PATRONUMUZ OL
Vahap Coşkun
Kürdistan referandumu (2) zamanı değil
Türkiye’de bu kez “Referandum iptal edilsin” ve “Referandum yok hükmündedir” yollu sesler yükseliyor. Bunların da Türkiye lehine bir netice üreteceğini sanmıyorum. Referandum yapıldı ve bitti; KBY’nin bunu iptal etmesi düşünülemez.
Kürdistan referandumu (1) Barzani’nin çocukluk hayali
İhtilaflı bölgelerin statüsünün 2007 sonuna kadar tayin edilmesi gerekirken birtürlü yapılmadı. KYB’nin petrol gelirinden yüzde 17’lik payı 2014’ten beri ödenmedi. Merkezi hükümet tarafından karşılanması gereken peşmerge giderleri, on yıldan bu yana karşılanmadı (buna mukabil Bağdat, son derece tartışmalı bir yapılanma olan Haşdi Şabi’yi merkezi hükümete bağladı ve giderlerini de merkezi bütçeden karşıladı).
“Bildiğin gibi değil”
Bürokrasiye ya da siyasete intisap edip üstüne bir de etkili bir pozisyonu işgal şansına eren devletlû dostlar “devlet aklı” kavramını da çok severler. İşin doğrusu cazip bir kavramdır bu; öyle ki bazen sizin de aklınızı çeler. Normalde hiç hazzetmeseniz de bazen kendinizi de bu kavramı kullanırken bulursunuz. Devletlûlar için ise vazgeçilmezdir. Her kapıyı açar, her sıkıntıyı çözer, her derde deva bulur, her eleştiriyi savuşturur.
Hukuk ötesi SİHA
CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, bir milletvekilinin yapması gereken en tabiî işi yapıp bu soruların peşine düştü ve çok mühim bir iddiayı gündeme taşıdı. Genel suçlamalar içeren, zaman ve mekân belirtmeyen, mağdurları ve failleri belirsiz kılan, kısaca sırf adından söz edilsin ve lâf olsun diye kamuoyunun önüne atılan bir iddia değildi bu. Aksine, son derece somut bilgilere yaslanıyordu. _x000D_
_x000D_
Kürt anasını gömmesin
Türkiye’de devlet eliyle köpürtülen bir millilik daima iki kanal üzerinden gelişir. Biri anti-Kürtlük ve diğeri gayri-müslim karşıtlığıdır. Milliyetçilik, tehlikeli bir vasıtadır. Kitleleri hamasi bir millilikle doldurur ve sokağa salarsanız, kendilerini milli menfaatlerin sahibi ve temsilcisi olarak görenlerin sağa sola saldırmasına ve büyük suçlar işlemesine kapı açarsınız.
“Ulus-devletçik”
PKK bağımsızlık referandumuna karşı olduğunu pat diye deklare etmedi. Lâfı ağzında dolandırdı. Mevcut şartlar altında referandumun herhangi bir derde deva olmayacağını söyledi. Bununla birlikte referanduma gitmenin bir hak olduğunu da teslim etti. Ancak bu çok uzun sürmedi. PKK, her halinden gönülsüz olduğu belli bu tavrını bir kenara bıraktı. Dilini çatallaştırdı ve bağımsızlık referanduma tam cepheden vurmaya başladı. Buna karşılık HDP referandumun yanında yer aldı ve alıyor.
Masum olsan ne fayda?
KHK’ya göre, hakkında iade kararı verilen akademisyen, ihraçtan önce çalıştığı üniversitesine dönemeyecek. Neden? Madem akademisyenin ihracı gerektirecek bir hatası, kusuru ve suçu yok; o halde niye, normalde olması gerektiği gibi, eski görev yerinde çalışamıyor? Buna hukuk mantığı içinde verilebilecek sağlam bir cevap mevcut değil.
Milletvekillerine kayyum
694 Sayılı KHK ile milletvekillerinin soruşturma ve kovuşturmalarını Ankara’ya taşımak, tabiî hakim ilkesinin dışına çıkmaktır. Bütün vekillerin dosyalarını Ankara adliyesine bağlamanın ikinci sakıncası, bu düzenlemenin seçilmişleri yargı tahakkümü altına sokma tehlikesini içermesidir. Üçüncü sakınca ise, vekillerin iktidarın tacizleri ve müdahalelerine açık hale getirilmesidir.
Suspus Meclis
İdari yapının bir kutsallığı yok. İhtiyaçlara cevap vermediğinde idari yapı da, tanımı da değişir, değişmelidir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan olduğu dönemde, güçlü devletlerin eyalet sisteminden korkmalarının bir anlamı olmadığını, Türkiye’nin geçmişinde eyaletlerin bulunduğunu, şimdi de eyalet sistemine geçip eyaletleri güncel şartlara uygun olarak isimlendirebileceğini söylüyordu.
Meclisin ruhuna fatiha
Ezcümle bir suç ve ceza konulacaksa, bu ancak kanunla mümkün olabilir. Kanunu ise çıkarmaya tek yetkili merci Meclistir. Burada Meclisin yetkisi KHK vasıtasıyla elinden alınmış ve Meclis devre dışı bırakılmıştır. Böyle giderse Meclisin ruhuna fatiha okunması fazla zaman almayacaktır. Milletvekillerinin olan bitene bir de bu gözle bakmaları gerekiyor; yoksa varlıkları ile yoklukları arasında bir fark kalmayacak.
Rasyonel seçmen
Erdoğan’ın zikrettiği üç partinin dışında kalan ve seçimleri belirleme potansiyeli olana diğer partilere bakıldığında, onlardaki karşıtlık dozunun daha yüksek olduğu görülür. Yani, Erdoğan’ın üzerini çizdiği üç parti dışarıda bırakıldığında, ortada Türkiye kökenli seçmenlerin yoğun olarak oy verebileceği bir parti kalmıyor. Ayrıca, Türkiye kökenli seçmenlerin öteden beri SPD’ye yakın durmalarının çok haklı bir nedeni var. Çünkü bu parti, Türkiyelilerin taleplerine diğer partilere oranla daha fazla duyarlılık gösterir.
Uzun vâdeli mücadele
IŞİD terörü, Batı siyasetini de biçimlendiriyor. IŞİD’in yaptığı her saldırı, Batı’da mültecilerin, göçmenlerin ve sığınmacıların hayatlarını daha da zorlaştırıyor ve İslam karşıtlığını körüklüyor. Terörizm, Avrupa’da aşırı sağ siyaseti de kabartıyor. Irkçı ve yasakçı hareketler güç kazanıyor, özgürlüğü ve çok-kültürlülüğü savunan siyasetler ise geri çekilmek zorunda kalıyor.
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
Siyaset insani varoluşumuzun zorunlu bir parçası. Birlikte yaşayacağız, sorunlarla cebelleşeceğiz ve farklı düşünceleri savunacağız. Her zaman böyle olacak, dolayısıyla siyaset de varlığını daima koruyacak. Ne ki, Türkiye’de siyasete olması gerekenden daha büyük bir anlam atfediliyor. Siyasetin toplumsal ve gündelik dertlerimize alternatif çareler bulmak için yapılan bir faaliyet olarak nitelenmesi siyasetçilerimize yetmiyor. Onlar bir “dâvâ” ile ilişkilendirip siyasete mistik bir boyut katıyor.
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
Eğer mevzu teröre malzeme sağlamak ve destek olmak ise, hemen belirtelim ki hiçbir şey bu nevi açıklamaların eline su dökemez. Buldozer gibi insanların hanelerine girecek, evlerini başlarına geçirecek, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden dayaktan geçirecek, sonra da bundan şikâyet edilmesini “terör örgütünün propagandası” sayacaksınız. Bundan âlâ propaganda mı olur?
Her zaman aç
Real maçın her bölümünde ManU’ya baskın çıktı. Hele bir 15-40. dakika arasında öyle bir ablukaya aldı ki Manchester kalesini, Mou birinci bölgesine değil otobüs, sıra sıra tır dizse yine fayda etmez, Madrid’i durdurmazdı. Zizou eze eze bir kupayı daha müzesine götürürken, Mou bir Süper Kupa finalinden daha boynu bükük ayrıldı.
15 Temmuz’un ardından (5)
15 Temmuz ertesinin pek de olumlu bir manzara çizmediği açık. Bir kere, kısa bir sürede sona erdirileceği söylenen OHAL hem sürekli uzatıldı, hem de ilan edildiği gayenin haricinde kullanıldı. Hak ve özgürlükler kısıtlandı, zaman içinde telafi edici adımlar da atılmadı. Merkeziyetçilik her alanda galebe çaldı, adem-i merkeziyetçiliğin sözü edilmez oldu.
15 Temmuz’un ardından (4)
Evet, Türkiye’de iktidar karşıtlığını demokrasi karşıtlığına dönüştürenler var. Bunların içinde dört gözle darbe bekleyen ve darbenin püskürtülmesinden ötürü düşleri yıkılanlar da var. Ancak bundan daha fazla önem taşıyan husus, darbe karşıtı dalganın da yükselmesidir. Öyle ki, darbe beklentisi ancak özel sohbetlerde dillendirilebiliyor, kimse halkın gözünün içine bakıp darbeciliğin meziyetlerinden dem vurma cüreti gösteremiyor.
15 Temmuz’un ardından (3)
İktidar, darbeyi püskürtmek adına iyi bir yönetim gösterdi. Lâkin aynı becerinin darbe sonrasında sergilendiğini söylemek mümkün değil. Türkiye bir darbeler ülkesiydi. Böyle bir yerde bir darbe girişimini halkın muazzam direnişi ile yenilgiye uğratmanın anlamı çok büyüktü. 16 Temmuz yeni bir başlangıcın tarihi olabilirdi. Ne yazık ki bu fırsat harcandı. İktidarın bu süreçte üç önemli hatası oldu.
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
Alperen Ocakları bu denli hukuksuz ve kışkırtıcı fiillere imza atarken neye güveniyor? Neden bu kadar rahatlar? Hatırlanacaktır, bir süre önce yine aynı örgüt, kendilerinin olduğu yerde LBGT “Onur Yürüyüşü”nün yapılamayacağına dair tehditler savurmuştu. Böylesine pervasız davranmalarının arkasındaki kaynak ne olabilir? Bu cesareti nereden alıyorlar?
Akıldan uzakta
FETÖ ile hiçbir irtibatı bulunmayan, yaşananlardan bihaber kişileri sırf bir tişört giydi diye gözaltına almak ancak aklı terk etmekle mümkün olabilir. Düşünün; bu ülkede haber bültenlerini “tişört gözaltıları” süslüyor. Böyle bir yerde, darbenin ve darbecilerin aklı başında bir şekilde soruşturulduğuna insanları nasıl inandırabilirsiniz?
15 Temmuz’un ardından (2)
Kimilerinin yaptığı gibi 15 Temmuz’u “tiyatro” olarak nitelemenin ya da “Böyle darbe mi olur?” diye tahfif etmenin akılla bağdaşır bir tarafı bulunmuyor. Ne sahneye konan bir oyun var, ne de birkaç kendini bilmezin hesapsız kitapsız ve gelişigüzel yaptığı bir eylem. Aksine, son derece ayrıntılı bir planlamaya dayalı bir darbe girişiminden söz ediyoruz. İki. Darbenin arkasındaki örgüt FETÖ’dür. Her ne kadar kendileri reddetse de, bütün oklar FETÖ’yü işaret ediyor. Hal böyle iken CHP’nin ısrarla “kontrollü darbe” söylemini kullanması çok büyük bir yanlıştır.
15 Temmuz’un ardından (1)
15 Temmuz’un bir savunanının olmaması, darbenin mimarı olan FETÖ’nün akıbeti için de büyük bir anlam taşıyor. FETÖ’nün geniş bir uluslararası ilişkiler ağına sahip olduğu biliniyor. Lâkin bu, FETÖ’ye Türkiye’de bir gelecek sağlayamaz. Çünkü toplumsal algıda bu örgüt ajan, hain ve düşman olarak kodlandı. Hiç kimse isminin FETÖ ile birlikte anılmasını istemiyor. AKP ve Erdoğan karşıtlığı, FETÖ’ye dışarıda bir süre daha soluk aldırabilir -- ama Türkiye’de hiç kimse bu örgütle bir araya gelmez, gelemez; aynı karede görünmez, görünemez.
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
Şimdiden geriye bakınca, 2002-2014 arasının tüm o insan hakları ve demokrasi söylemleri kubbede baki kalan hoş bir seda gibi! Artık iktidarın dilinden hak, hukuk, özgürlük, evrensel değerler, uluslararası demokratik standartlar gibi kavramlar pek çıkmıyor. İktidar medyası ise insan haklarına veba, insan hakları savunucularına vebalı muamelesi yapıyor. Hamaset yüklü bir dil her geçen gün daha fazla prim yapar hale geliyor.
“Terörist”
En üst kamu otoritesinin (Cumhurbaşkanının) ceza davası devam eden bir kişiye (Demirtaş’a) “terörist” demesi, masumiyet karinesinin ihlâlidir. Bu ilkenin çiğnendiği bir yerde ise adil bir yargılama yapılamaz. Demirtaş hakkında verilecek karara Cumhurbaşkanının gölgesi düşmüştür. Artık yargının Demirtaş kararlarını tarafsız ve bağımsız bir şekilde verdiğine (vereceğine) inanacak birini bulmak çok güç olacaktır.
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
PKK Kandil’den baktığında Kürtleri nasıl görüyor, bilemem. Lâkin gerçekte her toplum gibi Kürtler de çok renkli; burada da değişik gruplar, görüşler, inançlar, tahayyüller var. Zamanın ruhu ve olanakları da bu farklılıkların sayısını artırıyor ve boyutlandırıyor. Böyle bir toplum korkuyla, baskıyla, zorla yönetilemez.
Adalet yürüyüşünün karşılığı
Kılıçdaroğlu tansiyonu yükseltmiyor. İktidarın temsilcilerinin söylediklerinden bağımsız olarak kendi önceliklerini dile getiriyor. Oyunu iktidarın sahasında değil kendi sahasında oynuyor. AKP’nin istediği hatta girmiyor. En keskin suçlamalara bile dozunda cevap vermekle yetiniyor. Bu sakin tutum AKP’nin kimyasını bozmuş izlenimini uyandırıyor.
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
Evet, sağda solda hendeklere methiye düzen çok sayıda insan vardı. Ama bunların neredeyse tamamı, kendi konforlu dünyalarında yaşarken muhalifliği de kimseye bırakmayan tuzu kurular ile devrim hayallerini Kürtlerin sırtından gerçekleştirmek isteyenlerdi.
“Sayılı gündür, gelip geçer”
Asker mektubuna Allahın selamını göndermekle girilirdi. Ev ahalisinin durumunda endişe edecek bir hal yoktu. Ananın ve babanın sağlığı yerindeydi. Abiler, ablalar, kardeşler afiyetteydi. Burayı merak etmesindi. Tek bir dertleri vardı, o da onun sıhhatiydi.
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
AKP cenahında yargıdaki hukuksuzluklara karşı esaslı bir duruş yok. Bazı AKP milletvekilleri, damat tahliyelerinin “kirli bir aklın” ürünü olduğunu ve maksadının iktidarı toplum karşısında güç duruma düşürmek olduğunu belirtiyor. Bazıları da yargıda FETÖ unsurlarının halen aktif olduğuna işaret ediyor. Yani buradan da kendilerine bir “mağduriyet” çıkarmaya çalışıyor ama kendilerini herhangi bir özeleştiriye tabi tutmuyorlar.
Akılsız başın cezası
Geçmişte dokunulmazlıklar muhalefetin omuz vermesiyle rafa kalktı. Sonrasında olanları biliyoruz. Önce HDP’li vekiller tek tek cezaevine gönderildi. Dün de CHP’li Enis Berberoğlu, hakkındaki dâvâ henüz kesin bir karara bağlanmadan tutuklandı. Şimdi CHP hançeresini yırtıyor; “halkın temsilcileri tutuklanamaz, içerdeki vekiller derhal serbest bırakılmalıdır” diyor. Günaydın, ama sanırım biraz geç oldu!
EN SON HABERLER