11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AK Parti’nin 25. yılında partinin kuruluş hikâyesini BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici ve Osman Kaytazoğlu’na anlattı.
Gül, 1 Mart tezkeresinden başbakanlığı Erdoğan’a devretmesine kadar kritik dönemeçleri anlatırken, “Kuruluş vizyonu bugün de Türkiye için geçerli. AK Parti o vizyona tekrar sahip çıkmalı” dedi.
Fazilet Partisi’ndeki ayrışma neden yaşandı?
AK Parti’nin kökleri Milli Görüş hareketine uzanıyor. Bu gelenekten gelen Refah Partisi, 1998’de “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.
Yerine kurulan Fazilet Partisi de 1999’da kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı. Parti, bu ortamda 14 Mayıs 2000’de kongreye gitti.
Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan, Recai Kutan’ın genel başkanlığını destekliyordu. Ancak parti içinde o dönemde “Yenilikçiler” ve “Gelenekçiler” olarak adlandırılan iki kanat ortaya çıktı.
BBC Türkçe: Yenilikçiler ile Gelenekçiler arasındaki temel ayrım neydi?
Abdullah Gül: O zaman halk bize “Yenilikçiler” dedi. Bizim ağabeylerimiz biraz daha statükocu, geleneksel düşünceler içerisinde oldukları için onlara da “Gelenekçiler” ismini koydular.
Bu süreç içerisinde biz, parti politikalarının değiştirilmesi gerektiğini; partinin daha çağdaş, daha anlaşılır hale gelmesini; retorik ve ideolojik görüntüden çıkarak demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve temel insan haklarını esas alan, yaptıklarıyla halka güven veren bir çizgiye gelmesini savunmaya başladık.
Çoğumuz tabii o zaman gençti. Ama bu genç-yaşlı meselesi değildi. Önemli olan zihniyet ve bakış açısıydı.
“Böyle bir partide demokratik mücadele ilk defa oldu”
14 Mayıs 2000’deki Fazilet Partisi Kongresi’nde Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül, Gelenekçilerin adayı ise Recai Kutan’dı. Kutan yarışı 112 oy farkla kazandı.
BBC Türkçe: O kongrenin önemi neydi?
Abdullah Gül: Bazıları dışarıdan bize “İslamcı parti” der. Biz hiçbir zaman kendimizi öyle vasıflandırmadık.
Ama şu bir gerçek ki daha çok dindar insanların veya dini konulara çok önem veren insanların bir arada olduğu, din özgürlüğüyle ilgili problemleri çözmek için daima uğraşan bir parti olduğumuz ve politikalarımız da böyle görüldüğü için bu sıfat verildi.
Böyle bir partide çok açık ve dürüst demokratik mücadele belki de ilk defa oldu.
O kongrede Recai Bey kazandı. Ertesi gün gazetelerde Gelenekçiler için “Aritmetik olarak kazandılar ama siyaseten kaybettiler” yorumları yapıldı.
2001’de Fazilet Partisi kapatılınca Gelenekçilerin adresi, FP’nin devamı olarak kurulan Saadet Partisi oldu. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Yenilikçiler ise Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener ve diğer isimlerle birlikte yeni bir parti kurmak için harekete geçti.
“AK Parti’yi o zaman çok çalıştık”
BBC Türkçe: Yeni parti nasıl hazırlandı?
Abdullah Gül: Biz iktidara geldiğimizde ne yapacağız? Bunun için çok ciddi çalışmalar yaptık. Daha sonra bunu “Acil Eylem Planı” diye ilan ettik.
Benim başında olduğum Politika Araştırmaları Merkezi’nin çalışmaları vardı. Beşir Atalay’ın kurduğu ANAR’da da ciddi çalışmalar yapılıyordu.
Devlet Planlama Teşkilatı’ndan bizim görüşlerimize uygun, tanıdığımız bir grup arkadaşla, ANAR’da Beşir Bey’in de başkanlığında bir heyet kurduk.
Bu arkadaşların çoğu uluslararası finans kurumlarını çok iyi bilen ve bizden önce Kemal Derviş’in öncülüğünde gerçekleştirilen büyük ekonomik yeniden yapılanmanın mutfağında bulunmuş insanlardı.
Yurt dışından da çok değer verdiğimiz bazı ilim insanı arkadaşlarımız katıldı. Bizler de zaman zaman bu çalışmalara katılıyorduk.
“İktidara gelirsek beş yılda neler yapacağız, Türkiye’yi nasıl dönüştüreceğiz?” diye çalıştık.
Hukuki, siyasi, ekonomik ve mali konulardan sağlık politikalarına kadar her şeyi çalıştık. Seçime giderken elimizde dosyamız vardı.
AK Parti’yi o zaman çok çalıştık.
“Kuruluş belgelerini bir kişi oturup yazmadı”
BBC Türkçe: AK Parti’nin kuruluş programı nasıl ortaya çıktı?
Abdullah Gül: AK Parti’nin kuruluş dokümanlarının hiçbiri, aramızdan bir kişinin eline kalemi alıp tek başına yazdığı belgeler değildir.
Bunlarla ilgili seminerler, toplantılar, tartışmalar, workshoplar yaptık. Bütün bu belgeleri bu çalışmaların neticesinde yazdık.
Onun için ben hâlâ AK Parti’nin kuruluş belgelerine, manifestosuna ve programına gerçekten çok değer veririm. Doğrusu bunların çok daha uzun bir gelecek için Türkiye’ye hitap ettiğine inanırım.
Milli Görüş’ten kopuldu mu?
AK Parti’nin kurucularının önemli bölümü Milli Görüş geleneğinden geliyordu. Erdoğan, 2003 yılında “Milli Görüş elbisesini çıkardık” dedi. Ancak yeni partinin Milli Görüş’le ilişkisi uzun yıllar tartışıldı.
BBC Türkçe: Tırnak içinde “Milli Görüş elbisesi” ne zaman çıkarıldı?
Abdullah Gül: Bu terminolojiler kullanıldığında yanlış anlamalar olabilir.
Milli Görüş dediğiniz şey; kendimize özgüven sağlamak, yerli ve milli meselelere sahip çıkmak, körü körüne bir Batı taklitçiliği yapmamak ve Türkiye’de özgürlüklerin boyutunu sürekli genişletmek, insanların istediği gibi yaşamalarını sağlamaktır.
Necmettin Erbakan da Milli Görüş fikrini geliştirirken gerek Türk tarihinden gerekse bütün İslam tarihinden çıkardığı derslerden faydalandı.
Dolayısıyla bizim AK Parti’yi kurarken bütün bunları reddetmemiz gibi bir durum söz konusu değildi.
Ama bunların daha düzgün bir şekilde izah edilmesi, tabiri caizse herkesin anlayabileceği ortak bir terminolojiyle içeride ve dışarıda anlatılması gerekiyordu.
Bunları sadece ideolojik bir bakış şeklinde sunarsanız, böyle bir bakışla devlet idare etmek, toplumu yönetmek mümkün değil.
“Biz geleneksel olarak demokrasi lafını çok kullanan bir çizgiden gelmedik”
AK Parti kuruluş döneminde siyasi kimliğini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımladı.
BBC Türkçe: “Muhafazakâr demokrat” kavramı ne anlama geliyordu?
Abdullah Gül: Bu, tesadüfen başkalarının bize verdiği bir isim değildi. Bu ismi biz seçtik.
Bizim muhafazakârlığımız statükocu olmak değildi. Moral değerlere önem veren; inançlarımız, dünyaya bakışımız, geleneklerimiz, tarihe ve hayat tarzına yaklaşımımız açısından muhafazakâr olan, inandığımız gibi yaşamaya gayret eden bir topluluktuk.
Bugünkü dünyada demokrasi en iyi yönetim şeklidir. Yanlışlıkları, noksanlıkları ayrı mesele ama en iyi yönetim şekli.
Açıkçası biz geleneksel olarak “demokrasi” lafını çok kullanan bir çizgiden gelmedik. Onun yerine daha çok “milli irade” denirdi. Demokrasiyi çok öne çıkarmazdık.
Ama demokrasi sadece seçim değildir. Hukukun üstünlüğü vardır. Temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması vardır. İyi yönetişim vardır.
İktidara gelmeden New York ve Londra temasları
Adalet ve Kalkınma Partisi, hummalı bir hazırlık döneminin ardından 14 Ağustos 2001’de kuruldu. Erdoğan aynı gün erken seçim çağrısında bulundu.
Parti henüz iktidara gelmeden Batı’daki siyasi ve finans çevreleriyle temaslara başladı.
BBC Türkçe: İktidara gelmeden önce uluslararası çevrelerle temas kurdunuz mu?
Abdullah Gül: Seçim kampanyamız sırasında iki arkadaşımızı, Ali Babacan ve Nazım Ekren’i New York’a ve Londra’ya gönderdim. Oralardaki bütün uluslararası finans çevrelerine programlarımızı anlatmalarını istedim. Onlar da gidip anlattılar.
“Tek başına iktidar büyük bir sürpriz oldu”
Türkiye, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz 2002’de yaptığı erken seçim çağrısının ardından 3 Kasım 2002’de sandığa gitti.
AK Parti yaklaşık yüzde 34 oyla tek başına iktidar oldu.
BBC Türkçe: Seçim sonucunu bekliyor muydunuz?
Abdullah Gül: Seçimi kazandığımızda tek başına iktidar olmamız büyük bir sürpriz oldu. Çünkü Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi seçim barajını geçemedi.
Biz ve Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’e girdik ve iki partili bir dönem başladı.
“Her şey elimizde metin olarak belliydi”
Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için milletvekili seçilemedi. Seçimlerin ardından hükümeti Abdullah Gül kurdu.
BBC Türkçe: İktidara geldiğinizde ilk olarak ne yaptınız?
Abdullah Gül: İlk kararımız Bakanlar Kurulu’nun üye sayısını 38’den 23’e indirmek oldu. Olağanüstü hâli kaldırdık.
Bütün bunlar elimizde metin olarak zaten belliydi.
Beş sene sonra baktığımızda, bütün Türkiye’ye ve dünyaya ilan ettiğimiz Acil Eylem Planı’nın yüzde 78’ini uygulamışız.
1 Mart tezkeresi: “AK Parti’nin esas yükselişi bu kararla oldu”
AK Parti iktidarının ilk büyük dış politika sınavlarından biri Irak Savaşı oldu. ABD, Irak’a kuzeyden cephe açabilmek için Türkiye topraklarını kullanmak istiyordu.
BBC Türkçe: Başbakanlığı Bülent Ecevit’ten devralırken Irak konusunda sizi uyardı mı?
Abdullah Gül: Irak Savaşı konusunda dikkatli olmam gerektiğini söyledi. Kendilerinin bazı emrivakilerle karşı karşıya kaldığını anlattı.
Amerikalılar Irak’a bizim üzerimizden bazı şeyler göndermeye daha o zamandan başlamışlar.
BBC Türkçe: Kamuoyu savaşa karşıydı. Tezkereyi Meclis’ten nasıl geçireceğiniz soruluyordu. Siz ne düşünüyordunuz?
Abdullah Gül: Hiç unutmuyorum, BBC ve CNN International geldiğinde, “Halkınız savaşa karşı, bunu nasıl halledeceksiniz? Meclis’ten bu izni nasıl çıkaracaksınız?” diye soruyorlardı.
Ben de “Ne emirim, ne sultanım, ne kralım. Ben seçilmiş bir başbakanım. Dolayısıyla bunu Meclis’e getireceğim” diyordum.
Son yaptığımız toplantıda milletvekillerine, “Amerikan Kongresi neyse burası da odur” dedim.
Söylediğim şey şuydu:
“Ben mecburum, altında benim imzam var. Ama siz mecbur değilsiniz. Siz nasıl düşünüyorsanız, neye inanıyorsanız öyle oy kullanın.”
1 Mart 2003’teki oylamada 264 kabul, 250 ret ve 19 çekimser oy çıktı. Gerekli salt çoğunluğa ulaşılamadığı için tezkere kabul edilmedi.
BBC Türkçe: Tezkerenin reddedilmesinin AK Parti açısından sonucu ne oldu?
Abdullah Gül: Türkiye’nin bağımsız olduğunu, başka bir ülkenin kuyruğuna takılıp giden bir ülke olmadığını gösterdi.
Nitekim o günün akşamı Putin aradı. “Hepimiz siz oyalıyorsunuz diye düşünüyorduk ama ne kadar saygı duyulacak bir ülke olduğunuzu dünyaya gösterdiniz” dedi.
AK Parti’nin Avrupa’daki, Arap sokaklarındaki ve İslam dünyasındaki yıldızının esas parlaması, esas yükselişi bu kararla olmuştur.
“CHP ve Deniz Baykal’ın hakkını teslim etmek gerekir”
AK Parti aynı dönemde Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için anayasa değişikliğine gitti. Değişiklik CHP’nin desteğiyle Meclis’ten geçti.
Abdullah Gül: Orada Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Deniz Baykal’ın hakkını teslim etmek gerekir. Onlar bu desteği vermeselerdi o değişiklik yapılamazdı.
Siirt’te seçimler 9 Mart 2003’te yenilendi ve Erdoğan milletvekili seçildi.
“Artık bu şekilde olmaz; ben ayrılacağım, sen başbakanlığı devral”
BBC Türkçe: Erdoğan milletvekili olduktan sonra başbakanlığı devretmeye nasıl karar verdiniz?
Abdullah Gül: Milletvekili oldu, yeminini etti. Ondan sonra bu şekilde devam etmeyi ne siyasi ahlakıma ne de etik anlayışıma uygun buldum.
Sağdan soldan, içeriden dışarıdan “Aman sen devam et” diye telkinlerin çoğaldığını görünce bir gün, hiç kimsenin haberi yokken, Tayyip Bey’in de haberi olmadan parti merkezine gittim.
“Bak arkadaş, artık değişiyoruz” dedim.
Doğrusu onun da hiç beklemediği bir şeydi. Önce, “Niye acele ediyoruz?” dedi.
“Yok” dedim, “Artık bu şekilde olmaz. Ben ayrılacağım, sen gel başbakanlığı devral.”
Gül, 14 Mart 2003’te başbakanlığı Erdoğan’a devretti; yeni hükümette dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı oldu.
“Kabineyi de kendim kurdum”
BBC Türkçe: Erdoğan başbakan olduktan sonra aranızdaki iş bölümü nasıldı?
Abdullah Gül: Bu beş yıl içerisinde genel ülke politikalarını ve dış politikayı ben şüphesiz daha iyi biliyordum. Çünkü Tayyip Bey’in o zaman sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tecrübesi vardı.
Kabineyi de kendim kurdum doğrusu ve teklif ettim. Tayyip Bey’in sadece bir teklifi oldu. Daha sonra başbakan olduğunda onu da kendisi değiştirdi.
Dolayısıyla kurduğum hükümet çatısı ve program aynı şekilde devam etti. Hiçbir şey olmamış gibi devam ettik.
Sırt sırta verdik ve çalıştık.
“Türkiye tekrar AK Parti’nin ilk deklare ettiği vizyona dönmeli”
Abdullah Gül, 2007’de cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine AK Parti’den ayrıldı. 2014’te cumhurbaşkanlığı görevini bıraktı ve aktif siyasete dönmedi.
Gül, son yıllardaki siyasi tartışmalar konusunda değerlendirme yapmak istemedi. Ancak AK Parti’nin 25 yıllık tarihini iki döneme ayırdı ve özellikle kuruluş yıllarındaki vizyona dikkat çekti.
BBC Türkçe: 25 yıl sonra AK Parti’nin kuruluş vizyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdullah Gül: İkinci dediğim dönemde Türkiye’de olağanüstü şeyler yaşandı. Başta hain darbe teşebbüsü yaşandı. Bu, Türkiye’de büyük bir travmaya yol açtı. Yaptığımız reformların birçoğu mecburen geriye gitti.
Ümit ediyorum ki bütün bu travmalar artık atlatılır ve Türkiye tekrar AK Parti’nin ilk dönemlerinde, ilk deklare ettiği vizyon çerçevesinde yönetilmeye başlar.
O kuruluş vizyonunun hâlâ bugün Türkiye için geçerli olduğu kanaatindeyim.
Eğer AK Parti o vizyona tekrar sahip çıkarsa ekonomik açıdan, demokrasi ve hukuk açısından Türkiye’ye ve Türkiye’nin geleceğine çok şey kazandırır diye düşünüyorum.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.