Anasayfa / Haberler / Hakan Fidan: CAATSA yaptırımları kaldırılabilir. Özgür Özel’in makalesi dışarıyı yardıma çağıran bir feryat gibi

Hakan Fidan: CAATSA yaptırımları kaldırılabilir. Özgür Özel’in makalesi dışarıyı yardıma çağıran bir feryat gibi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: “ABD yönetiminde CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde bir irade var.” “Özel, Financial Times yazısında ‘Ben burada siyaseten zor durumdayım, gelip bana niye yardım etmiyorsunuz?’ diyor.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın CNN Türk’te Hande Fırat’a konuştu:

ABD yönetimi ve sayın Trump’ın NATO zirvesine katılacağını teyit ettiler. Bu NATO topluluğu için önemli bir haber. Ayrıca Sayın Trump buna katılıyor çünkü davet eden Sayın Erdoğan. Eğer davet eden Sayın Erdoğan olmasaydı, katılmayacaktı. Bu artık büyük bir stratejik denklem oldu, bu denklem günümüzdeki meydan okumaları, çatışmaları, sıkıntıları, ittifaktaki kaymakları göz önünde aldığınızda ne kadar büyük bir rol oynadığını görürsünüz. Burada Cumhurbaşkanımızın küresel liderlik vizyonu, geliştirdiği ilişki ağı, oluşturduğu güven, insanlar nazarındaki prestij ve Türkiye’nin geldiği nokta önemlidir. ABD ile yıllar içinde inişli çıkışlı konularımız var. Ticaret, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında iyi yürüyen alanlar var, bunları ilerletmeye çalışıyoruz. ABD ile ilişkiler olumlu süreçte. Cumhurbaşkanımızın küresel vizyonu çok önemli.

“CAATSA KALDIRILABİLİR”

CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde bir irade var. Birçok konuda Türkiye’nin ne kadar yapıcı, istikrarlaştırıcı bir rolü olduğunu herkes görüyor. Dolayısıyla bu rol, aslında Amerika Birleşik Devletleri gibi gerçekten küresel manada kendisine gereğinden fazla yük alan bir ülkenin, belli noktalarda Türkiye gibi ortaklara güvenmesi için birçok neden ortaya çıkarıyor.

Ben tabii şöyle düşünüyorum: Amerika Türkiye’yi bir yere konumlandırır, biz Amerika’yı bir yere konumlandırırız. Her ülke, kendi millî stratejisi çerçevesinde başka ülkeleri ve aktörleri bir yere konumlandırır. Ama bizim durduğumuz yerden şuna bakıyoruz: Başkalarının bizi konumlandırdığı yerden ziyade, biz kendi millî egemenlik anlayışımızla, irademizle ve açık idrakimizle ne istiyoruz, nasıl istiyoruz, niye istiyoruz; bu önemli. Ve bunun müzakeresini yapmak önemli.

Şimdi aktörler karşılarında sorumlu, ne istediğini bilen ama rasyonel; herkes için istikrarlaştırıcı bir rol oynayan bir aktör gördüğü zaman, bu konuda herkes sizinle çalışmak istiyor açıkçası.

Ben Amerika’nın küresel rekabette yeni bir aşamaya geldiğini görüyorum. Çin ile ilgili konularda çok ciddi bir politika değişimi olması lazım. Donald Trump yönetiminin ortaya koyduğu millî güvenlik siyaset belgesine baktığınız zaman, aslında çok radikal, devrimci bir yeniden tanımlama var; bütün uluslararası ilişkileri yeniden tanımlayan bir yaklaşım var. Bununla ilgili daha önce de konuştuk.

Şimdi bu perspektiften baktığınız zaman, sadece Türkiye ile ilgili değil; bütün dünyayla ilgili, eski ve yeni bütün müttefikleriyle alakalı bir yeniden okuma içerisinde.

TRUMP’IN TÜRKİYE DAHİL 3 ÜLKEYE TEŞEKKÜRÜ

Bakın, o kadar kritik, yoğun ve riske açık bir süreçteyiz ki… Bir taraftan savaş var ve bu savaş giderek yaygınlaşma riski gösteriyor; coğrafi olarak, süre olarak, kullanılan silahlar olarak… Belli noktalarda hiçbir şekilde geri dönülememe riskinin olduğu bir yer.
Savaşı durdurmak için zamanla yarışıyoruz. Taraflar arasındaki güven bunalımı o kadar yüksekti ki, onların tek başına birbirleriyle konuşabiliyor olması bile bunu aşmaya hiçbir şekilde yetmez.

Dolayısıyla her iki taraf nezdinde de güvenilir aktörlerin sesinin duyulması, bu tür durumlarda vazgeçilmez bir ihtiyaç. Türkiye tam da burada, her iki ülkenin nezdinde; Cumhurbaşkanımızın yıllardır ortaya koyduğu tutarlı, vizyoner çizgi ve oluşturduğu güvenilir, dürüst ortak profiliyle çok önemli bir rol oynadı. Ben hatırlıyorum, kaç gece sırf bu yoğun diplomasi nedeniyle iki taraf arasında, hem barışırlarken hem birbirlerini vururken, iletişim yürütmek zorunda kaldık. İki taraf da bizi arıyor, mesaj iletmemizi istiyor.

Pakistan tabii ki ciddi bir rol oynuyor ama bazen onun rolü de yetmiyor. Katar devrede. Ve bu üç ülke — Katar, Pakistan, Türkiye birbirleriyle de çok dostane, kardeşçe ve aynı zamanda stratejik ortak. Bu bizim için fevkalade önemli. Ben hem Katar’ın hem Pakistan’ın ortaya koyduğu arabuluculuğu takdir ediyorum. Türkiye’nin ortaya koyduğu çabayı da onlar aynı şekilde takdir ediyorlar.

“İSRAİL DÜNYANIN SORUNU”

İsrail ortaya koyduğu bu politikayı da belli bir illüzyonun arkasına saklamış ve Batı da bunu satın almayı kabul etmiş. Ama ne zaman ki o politika artık insanlığın gözünde çalışamaz, inandıramaz, kandıramaz hâle geldi; işte o zaman herkes riskleriyle baş başa kaldı.
Bakın, dünyanın her yerinde üniversite kampüslerinden gazetelere, entelektüel platformlara kadar inanılmaz bir İsrail karşıtlığı oluşmuş durumda. Neden? Çünkü göz göre göre katliam yapıyorlar, göz göre göre her yerde istikrarsızlaştırıcı rol oynuyorlar. Eskiden bir iki basit medya hamlesiyle bunu gizleyebiliyorlardı. Şimdi bunu gizleyemiyorlar.

İsrail şu anda, az önce tarif ettiğim bu yok edici ve uluslararası toplumun lanetlenmesine uğramış imajını değiştirmek için yeni bir düşman arayışı içerisinde. Gittiğim yerlerde de bana soruluyor. Ben diyorum ki: İsrail kendisine bir düşman yaratmaya çalışıyor.

Bizim açımızdan ise, İsrail veya herhangi bir aktör, millî çıkarlarımızla bölgesel çıkarlarımıza çakıştığı sürece kimseden korkacak, çekinecek, geri adım atacak hâlimiz yok. Bize bir sıkıntı yok. Kavga bizim işimiz; hiç problem değil. Problem şu: İsrail sadece benim değil, dünyanın sorunu. Bunu böyle anlatmak gerekiyor. İsrail sadece Türkiye’nin sorunu değil, sadece Recep Tayyip Erdoğan’nın meselesi değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın buna yüksek sesle karşı çıkması ayrı bir konu. Ama bu, insanlığın ortak sorunu.

DÖRTLÜ TOPLANTILAR

Biz biliyorsunuz başından beri bölgesel sahiplenme vizyonunu ortaya atıyoruz. Bu aslında Gazze Şeridi’deki soykırımdan önce başlattığımız bir söylem süreciydi. Bölge ülkelerinin, bölge konularını kendilerinin ele alıp sahiplenmesi ve çözmesi gerekiyor. Bunu hegemon güçlerden beklemek olmuyor; defalarca yaşadık.

