DEM Parti milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, İmralı Heyeti üyesi, Öcalan’ın avukatlarından Faik Özgür Erol ve İmralı Cezaevi’nde 10 yıl 4 ay Öcalan’la kalan ve 2025 temmuz ayında 31 yıl hapisten sonra tahliye olan Veysi Aktaş, İstanbul Taksim’de gazetecilerle biraraya geldi.

Pervin Buldan, Öcalan’ın başkanlık edeceği alt kurulu anlattı:
“İki kurul kurulacak. Bir üst kurul bir de buna bağlı olarak alt kurul. Üst kurul zaten belli. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında Adalet, İçişleri, Dışişleri Savunma bakanları, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın olduğu bir üst kurul kurulacak.
Buna bağlı olarak bir alt kurul kurulacak. Bu alt kurulda siviller olmayacak.
Ama sayın Öcalan bu kurulun başında olacak.
Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu dediğimiz kurulun başında olacak. Muhtemelen bunun içinde devlet yetkilileri olacak. Teyit ve tespit meselesini bilen, yapan yetkililerden oluşacak bir kurul olacak. Geri dönüşlerin koordinasyonu buradan yönetilecek.
Bizim ayrı bir talebimiz var. Sivillerden oluşan bir kurulun kurulması için görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Bir kadın kurulu ve STK’lardan oluşacak bir kurula da ihtiyaç var gibi gözüküyor.
Şimdilik sadece üst kurulun toplantı tarihi belli. 24 Ağustos pazartesi.
O kurul ilk toplantısında alt kurulun toplantı tarihini belirleyebilir.”
“Meclis İzleme Kurulu hemen kurulabilir, bütün partiler temsilcileri olacak”
Meclis’te bir izleme kurulu kurulacak. Bu izleme kurulu tıpkı kurulan komisyon gibi sadece milletvekillerinden oluşacak. Her partiden bir yada iki milletvekilinin içerisinde olduğu bir izleme komisyonu olacak. Meclis şu an kapalı ama Meclis Başkanı sayın Numan Kurtulmuş bu süreci yürütebilir, izleme kurulunu kurabilir ki böyle bir hazırlığın olduğunu da biliyoruz.
Buna büyük bir ihtiyaç var. Sayın Öcalan da ifade etti. Tüm partileri içerisine alması şeffaflık açısından da önemlidir. Her partinin üyesi kendi partisini süreçle ilgili bilgilendirebilir. Her partinin bu izleme kuruluna bir üye vermeli. Komisyona üye vermeyen partiler de bu izleme kuruluna üye verirler diye tahmin ediyoruz.
Ben Yeni Parti’nin son yasaya oy verme sürecindeki tutumunu eleştiriyorum. Bu mesele sadece Kürtlerin, DEM Parti’nin bir meselesi olmaktan çıktı artık. Bu mesele bir Türkiye meselesi. Türkiye meselesine 86 milyonun dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hepimizi yakından ilgilendiren bir konu. Dolayısıyla partilerin kendi çıkarları, kendi gelecekleri, bir oy hesabı üzerinden bu sürece böyle yaklaşmalarının sakıncalı olduğunu düşünüyorum. O yüzden de Yeni Parti içerisinde saygı duyarız Evet ya da Hayır oyu verenlere. Ama bu hepimizi ilgilendiren bir konu, o yüzden yanlış buluyoruz. Bu sürece karşı çıkmak, aslında barışa karşı çıkmaz demek. Geçen bir röportaj vardı. Daha önce niçin savaşıyorsunuz diye karşı çıkanlar eleştiri yapanlar, şimdi neden barışıyorsunuz diye karşı çıkıyor. Oysa bu mesele hepimizin meselesi.”
“Yasa bize son ana kadar “henüz hazır değil” denerek verilmedi”
“Yasa bize son güne kadar neden verilmedi biz de gerçekten bilmiyoruz. Çok ısrar ettik yasayı görmek için. Şöyle bir gerekçe sundular: Henüz hazır değil. En son ana kadar hala üzerinde çalışılıyor, çalışması bitmedi bittikten sonra sizle paylaşacağız dediler. Son güne kadar gerekçeleri buydu. Son gün bize verildi. Bir kurul kurduk, önerilerimiz oldu. görüşmeler yapıp üzerinde değişikler yaptık.”
“Süreci Bahçeli başlattı, öncesi yok”
“Süreç Bahçeli’nin eşbaşkanlarımızın elini sıkması ve parti grubunda yaptığı çağrılarla başladı. Biz hepimiz buna tanıklık ettik. Öncesi yok. Bizim bilgimiz yok, temasımız olmadı.”
