‘Bilim Kurulu ne derse o’ masalının sonu

6

 

Kayıtsız şartsız iktidarcı yazar çizerlerin bugünlerdeki Habertürk televizyonu alerjilerini anlamak zor değil. Çünkü ana akım haber kanalları arasında iktidarın canını sıkma istidadı taşıyan bilim adamı yorumları en fazla orada yer alıyor.

 

Cumartesi (28 Mart) gecesi bu kanalda izlediğim bir tartışma programında, iktidarın vermeye çalıştığı "Sokağa çıkma yasağı hususunda (da) Bilim Kurulu'nun tavsiyesi doğrultusunda hareket ediyoruz" izleniminin çanına adeta ot tıkandı. Programa katılan bir Bilim Kurulu üyesi, kararlarının tam izolasyon yönünde olduğunu, fakat nihai karar merciinin kendileri olmadığını söyledi. Böylece tescil edilmiş oldu ki, tam izolasyonun gerçekleşmemesinden doğacak sorumluluk tümüyle iktidara aittir.

 

Size bu programı anlatacağım, fakat ondan önce iktidarın, bir türlü almadığı  sokağa çıkmama kararının  sorumluluğunun bir bölümünü Bilim Kurulu’nun omuzlarına yıkmaya çalıştığı şeklindeki iddiamı nereden çıkardığımı anlatmalıyım.

 

Bunun için sizi Bilim Kurulu’nun 27 Mart Cuma günü yaptığı uzun toplantının ardından Sağlık Bakanı Koca’nın ve bilahare Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın canlı yayımlanan konuşmalarına götürmem gerekiyor.

 

Bilim Kurulu’nun karantina önerdiği apaçıktı

 

O gün (27 Mart) akşama doğru haber kanallarında “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Bilim Kurulu’nun toplantısının ardından 19:15’te açıklama yapacak” duyurusunu gören herkesin kafasında aynı soru belirdi: Sokağa çıkma yasağı mı geliyordu?

 

Fahrettin Koca’nın toplantı sonrasında gerçekleştirdiği canlı basın toplantısında üstü kapalı olarak söylediği şey açıktı: Evet, Bilim Kurulu, sosyal izolasyonun mevcut halinden daha ileri bir biçimine geçme yönünde tavsiye kararı almıştı. Bu yöndeki tavsiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletilmişti, karar onundu.

 

Bunun topyekûn ya da kısmi karantina önerisi anlamına geldiği açıktı, yine de bir muhabir bunu kamuoyunun daha iyi anlayabilmesi için Koca’ya o anda sorulması gereken soruyu sordu: “Açıklamanızdan karantina sonucu çıkıyor…”

 

Sağlık Bakanı, soruyu “ben öyle bir şey telaffuz etmedim” diye savuşturmaya çalıştıysa da muhabir direndi, “Biz öyle anladık” deyip Bilim Kurulu’nun tam olarak ne tavsiye ettiğini bir kez daha sordu. Bakan, soru üzerine bir kez daha, tabii yine ima yoluyla, kararın karantina yönünde olduğuna işaret etti.

 

Bakanın basın toplantısı bitti, televizyonlar bu defa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saat 22:00’de kamuoyuna canlı yayınla hitap edeceğini duyurdular.

 

Şimdi artık soru şuydu: Cumhurbaşkanı, Bilim Kurulu’nun tavsiyesine uyarak sokağa çıkma yasağı mı ilan edecekti, yoksa işi buraya vardırmadan bazı sınırlı yeni tedbirlerle mi yetinecekti?

 

“Bilim Kurulu ne diyorsa o…”

 

Erdoğan, birkaç gün önce Huber Köşkü’nde kurulan sistem üzerinden bakanlarla konuşmuştu. Bazı bölümleri kamuoyuyla da paylaşılan bu görüşmelerde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, eğitime verilen aranın uzatılıp uzatılmaması hususunda bir talimatının olup olmadığını sorunca, Erdoğan, sağlık konusunun her şeyin önünde olduğunu, dolayısıyla Bilim Kurulu ne karar verirse ona uyulması gerektiğini söylemişti. Bu arka plan bilgisiyle birleştirilince, Cumhurbaşkanı’nın canlı yayında Bilim Kurulu’nun tavsiye kararına uyup karantina ilan edeceğine dönük geniş bir beklenti hasıl oldu. Ne var ki bu beklenti gerçekleşmedi.

 

Fakat Cumhurbaşkanı, karantinayı gerekli bulmadığına dair iradesini ortaya koyarken ilginç bir şey yaptı: Kararını açıklarken Bilim Kurulu’nun aynı günkü toplantısında bazı yeni tedbirler alındığını hatırlattı ve böylece verdiği kararla Bilim Kurulu’nun tavsiyesinin aynı yönde olduğuna dair   bir izlenim yarattı.

 

Erdoğan’ın konuşmasının ardından, Sağlık Bakanı’nın basın toplantısından itibaren o geceki süreci an be an izleyen WhatsApp grubumuza şöyle bir mesaj attım:

“Cumhurbaşkanı, sanki Bilim Kurulu’nun önerilerini yerine getirmiş gibi yaptı. Oysa Bilim Kurulu sokağa çıkma yasağı istemiş belli ki. Biraz önce Habertürk’teki programa katılan bir Bilim Kurulu üyesine ‘bunlar mıydı önerileriniz’ diye sordular. Adam ‘hayır’ demeye çalıştı ama nasıl bir dille söylediğini tahmin edebilirsiniz. Şayet birkaç cesur Bilim Kurulu üyesi çıkmaz da ‘Cumhurbaşkanı’nın kararıyla bizimki uyum içinde değil’ demezse kabak onların başına patlayacak. Böyle yazıyorum ama, bir yandan şu soruyu kendime sormaktan alamıyorum: ‘Erdoğan, Bilim Kurulu’nun gerçek tavsiyesinin sokağa çıkmama yönünde  olduğunun üstünü daha ne kadar süreyle örtebilir? Birkaç üyenin çıkıp, gerçeği söylemesi ihtimalinden hiç mi çekinmiyor?’”

 

Bilim Kurulu’nun gerçek fikri ne?

 

Bu soru, cevabını bir gün sonra (28 Mart) yine Habertürk’te izlediğim ve bu yazının başında zikrettiğim bir programda buldu.

 

Eren Eğilmez’in sunduğu Gerçek Fikri Ne başlıklı programa (ne kadar manidar bir başlık!) üç tıp profesörü katılıyordu (Ahmet Özdoğan, Yağız Üresin ve Çağrı Büke). Ankara stüdyosunda ise Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Sema Turan vardı.

 

Eren Eğilmez, stüdyodaki hocalara gerekçelerini sonra almak üzere sorduğu bir soruyla başlattı programı: “Sokağa çıkma yasağı gerekli mi, tek kelimeyle cevap veriniz.”

 

Bu soruya üç bilim adamı da “evet, gerekli” cevabını verdi.

 

Programın moderatörü, bu cevapların ardından Bilim Kurulu üyesi Sema Turan’a soruların sorusunu yöneltti: “Dün, Bilim Kurulu tam olarak nasıl bir tavsiyede bulundu?”

 

Sema Turan önce kişisel kanaatinin sokağa çıkma yasağı yönünde olduğunu söyledi, muhtemelen soruların sorusundan kaçıp (nedenlerini tahmin etmek zor değil) bununla yetinecekti ki, programın yöneticisi buna izin vermedi: “Peki, sizin kişisel görüşünüzle Bilim Kurulu’nun tavsiye kararı uyuşmadı mı?”

 

İçimden, “bravo, işte gazeteci sorusu” diye geçirirken, Ankara’dan cevap geldi: Hayır, Bilim Kurulu’nun tavsiyesi de bu doğrultudaydı. Hatta devamında öyle şeyler söyledi ki, Bilim Kurulu’nun bu tavsiyesini oy birliğine yakın bir çoğunlukla aldığı gibi bir izlenim bile doğdu.

 

Hiç şüphem yok, önümüzdeki günlerde Bilim Kurulu üyelerinin de dahil olduğu bilim insanları karantinaya dair taleplerini daha gür bir sesle ifade edecekler ve iktidarın, kararına onları da ortak etme taktiği tümüyle çökecek. Büyük bir ihtimalle sonunda karantina kararı alınacak fakat önceki birçok kararda olduğu gibi yine geç kalınmış, yine hastalığın peşinden gidilmiş olacak.

 

Karantina önerisi: FETÖ taktiğine alet olmak

 

Şu son günlerde kayıtsız şartsız iktidarcılar yeni bir vesvese geliştirdiler. Buna göre Koronavirüs’e karşı karantina önerisini dile getirenler ya doğrudan “FETÖ”cüdür ya da “FETÖ”nün oyununa gelmektedir. Melih Altınok’ların, Kurtuluş Tayiz’lerin, Cemil Barlas’ların, bilumum Pelikancının bugünlerdeki favori ithamları bu.

 

Şimdilik bilim adamlarına laf sokuşturmuyorlar, yıpratma faaliyetini onların sözlerini kamuoyuna iletmede aracılık görevi gören yayın organları üzerinden yürütüyorlar. Başta söylediğim gibi, asıl darbe de bugünlerde bu doğrultuda etkili bir yayıncılık yapan Habertürk’e indiriliyor:

“Şimdi de ‘sokağa çıkma yasağı’ kampanyası başlattılar. Madenden aldığı enerjisini son zamanlarda yalnızca bu kampanyaya kanalize eden Ciner'in medya grubu başı çekiyor.” (Akşam gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz’in tweet’i, 28 Mart).

 

Tayiz’in tweet’inde işaretlediği yazısında Melih Altınok da “FETÖ trollerinin halk sağlığına olan ilgilerinin ve sokağa çıkma yasağı kampanyasına omuz vermelerinin üzerinde durmak gereğine” işaret ediyordu. (Sabah, 28 Mart).

 

Hükümetçi yazarlar bugünlerde sanki “FETÖ’cü sana söylüyorum, sokağa çıkma yasağı öneren bilim insanı sen anla” der gibiler.

 

Hadi hayırlısı…