Suriye’de SDG’nin orduya entegrasyonunun tamamlanmasının ardından Suriye Meclisi’ne giren İlham Ahmed, Türkiye’den üç gazeteciyle kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Ahmed, Yeni Yaşam’dan Nezahat Doğan, İlke TV’den Banu Güven ve Spot Basın Kooperatifi’nden İrfan Aktan’a Suriye’deki yeni dönemi, Kürtlerin anayasal statüsünü, Kürtçe eğitimi, YPJ’nin geleceğini, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünü ve Türkiye ile ilişkileri anlattı.

Ahmed’in açıklamalarında Türkiye ile doğrudan temas isteği öne çıktı. “Kapıların açılması ve ziyaretlerin yapılması konusunda umutluyuz” diyen Ahmed, kendisi ve Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye ve İmralı’ya gidebilmesi ihtimalini desteklediklerini söyledi. Türkiye’nin terör listesinde bulunmasına da itiraz eden Ahmed, “Ben kendi toprağımda, kendi ülkemde siyaset yapmışım. Halkımın hakları için mücadele yürütmüşüm. Bundan dolayı terör listesine alınmak büyük bir haksızlıktır” dedi. Ahmed, Suriye’de ise entegrasyonla birlikte “silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye” geçildiğini ve bundan sonraki temel mücadelenin Kürtlerin haklarının yeni anayasada güvenceye alınması olduğunu vurguladı.
YENİ YAŞAM’DAN NEZAHAT DOĞAN’IN RÖPORTAJI
25 Ağustos’ta entegrasyonun tamamlandığının açıklanması bir tarafta farklı tartışmaları da beraberinde getirdi. 29 Ocak Anlaşması ile gelinen aşama pratikte nasıl işletildi ve işliyor?
Öncelikle 29 Ocak Anlaşması Kürt sorununun çözümü ve Suriye’nin demokratikleşmesi için kalıcı bir ateşkesin sağlanmasına önemli bir zemin oluşturdu. Akabinde de anlaşmanın maddeleri temelinde entegrasyona doğru adımlar atılmaya başlandı. QSD’nin taburlar şeklinde Suriye ordusuna katılması yönünde önemli bir aşama kaydedildi. Yine asayiş güçlerinin iç güvenlik güçlerine dahil olabilmesi için kayıtlara başlandı ve hâlâ devam ediyor. Özerk yönetim kurum ve kuruluşlarının devlet kurumlarına entegre süreci hâlâ sürüyor. İsimleri devlete iletildiği halde, hâlâ kayıtları yapılmayan büyük ve önemli bir sayı var. Atılan adımlar ve sahadaki pratik uygulamalardan sonra, Şam ile yapılan son görüşmede entegrasyonun tamamlandığı, QSD güçlerinin artık resmi bir şekilde orduya dahil olduğu, eskisi gibi bağımsız bir güç olarak bölgede konumlanmadığı açıklandı. Bu siyasi bir aşamaya geçiş açısından önemli bir adımdı.

Entegrasyon süreci çok hızlı mı gelişti, yoksa zaten arkada yürütülen bir diplomasi trafiği sonrasında mı hızlı adımlar atıldı?
Hayır, entegrasyon için belirlenen süre bundan daha kısaydı. Belirlenen zaman aralığı bir aydı. Ama pratikte ve sahaya indiğimizde zorluklarla karşılaştık.
Ne tür zorluklar vardı?
İletişim ve isimlerin kayıt altına alınması yönünde oluşturulan mekanizma ağır işledi. Hangi kuruma kimi sorumlu kılacağımız yönünde ortak bir uzlaşıya varmak gerekiyordu. Bu tür konularda müzakere gerekliydi. Çünkü bazı isimleri biz, bazılarını da onlar önerdi. Entegrasyonun doğru ilerlemesi bu açıdan biraz zaman aldı.
Türkiye’de de bir nevi aynı süreçle karşı karşıyayız. Bir taraftan entegrasyon, teyit- tespit süreci, öte taraftan demokratik siyaset süreci ve Meclis’in işleme meselesinde Suriye’deki değişim aynı zamanda Türkiye’deki değişimi de etkileyecek mi? Ya da Türkiye’deki değişim ve ilerleme Suriye’ye de ekti edecek mi? Nasıl bir hat ve bağ var?
Her parçanın kendine göre bir özgünlüğü var. Türk devletinin Suriye devletinden ayrı özgünlükleri ve özellikleri var, ancak Kürt sorununa yaklaşım konusunda ortak noktalar çok fazla. Türkiye Kürt sorununa yönelik hep kendi hassasiyetlerini ön plana sürdü. Hangi yöntemle çözüleceği, Kürtlerin ne düzeyde hak sahibi olacağı ve anayasal haklarının nasıl yer bulacağı yönündeki hassasiyetlerini hep gösterdi. Dolayısıyla Suriye’de Kürt sorununa yönelik çözümün nasıl gelişeceğini de yakından takip ediyor. Bu sürecin karşılıklı yürüdüğünü söylemek, bu anlamda yanlış olmayacaktır.
Anadilde eğitimin üç saatle sınırlandırılması kararına nasıl gelindi ve neden anadilde eğitim talebi bu şekilde sonuçlandı?
Beklentimiz Kürt dilinin eğitim ve öğrenim dili olması yönündeydi. Çıkan kararnameyle Kürt dili resmi bir devlet dili değil de ulusal bir dil olarak tanındı.
Ulusal dil ne demek?
Yani kültürel çerçeve sınırlarında kendilerini ifade edebilirler. Ancak eğitim alanında da tercih edilecek diller kategorisine konuluyor. Bir zenginlik dili olarak görülüyor. Bu Kürtler için yeterli bir tanınma değildi. Bazı değişiklikler oldu, resmi müfredata dahil oldu. Ancak 3 saatlik bir uygulamayla, Kürtler birinci sınıftan itibaren 3 saat kendi dilleriyle öğrenim görebilecek. İfade ettiğim gibi seçmeli bir ders olarak okunabilecek. Bu daha önce elde ettiğimiz kazanımlarla kıyasladığında yetersiz. Aslında kazanımdan da çok, bu bir hak. Doğal bir hak. Şimdiki yönetim bir yere kadar değişime açıktı, ancak halihazırda yapılan değişiklik bununla sınırlı kaldı. Tüm toplantılarımızda dil konusunun böyle olmayacağını da ifade ettik. Ancak gelecekte değişiklikler olabilir. Alınan karar doğrultusunda sadece 3 saat değil, 4 ders daha Kürtçe okunacak; bunlardan birincisi aktiviteler dersi, tarih, felsefe ve coğrafya da bu yıl Kürtçe görülecek dersler arasında. Arapça olan bu ulusal derslikler Kürtçe’ye çevrilecek ve okullarda öğretilecek. Ancak bunun uygulanabilmesi için zaman, çeviri ve pratik sorunlar var. Halkımızın karara itirazı var; dilini bu şekilde öğrenmeyi hak etmediğini söylüyor, eğitim ve öğrenim dilinin tamamen Kürtçe olmasını talep ediyor.
Rojava kendi özgün ve özerk yapısı içinde halklar ve kadınlarla birlikte demokratik bir sistem inşa etti. Toplumun ve Kürt halkının tepkilerine bakıldığında, Kürtçe’nin sınırlandırılmasıyla da birlikte bugün gelinen aşamada 11 yıllık o kazanımların geriye gittiği eleştirileri var. Ne elde edildi? Önünüzde ne var?
Tam haklarımızı elde ettiğimiz iddiasında bulunmuyoruz. Yine her şeyi kaybettiğimiz de söylenemez. Bugün çokça ne elde ettiğimiz soruluyor. Halkımızın barış ve çatışmasızlık içerisinde yaşamasını her şeyden önce büyük bir kazanım olarak görmemiz gerekir. Barışın anayasanın gölgesinde yapılması gerekiyor. Barış sadece kendi topraklarımızda rahatça yiyip içtiğimiz bir olgu değildir. Anayasa ile barış güvence altına alınmazsa kalıcı olmaz. Biz savaştan uzak, diyalog yoluyla sorunlarımızı çözmek istiyoruz. Bu çok önemli.
Biraz geriye gidelim, 10 Mart Anlaşması’ndan sonraki süreçte Kürtlere yönelik saldırılara; Şêxmaqsûd, Eşrefiyê diğerlerine baktığımızda, bu da uluslararası planın bir parçası mıydı? Bunu orada Kürtlerin ulusal birliği ve halkın yekvücut olması mı bozdu?
