TÜM YAZARLAR

Yazara Göre Süz

Bez değiştirmek için bebeğin rızası önemli!

Sosyal medya platformlarında Melbourne menşeli bir video dolaşıyor. Avustralyalı cinsellik eğitimcisi Deanne Carson’ın “Bebeklerin altını değiştirirken rızasının alınması gerektiği”ni söylediği video. Burada da biraz tuhaf karşılandı. Ancak konuşmayı birkaç saniyeye sığdırılmış “alt değiştirme” kısmından alırsanız konunun özü gözden kaçmış oluyor. Deanne Carson, canlı yayında yaptığı o konuşmada “rıza” kavramının önemine dikkat çekiyor ve bunu öğretmek için bebeklikten itibaren eğitmek gerektiğini söylüyor.

De Gaulle ve Massu, kahramanlığın iki yüzü, devletin karanlık işleri

“Fransız ve Türk işkencecileri”ni yazacaktım. Ama evveliyatına daldım, 1950’leri bugünün ışığında düşünürken. Daha önce görmediğim benzerlik veya farkları görmeye başladım. İlginç bir an, imparatorlukların (veya Tek Parti yönetimlerinin, veya ezilen bir milletin yok sayılması üzerine kurulu “tek ulus, tek devlet” düzenlerinin) çözülmeye başlaması. Bir yanda vahşet var, diğer yanda açılım arayışları. Buna karşı ölümüne direnen “die-hardist” iflâh olmazlar. Sömürgeci yerleşimcileri örgütlemeye ve durdurmaya çalışanlar. Darbeciler, darbecileri tasfiye edenler, sonra darbecilere muhtaç olanlar. Övünenler ve pişman olanlar, işkencecilikten.

‘Kar’dan ‘Veba Geceleri’ne; Türkiye bildiğiniz gibi…

Orhan Pamuk’un 2002’de Kar kitabını yayınladıktan sonra başına gelenler ile 2021’de Veba Geceleri’ni yayınladıktan sonra başına gelenler, yıllar geçse de Türkiye’de bazı şeylerin değişmediğini gösteriyor.

Bu konularda da nas ortada

Peki hazır iktidarda nassa olan teslimiyeti sözde de olsa ortada olan birileri varken ekonomik krizden çıkmak, Türk ekonomisine olan güveni tesis etmek, Türk lirası ve Türkiye’yi itibarlı hale getirmek için İslam’ın bir reçetesi yok mu? Elbette var ki bunlar İslam’ın temelini de oluşturan ve olmazsa olmaz sac ayakları adalet, ehliyet/liyakat ve istişaredir. Bu konularda da nas ortada, nas ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor?

Ayı

Ne kadar süre boğuştular? Belki birkaç dakika. Belki birkaç saniye. Şimdi salim kafayla düşününce ayıyla daha uzun bir süre boğuşmuş olamayacağını kendisi de kabul ediyor. Herkese yarım saatten uzun süre boğuştuğunu, ama bu sürenin kendisine asırlar gibi geldiğini söyleyip dursa da.

Türkünün PopStar’ından “Bayan Yoh yoh”a

Pop ve Rock’ı saran Anadolu fırtınası, “Konservatuvar ekolü”nün de deneme uçuşu yaptığı bir alan. Ancak korolarla, aryalarla Klasik Batı Müziği formundaki uyarlamaların bazıları, “Yeter gari…” dedirtecek türkü kamuoyuna. O tarza gönülden uzak duranlar, Çetin Alp’in Eurovision’a katıldığı “Opera” şarkısı “0” puanla sonuncu olduğunda, rahat rahat içini dökme fırsatı da bulacak.

‘Tuzak’ 50+1 midir yoksa bizzat Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mi?

50+1’in AK Parti’ye kurulmuş bir tuzak olduğundan söz ediliyor… İyi de, başkanlık sistemine geçmeye karar vermiş bir siyasi yapı 50+1’i kabul etmeyerek bu sistemin meşruiyetini savunabilir miydi? Nitekim o günlerde hiç duymadık böyle bir tartışmayı. Bugün bile, sistemin mimarlarından Mehmet Uçum, vazgeçilirse sistemin meşruiyetinin kalmayacağını söylüyor. Yani: Tuzak varsa, başkanlık sistemindeki seçilememe riskini görüp, tartışmayı önce soğutan sonra ortadan kaldıran AK Parti’ye “buyurun, engel olmayacağız” denmesinde vardır.

Uygarlığın ölçüsü kaç metrekare?

Berlin’de, Paris’te, Dublin’de, Amsterdam’da kiralık daire bulmak eskiden de zordu, bugün daha da zor. Bunlara bakarak, Batılıların bizlerden daha gariban koşullarda yaşadığını düşünenler de yok değil. O zaman 'Uygarlık küçük daire mi demek?' sorusunu da sorabiliriz.

Siyasi ergenliğin ve çaresizliğin kültü: Atatürkçülük

Atatürkçülerin çocuk kalması, siyasi ergenliği aşamaması, hatta bunu gurur vesilesi yaparak bayramlarda ilkokul çocukları gibi önlük giyip ortalıkta dolanmaları birçoğumuza utanç verici gelebilir. Ama belli ki onlar için değil… Çünkü onlar zamanı durduran hiç bitmeyecek bir çocukluğun özlemi ile yaşıyor, benliklerini liderlerinin zamanı aşan (ilelebet geçerli olacak) olgunluğunda ‘doyuruyorlar’.

Dış güçlerle helalleşmek lazım

Dış güçlerle Taksim Meydanı'na bakan bir otelin lobisinde bir araya geldik. Bir İngiliz, bir Amerikan ve bir Fransız gelmişti. "Ben de Temel oluyorum herhalde" diyerek ortamı ısıtmak istedim. Oldukça iyi bir şakaydı ama gülmediler. Garson gelip ne alacağımızı sordu. İngiliz dış güç, garsona Alevi mi Sünni mi olduğunu sorunca müdahale ettim. "Hocam iki dakika durun rica ediyorum," dedim, "daha çay söylemedik, hemen nifak tohumları ekmeye çalışıyorsunuz."

Helalleşmek, yüzleşmek, hesaplaşmak…

Devleti yöneten siyasi irade. Bu açıdan, Kılıçdaroğlu’nun hamlesi, bir 'uzun tarihin ele alınıp değerlendirilmesi' olarak okunabilir. Kılıçdaroğlu, helalleşmeyi siyasi bir özür olarak kabul ediyor. Olayın hukuki tarafının ise yargının, adaletin işi olduğunu söylüyor. 2005’te, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Diyarbakır’da, bölge halkından geçmişte yaşananlar adına, Dersim adına özür dilemişti.

Türkiye 2017’de BM’ye neler demiş neler…

2017’de İsviçre’nin Crans Montana kasabasında gerçekleştirilen Kıbrıs zirvesinin tutanakları sızdırıldı. Kıbrıs’taki Rum ve Türk basınında yer alan tutanaklarda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu eşit yönetim koşuluyla “Türkiye, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının feshedilmesini kabul edebilir. Tek yanlı müdahale hakkından da vazgeçebilir” diyor. Rum basını, bu taahhüdün yazılı versiyonunu isteyen, alamadığı için de görüşmeleri sonlandıran Anastasiadis’i sert biçimde eleştiriyor.

Papa Francis Katolik dünyasını sarsıyor…

Hiçbir papanın yapamadığını yaptı, Katolik Kilisesi’ni yumuşattı daha sevimli bir hale getirdi. Küresel bir hayranlık kazandı. Vatikan Sarayı yerine iki odalı basit bir apartman dairesinde yaşamayı seçti. Geceleri korumasız olarak yoksul mahallelere giderek insanlarla ekmeklerini paylaştı.

Cemaat’i 15 Temmuz’a ‘sürükleyen’, AK Parti’yi 50+1 ‘tuzağına düşüren’ bir aktör mü vardı?

Gazeteci Ahmet Dönmez’in “Cemaat içeriden 15 Temmuz’a adım adım nasıl sürüklendi” yazı dizisiyle, AK Parti içinden gelen “50+1 tuzaktı, bizi bu tuzağa sürüklediler” sızlanmaları, eski iktidar ortaklarının bugünden bakıldığında hayli tuhaf görünen hamlelerini (Cemaat için darbe teşebbüsü, AK Parti için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 50+1) biraz daha anlaşılır kılıyor. Ortada bir sürüklenme, tuzağa düşürme varsa “sürükleyen”, “tuzağa düşüren” özne kim olabilir?

Ekonomik kriz “bağımsızlığın” bedeli mi?

Türkiye’nin ekonomisinin iyi yönetildiği dönemlerdeki bağımsız iç ve dış politika adımlarının ekonomik bedeli olmadı. Çünkü işler hala kitabına uygun olarak yürütülüyordu. Türkiye, 2017’den sonraki otoriterleşme sürecinde bile eğer irrasyonel tezlerin peşinden gidilmeseydi ve ekonomi yönetimi ehil olmayan kadrolara emanet edilmeseydi bütün dünyadan negatif ayrıştığı bu rakamları görmeyebilirdi.