ABD ile İran arasında savaşı bitirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı öngören mutabakat, taraflardan biri olmamasına rağmen en sert yankıyı İsrail’de buldu. Siyasi yelpazenin her kanadından İsrailliler Pazartesi günü anlaşmaya öfkeyle tepki gösterdi.
“En şok edici başarısızlık”
Eleştirilerin merkezinde, Netanyahu’nun savaşı yönetiş biçimi var. Eleştirenlere göre Netanyahu, savaşın elde edebileceklerini abartarak Başkan Trump’ı İran’la savaşa sürükledi; şimdi ise Trump, İsrail kendini hazır hissetmeden önce ülkeyi çatışmadan çekip çıkarıyor olabilir. Onlara göre başbakan, Trump’ın uzun süreli bir çatışmaya ne kadar istekli olduğunu yanlış hesapladı, müzakerelerde İran tarafından alt edildi ve bölgenin diğer büyük aktörleri tarafından giderek kenara itildi.
Sonbahardaki seçimlerde Netanyahu’ya rakip olacak isimlerden Yair Lapid, anlaşmanın “tümüyle Netanyahu’nun adına yazılacak, İsrail’in dış ve güvenlik politikasındaki en şok edici başarısızlıklardan biri” olarak şekillendiğini yazdı.
Eski Başbakan ve Netanyahu’nun rakibi Ehud Barak da İsrail kamu yayıncısına verdiği röportajda, “İsrail, Netanyahu’nun kibrinin ve körlüğünün bedelini, Trump’a çekmeye çalıştığı manipülasyonların bedelini ödüyor. İran daha güçlü çıktı; İsrail daha zayıf çıktı. Bu, Netanyahu’nun stratejik sorumluluğu. Başarısız oldu” dedi.
Merkez-sol parti lideri ve eski general Yair Golan, X’te, “Trump, ayetullahların rejimine milyarlarca dolar akıtan, nükleer altyapıyı olduğu gibi bırakan, balistik tehdidi muhafaza eden ve Tahran’daki katil rejime can simidi atan bir anlaşma imzalıyor,” diye yazdı.
Netanyahu savunmada: “Anlaşmayla da olsun, anlaşmasız da”
Netanyahu, Pazartesi günkü basın toplantısında eleştirilere meydan okur bir tonla karşılık verdi. “Anlaşmayla da olsun, anlaşmasız da” İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek için savaşmayı sürdüreceğini söyledi: “Ben İsrail’in başbakanı olduğum sürece bu olmayacak”
Netanyahu imzalanan metnin ayrıntılarına tam hâkim olmadığını da kabul etti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Trump yönetimi ile İran rejimi arasında varılan mutabakat muhtırasının tam detaylarını bilmediğini kabul etti, ancak rejime karşı yürütülen ortak ABD-İsrail operasyonunu övdü. Netanyahu, “Eğer zamanında ve Başkan Trump ile ABD ordusuyla tarihi bir ortaklık içinde gösterdiğimiz güçle hareket etmeseydik, İran şimdiden atom bombalarına sahip olurdu,” dedi.
Asıl sorun Lübnan
Anlaşmanın İsrail için yarattığı en somut çıkmaz ise Lübnan cephesinde. İsrail anlaşmanın tarafı olmasa da bir bataklığın içinde buldu kendini; çünkü savaşın ilk haftasında İran destekli Hizbullah’ın kuzey İsrail kasabalarına füze atmasının ardından güney Lübnan’ı işgal etmişti. İran, müzakereler boyunca ABD-İran cephesini kapatacak herhangi bir anlaşmanın İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının durdurulmasını içermesi gerektiğinde ısrar etti; ancak Pazartesi günü Savunma Bakanı İsrael Katz birlikleri Lübnan’da tutmaya yemin etti.
Trump’ın sabrının İsrail’in Beyrut’taki saldırılarıyla taştığı anlaşılıyor. Müzakereler ilerledikçe ve Trump savaştan çıkış yolu aradıkça, İsrail’in Beyrut’taki saldırılarına öfkelendi ve bunların bir anlaşmayı tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu; sonunda başkan, İsrail’in Lübnan’daki seçeneklerini kısıtlasa bile İran çatışmasını bitirmeye karar verdi.
Bu da Netanyahu’yu kırılgan bir konuma itiyor. Trump’la ilişkisi, İsrail’de geniş destek gören Lübnan’daki askerî kampanyayı küçültmesini gerektirebilir.
Koalisyonun şahin kanadı ise tam tersini istiyor: Aşırı milliyetçi ulusal güvenlik bakanı Itamar Ben-Gvir, X’te “Hizbullah’ın dağıtılmasından daha azına razı olmamalıyız,” diye yazdı.
Eski ABD’nin İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro’ya göre denklem artık büyük ölçüde karşı tarafın elinde. Shapiro, “Hizbullah’ın tek yapması gereken kuzey İsrail’deki bir kasabaya bir roket düşürmek; o zaman Netanyahu üzerindeki baskı katlanarak artacak,” dedi ve bunun çatışma dinamiğini kontrol etme gücünü büyük ölçüde Hizbullah’a, dolayısıyla İran’a verdiğini ekledi.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.