15 Temmuz sonrasında OYAK neden teğet geçildi? (1)

15 Temmuz’dan sonra askerlerin siyaset üzerindeki denetimlerini zayıflatmak için girişilen radikal adımları topluca gözden geçirince, o furyada OYAK’ın teğet geçilmiş olmasına dair sorular daha da önemli ve anlamlı hale geliyor.

29.07.2019 10:02
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Bir okurumdan sitemkâr bir e-posta aldım. Konu, Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)... Şöyle diyor:

“15 Temmuz darbe girişimi sonrası ordunun yapısıyla ile ilgili bir çok değişiklik yapılmasına rağmen, tabiri caizse orduya bağlı her kurum hallaç pamuğu gibi atılırken neden OYAK'a dokunulmadı? Bu, benim merakımı mucib bir mesele olduğu kadar bu konuda yazmasını umduğum sizin gibi gazetecilerden de OYAK'a neden dokunulmadığını sorgulayan, irdeleyen bir yazı göremedim. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu konu, yazmaya değer mi? Kürşat Bumin de darbe süreci sonrası hayatta olduğu zaman diliminde bu konuya değinmedi. Hayatta olsaydı değinir miydi bilmiyorum.”

 

Hemen kabul edeyim: Okurum haklı. Gerçekten de bu, askeri vesayet konusuyla yıllardır ilgilenen bir gazetecinin merak alanının dışına düşecek bir konu değil. Hele hele, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında okurumun dediği gibi “orduya bağlı her kurum hallaç pamuğu gibi” atılırken OYAK’ın hiçbir şekilde gündeme gelmemesini fark edememem olacak şey değil.

 

Gerekçem tabii ki yok... Zaten böyle bir konuda gerekçe gibi algılanacak her özür kabahatten büyük olacağı için, en iyisi “sitem” faslını kapatıp mevzuya geleyim...

 

15 Temmuz’dan sonra olan bitenler...

 

15 Temmuz’dan sonra askerlerin siyaset üzerindeki denetimlerini zayıflatmak için yapılıp edilenleri topluca gözden geçirince, o furyada OYAK’ın teğet geçilmiş olmasına dair sorular daha da önemli hale geliyor.

 

Üç bölümlü olarak tasarladığım bu diziye, 15 Temmuz sonrasında bu çerçevede gerçekleştirilen köklü değişikliklerin dökümünü sunarak başlıyorum.

 

Bakın neler yapılmış o günlerde (kaynak: 15 Temmuz: Başarısız Bir Darbe Girişiminin Ekonomi Politiği, Sadık Ünay, Şerif Dilek, SETA, 2017):

 

•    Milli Savunma Bakanlığının sivilleştirilmesi,

•    Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması,

•    Cumhurbaşkanı ve Başbakanın gerekli gör düklerinde kuvvet  komutanları ile bağlılarından doğrudan bilgi alabilmesi ve bunlara doğrudan emir verebilmesi,

•    TSK’nın tersane, fabrika ve sanayi kuruluşlarının MSB’ye bağlanması,

•    Askeri hakimlerin disiplin ve özlük işlemlerinin Milli Savunma Bakanlığına geçişi,

•    Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ) sivil  ağırlığı artarak  Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı ile kuvvet komutanlarından oluşması,

•    Harp Okulları’nın iki sene içinde kapanması, TSK’nın subay ihtiyacını karşılamak için MSB bünyesinde Milli  Savunma Üniversitesi (MSÜ) kurulması,

•    TSK içindeki terfi-tayin sistemi, yönetici elitlerinin görev ve yetkilerini yeniden düzenleyen büyük bir kurumsal yeniden inşa sürecinin başlaması,

•    TSK bünyesindeki askeri hastanelerin Sağlık Bakanlığına devredilmesi,

•    Personel, eğitim ve tedarik süreçleri açısından TSK’ya bağlı olan Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanması,

•    İstanbul ve Ankara gibi stratejik ve büyük şehirlerdeki kışlaların şehir dışına taşınması,

•    İmam hatip ve meslek liseleri dahil tüm lise mezunlarının harp okuluna girebilmesi.”

 

“Türkiye’nin en büyük tamamlayıcı emeklilik fonu”

 

Benim, OYAK konusunda merakımı ilk uyandıran gazeteciler Kürşat Bumin ve Umur Talu oldu, zaten bu “cız” konuyla ilgilenen başka da gazeteci hatırlamıyorum. Onlar sayesinde OYAK’ın resmi internet sayfasını izlemek gerektiğini öğrendim (son yıllardaki tembelliğim müstesna).

 

OYAK’ın resmi internet sitesinin ana sayfasına girdiğinizde sizi ilk olarak OYAK’ın kendi kendini tanımlarken kullandığı şu ibare oluyor:

“Türkiye’nin en büyük tamamlayıcı emeklilik fonu.”

Onu, Atatürk’ün emeklilerle ilgili şu sözü izliyor:

“Bir milletin emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.”

 

Buradan da anlaşılabileceği gibi OYAK aslında bir yardımlaşma fonu; yani öyle kurulmuş. Fakat ekonominin birçok alanındaki faaliyetlerine baktığımızda, onun bu alçakgönüllü iddianın çok ötesinde bir anlamının olduğu ortaya çıkıyor. Yukarıda zikrettiğim çalışmada, OYAK’ın 2015 faaliyet raporuna atfen holdingin büyüklüğü şöyle anlatılıyor:

“OYAK Grubu sanayi, finans ve hizmet  sektörlerinde ülkenin büyük bölümüne  yayılmış, ülke dışında ise 19 ülkede  faaliyet gösteren 90’a yakın şirketten  oluşmaktadır. OYAK Grubu’nun yarattığı istihdamın boyutu 29 bin kişiyi  aşarken 2015 yılı konsolide  sonuçlarına göre toplam hasılatı 23,5  milyar TL’ye, toplam varlıkları ise 51,6  milyar TL’ye ulaşmıştır. Grubun 2015  yılı toplam ihracatı 3.288 milyon ABD  doları olup bu ihracat miktarı  Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 2,3’ünü oluşturmaktadır.

 

Sonraki yazılarda, böyle bir yapının asker-sivil ilişkileri ve genel olarak demokratik siyasetle neden bağdaşmadığını ve böyle olduğu halde neden 15 Temmuz’dan sonraki “hallaç pamuğu” harekâtında kendisine hiç dokunulmadığını ya da dokunulamadığını ele almaya devam edeceğim.

 

Tabii Kürşat Bumin ve Umur Talu’nun yardımlarıyla...

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.