TÜM YAZARLAR

Devamı

    Gençliğin İcadı” (Hz Ayşe tartışmasına bir not)

    Bilim uçsuz bucaksız. İnsan hayatı kısa. Herkes başarı uğruna uzmanlaşmaya çalışıyor. Yani entegrasyon çok zor. Ama çok da gerekli. “Büyük Resmi” görmemizi sağlıyor. Diyelim bir yerde, şu veya bu konuda bir tartışma başgösteriyor. O alanın kendi birikimi ve geleneği içinde konuşuluyor. Oysa bitişik bir alanda, meselenin özüyle ilgili başka bir birikim var. İkisini buluşturmak, disiplinler-arası farkındalıklara bağlı. Anlatacağım örnekte, Tarih, Felsefe ve İslâmî İlimler birbirini besleyebiliyor.

    Polis dini koruyabilir mi?

    Nasıl oldu da bir zamanlar Avrupa’nın en koyu Katolik ülkesi olan İspanya, İncil üstüne yemin etmeyen, ateist, Filistinli Müslümanlarla dayanışan bir sosyalist Başbakan’a sahip olabildi? İşte bu sorunun cevabı bir miktar bizi de ilgilendiriyor.

    Bulgar komünistin vasiyeti, aşırı sağın topuk sesleri: Fransız solu nasıl birleşti?

    Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Fransız aşırı sağı %31 oyla rekor kırdı. Macron aşırı sağı sınamak için erken seçim kararı aldı. Fransa, Ulusal Meclis’i belirlemek için 30 Haziran’da sandık başında. Ukrayna’dan Filistin’e, AB’den küreselleşmeye birçok konuda anlaşamayan Fransız solu ise zoraki bir seçim ittifakı kurdu. Yeşiller, aşırı sol, komünistler, sosyalistler ve sol liberallerin kurduğu “Yeni Halk Cephesi” bütün ülke çapında ortak liste ile seçime giriyor. Aşırı sağa karşı birleşen Fransız solunun ilham kaynağı 30’lar Avrupasında yükselen faşizme karşı seçim ittifakı yaparak 1936 seçimlerini kazanan Halk Cephesi. Halk Cephesi’nin zaferi sayesinde Léon Blum, 1936’da Fransa’nın ilk sosyalist başbakanı seçilmişti. Fakat 88 sene sonra kurulan “Yeni Halk Cephesi”nin bir başbakan adayı yok.

    Allahsızlığı Yayma Kürsüsü Gençlik Teşkilatı

    Yakın zamanda Türkiye’de kökleri kısmen “Eski Türkiye”de olan bir çeşit ateizm doğdu. Genç, doğrudan ve yargılayıcı bir ateizm bu. Ateizmin merkezde göründüğü yüzeysel bir ulusalcılık, yabancı düşmanlığı, dozu belirsiz bir ırkçılık, Jakobenizm, militarizm ve güç/iktidar tapıncı iç içe geçmiş. Yani aslında 90’ların ekranlarında İslam’ı çağdaşlaştırma önerisiyle meseleyi halledebileceklerini düşünenlerin kuliste konuştuklarını doğrudan savunuyor. Türkiye’de ateizmin bu çeşidi her denemede “halkın cehaleti” inancının cazibesinde kayboluyor. Herhalde ateist (ya da agnostik her neyse) olmakla bir aydınlanma yaşadığını, tıpkı bilgisayar oyunlarındaki gibi bir üst karaktere geçtiğini sanma hali var. Dindarlığın bir insanı ‘iyi’ yapmaya yetmemesi gibi inançsızlık da daha akıllı kılmıyor.

    Belçika’yı bölmek, monarşiyi bitirmek istiyordu. Şimdi Kral’dan, Belçika başbakanlığı için yetki bekliyor

    AP seçimleriyle aynı anda parlamento seçimlerini yapan Belçika’da Başbakan istifa etti. Sandıktan birinci çıkan Flaman milliyetçisi NVA lideri Bart de Wever başbakanlığın en güçlü adayı. Halbuki de Wever’in hedefleri arasında Bağımsız Flaman Devleti kurmak ve Belçika’daki monarşiyi yani kraliyeti bitirmek vardı. Ama bunun için önce kraldan hükümeti kurma görevini alabilmesi gerek. Peki, Belçika’daki Flamanların derdi ne?

    Yılmaz Özdil: Süfli, militan bir elitizm

    Kendisi gibi düşünmeyeni, kendisi gibi hissetmeyeni, kendisi gibi yaşamayanı kendisine benzetmeyi hak ve hatta görev sayan süfli, militan bir elitizm... Bana, “Yılmaz Özdil'in fikriyatını ve ruhunu bir cümleyle anlatabilir misin?” diye sorsanız, işte size vereceğim cevap bu olur. Yılmaz Özdil'in elitizminin pasif (aristokratça) bir elitizm olmadığını özenle belirtmeliyim, zaten “militan” kelimesini de bu nedenle kullandım.

    Muhteşem İspanyollar

    75’inci dakikaya kadar İspanyol savunma merkezi, kaptırılan her topu üç saniye içinde geri aldı. Bu müthiş istatistik, İspanya’yı, hem de İtalyan yarı sahasında daha doğru bir ifade ile ceza sahası çeperinde tuttu ve o bitmez tükenmez atakların devamlılığını sağladı. İspanyol oyununun kusursuzluğu, temel olarak bir hatası olmayan İtalyan takımını acemi çaylak seviyesinde gösterdi. İspanyollar gerekli fiziksel takviyeleri yapar ve bu oyunu 90 dakikaya yayabilirlerse, bu oyunun tek adresi şampiyonluk olur.

    ‘Bidon kafalı’ya CHP’den özel cevap

    Özgür Özel onun “Bidon kafalılar” diyerek seçmenlerin önemli bir kesimine hakaret eden yazısını gündeme getirince kıyamet koptu. Özdil cevap yerine ağır hakaretlerde bulunarak durumu geçiştirmeye çalışıyor. Özgür Özel eleştirilerini şöyle sürdürüyor: “Geçmişte ‘Bidon Kafa’ diye köşe yazısı yazmış arkadaş, seçimin ertesi günü. Bir yerde sular kesilmiş, ‘Hadi bakalım bidon kafalılar, bu iktidarı siz seçtiniz şimdi gidin su sırasına girin’ diyor.

    Annemizin liginde vaziyet

    Annemizin ligi, geçen yıl dengeden yoksundu. Galatasaray 102 puanla şampiyon, Fenerbahçe 99 puanla ikinci oldu. Galatasaray ile üçüncü olan Trabzonspor arasındaki tam 35 puanlık fark, ligin dengesizliğini gözler önüne seriyordu.

    CHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar?

    Yeni siyasete kuşkuyla bakanlar bazı argümanlar ileri sürüyorlar. Bu politikaların Erdoğan’ı sıkışmışlıktan kurtarmaya yarayacağı, ona meşruiyet sağlayacağı, başarısızlıklarını unutturacağı, hatta bunlara CHP’yi ortak kılacağı, muhalefet tabanının yükselen enerjisini likide edeceği söyleniyor. Ayrıca iktidar blokunun çözülmeyeceği kanısı çok güçlü…Bu itirazlar ikna edici mi?

    Hz. Ayşe’nin evlilik yaşı tartışmasına başka açıdan bakmak

    Antik ve Orta Çağ’da dünyanın hemen hemen her yerinde kızların ve erkeklerin evlilik yaşı çok düşüktü. Kızların da genelde erkeklerden daha düşüktü. Orta Doğu’da kızlar ergenliğe girince genelde 12-14 yaş arasında evlenir, Avrupa’da evlilik yaşı kilisenin de onayı ile 12’de başlardı. Antik Yunan’da da bu yaşlarda evlenmek normal kabul ediliyordu. Uzak Doğuda da durum farklı değildi. Orta Çağ’da da erken yaşlarda bir kızın evlenmesi etik olarak yanlış mıydı? Cevabımız evetse tüm dünyanın orta ve antik çağda toplu olarak evlilik konusunda ahlaksız olduğunu iddia etmemiz gerekir. Halbuki Orta Çağ’da ortalama insan ömrü 31-35 bandındaydı. Dolayısıyla erken yaşta evlilik yaygın pragmatik bir tercihti. Bugünkü ahlaki sezgilerden hareketle Orta Çağ’da erken evlilikleri eleştirmemiz yanlıştır. Hz. Ayşe’nin evliliğini eleştirmek de bunun sonucunda yanlıştır. Aynı şekilde geçmiş uygulamalardan hareketle bugün erken evliliklere izin verilmesi gerektiğini savunmak da yanlıştır.

    Solun Kültür Serüveni 20 | Halil Berktay: İyi mi, kötü mü (ve kimin için)?

    Avrupa-merkezci vizyon, “bu ilkeller,” diyor, yani “vahşet” veya “barbarlık” aşamasında olanlar, binyıllar boyu geçememişler uygarlığa. Şimdi “biz Batılılar” geliyoruz ve kendi kapasiteleri içinde yer almayan bir medeniyet sunuyoruz onlara. Sosyalistlerin önemli bir bölümü için de geçerli bu argümanlar. Marx ve Engels dahil. Fakat İkinci Enternasyonalin sol kanadındaki radikaller ayrılıyor diğerlerinden. “Medeniyet misyonu” apolojisini reddediyor; kapitalizme karşıtlıklarını emperyalizme karşıtlık pozisyonuna taşıyor; doğrudan doğruya haksız, adaletsiz diye, kimsenin başka ülkeleri sömürge edinmeye, başka halkları boyunduruk altına alma hakkı olmamalı diye, emperyalizmin içerdiği zulüm ve sömürüye cepheden karşı çıkıyorlar.

    Biz asılız ve Adalıyız, dolayısıyla…

    Adalar’a dolmuşlar geldi. Mavi, az çiçekli ve yerden biraz da yüksek dolmuşlar bunlar. Örnek Mahallesi’ne giden mavi dolmuşlara benziyorlar – Adalılara, neredeyse Türkiyeli olduklarını hatırlatacak denli kötü bir tasarıma sahipler. Elektrikli olmaları da yeterince medeniyet vadetmiyor olmalı ki Adalılar bunu karşı çıkıyorlar. Adalılar, dolmuş protestoları sonucunda âdeta birer üçüncü dünya vatandaşı gibi, özür dileyerek söylüyorum, Türkiyeli gibi gözaltına da alındılar. Bir adanın yönetimini ele geçiren ve gittikçe otoriterleşen sosyal demokratlar kötü bir ada alegorisi değil: Game of Thrones’ta da vardı, izledik.

    Eğrisi doğrusuna

    İki farklı galibiyet, Türkiye için harika bir başlangıç oldu. Ama giden-gelen bir maç oldu. Türkiye ezici bir üstünlük kurarak kazanmadı. Her iki devrede de iki farklı Türkiye vardı. Maç berabere de bitebilir, hatta kaybedilebilirdi de. Türkiye adına en müspet husus, takımın coşkusunun yerinde olmasıydı. Kazanma arzusu ve mücadele azmi üst seviyedeydi. Ayrıca takımdaki yetenek-tecrübe dengesi de kıvamında; Arda ve Kenan gibi çok parlak bir gelecek vaat eden yetenekler ile Hakan, Orkun, Salih gibi zorlu liglerin tozunu yutmuş tecrübeliler var. Onların daha uyumlu hale gelmesi, takımın daha başarılı sonuçlara götürebilir.

    Tunalı Hilmi, Hamdullah Suphi, Oktay Kaynarca ve Türkiyelilik

    Türkiyeli kavramı her seferinde aynı ihtiyaçtan yeniden dolaşım girdi. 1908’den sonra imparatorluğun Türk olmayan unsurlarını içerlemek için, 1920’lerdeki fetret döneminde yürürlükten kalkmış Osmanlı yerine bir kavram aranırken, daha sonra azınlıkların aidiyetini göstermek için ve son olarak Türk olmak istemeyen Kürtleri de kapsamak için…Yani mesele Türkiyeli kelimesinde değil, Türk kelimesinin kapsayıcı olmayı başaramamasında…

    Türkiye savaştı ve kazandı

    Süper ligin savaşçı ‘’mücadeleci değil’’ karakteri bu milli takıma sirayet etmiş galiba. Hücum planı çok örgülü değildi ama takım savaştı; defansta roller ve görevler özellikle de ceza sahası içinde birbirine karıştı ama takım savaştı. Ve bir hak teslimi babında takım her iki kanadı da kelimenin tam anlamıyla koridor gibi kullandı, kaptırılan toplar sonrası kimse elini beline koymadı ve savaşmakta tereddüt etmedi.

    Basübadelmevt: Öldükten sonra dirilmek

    Her canlı varlığın bir sonu ve bittiği an vardır. Gündelik küçük hırslarımız, hayattaki başarı ve başarısızlıklarımız milyonlarca belki de milyarlarca yıllık tarih içinde bir küçük nokta bile değil. Bütün bu konuları gündeme getirmemin sebebi yaşadığımız hayat. Öldükten sonra dirilmek meselesindeki sorun, bu dünyadaki hesaplaşmaların bilinmez bir tarihe erteleniyor olması. “Öte dünyada bunun hesabını vereceksin” cümlesi, gerçeklerden kaçmamıza, hak aramaktan vazgeçmemize neden olabilir mi?

    İspanya’da başarılı Sanchez modeli: AB seçimleri Avrupa’da iktidarları sallarken Katalan ‘bölücüleri’ affetti, Filistin’i tanıdı Sanchez’in PSOE’si koltuklarını korudu

    Sosyalist İspanya Başbakanı Sanchez 2019’da iktidara gelince “ateistim” diyerek İncil üzerine başkanlık yeminini reddetti. Katolik Kilisesi’nde 1940 yılından itibarenki tacizlerin araştırılmasını sağladı, 1.5 yıl süren çalışma sonucu 200 binden fazla çocuğun Kilise taciz mağduru olduğu tespit edildi 2017 Katalan bağımsızlık referandumu sonucu vatana ihanet ile suçlanan tutuklu ya da yurtdışında yaşayan Katalan siyasetçi ve STK liderlerini affeden yasayı geçirdi. Ve son olarak da Filistin’i tanıyıp güçlü bazı Yahudi lobilerini, iş insanlarını ve Müslümanlardan ve göçmenlerden şikayet eden sağ seçmeni karşısına aldı. Ama bunlara rağmen son AP seçimlerinde 2019’da AP seçimlerine göre 1 koltuk ve 2023 seçimlerine oranla %1.5 oy kaybetti. Sağ ise oyunu yüzde 1,1 artırabildi. Bu sonuç Sanchez’in partisinin zayıfladığını değil, ciddi ve kuvvetli adımlarla ilerlediğini gösteriyor.

    (7) Bizim Raçovlarımız: Çolak, Topal, Yahya, Demirci

    Bu, akademik bir makale olsa, bilimsel bir dergide yayınlanması için, günümüzün icapları gereği en başa koyacağım anahtar sözcükler: Eşkıya. Özel şiddet unsurları. Terör örgütleri. Kuvayı milliyeler. Vatanî vazifeler. Bidayet infazcıları. İstinaf infazcıları. Yüksek himayeciler. Tapılan kişiler. Meşru şiddet tekeli. Modern devletler.

    Çevik kuvvet Adalar’da

    CHP’yi bugünlere getiren ve birinci parti olmasını sağlayan; çoğulculuk, demokrasi, ötekileştirme gibi konularda önemli bir değişimdi. CHP son seçimlerde kendisi gibi düşünmeyen çevrelerden de oy alabildi. Bu, CHP’nin eski devletçi ve otoriter görüşlerden uzaklaşmasının da bir sonucuydu. Ancak minibüs olayı gösterdi ki CHP hala derin bir konu.

    Fransızlar parlak ve dinamik, Avusturya pürüzlüydü

    Fransızlar daha çabuk, daha hızlı ve daha yetenekliydi. Maç boyunca iki ölümcül koşucu olan Dembele ve Mbappe için, yeterince alan ve zaman yaratamadılar ama oyunun inisiyatifini de Avusturya'ya hiç ikram etmediler. Mbappe ve Dembele’nin koşucu yeteneklerini baz alan geniş alan oyunu, diğer takımlara tuzak olabilir mi? Bundan fena halde kuşkuluyum. Ama Fransız oyununun dinamizmine de bayıldım. Bu dinamizin final görür gibi duruyor.

    Kurbanın derisine ne oldu?

    Bugün buna inanmak güç ama bir zamanlar Kurban Bayramları Türkiye’de bir güvenlik krizi konusuydu. Kurban kesen yanında jandarmayla devleti buluyordu. Kurban ve sevabı vatandaşın ama derisi devletindi. Vatandaş-devlet arasındaki yüz yıllık güven krizinin bir özetiydi.

    İngilizler görkemliydi, ama ya sonra?

    İngilizler bu maçta topun rakipte olma hali üstüne iki farklı tablo çizdi. Biri kararlı ve görkemli diğeri de mahcup, tereddütlü ve kırılgan. Sanırım hem Almanlar hem de Fransızlar bu tuhaf tabloyu görünce kıs kıs gülmüşlerdir. İngilizler 1-0 kazandı ama bütün zaaflarını da rakiplerine adeta mesaj göndererek ellerini açık ettiler.

    ABD, Tayvan için “Ich bin ein Berliner” diyebilecek mi?

    1961 yılında Berlin’e giden ABD Başkanı Kennedy Batı’nın taviz vermeyeceğinin altını çizmek için meydanda yaptığı konuşmada “Ich bin ein Berliner” (Ben de Berlinliyim) diyerek Sovyetlere mesaj verdi. Tayvan’ı ve Amerika’yı bekleyen esas tehlike Berlin örneği. Ancak, ABD, Berlin’de olduğu gibi avantajlı durumda değil. ABD Tayvan’ı Çin’in parçası olarak kabul etmiş. Batı Berlin öyle değildi.

    93 yıllık Büyükadalı Viktor Albukrek’in harikalar diyarı

    “Eşyanın Belleği” başlıklı sergi Büyükada’daki Adalar Müzesi’nde açıldı. Doğumundan itibaren bir Adalı olan Viktor Albukrek meğersem eşi benzeri olmayan, akıl almaz bir uğraş gerçekleştirmiş, hayatı boyunca. Sergi yalnızca binlerce eşyadan oluşan bir koleksiyonu gözler önüne sermekle kalmıyor, onun bu şaşırtıcı kişiliğini de tanıma imkanı veriyor.

    Hayvan hakları savunucusu kurban kesebilir mi?

    Geçen ay sokak köpeklerinin öldürülmesi tartışması ile ilgili Sebestiyet’te yayınlanan yazıma ilginç bir itiraz geldi. Bazı Müslüman arkadaşlar İslam’da kurban var, İslam hayvan öldürmeye karşı değil dolayısı ile köpekleri toplu olarak öldürmekte sorun yok dedi. Diğer taraftan İslam’a sıcak bakmayan bazı arkadaşlar ise yazımı öbür uca götürdü. Hayvanlarla ilgili bahsettiğim etik kaygılar varsa o zaman İslam’ın doğru olamayacağını çünkü kurban gibi bir ibadetin emredilmeyeceğini iddia etmişlerdi. Peki hangi taraf haklı? Dahası bu iki uçtan birisini seçmek zorunda mıyız? Gelin hep beraber kurban ibadeti ile hayvan hakları tartışması üstüne kafa yoralım.

