Çözüm Süreci’nin sonbaharı iki tarafın dar çıkarlarının kazan-kazan oyunuydu

‘Çözüm Süreci’ni biz değil onlar yıktı’ tartışması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti vesilesiyle bir kez daha tazelendi. Oysa kronolojiye yakından bakınca, bu bıktırıcı nalıncı keseri tartışmasında iki tarafın da doğruyu söylemediği gün gibi çıkıyor ortaya. Gerçek şuydu: İki taraf da kendi hesabını yapıp, Çözüm Süreci’nin tamamına ermesinin kendi dar örgütsel-partisel çıkarları açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı sonucuna vardı ve bitirmeye karar verdi.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır’da Çözüm Süreci için “ben yıkmadım onlar yıktı” dedi, ardından Hatip Dicle sürecin öbür tarafının bildik tezini bu vesileyle bir kez daha dile getirdi: Hayır, süreci Kürt tarafı değil, Ergenekonculara ve MHP’ye teslim olan Erdoğan yıkmıştı. Çözüm sürecinin sonbaharının kronolojisine yakından bakınca, bu bıktırıcı nalıncı keseri tartışmasında iki tarafın da doğruyu söylemediği gün gibi çıkıyor ortaya. Gerçek şuydu: İki taraf da kendi hesabını yapıp, Çözüm Süreci’nin tamamına ermesinin kendi dar örgütsel-partisel çıkarları açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı sonucuna vardı ve bitirmeye karar verdi.

Müşkül şuydu ki, hiçbiri süreci bitiren taraf olarak görünmek istemiyordu. Çözüm Süreci’nin sonlarına doğru hepimizin algıladığı süreci “istiyormuş gibi” yapma hali de bundan kaynaklanıyordu zaten.

Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) için kaleme aldığım, Eylül 2019’da basılan Kürt Sorununa Çözüm Çabaları: Tarafların ve Muhalefetin Pozisyonu (2002 – 2019) başlıklı kitapçıktan satırlarla o günleri hatırlayınca göreceksiniz ki, doğmayı bekleyen çocuğun dünyaya gelmesini yalnız bir taraf değil iki taraf birden istememiş.

Erdoğan: “Dolmabahçe Mutabakatı’nı doğru bulmuyorum”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 22 Mart 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’nı (28 Şubat 2015) “doğru bulmadığını” ve bundan haberinin olmadığını açıkladı. Erdoğan, toplantıda Öcalan’ın 10 maddelik metninin yanı sıra hükümet tarafının başka bir metin okuduğunu, dolayısıyla ortada bir mutabakatın olmadığını söyledi.

Erdoğan gibi her şeyi kontrol ettiği bilinen bir liderin Dolmabahçe’deki toplantıdan haberinin olmadığını söylemesi şaşkınlıkla karşılandı, hatta bazı çevreler bunu inandırıcı bulmadı.

Nitekim bir süre sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı’nın toplantıdan haberinin olmaması diye bir şeyin söz konusu olmadığını, bütün gelişmelerin önceden, ayrıntılı olarak kendisine bildirildiğini açıkladı.

Erdoğan’ın Dolmabahçe toplantısına dair açıklaması, Çözüm Süreci’nin sonbaharının başladığının ve yakında sona ereceğinin en güçlü işaretiydi. Fakat ondan önce, Dolmabahçe toplantısının hemen ardından Kürt siyasetinden de bu yöndeki karamsarlığı güçlendiren mesajlar gelmişti.

KCK adına konuşan Mustafa Karasu daha toplantının yapıldığı gün kadın, çevre vb. gibi devasa sorunları da içeren 10 maddelik talepler bütünü karşılanmadıkça PKK’nın silah bırakmayacağını açıkladı.

Yine aynı gün, Dolmabahçe’deki toplantının bitiminden dakikalar sonra HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Hükümetin Güvenlik Paketi’ndeki ısrarı”nı hatırlatarak, iktidarın barış çabalarında samimi olmadığını söyledi.

KCK eşbaşkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat 10 Mart 2015’te PKK’nın silah bırakmayacağını, bu kararın ancak Öcalan’ın da katılacağı bir kongrede alınabileceğini söylediler.

17 Mart 2015’te Demirtaş grup toplantısında “Seni başkan yaptırmayacağız”ı üç kez tekrarladığı ünlü konuşmasını yaptı.

Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını açıklaması Kürt siyasetinden gelen işte bu mesajları izlemişti. Aslında Erdoğan’ın süreçten soğuduğu ve Çözüm Süreci’nin akıbeti konusunda hükümetten farklı düşünmeye başladığı, 22 Mart’taki açıklamasından iki gün önce “Çözüm Süreci’ni izleme heyeti”yle ilgili olarak basında çıkan haberlere gösterdiği tepkiden de belliydi.

İzleme heyeti, sürecin daha şeffaf yürütülebilmesi için Kürt tarafının talep ettiği bir formüldü. 18 Mart 2015’te izleme heyetinde yer alacağı iddia edilen isimler basında yer alınca, Erdoğan 20 Mart 2015’te böyle bir heyetin oluşumuna karşı olduğunu açıkladı:

“Böyle bir şeyden doğrusu benim haberim yok. Şunu da çok açık, net söyleyeyim bu olaya da ben olumlu bakmıyorum.” 

Erdoğan’ın izleme heyetine (20 Mart) ve Dolmabahçe Mutabakatı’na (22 Mart) karşı çıktığı günlerin arasında da (21 Mart) Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan Newroz mesajı vardı. Öcalan PKK’yı silahsızlanma kongresini toplamaya çağırdığı mektubunda, sürecin ilerleyebilmesi için yeni bir koşul öne sürdü, bir hakikat ve yüzleşme komisyonunun kurulmasını istedi.

Zayıflayan irade(ler)

Tümü Mart ayına sığan ve süreci zora sokan bu olumsuz gelişmeler, her iki tarafın da Kürt Sorunu’nu çözmek için ortaya koyduğu iradenin epeyce zayıfladığının bariz göstergeleriydi. Sanki iki taraf da sürecin sona ermesini istiyor, fakat bunu başlatanın kendisi olmasını istemiyor gibiydi.

7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP yüzde 13 oyla büyük bir başarı gösterdi, AK Parti ise ilk kez tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu sağlayamadı.

Seçim sürecinde PKK, militanlarına eylemsizlik emri vermiş, HDP de kendisini silah dışı çözümün adresi olarak konumlandırmış, bunun altını sürekli olarak çizmişti.

Bu durumda Kürt seçmenin mesajı açıktı: Kürt Sorunu’nun çözümünü silahta görmediğini beyan ediyor, sorunu çözmek yerine yokuşa sürenleri de cezalandırıyordu.

Ne var ki bir süre sonra PKK’dan seçim sonuçlarını böyle okumadığını gösteren mesajlar gelmeye başladı.

İlk tepki, seçim sonuçlarının verdiği güvenle, PKK’nın yakında Öcalan’ın çağrısıyla silah bırakabileceğini açıklayan Selahattin Demirtaş’a KCK’nın cevabıyla geldi: KCK, “HDP’nin PKK’nın legal partisi olmadığı”, Öcalan’ın da “mevcut İmralı koşullarında böyle bir çağrıda bulunmasının mümkün olmadığı” gerekçeleriyle silah bırakma kararının sadece kendi uhdelerinde olduğunu açıkladı.

KCK, 11 Temmuz 2015’te ateşkesi bitirdiğini açıkladı.

Dört gün sonra, 15 Temmuz 2015’te KCK Eşbaşkanı Bese Hozat da Özgür Gündem gazetesine “Yeni Süreç Devrimci Halk Savaşıdır” başlıklı bir yazı yazdı ve “Serhildan” çağrısı yaptı.

20 Temmuz 2015’te Suruç’taki canlı bomba eyleminde Kobani’ye gitmek için bir araya gelen gençlerden 32’si hayatını kaybetti. Saldırıyı IŞİD üstlendi. Aynı gün Cemil Bayık halkı silahlanmaya, tünel ve siper kazmaya çağırdı.

Sonraki bir hafta içinde ve devamında basına çok sayıda çatışma ve saldırı haberi yansıdı. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra başlayan kanlı süreçle ilgili olarak zaman zaman manipülasyon iddiaları da öne sürüldü.

7 Haziran sonrası olaylarının içinde biri, Çözüm Süreci’ni bitiren olay olarak kayıtlara geçti: Ceylanpınar ilçesinde görevli iki polis, Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar sabaha karşı yataklarında uyurken öldürüldü.

PKK’ya bağlı Halk Savunma Güçleri (HPG) Basın İrtibat Merkezi’nden yapılan ve Fırat Haber Ajansı’nda yayımlanan açıklamada, “22 Temmuz günü bir Apocu fedai timi, Suruç katliamına misilleme olarak bugün sabah 06.00 sularında Ceylanpınar’da DAİŞ çeteleriyle işbirliği içinde olan iki polise karşı bir cezalandırma eylemi gerçekleştirmiştir” denildi.

24 Temmuz 2015’te TSK’ya bağlı jetler Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine hava operasyonu düzenledi. Üç yılın ardından PKK’ya karşı gerçekleştirilen bu ilk askeri operasyon, Çözüm Süreci’nin de sonunu ilan ediyordu.

Önceki İçerikDeniz Baykal: “Aydınlarda Ordu artı CHP işbirliği anlayışı var”
Sonraki İçerikANALİZ | TRT’nin yeni yönetimi: Fahrettin Altun TRT’ye damgasını vurdu