Anasayfa / Haberler / Akıncılardan fon skandalına tepki: “Müslüman kimliğiyle yapılan haksızlıklar İslam’ın itibarını zedeliyor”

Akıncılardan fon skandalına tepki: “Müslüman kimliğiyle yapılan haksızlıklar İslam’ın itibarını zedeliyor”

Akıncıların devamı olan İnsan ve Medeniyet Hareketi: “Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz.”

Türkiye’de yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen fon skandalına, İslamcı hareketin köklü çevrelerinden İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) de tepki gösterdi.

Hareket, yayımladığı açıklamada fon skandalını yalnızca ekonomik ve hukuki değil, dini ve ahlaki açıdan da ele aldı. Haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve dini kimliğin kötüye kullanılmasına dikkat çekilen açıklamada, Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hukuka ve ahlaka aykırı davranışlarının İslam’ın toplumdaki itibarını da zedelediği vurgulandı.

Açıklamada, “Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez” denildi.

Akıncılar ve Müslüman Genç geleneğinden geliyor

İnsan ve Medeniyet Hareketi, Türkiye’deki İslamcı hareketin 1970’lere uzanan geleneklerinden geliyor.

Hareketin onursal başkanı Mehmet Güney, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle kapatılan Akıncılar Derneği’nin son genel başkanıydı. Güney, daha önce Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) de görev almıştı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin kökleri, 1970’lerde MTTB ve Akıncılar çevresinde, 1980 sonrasında ise Müslüman Genç dergisi ve Rahmet Yayınevi etrafında faaliyet gösteren İslamcı kadrolara dayanıyor.

2006 yılında İnsan ve Medeniyet Hareketi adıyla kurumsallaşan çevre, çalışmalarını İstanbul Eyüpsultan’daki Bahariye Mevlevihanesi merkezinden sürdürüyor.

“Dini söylemler ve kardeşlik bağları denetimin yerini tutamaz”

Hareketin fon skandalına ilişkin açıklamasında, dini kimliğin ve kişisel itibarın ekonomik ilişkilerde denetim ve hesap verebilirliğin yerine geçirilmesine karşı çıkıldı.

“Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler” denilen açıklamada, haksız kazanç elde edenlere mağdurların haklarını iade etme çağrısı yapıldı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin açıklamasının tamamı:

“KAMUOYUNA AÇIKLAMA!

Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Fon krizi”, kazançla imtihanımızı ve ekonomik hayatın ahlaki temellerini yeniden düşünmemizi gerektirmektedir. İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak meseleyi şahıslar üzerinden değil; haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve giderek yaygınlaşan ahlaki duyarsızlık/yozlaşma üzerinden ele alıyor, yaşananları hepimiz için ciddi bir muhasebe vesilesi olarak görüyoruz.

İslam, çalışmayı, üretmeyi ve alın teriyle kazanmayı teşvik ederken helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak ortaya koyar. Müslümanca duruş; kolay ve haksız kazancın cazibesine kapılmadan emek vermeyi, sabretmeyi ve gerektiğinde daha azıyla yetinmeyi bilmektir. Zira asıl zenginlik, başkasının hakkına göz dikerek servet biriktirmekte değil; helal kazancın bereketinde, kanaatin huzurunda ve adaletin gözetilmesindedir.

Kur’an-ı Kerim’in ölçü ve tartıda hile yapanlara yönelik ağır uyarısı, yalnızca alışverişe değil, hak ve menfaatin söz konusu olduğu bütün ilişkilere yöneliktir. Kendi hakkını eksiksiz alırken başkasının hakkını gözetmemek, kazancı kendine ayırıp zararı başkasına yüklemek, gerçeği gizleyerek güveni istismar etmek bu ilkenin açıkça ihlalidir. Peygamber Efendimizin (sav) “Bizi aldatan, bizden değildir.” ikazı, Müslüman için dürüstlüğün bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.

Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.

Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.

Takva Ekseninde Toplumsal Değişim, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin çarşıda, iş yerinde ve kurumlarda hayat bulmasıdır. Takva; emaneti korumakla, adil paylaşmakla ve kimsenin görmediği yerde de hakkı gözetmekle görünür olur.

İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak başta kendimiz olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve hayat tarzlarını helal ve haram ölçüleriyle yeniden muhasebe etmeye; açgözlülüğün yerine kanaati, istismarın yerine dürüstlüğü, haksızlığın yerine adaleti hâkim kılmaya çağırıyoruz. Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz.

Müslümanca duruş, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı yapmaktır. Helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil olmak, hakkı gözetirken kendi menfaatinden de vazgeçebilmektir.

İnsan ve Medeniyet Hareketi”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın