TÜM YAZARLAR

Yazara Göre Süz

“Provokasyon”

Zorbanın biri, sokak ortasında küçük bir çocuğu yakalamış, sille tokat dövüyor. Gelen geçen dayanamıyor bu gaddarlığa. Yapma, etme diyenler oluyor. Kabahati onlara buluyor. Bak şimdi! Dayak özgürlüğümün engellenmesi benim için yeni bir tehlikedir diyor. Daha beter girişiyor. Toplananlardan bazıları aralarına giriyor. Çocuğun önüne geçiyor, kendilerini siper ediyorlar. Bu sefer, affetmemi zorlaştırıyorsunuz diye bağırıyor. Nihayet elini kolunu tutmaya kalkıyorlar. Provokasyon diye yeri göğü inletmeye koyuluyor.

Cağaloğlu’nun ıssızlaşan binası…

Teknolojinin, iletişim araçlarının gelişmesinin en çok etkilediği alanlardan biri, basılı gazetecilik. Eski usul habercilik, artık mümkün değil. Haber, anında meraklısına ulaşıyor, bir gün sonra bayiden alınan gazetedeki gündemin farklı olması gerekiyor. Türkiye’nin birçok yerine geçmişte iki üç gün sonra ulaşan gazetelerin yolunu artık bekleyen yok. Bizim köydeki Hasan, Amerika’daki kızını, torununu sabah kahvaltısında görüntülü olarak telefonuyla görebiliyor.

Tenha bir yolda emekli bir albay annenize çarparsa…

Mersin’de tenha bir yayla yolunda arabasıyla annenizi çarpıp öldüren bir kişi Ankara’daki hatırlı dostları sayesinde, elini kolunu sallayarak hayatına devam edebilir, bir de üstüne kaybettiğiniz annenizi suçlu duruma düşürebilir. Ve bu haksızlık karşısında dedektiflik yapmak, tanık ve delil bulmak size kalabilir. Emekli Albay da ceza alsa en fazla birkaç yıl yatıp çıkardı zaten. Bu olay Türkiye’deki adalet sistemi, adam kayırmacılık, çürümüşlüğün net bir fotoğrafı.

Babıali’nin son kaptanı: Orhan Erinç

Cumhuriyet’in başka ellere geçmesi, onu derinden yaralamıştı. Orhan Erinç, tam anlamıyla bir Babıali gazetecisiydi. Muhabirlikten yetişmiş, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın müdürlüğü, imtiyaz sahipliği dahil mesleğin her çeşidini yaşamış, görmüş, hafızasına kaydetmişti. İlginç bir hafızası vardı, en küçük ayrıntıları hatırlar, kimi sorsanız size onunla ilgili bir hikaye anlatabilirdi.

Stockholm’de ifade özgürlüğü

İsveç hep öyle değildi. Türkiye de hep böyle değildi. Değişiyoruz. Biz değişirken, başka her şeyin yanı sıra, ifade özgürlüğü kavrayışımız da değişiyor. İfade özgürlüğünün sınırları değişiyor. Dolayısıyla ifade özgürlüğünü düzenleyen kanunlarımız da değişiyor. Bu memlekette Kürt’e Kürt demek suçtu. Yarın Kürdistan’a Kürdistan demek normalleşecek mesela.

“İslam” ve “İslamofobi”: Karşılıklı kolaycılık

İşin özü ötekini anlama kaygısı olmayan iki zihniyetin karşılaşmasıdır. Bir tarafta inancın kamusallaşmasını (giderek hükümranlığını) doğal ve doğru bulan, saygıyı vazgeçilmez bir değer olarak tanımlayan, eşitlik fikrine özünde yabancı olan ataerkillik; diğer yanda inancı bireyselleştirip kamusallığın dışına taşıyan, değerleri göreceli kılan, saygıyı başkasına karışmama olarak gören relativizm.

Eli kalem tutanın da bir sorumluluğu var…

Aydınlar, eli kalem tutanlar, değişimi, toplumun içinde oluşan canlılığı da görebilmeli. Yapılan araştırmaları kendi sağduyu süzgecinden geçirdiğimizde çok daha iyi tahminlerde bulunabiliriz. Askeri darbelerin kesintilere uğrattığı demokrasi yolculuğumuz 70 yıldır kritik aşamalardan geçti. Toplum en beklenmedik anlarda tahminleri alt üst etti. Gün oldu karşısına askeri vesayet çıktı, gün oldu siyasi otoriterlik. Türkiye tek parti dönemini de yaşadı, çok partili denemeleri de gördü. Tercihi her zaman mağdurdan ve değişimden yana oldu.

Diyarbekir’in havası özgürleştirir

Diyarbekir, kadim bir şehir; burada özgürlük rüzgârları güçlü eser ve ister istemez herkesi tesiri altına alır. Mamafih, Diyarbekir’in özgürleştirici havası, bilhassa siyasi dimağlara daha fazla etkide bulunuyor sanki! Zira bir vesile ile bu surlarla kaplı şehrin sokaklarından geçen her siyasi aktörün dili değişiyor; üslubuna bir dinginlik ve feraset çöküyor; mesajlarına rengini barış, uzlaşma ve özgürlük temaları veriyor. Diyarbekir havası, son olarak Meral Akşener’de de kendisini hissettirdi.

Bir distopya olarak kedisiz köpeksiz ‘Batılılaşmış’ şehirler projesi

“2017’de sokak köpekleriyle geçmişi ve ilişkisi dünyada eşi benzeri olmayan bir ülke olan Türkiye’yi ziyaret ettim. Türkiye şu anda herhangi bir başıboş köpeğe ötenazi yapmanın veya onları esir tutmanın yasadışı olduğu nadir ülkelerden biri. Benim için bugün serbestçe dolaşan her köpek bir direnişin simgesi gibidir…” (2020’de İstanbul’da Zeytin, Nazar ve Kartal isimli üç sokak köpeğini altı ay boyunca izleyen ve onların belgeselini yapan ABD’li sinemacı Elizabeth Lo).

Fazla mesaiye kalan bir aile…

Ehliyet ve liyakat vurgusu yapan siyasetçilerin, ehliyet ve liyakat örneği olan bir başarı hikayesini eleştirirken, özellikle bu başarı hikayesinin devletin desteğiyle değil, yıllarca kösteğiyle bu hale gelmiş olduğunu unutmamaları gerekir. Ne de olsa karşımızda 2003 yılında da 2023 yılında da hala ve sadece IHA ve SİHA yapan bir şirket var. Halbuki Cumhurbaşkanı’nın damadının önünde isteseydi daha rahat para kazanabileceği başka sektörlerin kapıları da sonuna kadar açıktı. Ama Bayraktar ailesi ısrarla sadece hangarlarında uçak yapmak istiyor.

Türkiye ve İran

Başta AB ve ABD olmak üzere tüm demokratik dünya İran’daki katliam ve idamlara tepki göstermeye ve yaptırımlarını güçlendirmeye başladı. Ancak tam bu sıralarda iktidarımız İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ı Türkiye’ye davet ediyor ve anlaşıldığı kadarıyla onunla hem Dışişleri bakanı hem de Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan görüşmelerde ne İran’daki insan hakları ihlallerinden ne de idamlardan bahsetme ihtiyacı duyuluyor.

AİHM Büyük Daire Duruşmasında ByLock Tartışması: Borcunuz mu var Hakime hanım?

18 Ocak 2022 Çarşamba günü AİHM Büyük Dairede Yalçınkaya/Türkiye başvurusunun paneli yani halk diliyle duruşması yapıldı. Yüksel Yalçınkaya Kayseri’de bir öğretmendi. Terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştı. Ceza ByLock kullanımı iddiasından verildi. AİHM’deki Türk yargıç Saadet Yüksel son derece donanımlı bir hukukçu ve Büyük Daire duruşmasında heyette idi. Başvurucu tarafına bir soru yöneltti: “Başvurucunun 6 farklı tarihte 308 defa sunucuya bağlandığını gösteren HTS CGNAT kayıtları hakkındaki bilirkişi raporları. Başvurucu bu mahkemenin tüm bu bulguları bir kenara bırakmasını mı istiyor?” Büyük Daire panelini izlediğimden bu yana, hala nasıl olur da 308 satırdan ibaret olan CGNAT kayıtları ByLock sunucusuna 308 bağlantı olarak anlaşılabilir diye düşünüyor ve mantıklı bir cevap bulamıyorum.

Çanlar bugün şair için çalıyor

Çanların kimin için çalındığını 500 yıl önce duyuran vaiz, şair John Donne’ın dizeleri, aşk, tanrı, ölüm üçgeninde gezinen bir münazara alanı. Şiirleri, “edep”le edebiyat arasında terbiye, ahlak, hicap, haddini bilmekle kurulmaya çalışılan asma köprüleri sarsıyor. Donne “seks” kelimesini “cinsellik” anlamında kullanan ilk İngiliz yazarı. Ve “kadınların yüreğini hoş tutacağı yerde onların aklını karıştıran” bir gafil. Zira ona göre kadınların tek kusuru erkeğine bağlılık.

Koltuk sevdasında istifaya takılanlar: Dünyanın ilk EYT’li başbakanı Jacinda Ardern

Henüz 3 sene önceki seçimlerde tarihi bir zaferle yüzde 50 oy alan ve Yeni Zelanda Başbakanı seçilen Jacinda Ardern, 43 yaşında istifa edeceğini açıkladı. Chirstchurch Cami baskını mağdurlarıyla dayanışması nedeniyle takdir toplayan Ardern’in oy oranı, dünya normale dönerken kaldırmadığı pandemi tedbirleri (maske, aşı, mesafe zorunlulukları) ve yükselen enflasyon nedeniyle düşmüştü. Bu yeni koşullarda iknaya odaklanan bir dil yerine daha sert bir söylem benimsemeye, rakip siyasetçilere hakaret etmeye başlamıştı. Ailesine ve kendisine tehditler de eklenince Ardern, başladığı hikâyenin sonunun geldiğini gördü ve tadında bıraktı. Dünyanın en genç kadın başbakanlarından biriydi, şimdi ise dünyanın ilk EYT’li başbakanı. Fakat emekliliğinde, emekli olmamak için her yolu deneyen, yenildiği seçimleri dahi kabul etmekte direnen liderlerden daha mutlu ve huzurlu olacağı kesin.

14 Mayıs: Yeni İttihatçılık meşruiyet peşinde

İktidar, Yeni İttihatçı ideolojik tercihi bu seçim vasıtasıyla onaylatma, ona meşruiyet kazandırma peşinde. 14 Mayıs tarihi bu meşruiyet arayışı için ideal bir sembol. İktidarın ‘Yeter, söz milletindir’ diyerek önümüzdeki seçimleri kazanması halinde ‘Millet’ iktidara gelmiş addedilecek ve muhalefet (ideolojik açıdan) bir bütün olarak ‘Millet’in dışına itilebilecek. O noktadan sonra tek parti iktidarı artık ‘Millet’ in doğal iktidarı olarak sunulacak… ‘Millet’ kendi karşısında gördüğü güçlere ‘Yeter’ demiş olacak ve ülkeyi kendi organik tamamlayıcısı olan iktidara (devlete) teslim edecek.