Ana SayfaHaberlerFaili meçhul cinayetler davasında, hakimden manifesto gibi karşı oy yazısı: “Ağar, Eken...

Faili meçhul cinayetler davasında, hakimden manifesto gibi karşı oy yazısı: “Ağar, Eken ve Şahin örgütün liderleri, kararlar yargının halini ortaya koyuyor”

Faili meçhul cinayetler davasında Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin gibi isimlerin de aralarında olduğu sanıklara verilen beraat ve zaman aşımı kararları istinafta onadı. Karara heyet üyelerinden Ayhan Altun, 160 sayfalık muhalefet şerhiyle karşı çıktı: “Yasa dışı terör örgütüne maddi-manevi destek verdiklerini değerlendirdikleri Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kaynağı ‘belirlenemeyen’ bir liste dahilinde infaz etmek üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kemal Ağar liderliğinde bir araya gelen sanıklar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken'in teşkilatlanmaları sırasında hızlı bir şekilde eyleme giriştikleri artık bilinmektedir.”

90’lı yıllarda Ankara’da işlenen 19 faili meçhul cinayete ilişkin, eski İçişleri Bakanı ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, eski Emniyet Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin ve eski MİT yöneticisi, emekli Albay Korkut Eken’in de aralarında olduğu 18 sanıklı davada verilen beraat kararları istinaf mahkemesinde onandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, Abdulmecit Baskın ve Behçet Cantürk cinayetleri yönünden dosyanın zaman aşımından düşmesine, diğer cinayetler yönünden ise beraat kararının yerinde olduğuna hükmetti. Dosya, Yargıtay’a gidecek. Dairenin başkanı Aslan Duru ve üye Nazım Bal’ın imza attığı bu karara, daire üyesi Ayhan Altun muhalif kaldı. Altun, 6 sayfadan ibaret karara, tam 160 sayfalık muhalefet şerhi ile karşı çıktı. Aslan’ın ileri sürdüğü gerekçeler, Yargıtay aşamasında da tartışılacak.

“Öldürdükleri ve infaz emri verdiklerine tereddüt yok”

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre; Altun, karşı oy yazısının başında, 3 Kasım 1996’da meydana gelen, kırmızı bültenle aranan uyuşturucu kaçakçılığından hükümlü Abdullah Çatlı’nın ölümüyle açılan Susurluk davasını anımsattı. Bu davada, sanıkların 6 yıl hapse mahkum edildiklerini, kararın kesinleştiğini vurgulayan Altun, “Gerçekten, sanıklardan bir kısmı ülkenin çeşitli yerlerindeki faaliyetleri nedeniyle suç işlemek amacıyla Ankara merkezli örgüt kurmak veya kurulan örgüte üye olmak suçlarından Ankara mahkemelerince mahkum edilmişlerdir. İlgili mahkeme kararları kesinleşmiştir. Böylece mahkemenin yetkisi de kesinleşmiştir… Zira, sanıkların ekseriyetinin iş bu yargılamanın ya da istinaf incelemesinin konusu olsun ya da olmasın birilerini öldürdükleri; suç örgütünün yöneticisi konumunda olan sanıkların da infaz emrini verdikleri tartışmasızdır” dedi.

Karşı oy yazısında, faili meçhul cinayetler davasının sanıkların öldürdükleri kişiler içerisinde davanın konusu olan cinayetlerin bulunup bulunmadığına yönelik açıldığı ifade edildi.

Hukuk devletinde polis “susturucu” alır mı?

Yazıda, Susurluk Raporu’na göre, emniyete bir bölüm silahların hibe edildiği görüntüsü altında kurulan çeteye para aktarıldığı belirtilerek, “…silah ambargosunu aşmak, herhalde kayıt yapma zaruretini olabildiğince bertaraf etmek ve en önemlisi de bir hukuk devletinin Emniyet Hizmetlerinde kullanılmak üzere ‘susturucu’ ve benzeri teçhizat alamayacağına; almaması ve kamu görevlilerinin bu teçhizatı kullanmaması gerektiğine ilişkin ‘yargısal’ beklentiyi boşa çıkarmamak olmalıdır” denildi.

“Kürt sorunu” ve “silahla çözmek isteyenlerin hakimiyeti”

Altun, karşı oy yazısında, Susurluk çetesinin hangi koşullarda kurulduğunu anlatırken, ilginç ifadeler kullandı:

“Genel olarak varlığı kabul edilen ve ancak zamanında “adı” konulamayan ‘Kürt Sorunu’, 1990 yıllar boyunca, onu silahla çözmek isteyenlerin hakimiyeti altındadır. Bölücü terör 1990’lı yılların başında tırmanışa geçmiş, faili meçhul cinayetler bu tırmanışa eşlik etmiştir. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporuna göre 1797 faili meçhul cinayetin 630’u 1992-1993 yılları arasında işlenmiştir. 1993 yılının şiddet sarmalı dahilinde ilerleyen yoğun bir gündemi vardır. Ancak yine de bir ara dönem yaşanmış, sorunun silah kullanılmaksızın çözümü denenmiş gibidir.”

Öldürülecekler listesi

Yazıda, kitaplara atıf yapılarak, 1993’te Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Turgut Özal, Bahtiyar Aydın gibi isimlerin tartışmalı biçimlerde öldükleri, Bingöl’de silahsız 33 askerin PKK tarafından şehit edildiği anımsatıldı.

Bu olayların ardından, “muhtemelen” Milli Güvenlik Kurulu’nun, terörle mücadelede polisin etkin kullanılması kararı aldığı belirtilerek, “Milli Güvenlik Kurulu’nca yasa dışı bölücü terör örgütüne rızaen veya değil, mali destek veren kişilere ilişkin bir listenin oluşturulduğu, bunların kamu ihalelerine girmekten yasaklandıkları, buna karşın zamanın Başbakanı Tansu Çiller’in 04.11.1993 tarihinde Holiday Inn otelindeki konuşması sırasında bildirdiği yukarıdaki açıklaması ve bilahare söz konusu listede adları yazılı olduğu iddia edilen bir kısım kişilerin öldürülmesi nedeniyle kamuoyunda listenin öldürülecekler listesi olarak anılmaya başlandığı anlaşılmaktadır” denildi.

Uygulamalı cinayet eğitimi

Karşı oy yazısında, davanın sanıklarından İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy, Enver Ulu, Ayhan Akça, Oğuz Yorulmaz, Ziya Bandırmalıoğlu, Mustafa Altınok, (Sedat Edip Bucak’ın şoförü-koruması;) Abdulgani Kızılkaya, (kumarhane işletmecisi;) Ali Feyzi Bir, Yaşar Öz, Sami Hoştan ve Haluk Kırcı’nın çete üyeliği suçundan cezalandırıldıkları anımsatıldı.

Silahlı teşekkülün yöneticiliğini yapmak suçundan İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de cezalandırıldığının anlatıldığı yazıda, Mehmet Ağar hakkındaki yargı süreci de özetlendi. Yazıda, suç örgütünün kurulmasının ardından sıranın eğitim faaliyetlerine geldiği belirtilerek, şöyle devam edildi:

“Ancak söz konusu faaliyetler sırasında aşağıda ayrıntısı bildirileceği üzere bir kısım infazlar da yapılmıştır. Deyim yerindeyse uygulamalı bir eğitim faaliyeti yürütülmüştür. Söz gelimi bir kısım eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü sırada 03.10.1993 tarihinde maktul Abdulmecit Baskın, 15.01.1994 tarihinde maktuller Behcet Cantürk ve Recep Kuzucu, 24/25.02.1994 tarihinde maktul Yusuf Ekinci ile 25.03.1994 tarihinde maktuller Feyzi Aslan ve Salih Aslan öldürülmüşlerdir. Ayrıca sanıkların resmi görev yerlerinde olup olmadıkları, eğitim faaliyetlerine katılıp katılmadıkları da artık sorgulanabilir değildir. Zira suç örgütünün öldürme suçları sırasında gerekli resmi görevlendirmeleri yapabilecek kabiliyette olması bir yana eğitim faaliyetleri sorumlusu da bir örgüt yöneticisidir. Gerçekten, eğitim faaliyetlerinin sorumlusu ve baş eğitici, eski bir özel harpçi olup, ABD, İngiltere ve Almanya’da gayrınizami savaş kurslarına katılmış bulunan eski Yarbay ve MİT görevlisi sanık Mehmet Korkut Eken’dir.

“Vatansever” sivil kişiler vurgusu

Bugün, ‘vatansever’ sivil kişilerin de eğitildiği bilinen Menteş’teki söz konusu kursa sanıklar Ayhan Özkan, Ercan Ersoy, Alper Tekdemir, Uğur Şahin ve Seyfettin Lap’ın da eğitmen olarak katıldıklarına dair resmi yazılar bulunduğu ve ancak diğerleri de dahil fiilen katılmadıkları ya da bildirilen süre kadar katılmadıkları tartışmasızdır. Uygulamalı eğitim faaliyetlerinin başladığı sıralarda bir yandan da silah tüccarı Ertaç Tinar’ın sahibi olduğu Hospro Firması vasıtası ile İsrail’den özellikle suikast silah ve teçhizatı tedarik edilmiştir. Dolayısıyla eğitim faaliyetinin bir veçhesi de söz konusu silah ve teçhizatın kullanımının öğrenilmesine ilişkindir

Mossad eğitti

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca bilgisine başvurulan Ertaç Tinar, söz konusu kursu İsrail vatandaşı eski askerlerin verdiğini ve çok beğenildiklerini bildirmiştir. Bu kişilerin Mossad ile bağlantılı oldukları ise herhalde izahtan varestedir.

Devlet parasıyla özel suç ekibi

Susurluk Raporu’ndaki ifade ile; devletin desteği ve parasıyla özel bir suç ekibi oluşturulmuştur. Bu ekibin özellikle sivil olanlarına yanlız silah değil uzman belgesi, silah taşıma ruhsatı ve yeşil pasaportlar dağıtılmıştır. Sahte kimliklerle düzenlenen pasaportlar genel olarak yurt dışındaki operasyonlarda görevlendirilen sivillere verilmiştir.

Belgelerdeki imza: Mehmet Ağar

Susurluk’a giden yol üzerinde pervasızca tanzim edildikleri görülen söz konusu belgelerde zamanın Emniyet Genel Müdürü sanık Mehmet Kemal Ağar’ın imzası vardır. Sahte kimlikler ve pasaportlar ise onun talimatı ile düzenlenmiştir.

Susurluk tarihçesi

Karşı oy yazısında, Susurluk çetesinin kuruluşundan ortaya çıktığı tarihe kadar yaşananlar ayrıntılı biçimde anlatıldı. Kayıp baretta ve Uzi marka silahlar nedeniyle yargılanan İbrahim Şahin hakkındaki davada zamanaşımı kararı verilse bile eylemin sabit olduğunun anlatıldığı karşı oy yazısında, “Kanaatim iddianamelere konu kasten öldürme suçlarının söz konusu uzi ve baretta marka silahlarla; yanı sıra da sanık Mehmet Korkut Eken’in iade etmediği bildirilen jerico silahlarla; aslında bu silahlardan en fazla 2 veya 3 adedi ile işlendiği yönündedir” denildi.

“Kutlu Adalı cinayeti pek tabii ki incelenmedi”

Kararda, Sedat Peker’in ifşa ettiği, 1996’da KKTC’de işlenen gazeteci Kutlu Adalı cinayetine de değinildi. Peker, kardeşi Atilla Peker’in, Korkut Eken tarafından Adalı’yı öldürmesi için Kıbrıs’a götürüldüğünü söylemişti. Atilla Peker de savcılığa başvurarak, Eken’in kendisini Kıbrıs’a bu amaçla götürdüğünü, sonradan Adalı’nın öldürüldüğünü anlattığını bildirmişti. Buna rağmen dosya takipsizlik kararıyla kapatıldı.

Altun, karşı oy yazısında, bu süreci özetledikten sonra, “Kutlu Adalı’nın öldürülmesine ilişkin dosya pek tabi ki incelenmemiştir. Atilla Peker ise zaten dinlenmeye çalışılmamıştır” ifadelerini kullandı ve kararı eleştirdi.

Örgütün lideri Ağar

Yazıda, Mehmet Ağar’ın, Susurluk davasındaki diğer sanıklardan yıllar sonra bu davada hapse mahkum edildiği, bu nedenle cezaevine girdiği, cezasının infazı tamamlandıktan sonra Yargıtay kararıyla, dosyası için zamanaşımından düşme kararı verildiği anımsatıldı. Buna karşılık, şu ifadeler kullanıldı:

“Onama kararının kaldırılmasına ve sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Bu karar itibariyle artık sanık Mehmet Kemal Ağar’ın 765 sayılı TCK’nın 313. maddesi uyarınca verilmiş olup, suç örgütü yöneticisi olduğuna dair mahkumiyeti bulunmamaktadır. Söz konusu cezanın infaz edilmiş olması nedeniyle sanığın tazminat hakkı bulunup bulunmadığı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, bu husus ve sanığın mahkumiyetini ortadan kaldıran karar, yargılamayı ve yargılamaya konu olayları irdeleme biçimini etkileyecek mahiyette değildir. Zira suç örgütünün varlığına, bu suç örgütünün kurucusu ve yöneticisinin sanık Mehmet Ağar olduğuna dair diğer sanıkların mahkumiyetleri ile ilgili ve ancak bu hususa da değinen kesinleşmiş mahkeme kararları bakidir. Yargılamamız itibariyle sanık Mehmet Ağar suç örgütünün lideridir. Sadece infaz edilmiş olan mahkumiyeti ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla iş bu yargılama itibariyle suç örgütü kurucusu/yöneticisi olduğu yönündeki kabul ve gerçek değişmemiştir. Değişen sadece sanık Mehmet Kemal Ağar’ın, öncesinde suç örgütü yöneticisi/üyesi olmaktan mahkumiyeti bulunan sanıklar grubundan mahkumiyeti bulunmayan sanıklar grubuna geçirilmiş bulunmasıdır.”
Karşı oy yazısında, zamanaşımı kararı ile biten sürecin de hukuki olmadığı iddia edildi.