10 Mart Anlaşması içerisinde uluslararası güçler de vardı. Özellikle Amerika bu anlaşmada rol oynadı. Etkileri vardı. Bu ittifak Kürtleri savaşa doğru yeniden itmenin önünü aldı aslında. 10 Mart Anlaşması daha kapsamlı bir savaşa doğru gitmenin önünü aldı. Anlaşmadan sonra yine girişimler oldu. Şêxmaqsûd’a yönelik gelişen saldırılar bir kez daha böyle kapsamlı bir savaşın içine çekilmemizin girişimleriydi. Şimdi bu kadar savaş, onca değerli kaybın ardından, siyaset, kanun ve anayasa konularında kendimizi daha da derinleştirmemizin vakti gelmişti. Mücadelemizi buna dönüştürmemiz gerekiyordu. Bu, Suriye’nin demokratik geleceği açısından da önemli bir siyasi mücadele sürdürmemiz gerektiği sonucuna ulaştırdı bizi.
Suriye’de halen Esad rejimine ait bir anayasa var. Yeni bir anayasa süreci olacak. Sizin yeni dönemde parlamentoda olmanız Kürtlerin hakları için nasıl bir anlam taşıyor?
Devletin içine girmek, dahil olmak önemli bir adım. Bundan önce de 12 Kürt Suriye parlamentosu üyesi oldu. Bunların bir kısmı seçimle, bir kısmı de görevlendirilerek parlamentoya girdi. Bu da çok önemli bir adım. Bu durum, daha yakın diyalog içerisinde olmamızı, ortak yaşamı nasıl inşa edeceğimizi, yine Kürtlerin anayasada nasıl tanımlanacağının da imkanlarını oluşturuyor. Devlet kurumlarında yer almak bu anlamda önemli. Böylesi hassas bir süreçte siyasi yaşama doğru adım atmanın yeni bir sayfası açılmış durumda. Biz böyle tanımlıyoruz.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hem bölgede Arap-Kürt çatışması, hem de aynı zamanda Türkiye’de de Türk-Kürt çatışması yaratılmak istendiğini söylüyor. Bugün bu tehlikeler bertaraf edilmiş durumda mı? Suriye’de istikrar nasıl sağlanır?
Suriye’nin istikrarı çok önemli. Suriye’nin de bir daha savaşa çekilmemesine önem verildiğini görüyoruz. İçeride çelişkiler, şovenist anlayış ve nefret dili hâlâ varlığını sürdürüyor. Bu şovenist duyguları körükleyen taraflar var. Basında, yine sosyal medya ağları üzerinden kullanılan dil hâlâ çok sert. Bu sürekli bir provokasyon zemini oluşturuyor. Buna karşı devlet kanunları, hakimiyet, kurumsallaşma çok önemli. Bu nefret diline karşı toplumun refleksler çok önemli. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Suriye devleti, devlet olmakta ısrar ediyorsa, o zaman Suriye toplumunu provoke eden bu durumları gündemine alıp üzerinde durması gerekiyor ki olası yeni savaşların, çatışmaların önü alınabilsin.
Bunun için önünüzde zorlu mücadele hattı mı var? Yıllardır Kürtler devletsiz bir kimlikti, statüsüzdü. Bugün devletin içinde eşitlik istiyor. Bugün Kürtçe Suriye tarihinde bir ilk olarak müfredata girdi. Kürtlerin devlet mekanizmanın içerisine dahil edilmesi ne anlam ifade ediyor?
Suriye devletinde özgür yurttaş olma hususu önemli bir konu. Şimdiye kadar Kürtler hep devletten uzaklaştırıldı. Kürtler hep Suriye toplumunun dışına itildi. Şimdi Kürtlerin varlığı, ayrı bir kimliğe, dile, kültüre sahip oldukları kabul edilmiş durumda. Hatta toplumsallıkları ayrı ve bu kabul edilmiş. Fakat Kürtleri bu düzeyden tekrar geriye çekme yönünde bir karşı koyuş da var. Böyle sesler var ve bunlar öyle azımsanmayacak sesler. Burada öncelikle kanunlar içinde, Suriye toplumunu tüm renkleriyle; Kürt, Arap, Süryani, Türkmen, Ermeni yurttaşlarıyla eşit oldukları kabul edilmeli. Hepsi aynı statü ve haklara sahip olmalı. Bunun öncelikle topluma kavratılması, hem de kanunlarda bunların kabul görmesi gerekiyor ki Kürtleri küçümseyen düşünce biçimi ortadan kalksın. Elbette sadece Kürtler değil, diğer bileşenleri de. Kürtlerin kültürleri, dili farklı. O zaman buna dayalı hakları da var.
Nedir bu haklar?
Nasıl ki bir Arap kendi diliyle öğrenim görebiliyorsa bir Kürt de okuyabilir. Suriye tek devlettir denilerek diğer kimliklerin inkârı ve ezilmesi doğru olmaz. Kürtlerin dil ve kültürünün varlığı Suriye devletini parçalamıyor, aksine Suriye’yi güçlendiriyor. Nasıl güçlendiriyor derseniz; bir Kürt Suriyeli bir Kürt olduğunu söylediğinde, bunu içinden geldiği gibi, inanarak, güvenerek söylediğinde, bu hem Suriye toplumunu hem Suriye devletini güçlendirir. Yine yurttaşlarının da büyük bir güvenle bunu haykırması çok önemli. Bunu kabul etmek çok çok önemli bir şey. Bu hakları bir minnet olarak görmek, ya da her seferinde bu haklarımızı zorla kabul ettirmekten ziyade, devletin kendisinin de ‘bir Arap’ın olduğu gibi bu senin de hakkın ve bunu kullanabilirsin’ demesi gerekiyor. Bu yeniden savaşın çıkmasının, toplumu parçalamasının ve devletin bir kez daha düşmesinin önünü alır.
Şam hükümetinin önceki kararnameleri ya da açıklamalarında Kürtlerin dili ve hakkını tanıyacağı yönünde değerlendirmeler yapılıyordu. Bugün onun neden geriye gittiği tartışılıyor ve soru işaretleri var. Buradaki çözüm, Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüyle bağlantılı mı? Türkiye’nin nasıl bir rolü var?
Türkiye’nin Suriye içerisinde rolü ve etkisi var. Burada şimdiye kadar atılan adımların Türkiye tarafından yakinen takip edildiğini biliyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de de böyle bir süreç yürütülüyor. Bakur’da da bir barış süreci var ve yürüyor. Suriye toplumunun, Suriye’de yaşayan Kürtlerin ayrı özgünlük ve özellikleri var. Birbirine yakın özellikler var, ama tümden de aynı diyemeyiz. Bunun için çözüm düzeyini sürekli birbiriyle kıyaslamak, ya da burada ne olduysa orada da aynısının olması gerekir demek yerine Suriye’de provokasyonların önünü alabilecek, yine demokratik siyasetin önünü açacak bir süreç gerekiyor. Türkiye bunu takip ediyor ve bununla adım adım yürüyor. Türkiye hâlâ kendisini Kürt sorununu nasıl çözeceği konusunda ikna etmemiş.
Türkiye nasıl ikna olmamış?
Şöyle ifade edeyim, Türkiye’nin “Kürtler kendi kültür ve dillerini anayasa kapsamına alınmadan da konuşabilir ve yaşayabilir. Anayasal olmasına gerek yok,” gibi bir yaklaşımı var. Ama biz bu düşüncenin değişmesini umut ediyoruz. Çünkü kanun ve anayasa kapsamayan her hususun yeniden savaşa yol açma olasılığı var. Ama kanunlaşırsa, silaha artık hiçbir şekilde gerek kalmaz. Hatta varlığı bile artık tehlike olarak görülür. Bu anlamda anayasa ve kanun hususları önemli. Bir diğeri de çözümün rengi. Merkezi mi olacak, olmayacak mı? Şimdi Suriye bir merkezileşmeye doğru gidiyor. İdlib’e bile sorulsa farklı düşündüğünü ve aşırı merkezi olmanın iyi olmadığını söyler. Diğer vilayetlerde de aynı düşünceler var. Bir ara süreçten geçiyoruz kuşkusuz ancak günün sonunda vilayetlere kendi yaşamını örgütleyecek bir inisiyatif verilmezse ve her şey merkezi olursa Suriye içerisinden birileri de yeniden çıkıp böyle yürümez der. Problemlere yol açar. Savaşların önü yeniden açılır. Provokasyonlar gelişir. Yeni Suriye’nin inşası için korkusuzca tartışmalar yürütülmelidir. Merkezi olunmayacaksa bu tartışılabilmeli. Bunlar anayasal konular, bu gündeme geldiğinde bu yönlü ciddi tartışmalar da gelişir.