    Köpek İşsizliği: Bir “artı şefkat” sorunu olarak sokak köpekleri

    Sokak hayvanları evcilleştirmede kamusallaştırmanın sonucudur. Evde değil sokakta evcilleşmişlerdir. Doğa’da bakım yoktur. Bakıma konu olanlar ahlakın (fazlalık veyayetersizliğin) açıklığına sahip olurlar. Doğada obez kedi göremezsiniz ama evcil kediler arasında tıpkı insanlar gibi obezite görülür. Doğada atıl ve işsiz köpek göremezsiniz ama evcilleşmiş sokak köpeği tıpkı insanlar gibi atalet ve işsizliğin pençesinde bulur kendini. Tembel tembel yatan sokak köpekleri işsiz insanlar gibi yük olarak görünürler. Peki köpeklerin işi nedir? Sokak köpeği olarak tanıdığımız hayvanlar işsiz köpeklerdir. Şehirde evcil hayvanların işi sevmek ve sevilmektir. Ahlakta kıvamın tutturulamamasının, yani Aristo’nun "altın oran"ının (vasatın) tutturulamamasının bir örneğidir sokak köpekleri.

    Kumbarama pul doldu

    Çocukluğumun bankalarını kumbaralarıyla hatırlıyorum. Başta evlere öyle, çocuklar vasıtasıyla sızıyorlar; o pırıl pırıl kumbara senin, velâkin “anahtar”ı bankada! Bozuk paralarını orada boşaltıyorsun, düzleşiyor. “Parayla satın alınamayan” değerlere bile dil uzatıyorlar: “Çocuğun en iyi arkadaşı kumbarasıdır.” Resimli, açıklamalı-izahlı… “Şu neş’eli çocuklar arasında: Bu çocuk Niçin Mahzun Duruyor? (Reklâmında okla da işaretli) Çünkü onun kumbarası yok!”.

    Solun Kültür Serüveni 19 | Halil Berktay: Olgudan Teoriye: Sorular ve Cevaplar

    Yeni Emperyalizm, kitlesel medya çağında, gelişmiş ülkelerdeki kamuoyunun gözleri önünde cereyan etti. Özellikle Afrika’nın kapışılmasındaki (scramble for Africa) her yeni adım, İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyan gazetelerine günü gününe yansıdı. Seyirlik bir spora dönüştü; hayli isterik bir taraftarlığı, takım tutma psikolojisini besledi; emperyalizmi duygusallaştırdı; Birinci Dünya Savaşı felâketine sürüklenişi kolaylaştıran emperyal milliyetçilikleri yarattı ve popüler kıldı.

    Fransa’nın toksik aşkı, aşırı sağcı Marine Le Pen’in yakışıklı maskotu: Jordan Bardella

    Bir ay sonraki Fransa seçimlerinde Le Pen’in Ulusal Çağrı partisinin genç ve yakışıklı lideri 28 yaşındaki Jordan Bardella’nın ülkenin ilk aşırı sağcı başbakanı olma olasılığı yüksek. Fransa diken üstünde. Fransız solu aşırı sağı engellemek için geniş bir ittifak kurdu, merkez sağ radikal sağ ile ittifak tartışmaları nedeniyle ikiye bölündü. 1972 yılında Jean-Marie Le Pen’in tohumlarını ektiği Fransız aşırı sağının bu tarihi zaferinin arkasında ise Marine Le Pen ve Jordan Bardella’nın son 10 senedir başlattığı köklü bir imaj kampanyası ve merkez siyasetin çöküş hikayesi var.