“Yargının hali: Yerel mahkeme, ihsas-ı reyde bulundu”

Yazıda, istinaf mahkemesinin, faili meçhul cinayetler davasında verilen ilk beraat kararını bozmasının ardından yeniden yargılama yapıldığı, bu davanın ilk duruşmasında, taraflara yazılı bir belge dağıtıldığı, bu belgenin “ihsas-ı rey” niteliğinde olduğu savunuldu. Bu belgede, gerekçesiz hüküm kurulmasının istinaf mahkemesinin bozma yetkisi kapsamında olmadığının yazdığı, yargılama başlamadan görüş bildirildiği belirtilerek, şöyle devam edildi:

“Hukuk dünyamızda eşine o güne kadar rastlanmayan ve bilahare “Hukuki Aktivizim” kavramı ile karşılanan bu durumun, yargı erkinin içine düşürüldüğü hali ortaya koyması bir yana, usul ve yasaya aykırı olduğu tartışmasızdır… Sanıklardan birinin savunmasının alınmadığını dahi bilmeyerek hüküm kurmuş bulunan mahkemenin yargısal kararlara karşı “bildiri” yayımlamak geleneğini başlatmış bulunduğu izahtan varestedir.

“Deliller yasal ve güçlü”

İstinaf mahkemesi, beraat kararını onarken, itiraflarda bulunan Ayhan Çarkın’ın farklı tarihlerdeki ifadelerinin çelişkili olduğunu, Tarık Ümit’in MİT’te, Mehmet Eymür’e anlattıklarına dair bant çözümlerinin hukuki olmadığını belirtti.
Bu görüşün eleştirildiği karşı oy yazısında, şöyle devam edildi:

“Dosya kapsamındaki (bilahare bizim işaret edeceğimiz) diğer deliller irdelenmemiştir. Yapılan delil tartışması ise dosya kapsamına uygun düşmeyen basitlikte olup irdelenen delillerin çelişkili olduğu tespit edilen noktalarına ilişkindir. Bunların somut vaka ve diğer deliller ile uyuşan; eşleşen yanları yine görmezden gelinmiştir. Söz gelimi sanık Ayhan Çarkın’ın beyanlarının iki yönlü olduğu, bir yandan ikrar içeren sanık beyanı niteliğinde bulunduğu, diğer yandan da diğer sanıklar bakımından tanık beyanı niteliğinde bulunduğu kaçırılmıştır. Tarık Ümit ile gerçekleştirilen mülakata dair bant çözümlerine itibar edilmemesi gerekçesini irdelemeye ise gerek yoktur. Bizzat mahkemece bu çözümlerin, mülakatın diğer tarafı kişilerce teyit edildiği ifade edilmiştir. MİT Konterör Daire Başkanlığına yeniden atanmasından sonra Mehmet Eymür ile çalışmaya (tekrar) başlayan Tarık Ümit’in, söz konusu mülakatı rızası dahilinde verdiği, bu anda Emniyet Genel Müdürlüğü içindeki yasadışı yapılanmayı MİT’e bildiren istihbarat elemanı kimliğinde bulunduğu, dolayısıyla rıza dışı ve/veya zor yöntemleri ile beyanlarının tespit edilmediği, bant çözümlerine dair belge içeriğinin bu hususu tartışmasız bir şekilde ortaya koyduğu, kaçırılıp öldürülmesine de neden olan bu faaliyetini suç örgütünün aleyhine gerçekleştirmesi nedeniyle diğer ortamlarda (Cavit kod adlı tanık Doğan’ın huzuru dahilindeki hareket ve konuşmaları özellikle kastedilmektedir.) bulunurken gizlediği bir kısım bilgiyi mülakat sırasında açık ettiği ile söz konusu mülakatın cumhuriyet savcısı veya hakim önünde yapılmış bir ikrara bağlanan sonuçları doğurmayacağı şeklindeki tespitin bir anlamının bulunmadığı ise izahtan varestedir

Kendi dairesine eleştiri: Bilgi eksiğini gösteriyor

Yine, dosya içindeki TBMM, Bakanlık, Komisyon ve MİT raporlarının herhalde delil içermediği; delil değeri taşımadığı söylenmeye çalışılarak, tahmin ve analizden ibaret olduğu şeklindeki kabul dosya kapsamına uygun olmayıp dosyaya vakıf olunmaksızın karar kurulduğunu göstermektedir. Zira tanık dinlemeye yetkili olan Müfettiş ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları tabi ki delil içermektedir. Dosya kapsamındaki diğer bazı deliller karşısında daha az değeri haiz bulunduğu söylenebilir olsa da söz konusu belgelerin sadece tahmin ve analizden ibaret bulunduğunu kabul etmek değerlendirme hatasını ve hatta ceza yargılamasına dair bilgi eksikliğini göstermektedir.

Çarkın’a neden itibar edilmedi?

Neticede ikrarda bulunup maddi olay örgüleri ile uyuşan anlatımlar yapan; akıl sağlığının yerinde olduğu tespit edilmiş bulunan sanık Ayhan Çarkın, ikrarlarına neden itibar edilmediğini bildiren tek bir gerekçe ileri sürülmeksizin beraat ettirilmiştir. Dolayısıyla ikrar delili, mahkemece usul ve yasaya uygun bir şekilde değerlendirilmemiştir.

Dolayısıyla sanığın fikir ve eylem birliği dahilinde katıldığını ikrar ettiği Behçet Cantürk cinayeti nedeniyle mahkumiyetine karar verilmesi gerekmektedir. Hal bu iken, gerekçede bir bütün olarak sanık Ayhan Çarkın’ın ikrar ve suçlama niteliğindeki; aslında çelişkili olmayıp süreç içinde çok kapsamlı olaylara dair aynı hususların defalarca anlatılmasının ortaya koyduğu basit farklılıkları ihtiva eden ve ancak somut deliller ile yanı sıra da diğer bir kısım beyan delilleri ile uyuşan bildirimlerinin itibarsızlaştırılmasına dair bir çaba sezinlenmektedir. Bu yolda sanığın söylemediği şeyleri söylemiş gibi bildirme, söylediklerini önemsememe ve görmezden gelme, dosya kapsamındaki diğer deliller ile uyuşan beyanlarını hiç değerlendirmeme şeklinde çarpıtmalar yoğundur.

Sözleri dinlenmedi, beyanları sorgulandı

Gerçekten uzun süren yargılama boyunca usulü dairesinde sorgulanan tek sanık Ayhan Çarkın’dır. Hemen hemen bütün yargılama faaliyeti, bu sanığın ikrar ve suçlamaları dairesinde yapılmış, sanığın beyanları sorgulanmıştır. Neden ikrarda bulunduğu araştırılmıştır. Oysaki mahkemenin görevi ikrarın neden yapıldığını; hangi gerekçe ile 18 yıl önceki olayların anlatıldığını araştırmak değil, ikrarın somut deliller; yanı sıra da diğer beyan delilleri ile uyuşup uyuşmadığını tetkik etmektir. Suç ikrarı mahiyeti gereği “vicdan” ile ilintilidir. Mahkeme karine olarak, ikrarın vicdani bir saik ile gerçekleştirildiğini kabul edip, ortada iftira ya da suç üstlenme gibi bir olguyu işaret eden güçlü şüphe durumu bulunmadığında ikrarın neden yapıldığına dair bir araştırmaya girişmemelidir. Bildirilen suçlara dair şüphe yoksa mahkemenin ikrarın nedenini araştırma hak ve yetkisi de yoktur. Söz gelimi ikrarda bulunan sanığın cezai ehliyetine dair bir şüphe ya da bu yönde dinlenebilir bir talep yok ise sanığa <aklından zorun mu var der> gibi akli durumunun araştırılması gibi bir usul ceza yargılamasına ait olamaz.”

Çarpıcı tespitler

Karşı oy yazısının değerlendirme bölümünde de şu ifadeler yer aldı:

“Yasa dışı terör örgütüne maddi-manevi destek verdiklerini değerlendirdikleri Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kaynağı “belirlenemeyen” bir liste dahilinde infaz etmek üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kemal Ağar liderliğinde bir araya gelen sanıklar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in teşkilatlanmaları sırasında hızlı bir şekilde eyleme giriştikleri artık bilinmektedir. Bir kısmı dosyamız kapsamında değerlendirilen öldürme eylemlerini teşkilatlanmalarının tamamlanmasını beklemeden icra ettikleri; teşkilatlanma ve eylemlerin bir arada yürütüldüğü açıktır.

Sanıklar dinamik ve değişken bir organizasyon kurmuşlardır. Bu husus özellikle infazlarda kullanılan insan
unsurunun yaşanılan sürece, eylem yerine ve hedefe göre değiştirilmesinde kendini
göstermektedir. Sanıkların ilk infaz-eylem emirlerini, bir kısmı bilahare atandıkları görev yerlerinde suça bulaşmış özel harekat polislerinden oluşturdukları suç örgütü üyelerine vermişlerdir. Organizasyonlarını geliştirdikçe suç örgütünün faaliyet alanını genişletmişler, kontrol ettikleri insan unsurunu geliştirmişlerdir. Kullandıkları insan unsurunu çeşitlendirip; nicelik ve nitelik bakımından farklılaştırmışlardır. Özellikle maktullerden para ve uyuşturucu elde edilmeye başlanması; suç örgütü üyesi olunmasının karlı bir yatırım halini alması sonrası suç örgütüne çeşitli kaynaklardan ‘üye’ devşirmişlerdir. İlk eylemliliklere müteakip gerçekleştiği değerlendirilen bu reorganizasyon nedeniyle örgütsel ihtiyaçların çeşitlendiği
anlaşılmaktadır. Yeni üyelere sahte kimlik ve pasaport tedariki; silah taşıma izin belgeleri ve sahte plaka tevdi belgeleri hazırlanması bu kapsamdadır.

Rant uğruna listeler delindi, Ümit’in yerini Çatlı aldı

“Elde edilen rant ve bunun paylaşılmasındaki uyuşmazlıklar suç örgütünü değiştirmektedir. İlk elde ‘Devletin Bekası’ için yola çıkanlar rant uğruna “listelerini” delmeye başlamışlardır. Biraz sonra birbirlerine düşeceklerdir.

Bahsedilen ayrışmanın Behçet Cantürk cinayeti ile; pek tabi ki, infazlardan elde edilen para ve uyuşturucunun paylaşımındaki uyuşmazlıklar nedeniyle başladığı… Suç örgütünün İstanbul kolu yöneticisi olan Tarık Ümit’i gözden çıkarıp yeni ve kesin bir organizasyona gittiği an Tarık Ümit ile tanık Mehmet Eymür’ün dosya kapsamındaki mülakatıdır… Yine de bir yanda Tarık Ümit ve diğer yanda Korkut  Eken ve diğerleri olmak üzere suç örgütü liderlerinin birbirlerine karşı rezerv güvensizlikleri bulunsa da Medet Serhat cinayeti de dahil, o ana kadarki eylemlerini el birliği ile gerçekleştirmişlerdir. Maktul Medet Serhat cinayeti ile birlikte suç örgütünün İstanbul kanadını yöneticiliğinin Abdullah Çatlı’ya tevdi edildiği görülmektedir… Zaten biraz sonra Tarık Ümit maktul olacak ve sanık Mehmet Kemal Ağar’ın lideri olduğu suç örgütü ile tanık Mehmet Eymür’ün temsil ettiği MİT çatışmaya başlayacaktır.”

Çatlı, asker ve MİT görevlileri

“Yaşar Öz’ün önce Tarık Ümit ile hareket ettiği ve ancak bilahare Abdullah Çatlı gurubuna geçtiği; bu ekibin eylemlerine zaman zaman Ankara’dan gelen özel harekat polislerinin yanı sıra (adı geçen tanığın beyanlarına yansıdığı şekilde) kimlikleri tespit edilmeyen asker kişiler ile Mit görevlilerinin katıldığı anlaşılmaktadır. Abdullah Çatlı ekibinde başta Haluk Kırcı olmak üzere adı geçenlerin ‘eylemci’ arkadaşlarının, kumarhane ve uyuşturucu ticareti ile iştigal eden kişilerin ve bir kısım özel harekat polisinin olduğu bilinmektedir.”

Ağar, Şahin ve Eken için yeterli delil var

“Bunların suç örgütünün kurucusu ve yöneticisi oldukları; bu suç örgütünün üyesi bir kısım sanıkların verilen talimat üzerine dosya kapsamındaki bir kısım maktulleri öldürdükleri hususunda yeterli delil bulunmakla, sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in mahkumiyetleri için sanık Ayhan Çarkın’ın veya diğer bir kişinin beyanına dayanılmasına gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla adı geçen sanığın beyanlarındaki çelişkiden yola çıkılarak bu sanıklar hakkında beraat hükmü kurulması ve kurulan hükümlerin onanması mümkün değildir.”

Tartışma götürmez gerçek

“…Atılı suçları işlemek maksadıyla bir araya geldikleri artık tartışma götürmez bir gerçektir. Yukarıda zikredilen kararlar bulunmasa ve sanıklar cürüm işlemek için teşekkül kurma ve yönetme; cürüm işlemek için kurulan teşekküle üye olma suçlarından zamanaşımı veya diğer bir sebeple cezalandırılmamış olsalar ya da mahkumiyete dair kararlar sonradan kaldırılmış olsa bile suç işlemek için kurulmuş bir suç örgütünün varlığı tartışmasızdır. Böylece, silahlı suç örgütünün yöneticileri olan sanıklar Mehmet Kemal Ağar, Mehmet Korkut Eken ve İbrahim Şahin’dir. Söz konusu mahkeme kararlarında adları yazılı diğer kişiler ise silahlı suç örgütü üyeleridir.”

“Zamanaşımı kanuni olsa da ahlaki değil”

Karşı oy yazısında, bazı cinayetlerin zamanaşımına girdiği kararı için de şu görüş savunuldu:

“Devletin en önemli yönetim mekanizmalarını işgal eden; devlet gücünü elinde bulundurup, bu imkan ve olanakları kullanan kişi/kişilerin bilgisi, rızası/onayı/talimatı üzerine işlenen siyasi cinayetlerin faillerinin, devletin cezalandırma hak ve yetkisinden vazgeçmesi haline münhasır olan dava zamanaşımının sağladığı imkandan yararlandırılmasının kanuni olsa bile hukuki ve ahlaki olmadığı; adalet ve nısfet kaidesi ile bağdaşmadığı açıktır. Yargıtay’ın,
AİHM’nin mezkur kararları ile TCK’nın 77. maddesi doğrultusunda bizzat devlet gücünü kullanarak işlenen siyasi cinayetler bakımından dava zamanaşımının gerçekleşmeyeceğini; kanun koyucunun iradesinin bu yönde olduğunu ve 765 sayılı TCK’nın 102/son maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 77. maddesini vazetmek suretiyle iradesini tecelli ettirdiğini içtihat etmesi pek ala mümkündür.
Suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme eylemlerinin suç tarihinin, bunlar farklı farklı tarihlerde işlenmiş olsa bile son suçun işlendiği tarih olduğunu; dava zamanaşımının (istinaf incelemesine konu olmasa bile;) 28.07.1996 tarihinde gerçekleşen Ömer Lütfi Topal cinayetinin suç tarihine göre hesap edilmesi ve 2026’da bitmesi gerektiğini düşünmekteyim.