Bunun olması için belli şartların gerçekleşmesi gerekiyordu. Bölgedeki ulus devletlerin devletleşme aşamalarını tamamlamış ve iş birliğine hazır hâle gelmeleri, menfaatlerini iyi tanımlamaları gerekiyordu. Özellikle Gazze sürecinde oluşturduğumuz sekiz ülkeli temas grubunun ortak faaliyetleri, ilk defa Arap ülkeleriyle Arap olmayan Müslüman ülkelerin bir araya gelerek bölgesel sorunları birlikte sahiplenmesi açısından önemli bir örnek oldu.

Mısır ve Suudi Arabistan Arap dünyasının iki büyük ülkesi; biri Afrika ayağında, biri Arap Yarımadası’nda. Pakistan, Asya’nın çok önemli bir nükleer gücü. Türkiye ise Avrupa’ya, Karadeniz’e, Akdeniz’e ve Kafkasya’ya bakan çok önemli bir güç.

Bu dört ülkenin ortak bir hedef etrafında birleşmesi; sorunları çözmesi, ilişki alanlarını ilerletmesi ve bölgeyi daha istikrarlı bir noktaya taşıması önemli. Çünkü gücü çok olan aktör, gücünü iki şekilde kullanır: Ya düzen kurucu olur ya düzen bozucu. Biz şunu gördük ve buna inandık: Hepimizin ekonomik kalkınmaya, istikrara ve bölgesel barışa ihtiyacı var. Nüfusu yüksek, coğrafyası geniş, tehditleri ve meydan okumaları büyük ülkeler olarak bölgede ciddi bir istikrara ihtiyacımız var.

NATO 3.0 PERSPEKTİFİ

Ankara, teknik dille konuşacak olursak, NATO 3.0’ın tanımlandığı ve kabul edildiği yer olacak. NATO 1.0, Soğuk Savaş dönemi; 2.0, Soğuk Savaş sonrası bu zirveye kadar olan dönem; 3.0 ise bu zirvede kabul edilip yeni bir aşamayı başlatacak.
Bu aşama şu: İkinci Dünya Savaşı’ndan 2026’ya kadar oluşturulmuş külfet paylaşım sistemi artık aynı değil. Değişiyor. Amerika’nın baskın yük taşıyıcısı olduğu Avrupa güvenlik sistemi değişiyor. Bu sadece Amerika’nın zorlaması değil; Avrupalı ülkelerin de “Bağımlılığı azaltmalıyız, kendi yükümüzü kendimiz taşımalıyız” dediği bir konu. Bizim “bölgesel sahiplenme” dediğimiz şeyin daha geniş bir ölçekte uygulanması gibi. Biz de bunu destekliyoruz.

Savunma harcamalarının yüzde 2’den yüzde 5’e çıkması meselesi fevkalade önemli. Bunun yüzde 3,5’i çekirdek savunma harcaması, yüzde 1,5’i dolaylı savunma harcamaları. Bütün ülkelerin bunu kabul ediyor olması tarihî önemde. Bu zirvenin en önemli çıktılarından biri, NATO 3.0 dediğimiz yeni stratejinin hayata geçmesi. Bundan sonra kuvvet kaydırmaları, kuvvet azaltmaları, yeni kabiliyetlerin Avrupa’da nasıl gelişeceği, Amerikalıların kuvvet azaltımının nerede ve nasıl olacağı önemli sınamalar olacak.

AB İLE SİYASİ VE EKONOMİK İLİŞKİLER

Avrupa Birliği’ne diyoruz ki: Türkiye de bu işin içinde beraber olursa, bu sadece savunma meselesi olmaz; daha yukarıdan bakalım, ekonomik açıdan da olumlu bir meseleye dönüşür.

Şimdi Avrupa Birliği ile Türkiye birlikte yaklaşık 500 milyon kişilik bir nüfus ve pazar demek. Yani pazar genişliği, ekonomik rekabet edebilirlik açısından önemli. İş gücü oluşturmada önemli, pazar oluşturmada önemli, tedarik açısından önemli ve marka oluşturabiliyorsunuz. Aksi takdirde rekabet etme gücünüz gerçekten azalıyor. Kısa vadede Avrupa Birliği’nin içe kapanmacı, korumacı politikalarla belli sektörleri koruyabileceğini düşünüyorum. Ama uzun vadede bunun çok fazla etkili olmayabileceğini de düşünüyorum.

Çünkü Çin’in ucuz üretim ve sübvansiyona dayalı üretim gücüyle Batı ekonomileri nasıl rekabet edecek? Bunun net bir reçetesi yok. Şu anda herkes bunu yönetmeye çalışıyor.

ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE TÜRKİYE’NİN GÜVEN VEREN ROLÜ

Amerika yönetimiyle Avrupa’daki aktörlerin kavga etmemesi önemli. Böyle bir ihtilaf potansiyelinin olduğu zaten ortada. Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen açıklamalar, Avrupa’dan gelen açıklamalar, bunların arasındaki tezatlıklar, farklı görüşler ve argümanlar…
NATO Genel Sekreteri’nin gidip arayı sürekli düzeltmeye çalışması, liderlerin zaman zaman Donald Trump ile görüşmeleri, en son G7 Zirvesi’nde yapılan karşılıklı etkileşimler… Sonrasında olay başka bir boyuta da dönüştü. Giorgia Meloni ile Amerika Başkanı arasındaki mesele de tam olarak kapanmış değil.

Şimdi böyle bir sorun var mı? Var. Bunu olgun karşılamak lazım. Amerika’nın belli konularda bir perspektifi var. Başkan Trump diyor ki: ‘Benim NATO’ya, NATO üyesi ülkelere ve Avrupalılara yönelik belli eleştirilerim var.’ Bu onun eleştirisi. Avrupalıların da savunmaları var. Onlar da diyor ki: ‘Hayır, bazı konularda böyle olması lazım. Senin doğru söylediğin yerler var; örneğin tarife meselesinde sıkıntılar vardı, tamam bunları düzeltiyoruz. Ama başka konularda mesele o kadar basit değil; bunu farklı şekilde ele alalım.’
Cumhurbaşkanımızın, az önce ifade ettiğim gibi, bütün liderler nezdinde güven telkin eden, güvenilir bir durumu var. Bir akil adam rolü var. Son zamanlarda Avrupa’da ve Batı’da söylenen bir ifade var: ‘Odadaki tek yetişkin Türkiye.’ Türkiye’nin bu role gelmiş olması önemli.
Sürekli barışı, istikrarı, iş birliğini ve yatıştırıcılığı teşvik eden bir aktör olması ve gündemi bu şekilde ilerletmesi herkesin dikkatle baktığı bir konu. Batılılar yıllardır kendilerini bu değerler üzerinden tanımladıklarını düşünüyorlardı. Ama fiiliyatta, uzun zamandır ortaya koydukları eylemlerin bunların tersine olduğunu gördüler. Aslında bugün bunu fiilen yapan az sayıda ülke var ve Türkiye bunlardan biri.

ÖZEL’İN ‘NATO’ YAZISI

Esasında Sayın Özel’in sadece bu yazısında değil, bütün uluslararası çağrılarına baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: ‘Ben burada siyaseten zor durumdayım, gelip bana niye yardım etmiyorsunuz?’ Aslında söylemeye çalıştığı şey bu.

Kendi içinde birtakım siyasi açmazlar, çatışmalar ve sıkıntılar var. Burada bazı ayrımları net yapmak lazım. NATO üyesi ülkeler veya diğer ülkeler, Cumhurbaşkanımızla ilişkiye geçtiği zaman; ilişki kurdukları yapı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, onun Cumhurbaşkanıdır, onun bakanlarıdır. Her devlet başka bir devletle kendi millî çıkarları üzerinden ilişki kurar ve yürütür. Bu, uluslararası ilişkilerin bir numaralı kuralıdır.

Sayın Özel bunu sanki şöyle sunmaya çalışıyor: ‘Siz aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle değil, Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilişki kuruyorsunuz.’ Bu mantık kendi içinde çok tutarlı değil. Açıkçası bizim çok üzerinde durduğumuz ya da çok ciddiye aldığımız bir konu da değil. Burada daha çok kendi iç siyasetine dönük bir feryat görüyoruz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın