TÜM YAZARLAR

Devamı

    Soba alevinin tavandaki titreşimi: Kuru Otlar Üstüne

    Kuru Otlar Üstüne’nin Samet’i, Ahlat Ağacı’nın atama bekleyen, yaşadığı kasabaya atom bombası atma hıncıyla kendini kemiren Sinan’ı tam da o sahnedeki duygusundan alıp bu filme taşımış gibi. Ceylan’ın bütün filmlerinde dolaşan kötücüllük bu filmde kendi üzerine katlanmış, izleyiciye nefes aldırmıyor. Üstelik oldukça sinik bir kötücüllük bu.

    Asırlık efsane Iris Apfel: “Benden geçti” diyenler, bu hikayeye kulak verin

    Dünyaca meşhur olduğunda 85 yaşındaydı. 9 Amerikan başkanına mekan tasarladı, Barbie’si yapıldı, 97 yaşında modelliğe başladı. Müzelerde sergilere, kitaplara, hatta bir belgesele konu oldu. Maksimalist moda ikonu Iris Apfel, ardında kendisi gibi renkli bir hayat hikayesi bırakarak vefat etti.

    Habermas neden İsrail’i destekliyor?

    Habermas’ın, süren savaşta İsrail’i açıkça desteklemesi Türkiye’de şaşkınlıkla karşılandı. Bu tutumun asıl nedenlerini kavramak, Habermas’ın felsefesi üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Habermas’ın savaş yorumunun Kantçı temelleri “Aklın gösterdiği yön, yasasız vahşilik durumundan çıkmak ve bir halklar federasyonuna girmektir” tespitinde saklı. Habermas’a göre, Avrupa Birliği’nde bu tasarı somutlaşıyor. O yüzden Habermas, Avrupa Birliği projesinin yaralanacağı her yere arkasını dönüyor. Avrupa Birliği’nin değerlerinin kabul görebileceğini düşündüğü her yere de hassas davranıyor. Habermas’ın İsrail taraftarlığını, kendini hissettiren bu bağda görmek gerekiyor. Filistin’e duyarsızlığını da bu bağdan uzaklığında…

    “Kuvvetli Bir Alkış” yapay zekaya nasıl çelme taktı?

    Berkun Oya’nın yazıp yönettiği Netflix dizisi ‘Kuvvetli Bir Alkış’ ı izleyince içime sular serpildi, bir rahatlama geldi bana. Kendi kendime dedim ki; Ey yapay zeka buna benzer bir eser çıkart da görelim aklını fikrini. Tabii ‘Kızıl Goncalar’ gibi bir dizi yazabilirsin, ‘İnci Taneleri’ ni yazman için üç sene de gerekmiyor, ama yaz bakalım ‘Kuvvetli Bir Alkış’ gibi bir dizi. Yazamazsın daha çok var ona. Evet sen de bile isteye saçmalayabilirsin, ama bu kadar tatlı bu kadar güzel saçmalayabilmen için o alınganlıklarla ve hassasiyetlerle dolu mayın tarlası gibi kültürel sınırlarda kimseyi incitmeden dolaşabilmen için çok zamana ihtiyacın var sevgili AI.

    Biden, İsrail uğruna neleri yaktı?

    25 yaşındaki Amerikalı asker Aaron Bushnell, üniformasını giydi ve “Özgür Filistin” sloganı atarak kendini İsrail’in ABD Büyükelçiliği önünde yaktı. Hayatını kaybeden Bushnell, “Şeker” isimli kedisini komşusuna, ev yapımı biralarını ise yakın arkadaşına miras bıraktı. Sovyetlerdeki muhaliflerin, Çin’de Tibetli rahiplerin oy kullanamadıkları, sokağa çıkamadıkları için son çare tepkilerini kendilerini yakarak göstermesini öven ABD medyası, Bushnell’in akıl sağlığını, dini cemaat bağlantılarını gündeme getirdi, Filistin için kendini yaktığına geniş yer ayırmadı, aynı zamanda ABD ordusunun başkomutanı olan Biden baş sağlığı mesajı yayınlamadı. Bushnell, Biden hükümetinin kamuoyunun ve solcu, genç ve Müslüman destekçilerinin tepkisine rağmen İsrail’i desteklemesine tepkiliydi. Zira Biden, İsrail’e verdiği şerhsiz askeri ve siyasi destekle sadece Filistinli sivilleri, gencecik bir Amerikan askerini değil, kendi siyasi geleceğini ve 2024 seçimlerini kazanma şansını da yaktı.

    Dört yaşıma daha girdim!

    Doğum günleri geleneğiyle, felsefesiyle, yaş aldıran “hediyesi”yle derya-deniz bir mesele. Dibine vurmak da var. Gün gelip de pastan “mum alayı”na dönünce kutlamak yeni bahaneler, buluşlar gerektiriyor. Doğum tarihini günü gününe öğrenemememin yanında, saatini bilememenin derdi de bünyeye göre. “Doğum günü 29 Şubat” dersen o da ayrı mevzu.

    Yoksul bir semtin tepesinde yükselen ibretlik bir şato: Bulgur Palas

    Bulgur Palas, İBB tarafından hayata döndürüldü. Peki, İstanbul’un her devir mütevazi, yoksul kalmış bu semtinde bu Avrupai şatonun ne işi vardı? İstanbul’daki saraya karşı hürriyet ateşiyle Makedonya’nın Ohri Dağları’na çıkan bir idealist kolağasının, İstanbul’un yedi tepesinden birine bir saray inşa ettirmesiyle biten ibretlik bir hikaye bu.

    Cephe siyaseti kırılırken

    14 ve 28 Mayıs’taki neticelerin ardından, partiler düzeyinde cephe siyaseti kırılma emareleri gösterdi. Kırılma, iktidar cephesinde daha yumuşak, muhalefet cephesinde ise daha sert yaşandı. İktidarda, AK Parti ve MHP, genel olarak birlikteliklerini korudular. Ancak, kamuoyu yoklamalarında yükselişte olduğu gözlenen YRP, Cumhur İttifakı’ndan koptu.

    Adalar’da seçim…

    Bildiğimiz kamplaşma ve kutuplaşma Adalar’da da var. İkili kutuplaşma seçim kazanmaya yetmiyor. Bu nedenle ittifaklar siyaseti hâlâ ağırlığını hissettiriyor. Listeler seçim kurullarına verilmiş olmakla birlikte, değişik geriye dönüş yolları bulunuyor. Örneğin bir aday, başka bir partinin adayı lehine çekildiğini ilan edebiliyor. Bu tür bir hareketliliğe önümüzdeki günlerde daha çok tanık olabiliriz.

    “Yerelde bizim adayımızı seçmezsen…”: Erdoğan’ın ölümcül kozu büyük bir hayra da yol açabilir büyük bir şerre de…

    Erdoğan, bu seçimin ‘konu’sunun halkın karşı karşıya bulunduğu bir ikilem olduğunu ısrarla vurguluyor: “Yerelde ya bizim adayımızı seçersin ya da devlet imkânlarından mahrum kalırsın…” 31 Mart gecesi yaşanacak bir iktidar zaferi, halkın Erdoğan’ın güç politikası karşısında beyaz bayrak çektiğinin ilanı anlamına gelecek. Tersi durumda ise seçmenler şöyle demiş olacak: Sen güçlü olabilirsin ama gücünü kullanarak bizi her şeye razı edebileceğini sanma!

    İranlı Zehra, Alman siyasetini sarsıyor

    İranlı bir babanın ve Alman bir annenin kızı olarak Doğu Almanya’da doğan 55 yaşındaki Sahra Wagenknecht, aşırı sol Die Linke’dan ayrılıp kendi adıyla kurduğu Sahra Wagenknecht İttifakı ile Alman siyasetini sarsmaya başladı. Bundestag’daki 10 milletvekili arasında Türkler, Araplar ve Boşnaklar da var ama parti yeni göçmenlere karşı. İsrail’e ve Ukrayna’ya destek konusunda birleşen Alman siyasetinden de farklı bir çizgide duruyor. Çar’ın Uşağı diye suçlanacak kadar Putin’e yakın. Kendisinden 25 yaş büyük ünlü Alman siyasetçi Oscar Lafontaine ile evli olan Sahra Wagenknecht şimdiden anketlerde yüzde 10’ları gördü.

    Navalny ve Gazze

    'Putin zaten yeniden seçilecek, ne gerek vardı Navalny'i öldürmesine?' diyenler var. Bazen liderlerin aklı gidiyor. Netanyahu gibi. 30 binden fazla sivil ölmüş Gazze’de. Uluslararası Adalet Divanı soykırım iddialarını incelediği gibi Filistin’in işgalinin uluslararası sözleşmelere aykırı olup olmadığı konusunu da incelemeye başladı. Soykırıma uğramış Museviler şimdi de soykırım yapmakla itham ediliyor.

    İstanbul seçimlerini izlemekten sıkılanlar için bir öneri: Batman

    TFF 3. Lig’de mücadele eden Batman Petrolspor ile Anadolu Üniversitesi arasında geçen hafta oynanan maçı tribünde iki belediye başkan adayı yanyana izledi: HÜDA PAR Batman Milletvekili ve Belediye Başkan Adayı Serkan Ramanlı ile DEM Parti Batman Eş Başkan Adayı Mehdi Öztüzün. Başka bir şehirde olsaydı, bunda ne var denebilir ve bu centilmenlik herkes tarafından takdir edilebilirdi. Aslında Batman’da kamuoyunun geniş bir kesimi için de bu böyle oldu. Ama daha sonra 90’ların kötü hatıraları hatırlatıldı...

    Tarsus da artık il olmalı…

    Yeni il yapılabilecek ilçeler listesini görünce bir Tarsus yazısı yazmaya karar verdim. Tarsus, Anadolu’nun en kadim, tarihi açıdan en etkileyici şehirlerinden. Çeşitli milliyetlerin bir arada yaşadığı bir yerleşim yeri. Mahallenin birisi Afgan mahallesidir, diğeri Giritli mahallesi. Kürt Musa köyü de vardır, Arapların yoğun olarak yaşadığı Musalla (Yeşil) mahallesi de.

    “Kanı hızlı akan ateşli bir devre”

    10 Kasım günü Tuzla Piyade Okulu’nda gerçekleşen olaya karışan hem kursiyer teğmenlerin hem de olaya müdahale eden görevli subayların disiplin soruşturmasındaki ifadeleri yayınlandı. Bu ifadelerdeki anlatımlar bize sadece olayın kendisiyle ilgili değil, subayların bir soruna yaklaşma ve onu çözme biçimleri üzerine olduğu kadar TSK’nın genel gidişatı hakkında da ipuçları veriyor.

    Mesele belki de o kadar yerli ve milli değildir

    Netflix’te gösterime giren “The Greatest Night in Pop” belgeseli sadece pop müziğinin en efsanevi gecesini anlatmıyor, aynı zamanda küreselleşmeye inancın en yükseklerde olduğu zamanları da anlatıyor. Küreselleşmeye o inanç artık yellerde esiyor. Yerine anti-küreselci siyasetçiler yükseliyor. AK Parti iktidarının içe kapanması, hukuk, demokrasi, insan haklarının gerilemesi de sadece Türkiye’nin kendine özgü şartları içinde olmadı.

    Bir lokma bir hırka bir de tiramisu

    Birçok seçmen AKP’nin Nevmekân’larına baktığında kendisine konforlu bir dünya sunulduğunu görüyor. Dar bütçesiyle Nevmekân’a sadece ayda bir kez gitse bile orada çekip Instagram’a koyacağı fotoğrafın keyfini peşinen satın alıyor. Ve belki aynı kişi, Kent Lokantasına baktığında - karnını doyursa bile - hep CHP ile birlikte düşünülen uzun bir kuyruk ve tabldot menü görmeden edemiyor. Bu ayrımın siyasi bir stratejide anahtar olabileceğini seziyorum.

    Putin meraklıları… Navalni’ye yapılanları görüyor musunuz?

    Ben bu rejimleri “Doğu despotizmi” diye tanımlamaktan yanayım. Vietnam, Kamboçya, Laos gibi geçmişte komünist rejimlerle yönetildiğini düşündüğümüz ülkeleri, yani bir zamanların efsane direnişçilerinin olduğu ülkeleri de bu açıdan merak ediyorum. Bu merak beni demokrasiyi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önemini yeni baştan gözden geçirmeye sevk ediyor. İfade özgürlüğünün olduğu yerde Putinler yetişemez, Navalniler yok edilemez.

    Kötülüğün şeffaf hale geldiği o anlardan biri: 387 hâkim ve savcının göreve iadesine tepkiler

    En muhkem delili istihbarat raporları olan, ‘duyum’ların da önemli bir rol oynadığı 5 bin kişilik “FETÖ’cü hâkim ve savcılar” listesinde 387 kişilik bir ‘hata’yı bunların hiçbirinin dosyasına bakmadan mahkûm etmek ancak ipini koparmış bir kötülüğün eseri olabilir… CNN Türk stüdyosunda moderatör, stüdyodaki üç konuktan ikisinin, çok özel koşullarda verilen beş bin hâkim ve savcıyla ilgili kararlardan bazılarının ‘yanlış’ olabileceği, keza 5 binde 387’nin oransal karşılığının da gayet makul olduğu yolundaki görüşüne isyan ediyor: “Ya 387’den 10’u FETÖ’cü olsun, 10 diyorum ya, yetmez mi?”

    Trump ve Avrupa

    Trump’ın yeniden iktidara gelmesi, NATO’yu zayıflatması, askerlerini çekmesi gibi olasılıklar Avrupa’lıları acı acı düşündürmektedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da ABD, Lozan dahil barış anlaşmalarını imzalamamış veya onaylamamış, Milletler Cemiyetine girmemişti. Bu yalnızlık (isolationism) politikasından ABD’yi çıkartan Japon müttefikinden sonra Almanya’ya da ABD’ye savaş açtıran Hitler olmuştu. Dolayısıyla ülkenin böyle bir geçmişi olduğunu hatırlayanlar ileriye endişeyle bakmakta haksız değiller. ABD ikinci bir Trump başkanlığında NATO’dan çekilecek olsa, Avrupa nükleer alanda da savunmasız kalacak.

    Fred ağabeyin ardından

    Fred abi, Kanada pasaportu taşımakla birlikte, aslında Güney Kaliforniyalı idi. Çocukluk ve gençlik günlerini Los Angeles’ta, Hollywood’a yakın bir muhit olan Pasadena’da geçirmiş, üniversite eğitimine ise yine Kaliforniya’da, Stanford’da başlamıştı. Ancak başlayan Vietnam savaşı onun ve ailesinin hayatını geri dönüşsüz biçimde değiştirecekti. Onun tercihi, Amerikan savaş makinesinin bir parçası olmamak için, bir kitapçının raflarında bulup çok etkilendiği Nikos Kazancakis’in The Greek Passion kitabının izinde kendisini Yunanistan’a sürgün etmekti. Sonra..

    Hayat bir macera

    Samet Ağaoğlu, Hayat Bir Macera adlı hatıra kitabında Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarının İstanbul’una rastlayan çocukluğu ile Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Ankara’da geçen ilk gençlik dönemini anlatır. Kitabı, 27 Mayıs darbesinin ertesinde müebbet hapis cezasına çarptırıldığı Kayseri Cezaevi’nde, 1963’te kaleme alır.

    Evrim ve Yaratılış gerginliğine dair: Yanlış ve tehlikeler

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni hazırlayacağı müfredatta evrim teorisinin yer almayacağı, onun yerine Yaratılış Teorisi’nin benimseneceği söylentileri sosyal medyada çok sayıda paylaşıma ve tartışmaya neden oldu. Genelde tartışmalar biyologların evrim savunusu etrafında şekilleniyor. Elbette bu konunun çok önemli bir boyutunu oluşturuyor. Ancak bir Müslüman felsefeci olarak ben bu yazıda farklı bir boyutuna odaklanmak istiyorum: Yaratılış inancını, evrim teorisinin karşısına konumlandırmak teolojik olarak da yanlış ve tehlikeli bir hamledir.

    Anadilin tercümesi olmaz

    Bir dilin inkarı aslında o dili konuşanların insaniyetinin inkarıdır. Dili insandan ve insanı dilden koparamıyorsun. Dilin baskılanması, insaniyet imkanının baskılanmasıdır. Çünkü dil insanı vareder. Dil ile konuşmaz, dil ile ünsiyet ederiz. Dil varlığın evi değil, insanın varlıktaki evidir.

    BAFTA töreninde Filistin’e destek ve “Israelism”: Amerikalı Yahudi Gençlerin Uyanış Hikayesi

    İngiltere’nin Oscar’ı BAFTA Ödülleri’nin bu seneki sahipleri belli oldu. Oppenheimer ve Poor Things’in ödülleri topladığı törene Prens William, Düşes Catherine ciddi sağlık sorunlarıyla boğuştuğu için yalnız katıldı. Gecenin en çarpıcı anı, Holokost (Yahudi soykırımı) hakkındaki filmiyle ödül alan yapımcı James Wilson’ın konuşmasıydı, konuşma BAFTA’nın kendi YouTube hesabında kesilip sansürlendi. Sansür ve engellemelerle karşılaşan bir diğer film “Israelism” ise Amerikalı Yahudilerin çocukluktan itibaren İsrail konusunda nasıl bir indoktrinasyona maruz kaldıklarını anlatan, bu süreci kendileri de yaşamış olan iki Yahudi’nin yönettiği bir belgesel.

    Serbest dalış: Pekiyi, Çok iyi…

    İlkokulda not sistemi de değişti,”Pekiyi”miz “Çok iyi” oldu epeydir. “Orta, Zayıf” da kalkmış; yeni sistemin Ortası -bize- “Yeterli”, beteri “Geliştirilmeli”… Kırıcı olmayan söylemiyle biteviye “Gelişmekte Olan Ülkeler”e biçilmiş kaftan. Milli Eğitim’de de sonsuz imar izniyle biteviye inşaat var zaten. Çok katlı, ruhsatı “daima daima daima” hazır. İnsan kendini o inşaatın duvarlarındaki bir tuğla gibi hissediyor. Genç fidanlarken Pink Floyd’un “Duvar”da yankılanan nidâsı öyle de sar(s)mıştı bizi: “Hey, öğretmen, çocukları rahat, bi’ serbest bırak!”

    Tek adamlar, neden çiçekleri sevmez?

    Putin’in Rusyası artık hiç olmadığı kadar Stalin’in Rusyasına benziyor. Navalny’nin cenazesi hala annesine teslim edilmedi. Rejim annesinin kalabalık bir cenaze ile oğlunu herkesin ziyaret edebileceği merkezi bir yere gömmesini istemiyor, annesi ısrar ederse cesedin çürüyeceğini söyleyip tehditler savuruyor. Zira Putin için hala ülkesini terk etmemiş bir avuç muhalif, birkaç buket çiçek ve bir ceset, sürgündeki binlerce muhaliften çok daha tehlikeli. Navalny’nin destekçileri ise Rusya’nın büyük şehirlerinde Stalin döneminde hayatını kaybedenler için yapılan anıtlara Navalny anısına çiçekler bırakıyor. Zaten Navalny de tam da bu nedenle canı pahasına ülkesine dönmüştü.

    KAAN nasıl sürdürülebilir, sürekli uçar ve hiç düşmez!

    F-35 gibi çok uluslu bir projeden çıkartılmamız üzerine KAAN bize umut verdi. Ama KAAN eski metotla üretilen yeni bir teknoloji. TUSAŞ dolaylı bir devlet kurumu, finansmanını devlet sağlıyor, çalışanların istihdam alt yapısı da ona göre şekillenmiş durumda. Bu metotla oluşturulan savunma sektörü geçtiğimiz yüzyılda gelişmiş ülkelerde başarılı olmuşsa da bu yüzyılda oradan başlayarak yenileniyor ve daha atik ve çevik bir forma bürünüyor. Savunma sektörünü genç, dinamik ve hızlı hareket eden start-up şirketlerle geliştirmemiz gerekiyor. 2019 yılında davet üzerine ziyaret ettiğim Space X’i beni gezdiren şirketin başkan yardımcısı üç kelime ile özetlemişti: hidrojen, yazılım ve çalışmak. Düşünürsek sadece insan ve su!

    Elena’nın kavanozdaki kalbi

    Elena Venizilou, yani Atatürk’ün çağdaşı Yunan Başbakanı, dünyaca ünlü siyasetçi Eleftherios Venizelos’un eşinin Büyükada’da Kadıyoran Caddesi’nde oturduğum yerden yaklaşık elli metre uzakta yaşadığını, buradaki konağın sahibi olduğunu öğrendim. Elana, yazları gelip kaldığı dedesine ait Skiliçis Konağı’na eşinin 1930’daki Türkiye ziyareti sırasında Atatürk’le birlikte de gelmişler. Kalbi vasiyetine uygun bir şekilde Yunanistan’da yaptırdığı bir şapeldeki kavanozda saklanan Elana’nın Büyükada’daki metruk haldeki görkemli konak bugün yağmalanıyor.

    Hepimiz CHP’ye kızıyoruz biraz da kendimize kızsak ya

    Sosyalist, devrimci, radikal solcu diye kendini tanımlayan çevrelerde daha da katı bir CHP aleyhtarlığı vardır. CHP, Atatürk’ün modern Türkiye hedefinin gerçekleşmesi amacıyla kuruldu. Anadolu’daki okumuş yazmışlara, devlet memurlarına, öğretmenlere, mühendislere, doktorlara, avukatlara, kısacası orta sınıflara dayanan bir partiye dönüştü.