İsim isim sorumlular

Karşı oy yazısında, bütün bu değerlendirmelerden sonra, faili meçhul cinayetler masaya yatırıldı. Uzun delil tartışmalarının yapıldığı yazıda, cinayetlerle ilgili olarak şu sonuçlara ulaşıldığı belirtildi:

Behçet Cantürk-şoföre Recep Kuzucu:

Silahlı suç örgütü yöneticisi sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken ve bu isimlerden infaz emrini alan özel harekat polisleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Sait Yıldırım, Oğuz Yorulmaz, Ahmet Sakarya, Ahmet Demirel, sivil sanıklar Tarık Ümit, Nurettin Güven, Muhsin Korman ve Abbas Semih Sueri ile kimlikleri tespit edilemeyen diğer kişiler ayrı ayrı cezalandırılmalıdır.

Yusuf Ekinci cinayeti


Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Ayhan Özkan, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir ve Yusuf Yüksel’in eylemlerinin sübut bulduğu…

 Feyzi Aslan, Salih Aslan cinayetleri

Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ayhan Akça, Abbas Semih Sueri, Muhsin Korman ve Nurettin Güven’in eylemlerinin sübut bulduğu,

Namık Erdoğan cinayeti

Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in, eylemlerinin sübut bulduğu,

Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım cinayetleri

Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ayhan Akça, Abbas Semih Sueri ve Muhsin Korman’ın eylemlerinin sübut bulduğu,

Medet Serhat, İsmail Karaalioğlu cinayetleri

Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in, eylemlerinin sübut bulduğu,

Faik Candan cinayeti

Sanıklar Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in, sanıklar Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Lokman Külünk’ün eylemlerinin sübut bulduğu

Metin Vural cinayeti

Maktulün öldürülmesi olayı istinaf nicelemesinin kapsamında olmamakla, diğer bir
değerlendirme yapılmamıştır.

Tarık Ümit cinayeti

Maktulün öldürülmesi olayı istinaf incelemesinin kapsamında olmamakla, diğer bir
değerlendirme yapılmamıştır.

Ömer Lütfü Topal cinayeti

Maktulün öldürülmesi olayı istinaf incelemesinin kapsamında olmamakla, diğer bir
değerlendirme yapılmamıştır

İstinaf kararı: “Silahlar ele geçirilemedi, sanıklar arasında örgütsel bağlantıya dair kanıt yok”

T24’ten Asuman Aranaca’nın haberine göre; istinaf mahkemesi kararında, “Cinayetlerde kullanılan silahların ele geçirilemediği, olay yerlerinde elde edilen maddi bulgular ile sanıklar arasında bağlantı olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığı, sanıklar arasında yargılamaya konu edilen eylemler açısından örgütsel bağlantı bulunduğuna dair iletişimin tespiti, dinlenmesi, tape, görüntü kaydı, teknik takip, tanık ifadesi gibi herhangi bir kanıtın ortaya konulamadığı…” ifadelerine yer verildi.

Ayhan Çarkın’ın ifadeleri bu kez “çelişkili, tutarsız ve manipülatif” bulundu

Verdiği itiraf niteliğindeki ifadeler dava iddianamesinin önemli bölümü oluşturan sanıklardan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın beyanlarıyla ilgili şu ifadeler yer aldı:

 “Sanık Ayhan Çarkın’ın, manipülatif etkilere açık, samimi ikrar içermeyen, aşamalarda aralarında ciddi çelişkiler ve tutarsızlıklar bulunan, çeşitli maksat ve saiklerle açıklanması mümkün olan atfı cürüm niteliğindeki beyanlarına itibar edilemeyeceği, ayrıca adı geçen sanığın aşamalardaki beyanları arasında derin çelişkiler olduğu gibi bu beyanların bazı eylemlerin gerçekleşme biçimiyle uyumlu olmadığı, yalnızca bir kısım eylemlerdeki maddi bulgulara uygun olan beyanların bölünerek mutlak delil kabul edilmesinin mümkün görülmediği, beyanların hem maddi bulgularla hem aşamalarda hem de kendi içinde çelişkiler içermesi, içeriğinin başka bir beyan ve delille desteklenme olanağı bulunmaması karşısında, sanık Ayhan Çarkın’ın genel olarak eylemlerle ilgili beyanlarına kısmen veya tamamen itibar edilip bir mahkûmiyet hükmüne esas alınmasının mümkün olmadığı…”

“Ses kaydının delil değeri zayıf”

Kararda, 1995 yılında kaybolan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Tarık Ümit ile ilgili olarak şunlar belirtildi:

“Tarık Ümit ile iki istihbarat görevlisi arasında yapılan mülakata ilişkin ses kaydı çözümleme tutanaklarının elde ediliş ve kayda alınma şekli bilinmediğinden, delilin hukuka uygunluğu noktasında denetim yapma imkanı bulunmadığı gibi, söz konusu bant kaydı elde olmadığından içeriğinin de doğrudan incelenebilir nitelikte olmadığı ve delil değeri zayıf hem de hukuka uygunluğu sorunlu olan bu kaydın bir mahkûmiyet hükmüne esas alınmasının mümkün olmadığı…”

“Eymür ve Namlı’nın tanık beyanları dolaylı ve duyumdan ibaret”

Davada, tanık olarak dinlenen eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür ve Hakkı Yaman Namlı’nın tanık ifadeleri için, “Tarık Ümit’in anlatımlarına dayanan, kişisel kanaat içeren ifadeler, doğrudan görgüye dayalı olmaması, çoğunlukla doğruluğu denetlenemeyen Tarık Ümit’in kendilerine anlattıklarından ibaret olduğu” değerlendirmesi yapılarak, Eymür ve Namlı’nın tanıklarının “dolaylı bilgiler ve duyumlar” nedeniyle mahkûmiyet için esas alınamayacağı ifade edildi.

“Duyum, kanaat ve tahmin deliller, yeterli ve inandırıcı değil”

İstinaf kararında, “duyum, kanaat ve tahmine dayalı diğer beyan ve delillerin iddia edilen eylemleri tüm yönleriyle kuşkudan uzak bir biçimde ortaya koyacak nitelik ve nicelikte olmadıkları, her bir sanığın eylemlerdeki katkı ve ilgisini ortaya koyacak açıklık, nitelik, doğrudanlık ve hukukilikten uzak oldukları, sanıkların iddia konusu eylemleri işlediklerine dair her türlü şüpheden arındırılmış cezalandırılmalarına yeterli inandırıcı deliller elde edilemediği” değerlendirmesi yapılarak, yerel mahkemenin beraat kararının yerinde olduğuna hükmedildi.

Kararda, 1993 yılında öldürülen Abdulmecit Baskın ile 1994 yılından öldürülen Behçet Cantürk dosyalarının ise 30 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolması nedeniyle düşmesine hükmedildi.

Dosyanın geçmişi

2013 yılında görülmeye başlanan davada, daha önce verilen beraat kararı 2021 yılında istinaf mahkemesi tarafından bozulmuş ve sanıklar yeniden yargılanmıştı. Kararda, sanık Ayhan Çarkın’ın beyanlarının yeterince tartışılmadığına dikkat çekilirken, “cinayet mermilerinin aidiyetlerinin araştırılması” istenmişti. Ağar’ın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında, söz konusu istinaf kararı sonucu yeniden yargılama başlamış, ancak 26 Mayıs 2023 yılında bir kez daha beraat kararı verilmişti. Mahkeme, istinaf mahkemesinin beraat kararını bozmasına rağmen ilk kararında ısrarcı olmuştu. Karar, yeniden istinafa taşınmıştı.

İddianameye göre sanıklar, 1993-96 yılları arasında Abdülmecit Baskın, Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan’ı öldürmekle suçlanmıştı.

İddianamede, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven ve Muhsin Korman’ın ‘suç işlemek amacı kurulan silahlı örgüte üye olmak’ ve ‘adam öldürmeye iştirak etmek’ suçlarından cezalandırılması talep edilmişti. 

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Aralık 2019’da dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, dönemin Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, eski MİT yöneticisi/emekli Albay Korkut Eken, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve özel harekat polislerinin aralarında olduğu sanıklar hakkında beraat kararı vermişti. Ankara Bölge Adliye (istinaf) Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının bozulmasına hükmetmişti.

Kararda sanık Ayhan Çarkın aşamalardaki beyanlarının dosya kapsamındaki diğer bildirim ve deliller ile teyit edilip edilmediğinin, bu beyanların maddi olay-olaylar ile uyuşup uyuşmadığının karar yerinde tartışılmamasına dikkat çekildi. Kararda cinayet mermilerinin aidiyetlerinin araştırması gerektiği belirtildi. Kararda, sanıklar hakkında beraat kararları verildiği sırada uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı davranıldığı belirtildi.

Bozma kararı sonrası dosya bir kez daha Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştı.

Davanın son duruşmasında mütalaasını açıklayan savcı, tüm sanıkların beraatını talep etti. Daha sonra sanık avukatları mütalaaya karşı savunmalarını yaptı. Söz alan müşteki avukatlarından Levent Kanat, “Gelmeden kontrol ettim, bütün yargılama boyunca 41 hakim, 13 savcı değişmiş. Bu kadar hakim bolluğunda fail yokluğu yaşadık. Bu hakimler arasında bugün AYM üyesi olan da Yargıtay üyesi olan da BAM üyesi olan da var” dedi.

- Advertisment -