Gizemli flash disk artık haber, çünkü İlker Başbuğ’a vurmada kullanışlı...

Herhangi bir içeriğin haber değeri taşıyıp taşımadığını anlamak için, o içeriğin bazı özelliklere sahip olması gerekir. Önemli mi, ilginç mi, yeni mi, vb. Fakat söz konusu olan Türk medyası ise bir özellik bunların hepsinin önüne geçer: İçerik kullanışlı mı? "Bizimkiler"in işine yarıyor mu? AK Parti ile İlker Başbuğ arasında patlak veren kavgada bu pratiğin bütün unsurları mevcut.

12.02.2020 09:12
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Gülencilerin kendilerine bağlı binlerce askeri listeledikleri, bu özelliğiyle Cemaat’in çanına ot tıkayacak belgeleri ihtiva eden bir flash disk hikâyemiz vardı, hatırlıyor musunuz? Hani bundan 13 yıl önce, 2007’de, birilerinin gazeteci Tuncay Özkan’a (şimdi CHP milletvekili ve yöneticisi) verdiği, onun da gidip Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’a (şimdi emekli asker) teslim ettiği gizemli flash disk...

 

Fakat şu tuhaflığa bakın ki, açığa çıkması durumunda Gülen Cemaati’nin çanına ot tıkayacak devâsâ bir bilgi paketi, başta Tuncay Özkan ve İlker Başbuğ olmak üzere Cemaat’in çanlarına ot tıkadığı kişiler tarafından 10 yıl boyunca gün yüzüne çıkarılmamış, flash diskin varlığı ancak 2017’de başka bir vesileyle ortaya çıkmıştı. Özkan da Başbuğ da flash diskin yıllar önce kendilerine iletildiğini kabul etmişler, fakat neden o kadar yıl boyunca bundan hiç söz etmediklerini açıklamamışlardı.

 

Peki, neden? Bu deve dişi gibi bir soruydu ama, soruyu sormaya medyanın ne muhalif kanadı yanaşıyordu ne de muvafık kanadı. Belli ki flash diskin içeriğinde herkesin canını sıkacak bir şeyler vardı ve topluca susulması herkes için en hayırlı olanıydı.

 

Bana gelince... Aralıklarla bu soru etrafında dönen ve her defasında hikâyeyi bir daha özetleyen tam beş yazı yazmış, fakat ortak sükûtta küçücük bir gedik bile açamamıştım. Nihayet, “Gizemli flash disk: Son defa yazıyorum ve havlu atıyorum” başlıklı beşinci yazıda devam etmenin manasızlığını anlamış, çaresizce şöyle yakınmıştım:

“Yok, yok... Bu öyle basitçe gazeteciliğimizin fikri takip zaafıyla, meraksızlığıyla açıklanabilecek bir hikâye gibi görünmüyor... Bu hikâyede iktidarından muhalefetine, Cemaat’inden Ergenekon’una herkesi rahatsız eden bir şeyler olmalı... Bana gelince... Bu, geçen yazdan bu yana konuya dair yazdığım beşinci yazı ve artık ben de havlu atıyorum; belli ki o yazıların da suya yazılmış olmaktan başka bir hükmü yok. Yine de meslektaşlarıma umutsuzca şöyle seslenerek bitirmek istiyorum: Ya meseleyi abarttığımı ve saçmaladığımı gösterin, ya siz de bir şey söyleyin!”

 

Artık haber; çünkü kullanışlı

 

Herhangi bir içeriğin haber değeri taşıyıp taşımadığını anlamak için, o içeriğin bazı özelliklere sahip olması gerekir. Önemli mi, ilginç mi, yeni mi, vb. Fakat söz konusu olan Türk medyası ise bir özellik bunların hepsinin önüne geçer: İçerik kullanışlı mı? "Bizimkiler"in işine yarıyor mu? AK Parti ile İlker Başbuğ arasında patlak veren kavgada bu pratiğin bütün unsurları mevcut.

 

Kavga başlar başlamaz, gizemli flash disk birdenbire kıymete binip haber haline geldi. Sabah’ından Hürriyet’ine herkes birdenbire gizemli flash diskten söz etmeye başladı. İlker Başbuğ önce bunun hesabını vermeliydi, neden Cemaat’in çanına ot tıkayacak bu devâsâ bilgi kaynağını açık etmemişti, neden onca yıl susmuştu? Başbuğ o flash diskin izini sürseydi 15 Temmuz olur muydu? Vs. Vs.

 

Özenle üzerinden atlanan bir haber kullanışlı hale gelip de üzerindeki tozların silkelenmesine karar verildiğinde devreye giren altın bir medya kuralı vardır: Bu haberi sanki ilk kez duymuş gibi yapacaksın! Nitekim aynen öyle oldu. Fakat oraya gelmeden önce, flash diskimizin nihayet hatırlanmasına vesile teşkil eden olaya kısaca bir göz atalım.

 

Gizemli flash diskin müteşekkir olduğu kavga

 

Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan 2009 tarihli bir yasa, parlamentoda kabulünden 11 yıl sonra eski Genelkurmay Başkanı ilker Başbuğ ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) karşı karşıya getirdi. Erdoğan’ın çağrısıyla Başbuğ hakkında şikâyette bulunuldu, yani hadise mahkemelik oldu.

 

Biliyorsunuz, meselenin başlangıcı, İlker Başbuğ'un 2009'da Meclis'e getirilen ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını mümkün kılan bir yasaya gece yarısında ilave edilen bir maddeyle ilgili yorumuna kadar gidiyor. Başbuğ'a göre, "FETÖ"ye siyasi ayak arayanlar öncelikle o maddeyi yasaya kimlerin soktuğuna bakmalıydılar. Çünkü Başbuğ’a göre Cemaat'in ordu içinde yürüttüğü tasfiye operasyonu özellikle bu yasadan sonra mümkün olabilmişti.

 

Yukarıda da dediğim gibi, Erdoğan’ın çağrısıyla, o gün Meclis grubunun yönetiminden sorumlu olan AK Parti yöneticileri İlker Başbuğ hakkında dava açtılar ve şimdi iddianame ve ilk duruşma bekleniyor.

 

Flash diski ilk kez duymuş gibi yapanlar

 

“İki kişinin bildiği sır olmaktan çıkar ve bir gün gelir herkes öğrenir. Bugün; ‘2009'da askerlerin özel yetkili mahkemelerde yargılanma teklifini getirenler araştırılsın’ diyerek Meclis'e FETÖ suçlaması getiren eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un, geçmişte kendisine bizzat getirilen askeriye içindeki 15 bini aşkın subayın isimlerinin tek tek yer aldığı FETÖ listesi ile ilgili hiçbir işlem yapmadığı ortaya çıktı. İşin daha da ilginç yanı; 2007'de kendisine bir flash bellekte gelen bu listeyi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na verdiği ve sonrasında hiçbir takip ve işlem yapmadığı gibi; 2017 yılında Meclis'te kurulan 15 Temmuz Darbe Komisyonu'na verdiği ifadede de bu bilgiyi sakladığı ortaya çıktı. Geçmişte hiçbir işlem yapmadığı, takip etmediği askeriye içindeki FETÖ'cüler listesini Meclis'ten saklayan İlker Başbuğ'un, bugün aynı Meclis'i FETÖ'cülükle suçlaması da çok ama çok ilginç...”

 

Bu paragrafı Sabah gazetesi yazarı Şebnem Bursalı’nın 8 Şubat tarihli yazısından aldım. Yukarıda demiştim; bir haber “kullanışlı” hale gelip de kullanılmasına karar verildiğinde “ortaya çıktı” deyip sanki daha önce konu hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmak, hiç kimse hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapmak kullanışlı haberciliğin olmazsa olmazıdır. Şebnem Bursalı da bu kuralı güzelce uygulamış.

 

Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ahmet Hakan da kaynak olarak Şebnem Bursalı’yı gösterip aynı taktiğe baş vurmuş:

“Sabah yazarı Şebnem Bursalı, dünkü yazısında İlker Başbuğ ile ilgili bir iddiayı gündeme getirdi. (...) Şebnem Bursalı, tüm bu bilgilerin CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından açıklandığını, İlker Başbuğ’un da ancak bu açıklamadan sonra söz konusu trafiğin yaşandığını kabul ettiğini söylüyor. (...) İddia gayet somut ve net. Bu tür iddialar karşısında hassas olduğunu bildiğim İlker Başbuğ’un, bu somut iddia karşısında bir cevap vermesi şart.”

 

İlker Başbuğ, Ahmet Hakan’a avukatı aracılığıyla bir açıklama yaptı ve bir kez daha o flash diskten neden onca sene hiç söz etmediğini açıklamadı.

 

Neyse, öyle veya böyle konu nihayet gündeme geldi ya, bunu da kâr sayalım.

 

Önümüzdeki günlerde hem Başbuğ’un kifayetsiz cevabını hem de medyanın kullanışlı haber iki yüzlülüğünü ele alan bir yazı daha kaleme alacağım.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.