“Türkiye ilk zamanlarda eleştirilse de bir tür sorun çözen, Batı’nın ve AB’nin yapamadığını yapan, hem NATO ülkesi olup hem çatışmada mesafeli durma imkânını üreten ve aynı zamanda kendini arabulucu konumuna iten bir tablo ortaya çıkarttı. (…) Çatışma dönemlerinde liderler öne çıkarlar. Savaşları milletler, ordular yapar ama kişiler yönetir algısı çok kuvvetlidir ki, nispeten doğrudur. Dolayısıyla güçlü siyasi irade algısı böyle konjonktürlerde dünyanın her yerinde çok önemlidir. Bu Türkiye’de de böyle.”
Suriyeli psikolog Nur, gazeteci Aygen Aytaç’ın “Suriyeliler” podcast serisinin birinci bölümünde Türkiye’ye gelmeden önce Türkleri nasıl gördüğünü şöyle anlatmıştı: “Önyargılıydık. Türkler kötü, Türkler zalim, bizim kadınlarımıza tecavüz ettiler Osmanlı döneminde. Canavar gibiler. Savaştan kaçtım, daha güvenli bir bölgeye gidiyor gibi değildim, böyle hissetmedim…” Şimdi bu önyargılar kırılmış ama: “Şimdi Nasıl hissediyorum? Büyük bir lokma yuttuğunda boğazına takılır ya, benim boğazım çok geniş. Hissediyorum. Her şeyi yutabiliyorum. Bana söylenen laflar, benim üstüme tükürüp Suriyelisin diyenler, Arapsın, iğrençsin diyenler, onlar boğazıma genişlik kazandırdılar.”
Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelensky, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na telekonferans yöntemiyle hitap etti: “Suriye, Somali, Afganistan, Yemen, Libya… Buralarda yaşananların uzun zaman önce sona ermesi gerekiyordu. Açık konuşmak gerekirse eğer tiranlık en az bir kez bile böyle bir tepki alsaydı durum çok farklı olurdu. O zaman dünya daha farklı olabilirdi, belki de benim ülkemde bir savaş olmazdı.”
“Putin daha ortada gerilim yokken İsveç ve Finlandiya’nın ‘kulaklarını çekmiş’ ve “Sakın NATO’ya girmeyin” demişti. Her iki hükümet de, ‘Bizim güvenliğimiz yerinde, şimdilik gerek yok’ dedi ama harbin devam etmesi, bu halkların NATO’ya katılma arzusunu arttırabilir. Kamuoyu yoklamaları da bunu gösteriyor.”