ABD Başkanı Donald Trump geçen yıl “Kurtuluş Günü” tarifeleriyle küresel ticaret düzenini altüst ettiğinde, Çin bu gelişmeyi kullanarak, şaşkına dönen ABD’nin müttefiklerini kendi tarafına çekebilirdi. Oysa bunun yerine tam tersini yaptı.
Pekin, Trump yönetimiyle Çin’e yönelik ticaret kısıtlamalarında iş birliği yapmaya kalkışan ülkeleri tehdit etti. Çin, kritik öneme sahip nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlamaya yönelik bir plan açıkladığında ise hedefi yalnızca ABD değil, tüm dünya oldu.
Bu, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından yapılan yüksek riskli bir kumardı. Analistlere göre Pekin, ABD tarafından dışlanan müttefiklere rahatlama sağlamak yerine onların ikilemini derinleştirmek istedi; böylece Washington’dan rahatsız olan ülkeler, Çin’i karşılarına almanın da ekonomik acı doğurduğunu öğrenecekti.
Hesap şuydu: Bu ülkeler sonunda ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak Çin’le daha yakın ilişkiler arayacaktı ve bunu yaptıklarında Pekin’in çıkarlarına karşı daha uyumlu davranacaklardı.
Bu bahis şimdi meyvesini veriyor. Avrupa ve Kanada’dan liderler, dünyanın ikinci büyük ekonomisiyle ilişkileri derinleştirmek için Çin’e akın ediyor. Üstelik Pekin, insan hakları, casusluk, seçimlere müdahale ve dengesiz ticaret gibi daha önce tarafları ayıran konularda neredeyse hiçbir taviz vermiş değil. Öte yandan bu yakınlaşma Trump’tan sert bir tepki de almış durumda. ABD Başkanı, cuma günü yaptığı açıklamada, Britanya ve Kanada’nın ekonomik sıkıntılarına çare olarak Çin’e yönelmesini “tehlikeli” olarak nitelendirdi.
Pekin gösterdiği sabrın karşılığını görmeye başladı
Brookings Institution’da araştırmacı olan ve daha önce CIA’de Çin siyaseti analisti olarak çalışan Jonathan Czin, “Çin, müttefikler üzerindeki baskıyı azaltmak yerine bilinçli olarak artırmayı seçti ve onları Pekin’in pozisyonuna daha fazla yaklaşmaya zorladı. Pekin’in sabırlı politikası artık karşılığını veriyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Bu durum, Britanya Başbakanı Keir Starmer’ın bu hafta Çin’e yaptığı ziyaretle daha da netleşti. Bu ziyaret, 2018’den bu yana bir Britanya başbakanının Çin’e yaptığı ilk ziyaret oldu ve yıllardır süren soğuk ilişkileri tersine çevirdi.
Starmer, önceliğinin iş anlaşmaları yapmak olduğunu açıkça ortaya koydu ve Hong Konglu demokrasi aktivisti, Britanya vatandaşı Jimmy Lai’nin hapsedilmesi gibi tartışmalı konuların etrafında dikkatle dolaştı. Starmer’ı eleştirenler ise hükümetin, yeni bir Çin megaelçiliğine Londra’da onay vermesiyle Pekin’e boyun eğdiğini savunuyor. Eleştirmenlere göre bu elçilik, Çin’in casusluk faaliyetlerini artırmasına imkan tanıyabilir.
Benzer şekilde, Kanada Başbakanı Mark Carney de bu ay, neredeyse on yıl aradan sonra Çin’i ziyaret eden ilk Kanada lideri olarak Pekin’e geldi. Carney, Kanada vatandaşlarını hapse atan, Kanada seçimlerine müdahale eden ve eski başbakanını aşağılayan bir ülkeyle “pragmatik” bir yeniden başlangıç arayışındaydı.
Carney, Çin ile “yeni bir stratejik ortaklık” ilan etti, sınırlı sayıda Çin yapımı elektrikli araca uygulanan tarifeleri düşürmeyi kabul etti ve Kanada’nın ekonomik hayatta kalışı için ABD ile aynı safta durmaktan vazgeçmeye hazır olduğunu açıkça ortaya koydu.
Czin, “Pekin bunu son derece iyi oynadı, geçen yıl bu dönemde makul olarak beklenebilecek olandan çok daha iyi” diye ekledi.
Bazı Çinli analistler, Çin’in ABD baskısı karşısında geri adım atmamasının kendisine jeopolitik bir saygınlık kazandırdığını savunuyor.
Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Wang Yiwei, “ABD’nin müttefikleri, ABD’ye olan bağımlılıkları söz konusu olduğunda, riskleri çeşitlendirmek zorunda. Doğal olarak Çin’i seçtiler” şeklinde konuştu.
Yiwei, “Çin’in gücü de duruşu da saygı kazandı” ifadelerini kullandı.
Pekin bu fırsatı hızla değerlendirdi. Trump’ın tarifeleri ile birlikte Venezuela, Orta Doğu ile Afrika’daki askeri saldırılar dahil agresif hamleleri, Pekin’in kendisini kurallara dayalı düzenin, küresel ticaret sisteminin savunucusu ve Küresel Güney’in lideri olarak sunmasına imkan tanıdı.
Çin uzun süredir ABD ile Avrupa arasına bir kama sokmaya çalışıyor. Bu çaba, Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleriyle de desteklendi. Bu tehditler, Pekin’in ABD’nin en büyük güçlerinden biri olarak gördüğü NATO’nun temellerini sarstı.
Aralık ayından bu yana, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Çin’i ziyaret etmesiyle Batılı liderler Şi’den randevu almak için sıraya girdi. Şi, istikrarsız bir dünyada vazgeçilmez ortak olarak sahne alıyor. Kanada ve Britanya başbakanlarının yanı sıra İrlanda, Güney Kore ve Finlandiya liderleri de Çin’i ziyaret etti. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in de önümüzdeki haftalarda Çin’e gelmesi bekleniyor.
Brookings Institution bünyesindeki John L. Thornton Çin Merkezi Direktörü Ryan Hass, “Trump, ABD ile geleneksel ortakları arasındaki ayrılıkları derinleştirirken, Çin kenarda oturup diplomatik zaferinin tadını çıkarıyor” dedi.
Hass, “ABD ile geleneksel ortakları arasındaki büyüyen çatlaklar, Pekin’e bu ülkelerle diplomasisinde daha fazla hata payı tanıyor. Pekin, bu ülkeleri kendine çekmek için taviz vermesi gerekmediğini düşünüyor; yalnızca temel hedeflerinde öngörülebilir ve kararlı kalması yeterli” şeklinde konuştu.
Bu durum, Avrupa ve diğer Batılı müttefiklerin Çin’in Ukrayna savaşında Rusya’ya verdiği destek ve geçen yıl 1,2 trilyon dolarla rekor kıran küresel ticaret fazlası gibi kendileri için önemli konularda Çin’e karşı durmasını daha da zorlaştırabilir.
Tayvan Çin baskısına daha açık bir hale gelebilir
Ayrıca Pekin’in hak iddia ettiği, kendi kendini yöneten ada Tayvan’ı daha izole ve Çin baskısına daha açık bir hale getirebilir. Nitekim Kanada parlamentosunun iki üyesi, Carney’nin Çin’e hareket etmesinden günler önce hükümetlerinin talebi üzerine Tayvan ziyaretlerini kısa kesti.
Bu Batılı liderler geçidi, Çin için bir propaganda zaferi de sağladı. Bu tablo, ekonomisi durgunluk içinde olan ve siyasi tasfiyelerle içi boşaltılmış bir askeri liderliğe sahip bir ülkenin iç gerçeklerini gizliyor. Devlet medyasında çıkan bir manşette, “Şi, çalkantılı dünyada yeni bir dönemi başlatmak için Çin diplomasisine liderlik ediyor” denildi.
Buna rağmen bazı Çinli analistler, Batılı ülkelerin bu yeniden dengeleme hamlesini kalıcı bir yön değişimi değil, kısa vadeli bir manevra olarak görüyor. Onlara göre ABD, müttefiklerinin ve ortaklarının gelişmesini sağlayan küresel ticaret sisteminin uzun süredir teminatçısı oldu. Çin ise ihracatlarını diğer ülkelere yığması ve devlet sübvansiyonlarıyla oyun alanını Çinli firmalar lehine eğmesi nedeniyle pek çok ülkeyi hayal kırıklığına uğrattı.
Şanghay merkezli uluslararası ilişkiler uzmanı Shen Dingli, “Bu tamamen kısa vadeli, taktiksel bir çare; Batı’nın Çin’e yönelmesi anlamına gelmiyor” dedi.
Kaynak: David Pierson, Berry Wang / New York Times
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.