Kürtler her anlamda Ortadoğu’nun olmazsa olmazı mı?
Bu gözler önünde bir durum. Kürt toplumu çok zengin, örgütlü, güçlü, değişim ve demokrasiye açık bir toplum. Bundan dolayı bölgede yaşanan gelişmelerin, bu gelişmelerde Kürt toplumunun da nasıl bir rol sahibi olunduğunun farkında. Bunun için Kürtlerin varlığı, örgütlülüğü, bu dinamik gücü, özgürlük ve demokrasi için harekete geçtiği zaman çok güçlü etki ediyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın değerlendirmelerinde, Kürtlerin güçlü bir aktör olabilmesi için son derece güçlü bir ulusal birlik vurgusu öne çıkıyor. Kürt ulusal birliğinin önemi nedir?
Şimdi her parçanın kendine göre özgünlükleri var. Çünkü her devletin kendisine göre bir Kürt siyaseti var. Yine her devletin kendi içinde yasaları var. Haklar konusunda elbette her parçada Kürtlerin hakları var. Haklar arasına ayrım koyamazsın. Ancak bu kaotik durumda Kürtlerin her parçanın özgünlüğüne göre ittifakı önemlidir. Kürtlerin haklarını elde etme, kendilerini savunma açısından ulusal birliğin çok önemi var. Bakur’da yürüyen bir süreç varsa buna Kürt ulusal birliğinin desteği çok çok önemlidir. Örneğin barış sürecine dair Başurlu yetkililerden olumlu bir mesaj verildiğinde devlet de dinliyor. Yine burada bir sorun oluştuğunda ortaya konulan tutum, açıklamalar etki ediyor. Genel hatlarıyla sorunun çözümünde Kürt ittifakı çok çok önemlidir.
Önümüzdeki dönemde İlham Ehmed parlamenter mi oluyor? Dış ilişkilerden sorumlu mu olacak? Hangi komisyonda yer alacak? Bunlar netleşti mi?
Hâlâ resmi olarak görev alanıma dair bir açıklama yapılmadı. Parlamento çatısı altında hangi komisyonda yer alıp almayacağım biraz da bize kalmış bir şey. Ancak iki önemli komisyon var, bunlardan biri dış ilişkiler komisyonu, bir de anayasa hazırlık komisyonu. Hepsi önemli kuşkusuz, ancak daha aktif çalışılabilecek olan bu iki komisyon. Onun dışında, gelecek açısından bu ülkenin kanunlarının hazırlanması gerekiyor. Her ne kadar parlamento bir geçiş süreci parlamentosu olsa da bu süreçte hazırlanacak anayasanın onaylanması önemlidir. Yine çıkan kanunların üzerinde durulması önemlidir. Böyle önemli bir rolü var.
Kürtlerin anayasal hakları, dil hakları vs. yönünde de bir diplomasi mi yürütülüyor?
Evet, anadilde eğitimin garanti altına alınmasını anayasa ve parlamento sağlayacak. Yine bunun dışında kadınlar bu ülkede nasıl bir rol oynayacak, ne gibi haklara sahip olacaklar? Bunlar da parlamentonun geniş çalışma alanları içinde yer alacak.
Şam’da sizin de içinde yer aldığınız bir fotoğraf karesi vardı. Suriye’ye baktığımızda kadınların olmadığı yerde şimdi kadınlar açısından nasıl bir değişim olabilir?
Kadınların örgütlü mücadelesinin içinde yer aldığı bir Suriye tarihi var. Birçok kadın kurumu ve hareketler oluştu. Bunların bir kısmı BM desteğiyle, bazıları sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle, bazıları da bağımsız bir şekilde kuruldu. Suriyeli kadınların bir bilinci var. Fakat sistem henüz kapılarını kadınların katılımına açmamış. Kuzey Doğu Suriye’de zengin bir tecrübe var. Bundan sonra da kadınlar Suriye’nin geleceğinde önemli bir rol sahibi olabilir. Bu elbette mücadele istiyor.
Türkiye’de özellikle son süreçteki gündemlerden biri de “İlham Ehmed ve Mazlum Ebdî Ankara ve Abdullah Öcalan ile görüşebilir mi?” sorusu…
Biz bu ziyaretin gerçekleşmesini umuyoruz. Bu konuyu Şam yönetimiyle de paylaştık. Hem ilişkilerin geliştirilmesi hem kalan sorunları nasıl çözebiliriz diyalogunu sağlamak için hem de Bakur’daki sürece nasıl destek sunabiliriz ekseninde bu görüşmeler gerçekleşirse iyidir. Ancak şimdiye kadar henüz netleşen bir şey yok.
Önümüzdeki dönem daha hızlı sürece evrilebilir mi?
Zaman çok önemli. Zamanı iyi değerlendirmek, cesur, güven verici adımları hızlı atmak önemlidir. Türk devleti nasıl şimdiye kadar adım attıysa, bundan sonra da umut ediyoruz ki daha büyük bir cesaretle geri kalan adımları da atar ve çözüme doğru gidilir. Nasıl ki Suriye içinde bir çözüme gidildiyse, orada da aynı çözümün, aynı adımların ve daha iyi adımların atılmasını umut ediyoruz. Kadınlar için sorunların çözümü çok önemli. Demokratikleşme çok önemli. Umutlarımız çok büyük. Kadınların gücüne inanıyoruz. Toplumların gücüne inanıyoruz. Yeni devlet sisteminde ortak yaşamı öreceğimize inanıyorum.
İLKE TV’DEN BANU GÜVEN’İN RÖPORTAJI
‘Yeni bir mücadele dönemi başlıyor’
Banu Güven: Suriyeli Kürtler, tarihi açıdan nasıl bir dönemeçte?
İlham Ahmed: Rojava’da, Kuzey Suriye’de sürdürülen mücadele yeni bir aşamaya gelmiştir. Silahlı mücadele, silahlı direniş siyasi evreye geçmiştir. Özellikle Şam’da entegrasyonun tamamlandığının ilan edilmesi ve SDG’nin fesiyle birlikte mücadele siyasi alana taşınmıştır. Bu ağır bir dönemdir, zorlu bir dönemdir. Kürtlerin haklarının anayasada yer alması açısından da yeni bir mücadele dönemi başlıyor.
Banu Güven: Tabii şu an bir fotoğraf çekildiğinde, Rojavalı Kürtler için özellikle, hedeflerine kıyasla büyük eksiklikler var. Bugünkü fotoğraf böyle sabit kalacak bir fotoğraf değil, anladığım kadarıyla sizin açıklamalarınızdan. Ama eksikliklerden söz edelim. Bunların belki aralarında en önemlilerinden biri, Kürtçe ana dilinde öğrenim meselesi. Şimdi bu Kürtçe ana dilinde öğrenim meselesinde de Rojava’da bir düzen varken, bakıyoruz ilk öğretimde 3 saat ders seçmeli olabilir deniyor, artı 1 saat pratik ders böyle 3 artı 1 gibi bir formül var. Ortaokulda orta öğrenimde başka bir formül var. Tam olarak ne öngörülüyor şu an itibariyle? Şam’daki görüşmelerinizden çıkan sonuç nedir? Pratikte ne olacak? Bundan memnun musunuz? Bunu tartışıyor musunuz şu an? Bir sorun var mı bununla ilgili? Ve ne olmasını hedefliyorsunuz?
‘Kürtler kendi dillerinde eğitim alma hakkına sahiptir’
İlham Ahmed: Eğitim alanında yeni bir adım atılmıştır. Önceki süreçte Rojava özerk bölgesinde eğitim Kürtçe, Arapça, İngilizce dillerinde yapılabiliyordu. Bizim amacımız şuydu: Her halk kendi dilinde eğitim alsın. Şimdi de bu. Kürtler de Suriye’nin asli unsurlarından biridir. Kendi dillerinde eğitim alma hakkına sahiptir. Şu an üzerinde anlaştığımız şey yeni bir aşamadır.
Banu Güven: Ama siz şu an çıkan sonuçtan şu aşamada memnun musunuz? Çünkü Rojava’yla sınırlı bir de. Kürtler sadece Rojava’da da değil. Sizi hayal kırıklığına uğrattı mı bu çıkan sonuç?
İlham Ahmed: Elbette bizim isteğimiz bu değildi. Tüm görüşmelerimizde, bütün müzakerelerde ısrarla Kürtçenin okullarda resmi eğitim dili olmasını istedik. Yani eğitimin tamamen Kürtçe olmasını istedik. Bunun mücadelesini verdik. Bugün ortaya çıkan sonuçtan halkımız memnun değil, biliyoruz. Bizler de memnun değiliz. Ancak süreç şu anda böyle yürüyor. Okullarda üç ders resmi olarak Kürtçe verilecek. Ayrıca dört kitap, felsefe, coğrafya, tarih ve etkinlik dersi Kürtçe okunacak. Önümüzdeki dönemde bu konuda başka adımlar da atılacak. Önemli olan eğitim sisteminde, okul sisteminde Kürtçenin resmi bir dil haline gelmesidir.
Banu Güven: Ama bu çıkan sonuçtan memnun değilsiniz. Açıklamalarınızda da gördüğüm kadarıyla. Sizin talebiniz tam olarak neydi? Ve Şam’daki yönetim ve oradan çıkan kararname tam olarak nasıl bir pratik öngörüyor şu an? Çünkü Rojava’da zaten Kürtçe eğitim öğrenim var. Onun gerisinde bir durum yani.
İlham Ahmed: Evet, bugünkü durum öncekinden daha geri bir noktadır. Önemli olan eğitim sisteminde, okul sisteminde Kürtçenin resmi bir dil haline gelmesidir. Sadece zengin bir dil olmakla kalmayıp, resmi bir dil olması önemlidir. Sorun sadece bir dersin Kürtçe, Arapça veya İngilizce okutulması ve öğretilmesi değil. Bunlar çözülebilir. Ancak burada önemli bir sorun var. Şimdi dört ders Kürtçe veriliyor. Üç saatte Kürtçe dil eğitimi veriliyor. Tarih, coğrafya, felsefe ve pratik Kürtçe okutulacak. Ancak burada sorun ne? Bizim okullarımızda yıllardır tüm dersler Kürtçe olarak verildi. Bütün teorik kitaplar Kürtçe okutuldu. Sistem tamamen Kürtçeydi. 11-12. sınıfa kadar Kürtçe konuşmuş bir öğrenci bir anda Arapçaya dönemez. Bu ciddi bir sorundur. Bu da sistemde sıkıntılar yaratıyor. Çocukların geleceğinde başarı notları, eğitimleri haksız yere zarar görecek. Bu konuda halkımızın ciddi itirazları var. Biz de bundan memnun değiliz. Ancak şu anki karar bu. Bu da bir problemdir.
Banu Güven: Daha önümüzde üniversite sistemiyle ilgili düzenleme de var. Üniversitenin yasal statüsü için görüşmeler devam ediyor. Üniversite sistemi de daha netleşmedi.
İlham Ahmed: Hayır, üniversitelerin sistemi netleşmedi. Söylemler var, görüşmeler var. Üniversitelerin yetkilileri Şam’dalar. Orada görüşmeler var. Sonucunu göreceğiz.
Banu Güven: Orta öğrenimde 3 ders, 3 saat Kürtçe dersi olabiliyor. Onu da seçmeli yaptılar galiba. Değil mi? 1 saat Kürtçe faaliyet dersi oluyor. 3 artı 1 yani. Sonra orta öğrenimde felsefe, tarih dediniz. Evet, tarih, coğrafya. Bu 3 derste mi? Yani sosyal bilimlerde Kürtçe dersi yapılabilecek. O da mı seçmeli öngörülüyor? Yoksa bu dersler böyle yapılacak mı?
İlham Ahmed: Hayır, onlar da seçmeli. Yani Kürtçe ve Arapça eğitim iç içe olacak. Bazı okullar Kürtçe, bazı okullar Arapça. Üniversite için ise 1 Eylül 2026 itibariyle henüz bir düzenleme yapılmadı. Tartışılıyor.
Banu Güven: Şimdi yeni dönem öğrenim yılı ne zaman başlıyor? Okula nasıl başlayacak çocuklar, öğrenciler? Müfredat hazır değil çünkü anladığım kadarıyla. İlk 6 ay, 6 aylık bir süre vardı bir de müfredat hazırlanması için. Şimdi siz ilk 6 ayı mesela ya da bu yılı eskisi gibi mi düzenliyorsunuz Rojava’da? Yani zaman kalmadı.
İlham Ahmed: Bu ayın 15’i ile 20’si arasında eğitimin başlaması gerekiyor. Aslında bu yıl da gerekli hazırlıkları yapmak için özerk yönetimin eğitim sistemiyle devam etmeyi önerdik. Ancak bakanlık bu konuda kararını vermişti. Bütün Suriye’de aynı anda bu yeni sistemi uygulamak istediler. Bu konuda elbette ki problem var. Hazırlıklar yetersiz, zorluklar yaşanacak. Öğrenciler haksızlıklar yaşayacak. Bu konuda müdürlükler ile bakanlık arasında görüşmelere ve müzakerelere ihtiyaç var.
Banu Güven: Yani size bu müfredatı uygulayacaksınız diye yeni bir müfredat verildi mi şu an?
İlham Ahmed: Tercüme edilmeleri gerekiyor. Suriye eğitim müfredatının tercüme edilmesi gerekiyor. Kitapların basılıp okullara dağıtılması gerekiyor.
‘YPJ İçişleri Bakanlığı’na bağlı Özel Operasyon Birliği olarak yer alacak’
Banu Güven: Diğer bir konu, tartışmalı konu ve çok önemli bir konu. YPJ ne olacak? İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir birim olarak Rojava’da görev yapacağı konuşuluyor. Ama bununla ilgili 27 Ağustos’ta YPJ bir açıklama yaptı. Onu da size sorayım istiyorum. Görüşmeler devam ediyor dedi. Rojava, YPJ ne talep ediyor tam olarak? Şam’dan gelen öneriler nerede? Buluşabiliyor mu bu ikisi birbiriyle?
İlham Ahmed: Aslında yaklaşımımız YPJ’nin yani kadınların ordu içerisinde yer almasıdır. Bunun örnekleri dünyada var. Bu yeni bir şey değil. Suriye’de de böyle bir şey olması yanlış olmaz. Ancak aylardır süren görüşmeler ve müzakereler sonucunda kadınların orduda yer almasını kabul etmediler. İçişleri Bakanlığı ile görüşmeler yapıldı. Onların bakışı da başlangıçtan beri YPJ’nin İçişleri Bakanlığı bünyesine geçmesiydi. Bu şekilde kendi varlığını koruyacaktır. Aslında YPJ bir iç güvenlik gücü değil. Önceden teröre karşı savaşmış özel kadın birlikleridir. Şimdi İçişleri Bakanlığı’na bağlı Özel Operasyon Birliği olarak yer alacak. Özgün bir savunma gücü olarak bakanlık bünyesinde olacaktır.
Banu Güven: İçişleri Bakanlığı’na mı bağlı olacak? Çünkü Türkiye’ye yansıyan haberlerde hep böyle geçiyor.
İlham Ahmed: Özel bir birim olacak. Bu yönde görüşmeler sürüyor.
Banu Güven: İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak tanımlanacak bir birimden söz ediliyor.
İlham Ahmed: Evet doğrudur. İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak görev yapacak.
‘Karar mercilerinde kadınlar yer almıyor’
Banu Güven: Siz kadınlar, kadın siyasetçiler, kadın komutanlar, Şam’da neredeyse zannediyorum hepsi Hind Kabawat dışında, erkek olan yönetimle görüşürken aynı hizada bakabildiklerini görüyor musunuz? Çünkü pek alışık oldukları bir şey değildi belki kısa zaman öncesine kadar. Kadınların böyle etkin bir şekilde politikada, mücadelede, silahlı mücadelede ya da terörle mücadelede yer aldığını görmek. Alıştılar mı biraz diye ben soracağım size. Ne gibi durumlarla karşılaştığınızı merak ediyorum.
İlham Ahmed: Görünen o ki bu konuda zamana ihtiyaç var. Elbette ki kadınlara dönük farklı bir bakış açısı var. Yani onların bakış açısına göre bazı birimlerde kadınlar yer alabilir. Onlar da kendi aralarında konuştuklarında kadınların önemli olduğu, kadınların yönetimde yer alması gerektiğini söylüyorlar. Fakat gerçeklikte karar mercilerinde kadınlar yer almıyor. Ya da çok sembolik bir şekilde yer alıyor. Ancak karar mekanizmalarında yok maalesef. Bu da büyük bir eksiklik. Her ne kadar bakanlıklarda, alt birimlerde kadınlar için bazı alanlar açılmışsa da ancak önemli görevlerde değiller.
Banu Güven: Şimdi bu bizi sizin alacağınız görevle ilgili bir takım sorulara da getiriyor ama öncesinde şunu sormak istiyorum. Anayasayı yapması beklenen mecliste kadınların varlığı yeterli mi? Bu oran yüzde 10 bile değil. Kadın sayısı çok az. Anayasa sürecinde kadınların anayasaya girmesi ve güvenceye alınması için önemli bir kadın mücadelesine ihtiyaç var. Anayasayı da konuşacağız ama ben şimdi öncelikle zannediyorum meclisteki tek Kürt kadın üye olarak sizin üstlenmeniz öngörülen görevi soracağım. Orada dış ilişkiler komitesinde parlamentonun genel bir görev ya da üyelik olması söz konusu diye haberlerde görüyoruz. 1 Eylül 2026 itibariyle bu konuda bir netlik oldu mu? Sizin kararnameniz, sizin üyeliğinizin resmileşmesiyle ilgili cumhurbaşkanı kararnamesi henüz çıkmadı 1 Eylül’de galiba.
‘Görevimin ne olacağı kararname çıktıktan sonra belli olacak’
İlham Ahmed: Hayır, kararname henüz çıkmadı.Yakın zamanda çıkmasını bekliyoruz. Parlamentoda 3 Kürt kadın parlamenter varız. Afrin’den ve Haseke’den birer kadın arkadaşımız daha parlamentoda.
Banu Güven: Onlar ne zaman girmişlerdi? İlk başta siz zannediyorum üye vermediniz parlamentoya değil mi? Çünkü şu anki parlamento Ahmed Şara’nın kontrolünde belirlenmiş bir parlamento.
İlham Ahmed: Bir seçim yapıldı. Atama ile bir seçim yapıldı. Afrin’den bir kadın arkadaş seçildi. 3 milletvekilliği var. Burada Haseke’de de bir kadın seçildi. Parlamentoda 3 Kürt kadın oluyoruz.
Banu Güven: Peki, siz dış ilişkiler komitesinin üyesi olacak mısınız bu konuda? Şam’dan ayrıldığınızda size söylenen ve el sıkıştığınız, bilmiyorum el sıkışabildiniz mi ama imzaladığınız mutabakat ne diyor sizin görevinizle ilgili? Ve bundan sonra sizin fonksiyonunuzu nasıl değiştirecek bir görev olacak bu?
İlham Ahmed: Benim görevimin ne olacağı kararname çıktıktan sonra belli olacak. Anayasa komisyonu var, Dışişleri Bakanlığı komisyonu var. Bu görevler olabilir. Parlamenterlik önemli bir görev. Suriye toplumunu ilgilendiren bütün yasalar orada hazırlanıyor. Her ne kadar bu parlamenterlik atama ile gerçekleşmiş olsa da Suriye’nin geleceği için önemli hizmetlerin yapılacağı bir görevdir.
Banu Güven: Siz hangi komitede olmayı istiyorsunuz, önemsiyorsunuz?
İlham Ahmed: Ben sürekli dış ilişkiler alanında çalıştım. Fakat bir parlamenter iki komisyonda da görev alabiliyor. Anayasa komisyonu da çok önemli bir komisyon, Dışişleri komisyonu da. İkisi birden.
Banu Güven: Anayasa komisyonunda yer alabileceğiniz konusunda bir mutabakat sağlandı mı?
İlham Ahmed: Evet, öyle bir yaklaşım var.
Banu Güven: O zaman biz kararnamede sizi iki komisyonda, iki komitede görev alıyor şekilde görebiliriz. Öyle anlıyorum.
İlham Ahmed: Kararnameden böyle bir sonuç çıkabilir. Suriye parlamentosunda hem anayasa komisyonunda hem dış ilişkiler komisyonunda bulunabilirim. Evet, olabilir.
Banu Güven: Peki, ne zaman göreceğiz bu kararnameyi?
İlham Ahmed: Bilemiyorum. Biz de bekliyoruz. Cumhurbaşkanının bu kararnameyi yayınlaması gerekiyor.
Banu Güven: Niye bu kadar sürüyor ki? Bir görüşme var mı başka arada?
İlham Ahmed: O günden bugüne bir görüşme olmadığı için bilemiyorum.
‘Anayasa çalışmaları ile ilgili takvim henüz belli değil’
Banu Güven: Peki, anayasa konuşmaya ne zaman başlanılacak? Anayasa ne zaman ele alınacak? O çok önemli çünkü. Siz bu mecliste demokratik bir Suriye anayasası çıkabileceğini düşünüyor musunuz? Bir de Suriye’nin yeni rejiminin ya da yeni Suriye’nin bir ismi, yeni bir ismi olması lazım diyorsunuz. Ne öngörüyorsunuz, nasıl bir isim olmasını talep ediyorsunuz? Bir de dediğim gibi yine sorunun ilk bölümünü tekrar etmek istiyorum. Bu parlamentodan demokratik bir anayasa çıkarabileceğinize inancınız ne kadar?
İlham Ahmed: Yani anayasa çalışmaları ile ilgili takvim henüz belli değil. Mecliste bazı çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Meclisteki sayı tamamlanıp çalışmalar başladıktan sonra üzerinde tartışmalar başlayacak ve gündeme gelecek.
Banu Güven: En önemli konular, en zor ilerlenecek konular hangileri size göre? Kürtçe, resmi dillerinden biri olarak tanınmadı Suriye’de şu an itibariyle. Mesela Kürtçe’nin statüsü ya da Rojava’nın yine ayrı bir statüsü gibi. Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına dair sözler belki tatmin etmiştir size ama buna dair daha iyileştirilmesi gereken alanlar, başka güvenceler, neler var talepleriniz arasında?
İlham Ahmed: Suriye için yeni Suriye’nin demokratik adımlara açık olması gerektiğine inanıyoruz. Sadece kültürel konularda değil, bütün alanlarda gelişen bir Suriye istiyoruz. Kültürel anlamda Kürtler için bir özgürlük alanı oluştu. Bu dönemde bazı adımlar atıldı. Kürtlerin ulusal günleri yasal olarak tanınıyor ve kutlanıyor. Newroz kutlanıyor. Kürtler her yerde dillerini konuşabiliyor ve kültürlerini yaşatabiliyorlar. Fakat Kürtçenin henüz okullarda eğitimde resmi bir dil olarak statüsü tanınmamış.
Suriye toplumu çok renkli, zengin bir toplumdur. Türkmenler var, Süryaniler var, Asuriler var, Ermeniler var. Çok farklı renklerden oluşan bir toplumdur. Biz istiyoruz ki bu alanda bir özgürlük ortamı oluşsun ve bu halklar kendi dillerinde okusunlar, eğitim alsınlar. Bunun dışında şu an eksik olan ve gelecekte de önemli olan şey siyasi konulardır. Yani siyasetin özgürce yapılabilmesi, çıkacak kanunların Suriye toplumuna özgürce siyaset yapması için imkan tanıması gerekir. Toplum örgütlenebilsin, ülkenin yönetiminde söz sahibi olsun, demokratik bir gelişim olsun. Yani bu konuda henüz Suriye’nin nasıl bir siyasi geleceği olacağı belli değil. Henüz bu ülkede siyasi partiler kanunu yok. Suriye sadece bir halkın devleti değil, Suriye’de sadece Araplar yaşamıyor. Suriye’de kökleri daha eskiye dayanan halklar var. Sadece tek bir halkın tanınması Suriye’ye zarar vermiştir. Geçmişte krizlere neden olmuştur. Şimdi bunun düzeltilmesi gerekir. Bu ülkede farklı halkların yaşadığını kabul etmek gerekir. Kadınların da sosyal hayata aktif olarak katılması için önlerinin açık olması gerekir.
‘Kayıpların akıbetiyle ilgili bilgimiz yok’
Banu Güven: Tutukluların serbest bırakılması gerektiğinden söz ediyorsunuz. Şam’la görüşmelerinizin ilerlemesinde ve burada talep ettikleriniz maddeler arasında bu çok önemli bir yer tutuyor anladığım kadarıyla. Aynı zamanda Afrin’e dönüş olduğu, Serekaniye için de siz ‘dönüş olması gerekiyor’ demiştiniz son açıklamanızda. Neredeyiz buralarda? Kaç tutukludan söz ediyorsunuz? Kimler bunlar? Ve Serekaniye’ye dönüş niye hala olamadı?
İlham Ahmed: Esir alınmış çok sayıda insanın akıbeti belli değil. Bunlar tutuklu mu yoksa şehit mi düştüler belli değil. Savaş sırasında orduya katılmış değişik gruplarda 500’e yakın insanın kayıp olduğunu biliyoruz.
Banu Güven: Kayıplar var yani?
İlham Ahmed: 500 kişinin kayıp olduğunu biliyoruz. Bunların akıbetiyle ilgili bilgimiz yok.
‘Tamamı müzakereyle gerçekleşiyor’
Banu Güven: Bunların hepsi Demokratik Suriye Güçleri’nden miydi yoksa halktan da var mı?
İlham Ahmed: Siviller de var. Diğer gruplardan da insanlar var. Hepsi SDG üyeleri değil, siviller var içlerinde. Seyahat ederken alınan, değişik yerlerde kaybolan insanlar var Biz bunların isimlerini bildirdik, bu listeleri verdik. Bunların bulunması için görüşmelerimiz ve çalışmalarımız devam ediyor. Entegrasyon konusunda önemli adımlar atıldı. Tamamı olmasa da Afrin’deki halkımız topraklarına geri döndü. Deyrezor’dan ve başka şehirlerden 1200 aile Afrin’de, merkezde, Afrinlilerin evinde kalıyor ve evleri boşaltmıyorlar. Bu büyük bir problemdir. Lakin yine de dönüşler oldu. Afrin halkı yeniden inşa için büyük zorluklar çekiyor. Yine de Afrinlilerin dönüşü önemli bir adımdır. Yine Serekaniye’de halkımız topraklarına geri dönmek istedi. Problemler yaşadı.
Yine de bu geri dönüş devam edecek. Başka yerlerden olanların Serekaniye’yi ve Gre Spi’yi boşaltmaları gerekiyor. Bu konular da günlemde. Entegrasyonun tamamlanması demek, bütün dosyaların kapandığı anlamına gelmiyor. Hala çözülmemiş sorunlar var. Çalışmalar devam ediyor ve bunların çözülmesi gerekiyor.
Banu Güven: Entegrasyon sağlandı. Demokratik Suriye Güçleri lağvedildi. YPJ tanımlanmadığı için yeni görev ya da yeni isim hala bugün itibariyle YPJ olarak duruyor anladığım kadarıyla. Görüyoruz ki her gün bir gelişmenin olduğu bir süreç. Mesela bugün Haseke’ye, Şam’dan merkezi yönetimden güvenlik için girenler oldu falan. Bunlar hep böyle entegrasyonun adımları. İyi gidiyor mu? Ahenk içinde gidiyor mu? Halk ne görüyor? Siz nasıl bunu yaşıyorsunuz?
İlham Ahmed: Şimdiye kadar atılan adımların tamamı görüşmeler ve mutabakatla atılmıştır. Ne devlet ne de biz kendi başımıza adım atıyoruz. Tamamı müzakereyle gerçekleşiyor. Mesela Haseke’ye askeri entegrasyonla ilgili görevliler geldiğinde bunlar müzakere ve mutabakatla geliyor. Şu an içinde bulunduğumuz durum bizim devlete dahil olma durumudur. Biz artık bu devletin dışında kalmayacağız. Kürtler artık Suriye’de devletin içindedir. Bu devletin sadece bir halkı değil, Kürtlerin de devleti olmasını sağlıyoruz. Müzakereler ve görüşmeler bu esaslar üzerinden yürüyor. Onun için şu an yürütülen çalışmalar entegrasyon ve eğitim için görevlilerin gelmesi normal bir durumdur.
Banu Güven: Suriye’de kaç kişinin Suriye vatandaşlığı yoktu? Kaç kişi başvurdu bu mutabakatlardan sonra?
İlham Ahmed: Bu çok önemli bir kazanım. Aslında doğuştan hak olması lazım ama tabii önemli, resmileşen bir kazanım. Önceden kimlikleri olmayan 360 bin civarında insan var. Esad döneminde bunların 200 bini vatandaş şartlarına kavuştu. Kalanlar da başvurularını yaptılar ve kayıtları yapıldı.
Banu Güven: Suriye’de Kürt nüfusunu tahmin edebiliyor musunuz?
İlham Ahmed: 3 milyon var. Ancak çok büyük göç yaşandı, çok giden insan oldu.
Banu Güven: Tabii, tabii. Ama bir tek Suriye’de, Rojava’da yaşamıyor Kürtler, öyle değil mi? (27:23) Kürtler var, Araplar var, Süryaniler var. Yani çok renkli.
‘Sorunun diyalog yoluyla çözümünde Öcalan’ın önemli ve belirleyici bir rolü vardı’
Banu Güven: Suriye’de vardığınız bu mutabakatlar, adım adım 8 maddelik anlaşma, ondan sonra daha geniş anlaşma ve bugün entegrasyon açıklaması, bugünkü görüşmeleriniz, bunların çerçevesinin belirlenmesinde rol oynayan başka aktörler de var. Öyle görüyoruz. Yani Suriye’nin geleceği bir tek Suriye’de, Suriye’nin vatandaşlarının konuşup belirlediği bir gelecek gibi görünmüyor dışarıdan bakıldığında. Türkiye’den söz ediyoruz, Amerika da sizle ilgili konuşuyor. İsrail’in bir takım hedefleri var kafasında, ne olması lazım, olmaması lazım filan… Kim nasıl belirledi bu süreci? Biraz söyler misiniz? Çünkü siz tabii ki Türkiye’yle de konuşuyorsunuz ve Türkiye’deki süreç, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne dair ilk adımda öngördükleriyle burada olanlar da birbirinden bağımsız görünmüyor.
İlham Ahmed: Devrim başladığında Suriye yalnız başına değildi. Suriye üzerinde etkili olan faktörler ve Suriye devrimine müdahil olan özel güçler vardı. En başta İran ve Rusya’yı sayabiliriz. Şimdi bu iki ülkenin herhangi bir etkisi kalmadı. Türkiye’nin de hem eskiden, hem de şimdi Suriye’de önemli bir rolü var. Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin belirleyici etkisinin olacağını söyleyebilirim. Başka ülkelerin de, mesela Amerika’nın da önemli bir rolü oldu. Şimdi de ciddi etkisi var. Yine biz İngiltere’nin önemli bir etkisini görüyoruz. Bunlar Suriye meselesinin çözümünde rol oynayan ve bizim de etkileşim içinde olduğumuz güçlerdir.
Banu Güven: Güven: Biraz daha daraltayım: Suriyeli Kürtlerin geleceği konusunda belirleyici olmak isteyenler.. Şimdi burada Türkiye’de PKK’nin silah bırakacağı ve kendini feshedeceği yönünde Abdullah Öcalan’ın çağrısından sonra, Türkiyeli yetkililerin gözleri buraya da döndü. Dediler ki, Suriye Demokratik Güçleri de silah bırakmalı. Yani YPG YPJ de silah bırakmalı. Ama Mazlum Abdi demişti ki, “Burası başka, burası Suriye. Bizi bağlamıyor bu çağrı”. Ama sonra entegrasyona doğru gidildi ve sizde entegre olmayı kabul ettiniz. Sonra da belli ki, mesajlar geldi gitti. Bu süreç içinde Abdullah Öcalan’dan doğrudan mesaj alabildiniz mi? Onun öngörülerini sizinle paylaşması ne kadar etkili oldu? Türkiye Cumhuriyeti tarafından görüştüğünüz yetkililer, üst düzey yetkililer var diye biliyorum. Pozisyonunu söyleyebilirsiniz, eğer mümkünse. Onlarla ne zamandan beri görüşüyorsunuz? Ve bütün bunlar ne kadar şekillendirdi bugün Şam’la vardığınız mutabakatı?
İham Ahmed: Bu soru hem önemli hem de hassas bir soru. Üzerinde çok sayıda spekülasyon yapılan bir konu bu. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Minbiç’teki çatışmalar sırasında 10 Mart anlaşmasından önce bir saldırı oldu. O saldırının durdurulmasında Sayın Öcalan’ın önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Bu sorunun diyalog yoluyla çözümünde Öcalan’ın önemli ve belirleyici bir rolü vardır.
Banu Güven: Sizlerle dolaylı yoldan görüşerek, öyle mi?
İlham Ahmed: Çünkü Türkiye, Suriye meselesinde önemli bir aktördü ve SDG konusunda önemli hassasiyetleri vardı. SDG’nin silah bırakması, SDG’nin feshiyle ilgili hassasiyetleri masaya koyuyordu. Türkiye hem Suriye hem diğer devletlerle ilişkilerinde SDG konusunu hep ön plana çıkardı.
Şam’la diyalog kurmamızda, ateşkesi ilan edilmesinde, Şam ile sorunlarımızın çözülmesinde Türkiye’nin önemli bir etkisi vardı. Bu aslında bizim de yaklaşımımızdı. Çünkü biz Şam’la bir çatışmanın içinde olmayı hiç istemedik.
Ne Şam’la, ne de başka güçlerle çatışmak istedik. Fakat sanki biz Suriye’yi parçalamak ve Suriye devletinin dışında kalmak istiyormuşuz gibi bir algı oluşturuldu. Bize yönelik saldırıların durdurulmasında Sayın Öcalan’ın yürüttüğü müzakerelerin önemli etkisi oldu. Sonrasında da 10 Mart Antlaşması bizim irademizle imzalandı. Ancak Sayın Öcalan’ın önemli desteği oldu. Anlaşmaların imzalanmasında, sorunların diyalogla çözülmesinde, barışçıl bir entegrasyon sürecinin yürütülmesinde Sayın Öcalan’ın etkisi tartışılmazdır.
O dönemde Sayın Öcalan’ın bize ulaşan mesajlarından ve yaklaşımından süreci desteklediğini anlayabiliyorduk. Savaş olmasını istemiyordu, sürecin yürütülmesini istiyordu. Orta Doğu’da büyük bir savaştan endişe ediyordu. Kürtlerin bu büyük savaşı alet olmasını istemiyordu. Demokratik bir Suriye içerisinde Kürt meselesinin çözüme kavuşmasını istiyordu. Sayın Öcalan’ın bakış açısı ve düşünceleri böyleydi.
Bunun dışında yapılan spekülasyonlar, işte illa silah bırakın veya bırakmayın şeklindeki haberler doğru değildi. Silah bırakmanın da yine çözüm perspektifi içinde Kürtlerin tanınması, haklarına kavuşmasıyla olması gerektiğini düşünüyordu.
‘Türkiye istese de istemese de Kürt meselesinin muhatabıdır’
Banu Güven: Farklı yollarla mesaj alabildiğinizi söylediniz Abdullah Öcalan’dan ya da belki sizin için görüşen başka birçok aktör de var Abdullah Öcalan’la. Siz de buradan bu kadar önemli bir tarihi dönemeçte onunla mesajlaştınız. Şimdi bunun yöntemine dair bir detaya girmek istemiyorsunuz anladığım kadarıyla. Ama herkes şunu da merak ediyor. İlham Ahmed ve Mazlum Abdi bir gün Türkiye’ye gelebilecekler mi? Burada yaptıkları açıklamaları doğrudan mesela Ankara’da yapabilecekler mi? Hatta İmralı’ya gidip Abdullah Öcalan’la da görüşecekler mi? Bunlar olacak mı? Bunların olması için hangi koşulların yerine gelmesi bekleniyor?
İlham Ahmed: Tabii ki biz bu ziyaretlerin ve görüşmelerin yapılmasını umut ediyoruz. Hatta biz bu konuları Şam’daki yönetimle de konuştuk, paylaştık. Doğrusu biz barış konusunda, çözüm konusunda hangi taraf katkı sağlayacaksa onlarla görüşmenin doğru olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de önemli bir taraf ve istese de istemese de Kürt meselesinin muhatabıdır.
İster Türkiye’de olsun, ister Rojava’da olsun, Türkiye Kürt meselesinde direkt muhataptır. Bundan dolayı Türkiye ile olan görüşmeler önemlidir. Türkiye’nin yöneticilerinin bizi misafir etmeleri, görüşmelerin yapılması, ziyaretlerin gerçekleşmesi önemlidir.
Biz de bunları yapabilecek güce ve iradeye sahibiz. Biz bu görüşmeleri yapabiliriz. Özellikle Sayın Öcalan’ın katkısıyla Kürt meselesinin çözümünde barış bilincinin, ortak yaşam bilincinin, her halkın kendi kimliğiyle yaşayabilme bilincinin gelişmesinde Türkiye’de atılan önemli adımlar var.
Bu konuda Suriye’de çözümün ne şekilde hayata geçeceği önemlidir. Evet, Suriye’nin kendi özgünlüğü vardır. Suriye toplumu farklı bir toplumdur.
Suriye’deki yönetimin özellikleri farklıdır. Ancak Kürt meselesinin çözümündeki genel prensipler bellidir. Bu prensipler Suriye için de geçerli.
Dolayısıyla biz bu görüşmeleri bekliyoruz ve kapıların açılması ve ziyaretlerin yapılması konusunda umutluyuz. Bu sorunların zamana yayılmadan bir an önce çözülmesinin yararlı olduğunu düşünüyoruz. Gereksiz enerji ve zaman kaybındansa bir an önce harekete geçmek daha iyidir.
Banu Güven: Yani bunlar olursa, bir takım adımlar atılırsa, o listeler var malum, onlar yeni bir bakışla değerlendirilirse, sizin gitmenizi engelleyen neler varsa, kaldırılırsa. Çünkü bugünkü durumla uyuşmayan sakıncalılar listesi var, öyle değil mi? Onların da değişmesi herhalde söz konusu.
İlham Ahmed: Mesela benim ismim listede yer alıyor, ama neden yer aldığını bilmiyorum. Mesela ben Türkiye’ye karşı silah mı kullandım, ateş mi ettim? Böyle bir şey yok. Ben kendi toprağımda, kendi ülkemde siyaset yapmışım. Halkımın hakları için mücadele yürütmüşüm.
Nasıl Türkler ‘haklarımız var’ diyorlarsa, Araplar ‘haklarımız var’ diyorsa, ‘kimliğimiz var’ diyorsa, biz Kürtlerin de hakları ve kimliği vardır. Ben bu hakların savunuculuğunu yapmışım. Bundan dolayı terör listesine alınmak büyük bir haksızlıktır.
Türkiye’ye karşı hiçbir eylemde bulunmamışız. Sadece bizim üzerimize saldırıldığı zaman bunlara itiraz ettik. O listeden isimlerimizin mutlaka kaldırılması gerekir. Listenin temizlenmesi ve görüşmelerin yapılması gerekir.
Banu Güven: Son iki sorum var belki. Bir tanesi, Suriye kendine özgü bir ülke tabii. Ama burada Suriye’deki Kürtler için tabii çok geriden gelip vatandaşlık hakkı da dahil olmak üzere zaten olması gereken bazı haklar var. Ama onun üzerine bir de resmileştirmek istediğiniz diğer hakları konuştuk. İşte taleplerinizi, dille ilgili, yönetimle ilgili vs…
Burada farklı koşullar var tamam ama Türkiye’de daha bunlar konuşulmuyor, başka bir süreç ilerliyor. Ama sosyal hakları açısından Türkiye burada ne olduğuna da göz ucuyla bakıyor mu acaba? Çünkü bu alınan haklar Türkiye’deki Kürtler için de bir örnek oluşturacak herhalde.
İlham Ahmed: Öyle anlaşılıyor ki Suriye’de yaptığımız görüşmeler, vardığımız mutabakatlar, attığımız adımlar Türkiye tarafından yakından izleniyor, yorumlanıyor. Ve bu atılan adımlar da aslında etkili oluyor diyebilirim.
‘Orta Doğu’nun epey bir süredir dizayn edildiği açıktır’
Banu Güven: Bölgesel olarak bir Mekke İttifakı söz konusu. Diğer taraftan İsrail’in Suriye’deki varlığının kabullenilmiş gibi olması Şam tarafından, statü konusunun kabullenmesi, Ama İsrail’in Suriye’de bir üssü hedef alması, Türkiye’ye karşı bir takım argümanlarla…
Bütün bunları bölgesel bazı başka gelişmeleri de, İran’daki durumu, İsrail’in İran’a saldırısı, Amerika’nın İran’la bitmeyen çatışması. Bunları bölgesel açıdan değerlendirir misiniz?
İlham Ahmed: Orta Doğu’nun epey bir süredir dizayn edildiği açıktır. İster bölge devletleri kendi içlerinde bir blok oluştursun ya da Amerika’nın başını çektiği uluslararası güçler olsun, bölgenin dizayn edilmeye çalışıldığı bir gerçekliktir. Orta Doğu gelecekte nasıl bir yer olacak? Hangi şekilde yönetilecek? Bu daha netleşmiş değil.
Dolayısıyla her taraf kendisi açısından, hem kendi güvenliğini sağlamak hem de daha fazla inisiyatife sahip olmak için bölgeye müdahale ediyor. Kürtler de bu denklemde önemli bir faktördür. Dört ayrı devletin içinde yaşıyorlar.
Çok stratejik bir bölgede yaşıyorlar. Kürt toplumunun çok güçlü bir potansiyeli var. Kürt toplumu demokrasi konusunda, yenilenme konusunda, yönetme konusunda güçlü bir potansiyele sahiptir.
Dolayısıyla Kürtlerle ittifak kuranların bu dizaynda daha başarılı olacakları yönünde bir anlayış var. Kürt toplumunun böyle bir gücü var. Ancak tabii ki şu an, gelecekte ne olacağını bilemiyoruz.
Banu Güven: Netanyahu sizce güvenilir bir ortak, konuşma partneri, muhatabı olabilir mi?
İlham Ahmed: Bilmiyoruz, ancak bunlar bizim beklentimizdir. Biz Suriye’de yeni karışıklıklara yol açacak savaşlar istemiyoruz.
Sorunların çözümünde barışçıl yöntemlerin en doğru yol olduğuna inanıyoruz. İsrail ile olan diyalog ve ilişkiler de Suriye hükümetinin yetkisindedir. Suriye hükümeti diyor ki biz bu sorunları yasal çerçevede çözüme kavuşturalım.
Banu Güven: Açıklamalarınızdan süreç beklediğiniz gibi de giderse, ileride Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir ittifak mı demeliyim bilmiyorum ama bir şekilde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir şekilde, dostane ilişkilerle siz geleceğin belirlenmesini istiyorsunuz. Yani bunu anlıyorum açıklamalarınızdan. Bir tarafta da İsrail var. İsrail ile Kürtler Türkiye’de belli açılardan bakanların çok konuştuğu bir meseledir. İsrail’in de tabii hedefleri var bölgede. Ama Kürtler ne tarafa daha yakın duruyor diye sorulduğunda siz ne derdiniz?
İlham Ahmed: Biz Kürtlerin hiçbir tarafa düşman olmasını istemiyoruz. Biz hep barışçıl yollar aradık ve sorunları çözmeye çalıştık. Türkiye bizim sınırdaşımızdır, komşumuzdur. Türkiye’deki Kürt toplumu ile yakın sosyal ilişkilerimiz var.
Doğal olarak biz Türkiye ile bir çatışma içerisinde olmak istemiyoruz. Dolayısıyla Türkiye ile sorunlarımızı çözebilirsek, iyi ilişkiler içerisinde olursak bu iki taraf için de yararlı olacaktır. Başka açıdan da biz Suriye’nin içerisindeyiz.
Suriye devletinin bir parçasıyız. Suriye’de olan şeyler bizi de bağlıyor. Suriye’nin önemli bir komşusu da İsrail’dir. İsrail ile olan sorunların çözümünde de diyaloğu ve barışçıl yöntemi her zaman tercih ettik, şimdi de tercih ediyoruz.
Banu Güven: Açıklamalarınızdan süreç beklediğiniz gibi de giderse, ileride Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir ittifak mı demeliyim bilmiyorum ama bir şekilde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir şekilde, dostane ilişkilerle siz geleceğin belirlenmesini istiyorsunuz. Yani bunu anlıyorum açıklamalarınızdan. Bir tarafta da İsrail var. İsrail ile Kürtler Türkiye’de belli açılardan bakanların çok konuştuğu bir meseledir. İsrail’in de tabii hedefleri var bölgede. Ama Kürtler ne tarafa daha yakın duruyor diye sorulduğunda siz ne derdiniz?
İlham Ahmed: Biz Kürtlerin hiçbir tarafa düşman olmasını istemiyoruz. Biz hep barışçıl yollar aradık ve sorunları çözmeye çalıştık. Türkiye bizim sınırdaşımızdır, komşumuzdur. Türkiye’deki Kürt toplumu ile yakın sosyal ilişkilerimiz var.
Doğal olarak biz Türkiye ile bir çatışma içerisinde olmak istemiyoruz. Dolayısıyla Türkiye ile sorunlarımızı çözebilirsek, iyi ilişkiler içerisinde olursak bu iki taraf için de yararlı olacaktır. Başka açıdan da biz Suriye’nin içerisindeyiz.
Suriye devletinin bir parçasıyız. Suriye’de olan şeyler bizi de bağlıyor. Suriye’nin önemli bir komşusu da İsrail’dir. İsrail ile olan sorunların çözümünde de diyaloğu ve barışçıl yöntemi her zaman tercih ettik, şimdi de tercih ediyoruz.
Banu Güven: Netanyahu sizce güvenilir bir ortak, konuşma partneri muhatabı olabilir mi?
İlham Ahmed: Bilmiyoruz, ancak bunlar bizim beklentimizdir. Biz Suriye’de yeni karışıklıklara yol açacak savaşlar istemiyoruz.
Sorunların çözümünde barışçıl yöntemlerin en doğru yol olduğuna inanıyoruz. İsrail ile olan diyalog ve ilişkiler de Suriye hükümetinin yetkisindedir. Suriye hükümeti diyor ki biz bu sorunları yasal çerçevede çözüme kavuşturalım.
‘Dışişleri Bakanlığı ile iletişim kanalımız yok’
Banu Güven: Hakan Fidan ile bir görüşme kanalınız var mı? Mesajlaşma kanalınız var mı Türkiye Dışişleri ile? Tabi ki bu süreçler, bölgesel gelişmeler söz konusu olduğunda Milli İstihbarat Teşkilatı da sürecin içinde Türkiye’de. Buradan da bazı YPG, YPJ savaşçılarının belki üyelerinin dönüşü söz konusu mu Türkiye’ye? Buna dair bilginiz varsa siz söyleyebilir misiniz? Kimin aracılığıyla görüşüyorsunuz ya da Türkiye’den hangi yetkiliyle pozisyon söyleyebilirsiniz? Nasıl yetkililerle görüşüyorsunuz?
İlham Ahmed: Dışişleri Bakanlığı ile iletişim kanalımız yok. Biz tabii ki olmasını istiyoruz. Elbette ki, uzaktan birbirimize sert mesajlar vermek yerine yakın görüşmelerin olması daha iyidir. Güvenlik bürokrasisi ile geçmişten beri iletişim kanallarımız var. Suriye ile ilgili meselelerde de mesaj alışverişi oluyor.
Banu Güven. Üst düzey?
İlham Ahmed: Evet, düzey yüksek sayılır. Bu temelde görüşmelerimiz ve iletişimimiz devam ediyor. Gelecekte umut ediyoruz ki, Dışişleri Bakanlığı ile iletişim kanallarımız açılsın, görüşmelerimiz olsun. Onlar da bizi yakından takip etsin.
Banu Güven: Ben şunu biliyorum: TC vatandaşı olup buraya geldi IŞİD ile mücadelede yer alan kişiler oldu. Şimdi onların Türkiye’deki sürece bağlı olarak Türkiye’ye dönmek gibi bir durumları da söz konusu. Onlar Suriye vatandaşı da değiller çünkü. Dolayısıyla entegrasyon olduğunda onların da şimdi silahları burada bırakıp bir başka yere geçmeleri gerekiyor. Kaç kişi vardır? Ne zaman geçecekler? Onlar için nasıl bir prosedür var?
İlham Ahmed: Onların durumu da sürecin genel gidişatıyla ilgilidir.
PKK ile yürütülen süreç kapsamında onlar da oraya dahildir. Sayıyı tam olarak vermek mümkün değil ama çok yüksek sayıda olmadığını söyleyebilirim. Süreç kapsamında dönüşler başladığı zaman, biz de gereken düzenlemeyi yapacağız.
Banu Güven: Çok teşekkür ediyoruz cevaplarınız için. Belki bir sonraki görüşmeyi Şam’da yapabiliriz. Artık daha çok orada mı olacaksınız kararlar çıktıktan sonra?
İlham Ahmed: Evet öyle olacak.
Banu Güven: Peki o zaman bir sonraki görüşmeyi Şam’da yapmak üzere diyorum. Çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

