ANALİZ: Bir demokrasi ölçüsü olarak içişleri bakanının sözleri ve davranışları

Bir ülkede içişleri bakanının sözleri ve davranışları bir demokrasi ölçüsü olarak güvenilir bir ölçüdür. Ve maalesef bu ölçüye vurduğumuzda Türkiye’yi demokrasi saymak mümkün görülmüyor.

İngiltere’de Brexit oylamasından hemen önce Başbakan Boris Johnson’ı Leeds sokaklarında dolaşırken birkaç dakikalığına tespit eden bir video kaydı bizim sosyal medyamızda da epey dolanmıştı.

Kayıtta, Johnson’ı önce elinde mikrofonla bir yerel muhabir durdurup ona sorular sormaya başlıyor. Fakat daha sorusunu tamamlamadan, bebeğinin arabasını iterek ikiliye yaklaşan bir baba giriyor görüntüye ve bağıra çağıra başbakanı eleştirmeye başlıyor. Boris Johnson birkaç laf etmeye kalkıyor ama ne mümkün, adam kararlı: “Sen yeterince konuştun, şimdi sıra bende” deyip bindirdikçe bindiriyor. Sonunda muhabir araya girip “bırakın başbakan sorunuza cevap versin” dese de, ne mümkün, adamı durdurmak mümkün olmuyor.

Etrafta muhakkak korumaları vardı tabii başbakanın, fakat onların akıllarına da şu ‘saygısız’ İngiliz vatandaşını derdest edip uzaklaştırmak gelmemişti. Belli ki nasıl o vatandaş sonrasında başına herhangi bir iş gelmeyeceğinden emin olarak konuşuyorsa, onlar da sonrasında başbakandan “neden gelip def etmediniz şu adamı başımdan” içerikli bir azar işitmeyeceklerinden emindi.

İç geçirmeden izlenemeyecek bir videoydu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan işittiği azardan hemen sonra beş kişinin saldırısına uğrayan milletvekili Barış Atay’ın başına gelenleri bu videodaki görüntüyle karşılaştırıp da ülkemizdeki demokratik standartlar adına hüzünlenmemek mümkün mü?

Olan biteni kısaca hatırlayalım…

Batman’da Musa Orhan adlı uzman çavuşun günler süren tecavüzüne maruz kaldığına dair bir mektup bıraktıktan sonra intihar eden 18 yaşındaki genç kız İpek Er, birkaç haftalık bir hayat mücadelesinin ardından hayata veda etmişti. Açılan soruşturmada Musa Orhan’ın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş, gelen baskılar sonucu tutuklanmış fakat bir hafta sonra yeniden tahliye edilmişti.

Türkiye İşçi Partisi milletvekili Barış Atay dün (30 Ağustos) attığı tweet’te Süleyman Soylu’nun konuya dair açıklamalarını eleştirmiş, Soylu’yu suçlamıştı:

“Sen bir seri tecavüzcüyü korudun, kolladın. Hayatın  boyunca her fırsatta yüzüne vurulması, asla unutmaman için uğraşacağız.”

Buna karşılık Soylu, yine Twitter’dan, “Tecavüzcü PKK yöneticilerinin talimatıyla HDP’den milletvekili olan PKK ve DHKP-C artığı; benden ‘tecavüzcü kollayıcı’ olmaz da senden tam tecavüzcü olur” ifadelerini kullandı. Soylu devamla, cinsel saldırı suçlamasıyla hakkında fezleke hazırlanan ve HDP’den ihraç edilen milletvekili Tuma Çelik’i hatırlatıp “Tuma’nın kollayıcısı, dikkat yakalanma” demişti.

İşte bu mesajlaşmanın gecesinde, Batış Atay, 01:30 civarında bir mekândan çıktıktan sonra beş kişinin saldırısına uğradı. İfadesine göre saldırganlar kendisine “vatan haini” diye bağırdılar.

İşte size ikisi de demokrasi olduğunu söyleyen iki ülke… Birinde, hakaret ve iftira içermediği sürece ülkenin başbakanına bir metre mesafeden aklınıza gelen her şeyi söyleyebiliyorsunuz… Öbüründe bunu ancak akla gelebilecek, gelmeyecek tehlikeleri göze alarak yapabiliyorsunuz. (Yeri gelmişken: ABD’de ‘hakaret’ suçu bile yok, orada sadece iftiraya uğradığınızı düşündüğünüzde davacı olabiliyorsunuz.)

Bir ülkede içişleri bakanı, içerde vatandaşlarının can güvenliğini ve her türlü özgürlüğünü korumak için vardır. Onun her cümlesi, başkalarının can güvenliğine ve özgürlüğüne kast etmeyi düşünenleri bir daha düşündürtmelidir. Fakat bizzat İçişleri Bakanının kendisi vatandaşlar için (hadi bir kısım vatandaş için diyelim) bir can güvenliği ve özgürlük sorunu haline gelmişse, o ülkenin bir demokrasi olduğundan söz edilebilir mi?  

Bir ülkede içişleri bakanının sözleri ve davranışları bir demokrasi ölçüsü olarak güvenilir bir ölçüdür. Ve maalesef bu ölçüye vurduğumuzda Türkiye’yi demokrasi saymak mümkün görülmüyor.

Önceki İçerikBaşkasının mutsuzluğunda mutluluk aramak
Sonraki İçerik“Cevap, sorunun talihsizliğidir!”