiasını tebessümle karşılayacaklarına eminiz.

(NOT. Bu yazının yayımlanması, Aytekin Yılmaz’ın Serbestiyet’e göndereceği bundan sonraki yazılarının da yayımlanacağı anlamına gelmez.)

***

Helalleşmek mi, geçmişle yüzleşmek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme” çıkışı siyasette çıtayı yükseltti. CHP Genel Başkanları içinde bir ezberi bozdu. Daha önce CHP içinde kimsenin cesaret edemediği ülkenin kanayan yaralarıyla yüzleşmek gerektiğini ifade etti. Daha birkaç yıl öncesine kadar, “Bizim geçmişimizden utanacağımız bir şey yoktur” diyen birinden bunları duymak itiraf etmem gerekirse şaşırtıcı oldu. Geçmişte “Geçmişle yüzleşme” konuları tartışıldığında buna en sert tepkiyi veren partilerden birinin de CHP olduğunu hatırlatmış olalım. Kemal Kılıçdaroğlu bu açıklamalarından dolayı geri adım atmazsa, siyasetin gidişatı için olumlu olmuştur. Bilindiği üzere bundan 10 yıl önce dönemin Başbakanı Erdoğan da bu kapsamda olmasa da benzer şeyleri ifade etmişti. Ama 10 yılın sonunda daha önce dile getirdiği yüzleşme konularında herhangi bir gelişme olmadı. Geçmişle yüzleşeceğiz diye yola çıkan hükümetin bugün yaptıkları ise tamamen geçmişin üzerini örtmektir. 90’lı yıllarda işlenmiş cinayetlerin bugünkü mahkemelerde cezasızlıkla sonuçlandığını görüyoruz.

Geçmişle yüzleşme gibi konularda muhalefet partilerinin sicillerinin iyi olmadığını biliyoruz. Muhalefette verilen sözlerin iktidar dönemlerinde unutulduğunu ve genellikle de tersi yapıldığına çokça tanık olduk. Siyasetin tüm bu sorunlu arka planlarına rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışı geç de olsa olumlu olmuştur. Her ne kadar “helalleşme” üst başlığı, üzerinde konuştuğumuz konunun kapsamını karşılamasa bile. Hem Kılıçdaroğlu’nun ifade ettiği şeyler bakımından, hem de bu açıklamalarına gelen tepkilerden “Geçmişle yüzleşme” literatürünün bu ülkede yeterince bilinmediğini görüyoruz.

Eğer bu gibi konularda sorunun adını yanlış koyarsanız, çözümünü bulmada sıkıntılar yaşarsınız. Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme” dediği üst başlık yapılmasını istediği şeyi karşılamıyor. Bir ülkede “Geçmişle yüzleşme” iki başlık üzerinden tanımlanır. Biri özür, diğeri telafidir. “helalleşme” başlığı altında mağdurlardan özür dileyip helalleşme isteyebilirsiniz. Ama bir de işin telafi kısmı vardır ki bu biraz zahmetli ve masraflıdır.

“Biz size kötülük yaptık, özür dileriz hadi gelin helalleşelim” dediğinizde, karşı taraf grup, birey neyse, “Şu kadar borcunuz var, önce borcunuzu ödeyin!” dediğinde o borcu ödemeniz lazım ki helalleşmeniz kabul görsün. Bu borç bazen hukuki açıdan istenebilir, bazen de ticari yükümlülükler gerektirebilir.

Devlet katında “Helalleşmek” iki taraflıdır, Devleti temsilen hükümet ve bu hükümetler tarafından mağdur edilenler arasında yapılır. Ama başka ülke deneyimlerinde daha çok savaş/çatışmalı dönemlerin sona erdirilmesi için izlenen barışçıl bir yol yöntem olarak başvurulmuştur. Yüzleşmek istediğiniz konu ne olursa olsun mağdurların rızasını almak şarttır. Yani helalleşme/yüzleşme denilen şey, “Hadi ben karar aldım, hakkınızı helal edin!” türünden bir şey değildir. Buradan bakıldığında Kemal Kılıçdaroğlu’nun listesinin (Varlık vergisi, 6-7 Eylül, Diyarbakır hapishanesi, 12 Eylül, 28 Şubat vb.) eksik olduğunu söylemekle birlikte bu haliyle bile listede çok mağdur vardır. Eğer bir geçmişle yüzleşme listesi yapıyorsanız, o listede adı geçen konu başlıklarının hikayesini de bilmeniz gerekir. Hikayelerde mutabık olamazsanız Helalleşme/Yüzleşme girişimini gerçekleştiremezsiniz!

