Yıldıray Oğur

Mahmut Hoca, Kazım Efendi, Yaşar Usta’dan daha gerçek bir kahramana veda…

"Batılı sanat anlayışımı, Batılı gözle dünyaya bakışımı değiştirdim. Bir Batılı gibi görünmeyi bıraktım artık. Çocukluğumdaki gibi düşünmeye, babam gibi görmeye başladım. Aslıma döndüm. Babam da çok dindar bir kişiydi. Tasavvufa meraklıydı. Şimdi onun gibi oldum. Vaktiyle babamın savunduğu fikirleri reddederdim. O zamanlar babamın fikirlerini savunanlara gerici derdim. O tür fikirleri kabul etmez, onu geçmek isterdim. Galiba bu da doğanın kuralı. İnsan hep büyüklerini geçmek istiyor... İnsan bu İstanbul şehrinde bunalıma düşüyor. Burası karışık bir dünya. İşimiz burada. Sıkışıp kalmışız. Kültür yozlaşması, insanları perişan ediyor. Ne Doğulu oluyorsunuz, ne Batılı. Karmaşa içindesiniz.”

Her iktidar kendi muhalefetini seçer

Bu kez sokaklarda devrimin öncü kadroları önderliğindeki entelektüeller, üniversite öğrencileri, orta sınıftan insanlar yok, “90 kuşağı” adı verilen, rejimle hiçbir bağı kalmamış, devrimin ilk kuşağındaki heyecanı hiç yaşamamış, kurulan rejimin baskılarıyla büyümüş gençler, ekonomik sorunlar yüzünden kaybedecek bir şeyi kalmamış Fransız Devrimi’ndeki “sans-culottes” a benzeyen yoksullar, kaynakların Şiilik için Suriye’de Lübnan’da harcanmasından rahatsız milliyetçiler, kadınların başını çektiği laikler var._x000D_ _x000D_

Post-travmatik 2017’ye veda…

İnşallah 2018 sadece 2019’a doğru tampon görevi görecek bir yıl olarak kalmaz, ülkeden gitmek isteyenlerin sayısının azaldığı, mahkemelerden adalet bekleyenlerin sayısının arttığı, insanların çok çalışarak haklarıyla ve kimsenin torpili olmadan iyi yerlere gelebilecekleriyle ilgili güvenin yükseldiği, birlikte yaşayıp, ülkeyi paylaşabileceğimizle ilgili ümitlerin yeniden yeşerdiği, her eleştirinin ihanet, fitne olarak fişlenmediği herkes için adalet isteyeceğimiz, gerçeklikle, demokrasiyle, dünyayla bağlarımızı güçlendireceğimiz, birbirimize güvenmeye başlayacağımız bir yıl olur._x000D_ _x000D_

Meclis’in faydaları üzerine…

Her ne kadar hükümet ve iktidar partisi “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler”den kastın 15-16 temmuz darbe girişimini bastırma sırasındaki olaylar olduğunu ısrarla söylese de maddede 15 ve 16 Temmuz tarihleri birlikte zikredilmediği, “terör eylemleri” ve “devamı niteliğindeki eylemler” ibarelerinden pek çok kişi başka ve epey ürkütücü şeyler anladığı için günlerdir büyük bir tartışma sürüyor.

İsrailli gazeteciden tokat gibi sözler

Diyarbakırlı Beyaz Show izleyicisinin olan bitenle ilgili yorumu denecek bir konuşmadan hapis cezası çıkarmış bir ülkenin, bunun çok daha ağırlarını ad vererek kendi devletine söylemiş, yazmış Gideon Levy’nin cesaretini alkışlamaya pek hakkı olmayabilir. Cesaret edilen şeye katılmak, buna cesaret demek ve dememekten bağımsız olarak, en sert sözlerle ülkenin, devletin, siyasetçilerin eleştirilmesine tahammül göstermedikçe, elalemin gazetecisinin kendi ülkesini yerden yere vurmasından “tokat gibi sözler” başlığı çıkarmak pek dürüstçe olmayacak.

‘Araplar bizi neden arkadan vurmuştu’?

Bugün de Türkiye, eğer büyük bir devlet olma iddiasını sürdürecekse işe büyük bir devlet olma iddiasını unutarak başlamalı, bunu dillendirmekten vazgeçmeli, İslam dünyasıyla eşit ilişkiler kurmayı öğrenmeli. Arap dünyasında Osmanlı imajına İttihatçılar tarafından verilen hasarla yüzleşmeden, “bütün İslam dünyası Osmanlı’nın adaletine hasret” diskuruyla mesafe almak da mümkün değil. Bir de tarihi bugünün ihtiyaçlarına göre sürekli yeniden yazıp, ilk kriz anında sükunetimizi kaybederek “Araplar bizi arkadan vurdu” gibi ezberlerimize geri dönerek hiç mümkün değil._x000D_ _x000D_

Hamasetten taharet, setr-i avret…

İslam toplumlarının haklı İsrail karşıtlığı ve Kudüs davasını her türlü baskıcı ve İslam’ın temel ilkelerine aykırı yönetimlerini meşrulaştıran bir hamaset için kullanan, demokrasi, insan hakları, özgürlük taleplerinin karşısına içinde İsrail geçen komplolar ve tehditler çıkaran bu rejimler, 36 yıl sonra İslam dünyasını elindeki ambargo tehdidini bile kullanamayacak hale getirmeyi başarmış oldular. Türkiye’nin çabaları ve heyecanıyla ayağa kalkması zor bir enkaz bu._x000D_ _x000D_

New York’taki davanın uzun hikayesi

Davada ortaya çıkan tanıklıklar şu an kadar bildiklerimiz düşünüldüğünde 17/25 Aralık operasyonlarının başlamasında ABD’nin rolünü gösteren bir delil henüz ortaya çıkmış değil. O yüzden Zarrab’la ilgili tüyo verdikleri, FETÖ’cüleri harekete geçirdiklerini de söyleyemeyiz. Bu davaların arkasındaki akıl eldeki bilgilere göre FETÖ’nün kendisi.

Dünya tam olarak öyle bir yer değil

Dünyayı ABD ya da Yahudiler de yönetmiyor. Öyle olsaydı, Kudüs gibi en temel mevzuda, bu kadar kritik bir karar alınırken, bütün Musevi lobileri, dev Yahudi şirketleri, bizde onların bir parçası olarak görünen masonlar, lionslar, rotaryler hep birlikte bastırır, karara destek için Filipinler, Macaristan ve Çekya dışında da bir sonuç alırlardı.

Ambargoyu ‘delme’nin uzun hikayesi

İşte tam bu noktada Zarrab ortaya çıktı. Ambargo listesinde olmayan ve ticareti konusunda uzman olduğu bir ürün bulmuştu: Altın. Zarrab’ın mahkemedeki tanıklığına göre bu kendi projesiydi. Sistem resmi olarak şöyle çalışıyordu; İran devletinin ve özel üreticilerin Halkbank ve diğer bankalarda bloke halde duran hesaplarındaki paraları, önce dolar hesabından TL hesabına taşınıyor, ardından İran’a altın ihracatının karşılığı olarak çekilip, altınlar İran’a götürülüyordu. Böylece, resmi yollardan olmasa da dolaylı olarak Türkiye, İran’dan aldığı petrol ve doğalgazı altınla ödemiş oluyordu. İran da bloke edilmiş gelirlerine ulaşıyordu._x000D_ _x000D_

Has ipek kendini kırdırmaz

İddianameye göre bazılarının iddia ettiği gibi Türkiye, ambargoları delmek için Zarrab’ı kullanmış değil. Belki tam tersi geçerli. O yüzden Zarrab’ı sanık sandalyesinden tanık sandalyesine geçirince iddianamede büyük bir boşluk ortaya çıkıyor. İşte bu boşluklar, önümüzdeki haftalarda New York Güney Bölge Savcısı’nın, Zarrab’ın bile rüşvet almadığını söyleyip, işine sadakatini övdüğü Halkbank yöneticisi Hakan Atilla’nın savunma avukatları tarafından epeyce hırpalanmasına neden olabilir. Tabii Can Dündar’ın internet sitesinden indirdiği ve bolca kullandığı, 17/25 Aralık’ın hepsi aynı örgütün militanı, savcı, polis, zor sorulara da hazırlıklı olmalı.

Midilli açıklarında batan bir tekne üzerine…

Herhalde listenin başına küçük bir ilçede üç çocuk babası başarılı bir fizik öğretmenini, eğer iddia doğruysa, gizli bir yapılanmanın içine sokup kriminalize eden, sonra da bir başına ortada bırakan FETÖ’yü yazmak gerekir. Daday’daki bir öğretmeni kaderiyle başbaşa bırakan bu örgüt, 20 Ocak 2015’de gazetelerde liste halinde adları yayınlanan imamlar arasında yer alan Kastamonu imamını ise darbeden önce kaçırmıştı.

Ne yaptıklarını biliyor muyuz?

Rusya’nın Avrupa’da aşırı sağ ve aşırı sol partilere destek vererek, kritik kurumları hackleyerek, medyalarıyla ülkelerin iç siyaseti tartışmalarına müdahalesine geçen yıl Avrupa Birliği resmi olarak tepki göstermişti. Bu yalan haberlerle mücadele için çeşitli siteler kuruldu ve fon programları oluşturdu.

Milli ve yerli Rusçuluk

Yine bugünlerde bazı çevrelerde neredeyse “emperyalistlere karşı mazlum milletlerin hamisi” muamalesi çekilen Rusya’nın, son 40 yılda dünyada Müslümanların en büyük katliamlara maruz kaldığı dört büyük savaşta (Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Suriye) bizzat kendi ordularıyla veya silah vererek ya da BM’de veto hakkını kullanarak katliamların ortağı olduğunu da biraz fazla hızlı unutmuş olabiliriz.

Tabelalara sığmayan bir adam

Mustafa Sabri Efendi’nin adının Tokat’ta verildiği imam hatip lisesinden kaldırılmasına iki türlü tepki verildi. _x000D_ Kararı alkışlayanlar onun “hain bir şeriatçı yobaz” olduğunu söylediler. Karşı çıkanlarsa onun, bu yüzyılın Gazalisi büyük bir İslam alimi olduğunu. Halbuki o, bu iki tarife de sığmayan, laik-dindar kavgasının yeni malzemesi olmaktan fazlasını hak eden bir isimdi._x000D_ _x000D_

Adalete açılan bir kapı

Cemaat mensubiyeti, suç işlediğine dair bir kanıta ihtiyaç olmadan bu suç örgütünün üyeliğiyle eşitlenince de bu yapıyla ilişkisi nedeniyle tutuklanan, işinden olanlar için geriye tek yol olarak cemaat mensubiyeti, bylock kullanıcısı olduğunu inkar etmek kaldı. Bu yalanlar ortaya çıktıkça da daha fazla kriminalize oldular._x000D_ _x000D_

Atatürk haklı mı çıktı?

Atatürk’ün iyi kötü bütün özellikleri bu ülkenin harcına da katıldı. Ardından bütün darbeler, hatta bir dini cemaatinki bile onun adı anılarak yapıldı. Kürt sorunu, kimlik sorunu, laiklik fay hattının oluşmasında onun tercihlerinin payı büyük oldu. Ama ölümünün üzerinden 80 yıl geçmiş bir insana, bu 80 yılda çözemediğimiz sorunların yükünü yüklemek de bugün yaşadığımız sorunlar için çareyi ondan aramak da haksızlık ve kolaycılık. Ayrıca irrasyonel, işlevsiz ve beyhude.

‘Yeni Türkiye’nin alternatifi ‘Eski Türkiye’ mi?

Galiba tutarlılık endişesini işin içinden çıkarınca geriye cevap olarak üçüncü seçenek kalıyor; Hoşumuza giden tutuklamalara oley çekip, hoşumuza gitmeyen de “Nerede düşünce özgürlüğü” diye bağıracağız. Ve bu çelişkili de olmayacak. Çünkü sadece kendi mahallerimize konuşuyoruz ve sadece ‘bizimkilere’ karşı ahlaken sorumluyuz.

Devam filmi: Büyükada-2

Ana uzağı geçtik, birkaç hafta önceki geçmişten bile kimse ders çıkarmıyor. Birinci Büyükada filmi çok tutunca devam filmi çekildi anlaşılan. Ama gerçekten kızıl bir adama kulak vermek gerekirse “Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi , ikincisinde komedi olarak.”

Doğu ve Batı arasında…

Türkiye’nin en büyük gücü de sesini hem Doğu’da hem Batı’da duyurabilme lüksü. Bunu sağlayan sadece jeostratejik avantajı da değil. Bu iki dünyanın dilini de konuşabilmesi, demokrasiyle İslam’ı birlikte yaşatma pratiğiydi de. Türkiye’nin sesinin bütün dünyada duyulmaya devam etmesinin yolu bu aralar Aliya’yı daha dikkatli dinlemekten geçiyor. Ama bu kez sahiden kulak vererek dinlemeliyiz...

Türkiye’de hukukun genel ilkelerine giriş

Gerçekten istiklal mücadelesi verilen günlerde, örneğin 13 Nisan 1921’de Yunan güçleri Ankara’ya yaklaşmışken, cephelerden kötü haberler gelirken, Meclis’te Hüseyin Avni Bey’in (Ulaş) verdiği Erzurum’da yayınlanan Alemdağ gazetesinin yazarlarından Mithat Bey’in bir yazısından dolayı tutuklanmasıyla ilgili gensoru görüşülmektedir. “Gensoru da ne oluyor, cepheler kan ağlıyor” diye yerinden sataşan Tunalı Hilmi Bey’e Hüseyin Avni Bey şöyle cevap vermiştir: “Cepheleri tutacak, kanundur, adalettir.”

Mutfakta biri mi var?

Türkiye’nin dış politikasını, rotasını hükümetler belirler, ama hükümetleri davalar, soruşturmalar, komplo teorileriyle bir anafora sokup, dış politikadaki kararları etkilemek, zorunlu kavgalara sokmak kimsenin menfaatine değildir._x000D_ _x000D_

Bir bilmecem var çocuklar

Sadece bu iki marka için değil, Türkiye’de aktör olmuş, bir konuda başarı göstermiş her nefis bunu tattı ve tadacak. Bu komploları kuranlar, üretenler, yayanlar bunu milli bir görev heyecanıyla yapsalar da aslında kendi toplumlarına hakaret ettiklerinin, cesaret kırdıklarının, ‘bizden adam çıkmaz’ ideolojisinin inanmış birer militanı olduklarının, böylece kendi ülkelerine karşı en büyük komployu yaptıklarının herhalde farkında değildirler._x000D_ _x000D_

‘İrtibat görevlisi’nin irtibatları…

Ya da sahiden ABD’nin darbeyle ilişkisi araştırılmak isteniyorsa, şu ana kadar çıkmış hiçbir iddianamede görülmeyen darbe soruşturması için ABD’ye bir ziyaret gerçekleşseydi. ABD’li muhataplardan, darbeden bir kaç gün önce New York’a uçan Adil Öksüz ve Kemal Batmaz’ın havaalanı çıkışından itibaren nereye gittiğini gösteren kamera kayıtları istenseydi örneğin.

‘Haşhaş’tan ‘haşhaşi’ye bir krizin hikayesi…

Polis, Jandarma, Gümrükler ve Toprak Mahsüleri Ofisi’yle birlikte çalışan DEA, INCLE (The International Narcotics Control and Law Enforcement) programı çerçevesinde Türk emniyetine 1986’dan 2004’e kadar teknik ekipman ve eğitim desteği vermiş, narkotik polisinin yıllarca kullandığı dinleme cihazları, kamera gibi teknik ekipmanlar DEA tarafından sağlanmış ve kurulmuştu.

“Büyükada casusları” deşifre oldu

Üç ay sonra ortaya çıkan bu iddianame, bu türden suçlamalar için, bu kadar insanı aylardır tutuklu tutmaya, Almanya’yla zaten var olan meseleleri büyütmeye, elini zayıflatmaya, dünyanın en büyük insan hakları örgütlerinden birini Türkiye aleyhine kampanya yaptırtmaya değer miydi?_x000D_ _x000D_

Üç tarz-ı siyaset

Onca adıma rağmen çözülemeyen Kürt meselesi yeniden güvenliğe teslim edildi. Suriye’deki aktörlük ve bölgesel iddia bir PKK devleti kurulmaması karşılığında bu aktörlüğe her bakımdan daha hazır olan İran ve Rusya’yla paylaşıldı. Uğruna dünyayla kavga edilen Gazze’de artık duvarlarda Sisi posterleri var. En güçlü müttefik Irak Kürdistan’ı dahi beka kaygısının radarına yakalanınca kırmızı kuvvet olarak işaretlendi. Hatta iktidar çevrelerinde tam olarak sadakat testlerinden geçmeyenler de bu tahliye ve tasfiyelerden nasibini aldılar. Ortadoğu’dan, reformlardan, açılımlardan, Türkiyelilikten, yeni anayasadan geri çekinilen en güvenli kale de Akçura’nın üçüncü tarz-ı siyaseti milliyetçilik oldu.

Bir algı operasyonu daha deşifre oldu

Bütün bu aşırı sağcıların tuhaf hikayeleri, sevmedikleri, anlamaya çalışıp da beyinlerini de yormak istemedikleri herkesi ajan, hain, Soros beslemesi gören bakışları, “Algı operasyonu deşifre oldu”, “Gizli plan ortaya çıktı” tarzı haberleri, bütün dünyayı açıklayan komplo teorileri ve doğruluğuna iman ettikleri fikirleri size bir yerlerden tanıdık gelmiş olabilir. Bütün dünyada yükselen “aşırı sağ” bizi teğet geçmiş olamaz değil mi?

Belki de papazdır

İzmir’de 23 yıldır küçük bir kiliseyle misyonerlik yapan bir Amerikalı papazla eşitlenmek herhalde en çok Türkiye’de darbe yapmaya çalışıp, 250 insanı öldürtüp, meclisi bombalamış bir kanlı örgütün lideri olan Fethullah Gülen’in hoşuna gitmiş olmalı.

O bayrağı neden salladılar?

Hem Bağdat rejimini, hem İran’ı hem de ümmet dayanışmasını göremedikleri Arapları sinir etmek isteyen, milliyetçiliği dindarlığından güçlü bir Kürt’ün, Kürdistan referandumuna tek destek açıklaması yapan İsrail’in bayrağını sallamasının arkasında komplo teorileri değil böyle uzun bir tarihsel arka plan ve psikoloji var.