“Selahattin başkanın tahliyesi teyit ve tespit sürecinin ilerlemesi sonrası olacak”
“AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını Cumhurbaşkanı ile son görüşmede de dillendirdik. Dinledi ama bir yorumu olmadı. Genelde Cumhurbaşkanı dinliyor, tarzı o. Bir heyet oluyor yanında. Toplanrtının sonunda biz kendi fikirlerimizi ifade ettikten sonra o kendi heyetine söz verir. Sonunda Cumhurbaşkanı kısa bir değerlendirme yapar. Fakat bu konuya çok fazla girmiyorlar. Kendi anladığımı söyleyeyim: AYM ve AİHM kararları teyit ve tespit süreci ilerlediği zaman gündeme alınacak diye öngörüyoruz. Selahattin başkan, Figen başkanın ve siyasi tutsakların tahliyesi teyit ve tespit sürecinin ilerlemesi sonrası olacak diye anlıyoruz devlet yetkililerinin açıklamalarından. “
“Gazeteciler İmralı’ya gidecek ama bununla ilgili elimizde bir takvim yok”
“İmralı Adası’na hem eş başkanların içinde olduğu bir heyetin gitmesi hem de gazetecilerin Sayın Öcalan’la görüşmesinin olanaklarını yaratmaya çalışıyoruz. Basın, yani gazeteciler evet gidecek ama bununla ilgili elimizde bir takvim yok. Kimlerin gideceğini de bilmiyoruz henüz. Ama bununla ilgili çalışmalar var ve en kısa sürede gerçekleşmesi için görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Sadece basınla da sınırlı kalmayan akademisyenlerin, kadın kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin de İmralı’ya gitmek için yoğun bir talebi var, onların planlaması için de çalışacağız. Bize bu talepler karşısında hep yasa gösterildi, “Tamam yasa çıksın bu görüşmeleri de yapalım” dendi. Şimdi yasa çıktı, artık önümüzde bir engel kalmadı.”
Veysi Aktaş: “Süreç öncesi Öcalan, başka bir odaya alındı”
Veysi Aktaş da “Süreç 2024 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin konuşması ile mi başladı, öncesinde bir ön hazırlık oldu mu?” sorusuna yanıt verdi:
“Devlet Bahçeli’nin açıklaması üzerinden süreç başladı. Ondan önce İmralı’da herhangi bir görüşme filan olmadı. Bu açıklamadan sonra devletle ilişki kuruldu. Öncesinden bir görüşme yoktu. Kimisi işte öncesinden vardı diyor, hayır yoktu. Kesinlikle yoktu. Bir gün bunlar belki yazılacaktır da. Ama yok yani hiçbir görüşme yoktu. Tam tersine çok ağır bir tecrit süreci yaşadık on yıl boyunca. Nasıl burada bir savaş süreci vardıysa orada da tecrit. Yani süreç kesinlikle Bahçeli’nin çağrısı ile gelişti.
İmralı’da Bahçeli’nin çağrısını duyduğunuzda kendi aranızda ne konuştunuz?
“Başkan onu bekliyordu. Devlet içerisinde bir girişimin gelişmesini bekliyordu.Hatta geciktirildiğini söyledi. ‘2023’te aslında bu girişim başlatılmalıydı’ dedi. Doğru olan buydu.
Aslında devlet içerisinde bu girişimi başlatmak isteyen bir kesim vardı. Mesela 2023’te Sayın Öcalan’ın yeri değiştirildi. Odası değiştirildi. Bir yerden bir yere alındı. Işte o zaman kendisi ‘Mandela’nın da ilkin yeri değiştirildi. Acaba böyle bir süreç mi başlıyor? Böyle bir şey mi başlıyor’ diye söyledi. Gerçekten de sonradan öğrendi. Devlet içerisinde bir kesim böyle bir görüşmeyi başlatmak istemiş. Ama engellenmiş. O norm dışı güçler olarak tarif ettiğimiz güçler.”
“Kürtler devleti, devlet de Kürtleri tanıması lazım”
“Kürtler hukukun dışına itilmiş. Devletin de dışına itilmiş. Bu süreç Kürtlerin hukuk içine ve devlet içine alınması sürecidir. Bu sürecin tamamlanması gerekiyor. Anayasal aşaması da dahil olmak üzere. İki tarafın birbirini tanıması lazım. Yani Kürtlerin devleti tanıması lazım, devletin de Kürtleri tanıması lazım. Demokratik entegrasyon da böyle gerçekleşir.”
“İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Orta Doğu’da bir Kürdistan’a ihtiyaç vardı. Öcalan bunu reddetti”
“Kürt sorunun çözümü de tek başına Türkiye’nin başarabileceği bir şey değil. Tek başına diyorum. Çünkü Orta Doğu’da hiçbir sorunun tek bir tane aktörü yok. Yani tek bir başkent Orta Doğu’daki sorunları yönlendirmiyor.
İsrail tek başına yapamıyor. İngiltere tek başına yapmıyor. Ankara da tek başına yönlendiremiyor. Şimdi Kürt meselesi de bu anlamda sadece Türkiye’nin bir iç siyaset meselesi değil. Bölgesel bir meseledir hatta küresel bir meseledir.
Ne yazık ki bu noktaya geldi. Eğer Türkiye bu sorunu çözemezse farklı güçler devreye girecek ve bu sürecin başlamasında bölgedeki siyasal gelişmelerin direkt payı var. Önderlik bunu şöyle ifade etti. Proto İsrail ve post İsrail teorisi olarak tanımladı. Çok önemli bir teoriydi bu. Devlet niye bu noktaya geldi? Çok bile isteyerek bu noktaya gelmedi. İsrail faktörü önemli bir faktör.
Proto İsrail ve post İsrail diye teorize ediyor Öcalan bunu.
İlk aşama Proto İsrail’di.
Orta Doğu’da İsrail’in kabul edilebilmesi ve oluşturulabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’ne ihtiyaç vardı.
Ama bugün o ihtiyaç ortadan kalktı. Baş aktör İngiltere, İngilizlerdi. Ve İngilizler kendi sistemlerini oluştururken ‘yaralı bir Kürt’e’ ihtiyaç duydu. Churchill’in bir sözüdür bu. Yani Orta Doğu’yu yönetmek istiyorsan Kürtleri yaralı bırakacaksın. Ne yaşatacaksın, ne öldüreceksin? Yaralı bırakacaksın.
Kürtler bir özne haline gelerek bu sistemi dağıttı.
Post İsrail ise şu: Bugün İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Orta Doğu’da bir Kürdistan’a ihtiyaç var ve ikinci bir İsrail’e ihtiyacı var.
PKK bunu kabul etmedi. Öcalan bunu reddetti
Yani milliyetçi bir ulus devlete ihtiyacı var. Bu kabul edilmiyor. Bunu anlamak lazım.
Önderliğin zaten karşı çıktığı husus bu. Milliyetçiliğin her türüne karşı çıkıyor. Bu sürecin gelişmesinin bir nedeni de buydu işte.”
SDG’den Mazlum Abdi ve İlhan Amed İmralı’ya Öcalan ile buluşmaya Türkiye’ye gelecek mi?
“Karşılıklı her iki taraftan da böyle bir talep var. Zaten biliniyor. Koşullar değişecek. Yani Sayın Öcalan yeni yerine geçecek. İstediğiyle istediği kadar görüşme şansı bulabilecek. Mazlum Abdi’nin de oraya gidişi sanırım biraz Türkiye’deki gelişmelerle yani bu süreçle bağlantılı bir durum. Süreç gelişirse onun gitmesi de kolaylaşır. Olumluya doğru evrilirse onun gitmesi de kolaylaşır”
Faik Özgür Erol: “Kuralların içerisinde Öcalan’ın rolü taahhüt boyutunu gerçekleştirmektir”
Öcalan’ın avukatı Faik Özgür Erol da Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu hakkında bilgi verdi:
“Yasaya göre İcra Kurulu’nun idari, adli ve yasal düzenlemeler yapma yetkisi var. Yasanın kapsamında istisna yok. Yasa buna cevaz veriyor.
Üç saç ayağı var kurullarda.
“İcra Kurulu, biz Barış ve Siyasallaşma Kurulu diyoruz ama Silahsızlanma ve Siyasallaşma kurulu diye de tanımlayabilirler. Bir de Meclis’in İzleme Komisyonu olarak üç kurul olacak. Eşgüdümlü çalışıp birbirlerini tamamlayacak üç kuruldur.
Bu kuralların içerisinde Sayın Öcalan’ın bu kurullar içerisindeki rolü, hiç uzatmadan açıkça söyleyeyim, birinci rolü, gelenlerin ve bir bütün olarak örgütün silahsızlandırılması sürecinin taahhüt boyutunu gerçekleştirmektir.
Yani bu çalışmanın devlete yönelik boyutu taahhüdün sorumluluğunun üstlenilmesidir. Öcalan boyutuyla.
Bu çalışmanın kendi yapısına ve örgütüne dönük boyutu ise bu geliş sürecinin yönetimidir. Bir yanı taahhüttür, bir yanı bu sürecin yönetimidir.
Tabii bu sürecin yönetimi sonrasında da bu süreçle paralel ilerleyecek diğer yasal düzenlemeleri de kapsayan bir içerik taşımalıdır.
Kurullar Kürdistan bölgesinde çeşitli yapılar kurabilir. Onları şu anda bilemeyiz.”
“Güven güvenceyi üretiyor, güvence güveni üretiyor”
“Memleket otoriterleşmeye zaten bu sorun yüzünden sürüklendi. Bunu kaçırıyoruz. 2015’den sonraki süreci doğru çözümlemeliyiz. Bu 100 yıllık bizim bir kangrenimizdir.
Evet bu sorun üzerinden bu memleket demokratikleşebilir. Hukuk ve demokrasi kapısının açılması ihtimali, silahlı şiddet ortadan kalktığında azalmaz, artar.
Bunun bir garantisi var mıdır? Adım atılmasa Kürt siyaseti ne yapacak? Kürt siyaseti final yapıp evine gitmeyecek. Sayın Öcalan’ın dediği şu: 30 yıldır aynı noktadayım. Silahlı mücadeleye son, siyasi mücadeleye devam. Dolayısıyla siyasi mücadele sürecek. Silahlı mücadele bitiyor.
Sürecin ilerleyişinde güven ve güvence denklemini oturtmaya çalışıyoruz. İki yıldır yapmaya çalıştığımız bu. Güven güvenceyi üretiyor, güvence güveni üretiyor.
Şunu çok iyi biliyoruz. Aklınızdaki en ideal yasayı dahi yapsanız bu ülke şartlarında siyasi ve idari karar ve irade yoksa o yasa hükümsüzdür. O yasanın hiçbir karşılığı yoktur. Çok rahat arkasından dolaşılabilir. O yüzden bu süreci centilmenlik sözleşmesi olarak tanımladı sayın Öcalan. Esas olan bu yasa değil, centilmenlik sözleşmesidir. Bu inanca dayalı bir sözleşmedir. Sözleşmelerde herşey yazılı olarak ifade edilmez. Esas tarafların birbirine inancı ve centilmenlik üzerine kurulur. Bu sürecin üzerine yürüyebileceği ana raydır./
“Bahçeli’nin oynadığı rol bu sürecin bir devlet kararı ve projesi olmasıyla ilgilidir”
“Bu sürecin antidemokratik uygulamalarla geliştirildiğinin çok iyi farkındayız. 19 Mart’tan önce 27 Şubat çağrısının asıl tarihi 15 Şubat’tı o çağrı yapılacaktı, o gün Van Belediyesi’ne kayyım atandı. O dönem ciddi ciddi tartıştık. Devam edecek miyiz diye. Bu bizi durdurdu mu, durdurmaz. Çünkü 2015’deki süreçle bugünkü süreç birbirinden kopuk değildir.
2006, 2008, 2015 o masa hep ordaydı. Önemli olan doğru muhatabı bulmaktı. Bugün itibarıyla güçlü ihtimal budur. Bahçeli’nin oynadığı rol sadece milliyetçi kesimle ilgili değildir. Doğrudan bu sürecin bir devlet kararı ve projesi olmasıyla ilgilidir. Bunu hükümet ve sayın Bahçeli de ifade ettiler. Burada esas olan devletin muhataplığıdır.”
“KYK meselesi için de bu yasa bir atıf kanunu olacak”
“Bizim önceliğimiz negatif düzenlemeleri ortadan kaldıracak bir atıf kanunu olacak. Örneğin kayyım meselesi. Örneğin KYK meselesi. Bu meseleden dolayı PKK/KCK nedeniyle kamudan ihraç edilenlerin kamuya tekrar geri dönüşü. Barış Akademisyenlerinden tutalım, öğretmenlerden, savcılara kadar. Bu yasa bunun atıf yasası haline gelecek.”
“Bir barış sürecine bu kadar az entelektüel desteğin örneği az”
“Şundan hepimiz mustaribiz ve yıllar sonra bunu konuşacağız. Ben dünyanın herhangi bir yerinde bu kadr ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını son erdirme çabasının, entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm. Bu da bence gurur duyacağımız bir tablo değil.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.