Geçmişi son derece sorunlu ve şaibelerle dolu bir toplumun iç barışını sağlayıp huzura kavuşması düşünülmemelidir. Söz konusu ülke Türkiye olunca bu konularda geç kalındığını vurgulamak gerekir. Bugün Türkiye’nin iç sorunlarının ağırlığı, geçmişinde bu sorunları çözememiş olmasından kaynaklanıyor; ama aynı Türkiye, geçmişi sürekli işleten bir ülkedir. Geçmişini işleten ülkelerde geçmişle yüzleşme çok zor gerçekleşir. Genelde her ülkenin kutsalı, kahramanı ve değerlisi olur; ama Türkiye gibi ülkelerde kahramanlar çok kahraman ve değerli olanlar çok değerli… Bu kadar kahramanı ve değerlisi olan bir toplum geçmişiyle yüzleşmede zorlanır. Çünkü insanlar siyaseten kahraman bildiklerinin hatasını görmek istemezler.

Sorunlu bir geçmişle yüzleşmenin kolay olmadığını başka ülkelerin deneyimlerinden biliyoruz. Ama en az bunun kadar daha önemli bir şey daha var ki o da şudur; geçmişi sorunlu bir ülkenin düze çıkması, her defasında kendisine ayak bağı olan geçmişin esaretinden kurtulmasının yegane yolu/yöntemi de geçmişle yüzleşebilmektir.

Kemal Kılıçdaroğlu hangi konularda yanılıyor…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 18 Kasım 2021 akşamı Habertürk’te gazetecilerin sorularını cevapladı. “Helalleşme” başlığı altında yaptığı açıklamaları dikkatle dinledim. Bir soru üzerine “Helalleşme ayrı, hukuk ayrıdır. Ayrıca biz yaraların deşilmesini doğru bulmuyoruz” dedi. Yani helalleşmede hukuku/yargıyı ilgilendiren konular yer almayacak. Eğer yargılanmalık bir konu var ise o konuyla normal mahkemeler ilgilenecekmiş. Kılıçdaroğlu bu tanımıyla evrensel düzeyde “Geçmişle yüzleşme”nin ne olduğundan habersiz olduğunu ifade etmiş oldu. Siyaset literatüründe “helalleşme” diye tek başına bir başlık yoktur. “Geçmişle yüzleşme/hesaplaşma” hem özürü hem de telafiyi birlikte ele alır. Eğer bu ikisinden biri olmazsa olmaz! Eğer soruşturmalık konular normal mahkemelerin konusu olacaksa hiç olmasın daha iyi. Normal mahkemelerin bu ülkede ne durumda olduğunu kendisi de gayet iyi biliyordur. “Geçmişle yüzleşme” girişimlerinin yargılamaları ve araştırmaları farklı olur. Sahici bir Helalleşme için, bağımsız ve bunun için özel kurulmuş bir “Hakikatleri Araştırma komisyonu” zorunludur. Peki Kılıçdaroğlu’ndan böyle bir komisyonun kurulması gerektiğine dair bir cümle duyduk mu, hayır duymadık!

“Yaraların deşilmesinden yana değiliz” diyor, bu da çok yanlış ve geçmişle yüzleşme literatürüne aykırı bir açıklama. Geçmişteki yaraların ne olduğunu bilmezseniz onunla nasıl yüzleşeceksiniz? İşte “Hakikatleri Araştırma Komisyonu” bunun için kuruluyor başka ülke deneyimlerinde. Bir yaranın hikayesini bilmeden o yaranın mağdurlarından nasıl helallik isteyebilirsiniz!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme” başlığı altında yaptığı açıklamalar, içinde “Geçmişle yüzleşme” literatürüyle uyuşmayan bilgiler barındırmış olsa da siyasette konunun tartışılmasına vesile olduğu için iyi ki bu açıklamalarını yaptı.

Memleketin siyasetçi gazeteci ve yazarlarının da bu konulara yeterince vakıf olamadıklarını gördük. Bu anlamıyla da Türkiye’de gazeteci yazar ve siyasetçilerin “Geçmişle yüzleşme” literatürüyle tanışmış olmaları iyi olmuştur.