Anasayfa / Haberler / İBB davasında 59. gün | Murat Ongun: Hukuk ülkemizde tanımlanamayan bir şey: UFO gibi.

İBB davasında 59. gün | Murat Ongun: Hukuk ülkemizde tanımlanamayan bir şey: UFO gibi.

Ongun: Akın Gürlek önce İstanbul Başsavcısı, sonra da Adalet Bakanı oldu. Sadece bir günde AK Parti'yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu?

İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB davasının 59. duruşması, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda başladı.

Bugünkü duruşmda Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yaptı.

Ongun’un savunmasıyla, iddianamede “örgüt yöneticisi” iddiasıyla suçlanan bir isim ilk kez konuştu.  İddianamede 64 eylemden sorumlu tutulan ve hakkında yaklaşık 1000 yıl hapis cezası talep edilen Ongun’un savunmasının iki gün sürmesi bekleniyor.

Davada geriye tutuklu sanıklardan Ekrem İmamoğlu, Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş ve İnan Güney’in savunması kaldı.

59’u tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının 59. gününde, talepleri alan mahkeme başkanı, “Hedef 9 Temmuz’da yargılamayı bitirmek. Celse kapatırken tutukluluk değerlendirmesi yapacağız, hepsini ara kararla bağlayacağız. Gerekirse uzun yaparız, tamamlarız”dedi.

Ongun’un savunmasından satır başları şöyle:

Hukuk bir şeye dönmüş bizim ülkemizde. Tanımlanamayan bir şey. UFO gibi.

İki kelime var sihirli, ‘itiraz edersiniz’, bitirici etkisi var. Sizler kolayca söyleseniz de, bizim memlekette o kadar kolay değil. Sevilmez. Arkamda İBB, TBB başkanı, CHP cumhurbaşkanı adayı var, o da birine itiraz etmiş, yargılanıyor. Bizde itaat etmek istenir. İtaat et, rahat et. Sürekli şaşırıyorum, şaşırdığıma şaşıyorum. Bizim mesleği bilmiyor bu iddianameyi yazanlar. Yandaş medyadaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Adı geçen meslek büyüklerime ben talimat veremem, onlar benim kulağımı çekerler. Konumum ne olursa olsun. Biz böyle yetiştik.

“CHP’ye delil olan AK Parti’ye olmayabilir”

İddianame sakat. Seçkin ve özel insanların biz faniler önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. Ülkede örtülü bir kast sistemi var. Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin birinci partisinin Cumhurbaşkanı adayı oturuyor. CHP’ye delil olan AK Parti’ye olmayabilir. Bize burada haklı olarak delil diye HTS baz soruyorsunuz siz de savcı bey. Haklısınız, savcılarımız delil listesine koymuş. Ama benim aklıma da Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen eylülde savcı oradaki soruşturmayı kapattı belediye başkanıyla ilgili. ‘HTS baz delil mi olur yahu ‘dedi. Ama gördük ki o savcı bey de bir süre şaşırmış. Şehitkamil Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken delil olabilir diye koyduğu HTS bazları Sayın Başkan AK Parti’ye transfer olunca hangi delil haline çevirmiş? Olabilir, o da şaşırmıştır.

İddianame sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. Akın Gürlekönce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Adalet Bakanı oldu. Sadece bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu? 19 Mart sabahı İBB’nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar hafiflemiştir. Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde hafiflikler barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır.

Kitleler en kötüsüne, tuhafına inanmaya hazırdır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez. Bu yalanı, siyasi liderin taktik zekâsı olarak görür. Casusluk palavrasının sırrı da budur. Bu iddianamenin bana hissettirdiği söz şudur: ‘Hayatta hiçbir şey bir kurban seçmenin, özenle bir intikam tasarlamanın, onu gerçekleştirmenin, sonra da gidip yatmanın verdiği zevkin yerini tutamaz.’ Bu iddianame bana bunu hissettiriyor.

“Bu davanın adı İBB davası değildir, Ekrem İmamoğlu davasıdır”

Basın mensuplarının affına sığınarak, kendilerine söylemek isterim ki, bu davanın adı İBB davası değildir, Ekrem İmamoğlu davasıdır. Bu dava A’dan Z’ye siyasidir. Bunu siz de cümle alem de biliyor. Ben neden burada olduğumu biliyorum; burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincindeyim.

Sayın Başkan, bu iddianamenin son altı sayfadaki altı savcımız ortaklaşa yazdıysa, diyebileceğim tek şey herhalde birbirleriyle hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik Necati Özkan’da da değil. Yiğit Oğuz Duman’ı da iddianame özel vasfı haiz üyelerin listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsüyle atandı anlamakta zorlanıyorum. Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart günü burada iddianame özetini okuturken tüm özel vasfı haiz üyelerin ismini okuttunuz, Yiğit’in ismini okutmadınız. Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki yüzyılın soruşturmasında son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak.

“Başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti?”

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06.00’da İmamoğlu operasyonu yapıldı. Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti?
Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil. Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay – 3 ay – 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada.

Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı. Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi.

“Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil”

Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanları şu olacaktı: Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu. İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak.

Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. Atatürk’ün dediği gibi: Milli egemenlik öyle bir nurdu ki; karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu. Öyle de oldu.

İddianamenin sakat olduğunu ifade eden Ongun, “İddianame sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. Akın Gürlek önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Adalet Bakanı oldu. Sadece bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim?

Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu? 19 Mart sabahı İBB’nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar hafiflemiştir. Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde hafiflikler barındırır” diye konuştu.

Duruşma salonunda hazır bulunan İmamoğlu, mahkeme başkanına seslenerek, “Sayın başkan, kolay gelsin herkese. Sanırım dün avukatlarla görüşmeniz olmuş. Cumaları da duruşma yapmak gibi, hedeflediğiniz süreyi biz de dilerdik ki erken bitsin. Hukukçularla aranızda müzakere olmuş; biz de temmuz ayı yetsin isterdik. Hızlıca ilerlemek, emek vermek önemli. Birincisi, kalan herkesin epeyce uzun savunmaları, anlatıları var. İkincisi, cuma günleri bizim cezaevinde tek bir günümüz; işlem günümüz. Şu anda bizim tek günümüz cuma.  Bu esnada benim 4 duruşmam daha var. Umarım denk düşmez. Bu konuda da, düzeni kurma konusunda da sizden taleplerim olacak, desteklerinizi isteyeceğiz. Sizin de istediğiniz şekilde, bizim de isteğimiz erken bitmesi” dedi.

Mahkeme başkanı: Hedef 9 Temmuz’da yargılamayı bitirmek

Mahkeme başkanı da İmamoğlu’na, “Cumaları yapmayacağız, cuma gününü eklemeyeceğiz zaten.  Celseye başladığımızda nisan sonu dedik ama 2,5 ay geriden geliyoruz. 4 ayı doldurmuş olacağız ve bir celse için 4 ay uzun bir süre. Cuma konusunda net değildik ama savunma noktasında da almamız gerekenler var. 5 sanığımız var, sizinle birlikte; en son savunma hakkını size tanırız, sorun yok. Haftaya perşembe ilk celseyi tamamlamayı düşünüyoruz; bu nedenle savunmada buna dikkat edilirse seviniriz. Yetiştireceğiz diye düşünüyorum. 6 Temmuz haftası duruşmalarınız var, o konuda da bir ayarlama yapacağız” yanıtı verdi.

Mahkeme başkanı, “Açık konuşayım: Bugün yarın Murat Bey, perşembe Tuncay Bey, pazartesi Tuncay ve İnan Bey’i birlikte almayı düşünüyorum, salı günü Fatih Bey, çarşamba ve perşembeyi de size ayırmayı düşünüyoruz. Hedef 9 Temmuz’da yargılamayı bitirmek. Celse kapatırken tutukluluk değerlendirmesi yapacağız, hepsini ara kararla bağlayacağız. Gerekirse uzun yaparız, tamamlarız” dedi.

Murat Ongun: Eşimin tutuklanmaması için benden 1 milyon dolar istendi

Murat Ongun önemli bir İBB borsası iddiasında bulundu.

Murat Ongun, cezaevinde İstanbul Barosuna kayıtlı Beliz Özkan isimli bir avukatın görüşmeye geldiğini ve eşinin tutuklanmaması için 1 milyon dolar istendiğini söyledi.

“Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: “Kendisi ben de 300.000,00-400.000,00 $ var, 600.000,00-700.000,00 $ dolar verse bile hallederiz.” dedi. Avukata “Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok.’’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum.”

İmamoğlu’ndan mahkeme başkanına: Benim 4 duruşmam daha var, umarım denk düşmez

Duruşma salonunda hazır bulunan İmamoğlu, mahkeme başkanına seslenerek, “Sayın başkan, kolay gelsin herkese. Sanırım dün avukatlarla görüşmeniz olmuş. Cumaları da duruşma yapmak gibi, hedeflediğiniz süreyi biz de dilerdik ki erken bitsin. Hukukçularla aranızda müzakere olmuş; biz de temmuz ayı yetsin isterdik. Hızlıca ilerlemek, emek vermek önemli. Birincisi, kalan herkesin epeyce uzun savunmaları, anlatıları var. İkincisi, cuma günleri bizim cezaevinde tek bir günümüz; işlem günümüz. Şu anda bizim tek günümüz cuma.  Bu esnada benim 4 duruşmam daha var. Umarım denk düşmez. Bu konuda da, düzeni kurma konusunda da sizden taleplerim olacak, desteklerinizi isteyeceğiz. Sizin de istediğiniz şekilde, bizim de isteğimiz erken bitmesi” dedi.

Mahkeme başkanı: Hedef 9 Temmuz’da yargılamayı bitirmek

Mahkeme başkanı da İmamoğlu’na, “Cumaları yapmayacağız, cuma gününü eklemeyeceğiz zaten.  Celseye başladığımızda nisan sonu dedik ama 2,5 ay geriden geliyoruz. 4 ayı doldurmuş olacağız ve bir celse için 4 ay uzun bir süre. Cuma konusunda net değildik ama savunma noktasında da almamız gerekenler var. 5 sanığımız var, sizinle birlikte; en son savunma hakkını size tanırız, sorun yok. Haftaya perşembe ilk celseyi tamamlamayı düşünüyoruz; bu nedenle savunmada buna dikkat edilirse seviniriz. Yetiştireceğiz diye düşünüyorum. 6 Temmuz haftası duruşmalarınız var, o konuda da bir ayarlama yapacağız” yanıtı verdi.

Mahkeme başkanı, “Açık konuşayım: Bugün yarın Murat Bey, perşembe Tuncay Bey, pazartesi Tuncay ve İnan Bey’i birlikte almayı düşünüyorum, salı günü Fatih Bey, çarşamba ve perşembeyi de size ayırmayı düşünüyoruz. Hedef 9 Temmuz’da yargılamayı bitirmek. Celse kapatırken tutukluluk değerlendirmesi yapacağız, hepsini ara kararla bağlayacağız. Gerekirse uzun yaparız, tamamlarız” dedi.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın