ANALİZ – Bilim Kurulu: Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık!

Cumhurbaşkanı’nın koronavirüsle mücadelede Bilim Kurulu’nu “birinci dereceden sorumlu” tutmasının hakkaniyetli olmadığı çok açık. Fakat hiçbir Bilim Kurulu üyesi Cumhurbaşkanıyla polemik yapma cesareti gösteremeyeceği için sorumluluğa dair algı yavaş yavaş Bilim Kurulu üyelerini üzecek yeni biçimler alabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz Cuma günü cami çıkışında, koronavirüsle mücadelede Bilim Kurulu’nu “birinci derecede sorumlu” ilân etmesi, öteden beri “biz tavsiye kuruluyuz, nihai karar ve sorumluluk hükümetindir” diyen Bilim Kurulu üyelerini zora soktu.

Daha önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dahil hiçbir üst düzey yetkili, Bilim Kurulu üyelerinin sorumluluğunu bu şekilde tarif etmemişti. Hattâ Koca, 17 Nisan’da yaptığı basın toplantısında “Bilim Kurulu sadece bir tavsiye kuruludur” demişti.

Cumhurbaşkanının sözleri akla şu soruyu getiriyor: Salgının mevcut düzeyine ulaşmasında faturanın Bilim Kurulu’na kesilmesi ihtimali var mı? Bilim Kurulu üyelerinin doğrudan Cumhurbaşkanı ile polemiğe girip seslerini yükseltmeleri, anlaşılır nedenlerle pek beklenemez. Nitekim aradan geçen iki günde böyle açık ve net bir itiraz gelmedi. Fakat her sabah Habertürk’te çoğu Bilim Kurulu üyesi birçok doktorla konuşan Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın dünkü (29 Kasım) yazısındaki şu satırlar, Bilim Kurulu üyelerinin bu sözlerden rahatsızlık duyduğunu açıkça gösteriyor:

“Şunu hemen belirteyim, son iki gündür Bilim Kurulu’ndan mesaj, WhatsApp veya telefon yoluyla kiminle yazışıp konuşsam hepsinin sitemi de aynıydı: ‘Birinci derece sorumlusu değiliz, tavsiye eden, önereniyiz; sorumluluk idarenin, kabinenindir…’”

Sarıkaya’nın bu sabahki (30 Kasım) konuğu Dr. Esin Şenol meselenin bu boyutuna dair ilginç bir değerlendirmede bulundu. Şenol, Sarıkaya’nın “sizce Bilim Kurulu’nun tavsiyelerini yerine getiriyor mu hükümet” mealindeki bir sorusuna cevap verirken, Cumhurbaşkanının ifadesi esas alındığında tavsiyelerin yerine getirildiğinin kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı ancak bu koşulla böyle bir cümle kullanabilirdi. Şenol’a göre, bu böyle değilse, Bilim Kurulu üyelerinin bunu açıkça ifade etmeleri gerekirdi.

Aslında Bilim Kurulu üyeleri, önerilerinin ancak bir kısmının uygulandığını daha önce müteaddit defalar ifade etmişti.

Mesela daha Mart sonunda, bir türlü “karantina”ya karar vermemesi eleştiri konusu olurken de hükümet, bunu sanki Bilim Kurulu’nun tavsiyesiymiş gibi sunmaya çalışmış, fakat bir Bilim Kurulu üyesi yine Habertürk’teki bir programda durumu fâş etmişti.

Bu tartışma Serbestiyet’te “’Bilim Kurulu ne derse o’ masalının sonu” başlığıyla şöyle haberleştirilmişti (30 Mart 2020):

“Eren Eğilmez’in sunduğu ‘Gerçek Fikri Ne’ başlıklı programa üç tıp profesörü katılıyordu (Ahmet Özdoğan, Yağız Üresin ve Çağrı Büke). Ankara stüdyosunda ise Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Sema Turan vardı.

“Eren Eğilmez, stüdyodaki hocalara gerekçelerini sonra almak üzere sorduğu bir soruyla başlattı programı: ‘Sokağa çıkma yasağı gerekli mi, tek kelimeyle cevap veriniz.’

“Bu soruya üç bilim adamı da ‘evet, gerekli’ cevabını verdi.

“Programın moderatörü, bu cevapların ardından Bilim Kurulu üyesi Sema Turan’a soruların sorusunu yöneltti: ‘Dün, Bilim Kurulu tam olarak nasıl bir tavsiyede bulundu?’

“Sema Turan önce kişisel kanaatinin sokağa çıkma yasağı yönünde olduğunu söyledi, muhtemelen soruların sorusundan kaçıp (nedenlerini tahmin etmek zor değil) bununla yetinecekti ki, programın yöneticisi buna izin vermedi: ‘Peki, sizin kişisel görüşünüzle Bilim Kurulu’nun tavsiye kararı uyuşmadı mı?’

“Hayır, Bilim Kurulu’nun tavsiyesi de bu doğrultudaydı. Hattâ devamında öyle şeyler söyledi ki, Bilim Kurulu’nun bu tavsiyesini oy birliğine yakın bir çoğunlukla aldığı gibi bir izlenim bile doğdu.”

Bu program, bir gün önceki Bilim Kurulu toplantısının hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karantinayı gerekli bulmadığı açıklamasının hemen sonrasına denk geliyordu.

Yani aslında Bilim Kurulu’nun önerdiği tedbirlerle hükümetin fiilen uyguladığı tedbirler pandeminin başından beri uyum içinde değildi ve bunun nedeni hükümetin tercihleriydi.

Üstelik hükümet salgınla ilgili gerçek verileri toplumdan esirgediği gibi Bilim Kurulu üyelerinden de esirgiyordu. Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü ve Bilim Kurulu’nun Toplumda Salgın Yönetimi alt grubunda yer alan Prof. Dr. Mustafa Öztürk bunu çok açık bir biçimde dile getirmişlerdi. Mustafa Öztürk, “Ben vaka sayısı ve hasta sayısı ifadesinin eş anlamlı olarak kullanıldığını sanıyordum. Meğer başka bir anlamla kullanılıyormuş. Benim de bilgim yoktu” demişti mesela.

Tablo böyleyken, şimdi Cumhurbaşkanı’nın Bilim Kurulu’nu “birinci dereceden sorumlu” tutmasının hakkaniyetli olmadığı çok açık. Fakat hiçbir Bilim Kurulu üyesi Cumhurbaşkanıyla polemik yapma cesareti gösteremediği için, sorumluluğa dair algı yavaş yavaş Bilim Kurulu üyelerini üzecek yeni biçimler alabilir.

İş en sonunda bütün bu süreç boyunca kimin tam olarak ne dediği tartışmasına gelirse şayet, orada da Bilim Kurulu üyelerinin pozisyonu pek parlak olmayacak: Çünkü Prof. Necmettin Ünal’ın açıklamalarından öğrendik ki, apartman genel kurullarında bile gelenek olan tutanak tutma, Bilim Kurulu toplantılarında işlememiş. Prof. Ünal’ın sözleriyle, “her şey havada kalmış.”

Önceki İçerik“Demokrasi havariliği” suçlaması aslında neyi teşhir ediyor?
Sonraki İçerikGelecek Partili Özcan: Hangi reformdan bahsediyorsunuz?