Anasayfa / Haberler / Osman Kavala: “Bu yaştan sonra ailemle, dostlarımla yaşayabileceğim zamanın büyük kısmı cezaevinde geçmiş oldu”

Osman Kavala: “Bu yaştan sonra ailemle, dostlarımla yaşayabileceğim zamanın büyük kısmı cezaevinde geçmiş oldu”

Kavala:“Tutuklandığımda 60’ıncı yaşımı tamamlamıştım. Bu yaştan sonra önümde kalan, eşimle, ailemle, dostlarımla yaşayabileceğim zamanın büyük kısmı, aktif olarak sivil toplum alanında faaliyette bulunabileceğim zamanın ise neredeyse tamamı cezaevinde geçmiş oldu.”

Gezi Davası kapsamında 8 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan iş insanı Osman Kavala, T24’ten Murat Sabuncu’ya konuştu.

Kavala’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Tutuklandığımda 60’ıncı yaşımı tamamlamıştım. Bu yaştan sonra önümde kalan, eşimle, ailemle, dostlarımla yaşayabileceğim zamanın büyük kısmı, aktif olarak sivil toplum alanında faaliyette bulunabileceğim zamanın ise neredeyse tamamı cezaevinde geçmiş oldu.

“2020 yılında Gezi davası beraat kararlarıyla sonuçlanınca, çok rahatlamıştım. Ama bu durum ancak birkaç saat sürebildi. Aynı günün akşamı daha önce tahliye kararı verilen suçlama kullanılarak gözaltına alındım ve kısa bir süre sonra da casusluk suçu kurgulandı. Bu suçlama türünün tarihte ve günümüzde nasıl kullanıldığını bildiğim için bu noktada yargı sürecinin tehlikeli bir hâle geldiğini anladım. Bu ürkütücü oldu.

“Ülkemde demokrasi ve hukuk ilkelerinin egemen olacağına dair umudumu hiç kaybetmedim. Siyasi yelpazenin çok farklı yerlerindeki siyasetçiler hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesinin, evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalınmasının önemini vurguluyorlar. Muhalefet partilerinin adaylarının yerel seçimlerde başarılı olmaları da zorluklara rağmen, demokratik siyaset alanının kapalı olmadığını gösteriyor. Kapanacağını da hiç sanmıyorum.

“Komisyon raporunda “AİHM ve AYM kararlarına uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli, etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı”, “idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engeller kaldırılmalı” tespitlerinin olması elbette önemli. Bu ifadeler Anayasa’mızın ilgili hükümlerinin mahkemelerce keyfi biçimde yorumlanmasına karşı siyasetten gelen güçlü bir uyarı teşkil ediyor. 

“TİP ve EMEP temsilcilerinin, Sayın Türkan Elçi’nin de hukuk devleti ile ilgili görüşlerini bildiğimizden, bunu oybirliği ile alınmış bir karar olarak değerlendirebiliriz. Komisyon’a karşı olan partilerin de bu görüşü destekleyeceklerini tahmin ediyorum. Bu irade beyanının hiçe sayılacağını, olmamış gibi davranılabileceğini düşünemiyorum. 

“Ancak parlamentoda bu kadar geniş bir mutabakatı yansıtan, ciddi bir siyasi ağırlık kazanmış bu yönlendirici talebin somut etkilerinin ne zaman ve nasıl görünür olacağını kestiremiyorum. Yıllar boyunca AİHM ve AYM kararlarına şüpheyle yaklaşılmasını, gerektiğinde uyulmaması davranışını teşvik eden bir iklim oluşturuldu. Benim durumumun da bazı özellikleri var. “Hükümeti devirmeye teşebbüs” ve “casusluk” suçlamalarıyla tutuklanmamla ilgili iki AYM başvurum, Başkan Zühtü Aslan ve bazı üyelerin karşı oy yazılarında belirttikleri açık hukuksuzluklara rağmen, çoğunluk üyeler tarafından reddedildi. 

“AİHM kararlarıyla ilgili olarak da benimle ilgili dava sürecinin hiçbir aşamasında Adalet Bakanlığı, AİHM kararına uymuyoruz türünde bir açıklama yapmadı. Yerel mahkeme Tayfun Kahraman’la ilgili AYM kararını tanımadığını açıkça ifade etmişti. Benim durumumda böyle bir şey olmadı. Farklı uygulamalarla, farklı gerekçelerle AİHM kararları etkisizleştirildi. 

“Adalet Bakanlığı, AİHM kararlarına uyulmamasının gerekçesi olarak, önce aynı sözde deliller kullanarak kurgulanan casusluk suçlamasının ilk AİHM kararının kapsamı dışında olduğu iddiasında bulundu. Gezi davasındaki beraat kararları bozulup mahkûmiyet kararları verilince de hüküm verildiği için tutuklama ile ilgili ihlal kararının geçersiz hâle geldiği görüşünü öne sürdü.

“Kanaatimce AİHM ve AYM kararlarına uyulmaması sadece yerel mahkemelerin bu yargı organlarının yetkilerini tanımamaları, Anayasa hükümlerine riayet etmemeleri anlamına gelmiyor. Böyle davranılabilmesi, bireyin özgürce yaşama hakkını koruyan temel hukuk ilkesinin, yani yasalara göre suç işlediğine dair somut delil olmadan insanların özgürlüklerinin kısıtlanamayacağı ilkesinin içselleştirilmemiş olmasının da bir tezahürü. Savcılar somut delil olmadan ağır suçlamalar yöneltiyorlar, yargıçlar da somut delil olmadan, vicdani kanaatleri bu yönde olduğu gerekçesiyle, mahkûmiyet kararları verebiliyorlar, böyle davranmanın meşru olduğuna inanıyorlar.

“Bu nedenle, AYM’nin Tayfun Kahraman ile ilgili kararında iddianamedeki delillerin onun suç işlediğini göstermediği değerlendirmesine yerel mahkeme yargıçları tepki gösteriyor. Adalet Bakanlığı bunu AİHM kararlarına uymama gerekçesi olarak açıkça öne sürmüyorsa da AİHM’e yolladığı yazılarda delil değerlendirmesinin yerel mahkemelerin ve Yargıtay’ın yetkisinde olduğunu, AİHM’in iyi gizlenmiş suç faaliyetlerini teşhis edemeyeceğini, bu işe karışmaması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımlardan dolayı AYM ve AİHM kararlarına uymamak buzdağının görünen yüzü olarak da anlaşılabilir. 

“Malûm, AİHM’in ihlal kararlarıyla ilgili Türkiye’nin tek yükümlülüğünün yeniden yargılanmaya gidilmesi olduğu, yeniden yargılama sonucu aynı kararların tekrarlanabileceği görüşü de ortaya atılmıştı.”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın