Peki Montreux Anlaşması tartışmalarına Avustralya ne diyecek?

Amirallerin Montreux Anlaşması’ndan çekilmeye itirazı sonrasında Yargıtay’dan, Tapu ve Kadastro Erzincan 24’üncü Bölge Müdürlüğü’ne kadar herkes açıklama yapma gereği hissetti. Bir tek anlaşmanın imzacılarından Avustralya konuşmadı. Zaten Montreux burada kimsenin de umurunda değil. O halde gelin size Avustralya’da bağımsız yargının ve basınının verdiği benzer iki çetin sınavdan bahsedeyim: Kardinal George Pell Davası ve ABC’nin Afgan Dosyaları...

Burasının havasına alışmakta zorluk çekiyorum.

Sabah 9 santigrat derecede uyanıp paltoyla dışarı çıkıyorum. Sonra öğlen 30 derece açık havada tshirtle dolaşıyorum ve akşam da yağmurluğumu giyip eve varıyorum.

Sokağa çıkarken çantaya montu, hemen yanına güneş gözlüğü ve güneşi geri yansıtmakla mükellef 50 faktörlük güneş kremini koymayı garipsiyorum çoğu zaman.

Havanın öngörülebilir olmamasına Türkiye’den alışığım ancak iki saat arasında 20 derece fark olmasına alışamıyorum. Ancak bir süre sonra ‘insanı öldürmeyen güçlendirir’ hesabı, hayat devam ediyor.

Mesela Türkiye’deki gibi…

Televizyonu açıyorsunuz ve haberleri izlemeye başlıyorsunuz. Kapatıp, iki saat sonra tekrar açıyorsunuz ve tüm havanın değiştiğini, siyah diyenlerin beyaz, hayır diyenlerin evet dediğini görüyorsunuz. Şaşkınlığınızın geçmesine fırsat kalmadan, yeni bir fırtına kopuyor ve başka bir yere savruluyorsunuz. Bir yerden sonra insan artık şaşıramıyor; akıntıya kendini bırakıp hayatına devam ediyor.

Türkiye’de amirallerin Montreux Anlaşması’na itirazına ve sonrasında olanlara da baştan şaşırdık. Ancak ‘resmin büyüğü’ne bakınca “olur öyle” dedik ya…

Emniyet Genel Müdürlüğü internet sitesi “Edepsizler” diye açılabilir.

İfade alacak olmaları önemli değil. Yargıtay da “darbe bildirisi” diyerek son noktayı koyabilir. Temyize başka ülkeye gidilir artık. 

Türkiye’de amirallerin Montreux Anlaşması açıklamasına itirazı ve sonrasında olanlar gerçekten herkesi şaşırtacak cinsten. “Avustralya’dan bakıp Montroex hakkında yazmak haddine mi?” diyenlere de bi’şey söylemek istiyorum.

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ni araştırırken imzalayanlara baktım da.

Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler haricinde hangi ülkeler imzalamış, biliyor musunuz? Üzerinde güneşi batıramayan Büyük Britanya ve yükselen güç Japonya dışında…

Evet bildiniz, Avustralya.

Avustralya’nın neden imzaladığını da araştırdım. Benim yorumum şu.

Bir sürü kişinin bir odaya doğru gittiğini görmüşler. Haliyle merak edip takip etmişler. Odaya girince aslında özel bir toplantı olduğunu ve davetli olmadıklarını fark etmişler ancak toplantı sonuna kadar vakur duruşlarını bozmamışlar. Herkes çıkarken ortadaki metne imza atıp çıkıvermişler. Bu!

Şu anda bu amiraller arasında da benzer düşüncede olanlar olduğunu tahmin ediyorum. Özellikle de Yargıtay’ın tepkisini gördükten sonra…

Yargıtay’a sorarsanız bağımsız yargı kurumları bu amiraller hakkında “gereğini takdir ve ifa edecektir.” Ancak olay mahkemeye intikal ederse yargı kurumlarının takdiri ve neyi ifa edecekleri şimdiden belli. Amirallerin başlattığı fırtınada batan bir başka kurum da basın. Bazı basın kurumlarının bu amirallerin aile üyelerinin ve akrabalarının parti üyeliklerini yayınlaması apayrı bir skandal.

Basın ve yargının toplumsal gelişmelere tepkisini kanunlar belirler aslında.

Gülüyorsunuz, duyuyorum. Gülmeyin.

Özgür basın ve bağımsız yargı…

Bunlar birbirinin mütemmim cüzü aslında.

Avustralya’dan bi’kaç örnek anlatayım size…

Bağımsız yargıdan ve Avustralya basınının verdiği bazı sınavlardan bahsedeyim.

Biri Kardinal George Pell Davası, diğeri de ABC’nin Afgan Dosyaları…

Bir Basın Özgürlüğü Hikayesi…

Avustralya’da basın özgür. Kanunların belirlediği sınırlar dahilinde özgür.

Hatta bazıları basına deli gömleği giydirildiğini söylüyor ve bir açıdan da haklılar.

Kardinal George Pell Avustralya Katolik Kilisesi’nin en üst düzey yetkilisi. Hatta bir ara Vatikan’da Papa’nın hazine bakanlığını da yapan Pell, kilisenin en üst düzey yetkililerinden. Avustralya’da 1990’larda iki çocuğa cinsel tacizle suçlanan Pell, adını temize çıkarmak için 2017’da Vatikan’dan Avustralya’ya döndü. Aralık 2018’de de Pell iki çocuğa cinsel tacizden suçlu bulundu. Dünya çapında olay oldu. Şimdiye kadar cinsel tacizden suçlu bulunan en üst düzey Katolik yetkili hapse girecekti. Dünya medyası haberlerini yaptı. Yalnızca burası, Avustralya hariç !

Çünkü Avustralya’da aynı anda Pell’e yönelik başka bir suçlamayla ilgili soruşturma devam ediyordu. Davanın başlaması beklendiği için de Avustralya basınının gelişmeleri haberleştirmesine izin verilmedi. Bazı medya organları bunu sansür olarak eleştirdi. Tüm dünyanın manşetine taşıdığı Pell davasını haberleştirmek için Avustralya’da basın, 26 Şubat 2019’da diğer davanın düşmesini beklemek zorunda kaldı. Altı yıl hapis cezasına çarptırılıp hapse yerleştirilen 77 yaşındaki Pell haliyle kararı temyiz etti. Ağustos 2019’da Temyiz Mahkemesi, Pell’in başvurusunu reddetti. Pell’in avukatları davayı ülkenin en üst mahkemesine taşıdı. Nisan 2020’de de Yüksek Mahkeme, mevcut deliller ışığında temyiz mahkemesinin Pell’in suçlu olduğuna dair en ufak şüphe olmamasının imkânsız olduğuna karar verdi ve Pell’in suçlu olduğuna dair mahkeme kararını düşürdü. Aynı gün serbest kalan Pell ise Vatikan’a döndü. Ancak olay orada bitmedi. Savcılık zaten Mart 2019’da toplam 39 basın organı ve gazeteciyi davanın gizliliğini ihlal ve mahkeme sürecine zarar vermeye çalışmakla suçlayıp, para artı hapis cezası talep etti. Bu suçlama Avustralya’da gazeteciler ve basın kurumlarının en korktuğu suçlama.

Haberlerde Pell’in ismini geçirmemelerine rağmen mahkemenin aldığı gizlilik kararını eleştiren haber yapmaları suçlamanın temelini oluşturuyor.

Macintosh HD:Users:yildirayogur:Desktop:FOTO 11.jpeg

Yukarıda karanlık birinci sayfalarını gördüğünüz gazeteler dahil olmak üzere 12 medya grubu bu yılın başında suçlarını kabul edip açık özür diledi. Pell’in avukatlık harcamalarına 500 bin dolarlık katkıda bulunmayı kabul ettiler. Ayrıca henüz belli olmayan miktarda para cezası da ödeyecekler. Bu özürler karşılığında 15 gazeteciye yapılan suçlamalar geri çekildi. Pell’in beraatı sonrası muhafazakâr kesimden en sert eleştirileri alan kurum ABC (Australian Broadcasting Corporation) oldu. ABC yüzde yüz halkın vergileriyle işleyen ve kamu yararı için çalışan bir medya kurumu. Türkiye’deki TRT gibi yani. Ancak uzaktan, yakından alakası yok.

Evet, devlet parasıyla işleyen bir basın kurumu. Ancak ticari ilişkileri sıfırlamak amaçlandığı için reklam alma hakkı yok. Zaten  hükümete de çok sağlam eleştiri yöneltiyorlar.

Neyse…

Davada Pell’e karşı ayrımcılık yapmakla, sadece bir tarafın görüşünü yansıtmakla ve kardinale karşı linç kampanyasının başı olmakla suçlanan ABC, eleştirileri reddetti. Hatta ABC’de çalışan gazeteciler açıkça Yüksek Mahkeme’nin kararını eleştirmeye devam etti. Pell veya muhafazakâr kesimin saldırıları ABC’yi korkutmak için yeterli değil zira Avustralya’nın resmi yayın kurumu ABC, Avustralya ordusunu ve emniyet güçlerini karşısına almaktan çekinmeyen bir kurum. Pell’den mi korkacak ?

Onun da ötesinde, ABC, Afganistan’a gönderilen Avustralya askerlerini savaş suçu işlemekle suçlayan kurum.

Yani, dünya olayı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın geçen Kasım’da attığı bir tweetten öğrenmedi. O tweetten üç yıl önce ABC, sızdırılan resmi dosyalara dayanan bir dizi haberi “Afghan files” adlı bir dosya ile Avustralya kamuoyuna ve dünyaya sundu. Afganistan’a gönderilen Avustralyalı askerlerin sivilleri koruyacaklarına atış talimi için kullandıklarını iddia eden yedi ayrı haber yapan ABC’nin ortaya çıkardığı korkunç gerçekler daha sonra kapsamlı bir soruşturmaya neden oldu. Bağımsız soruşturmanın sonunda yayınlanan Brereton Raporu’nda 2009 ile 2013 arasında 39 Afgan sivil veya tutuklunun Avustralya özel kuvvetleri personeli veya personelin talimatlarıyla öldürüldüğüne dair delil olduğunu açıkladı. Bu suçlarla doğrudan veya dolaylı ilişkili 25 ordu personeli olduğu belirtiliyor. Bu rapordan sonra suçlanan iki birliğin tamamen tasfiye edilmesine karar verildi. Hükümet başka vakaları ve ilave suçlamalara gerek olup olmadığını araştırmak için yeni özel bir soruşturma ofisi kurdu. Genel Kurmay Başkanı General Angus Champell Avustralyalı askerlerin işlediği suçlardan dolayı özür diledi, bölük içindeki “çarpık kültürün” Avustralya Silahlı Kuvvetleri’nin ahlaki duruşuna zarar verdiğini söyledi. Ayrıca savaş suçu işlemiş birliklerin komutanların da cezalandırılacağını söyledi. 

Tüm bunlardan sonra olaydan haberdar olan İbrahim Kalın ‘Modern barbarlık budur: “Avustralya ordusuna mensup acemi askerleri adam öldürmeye alıştırmak için Afganistan’da 39 tutsak sivilin kasten öldürüldüğü anlaşılmıştır’ tweetini yayınladı.

Macintosh HD:Users:yildirayogur:Desktop:FOTO 2.jpeg

Bu tweeti attığında Van’da askeri bir helikopterden iki kişinin atıldığına dair iddiaları haberleştiren dört gazeteci tutukluydu. Geçen hafta düzenlenen ilk duruşmada, altı aylık tutukluktan sonra serbest kalabildiler.

Avustralya’da ise emniyet yetkililerinin ilk işi, ABC’nin Sydney’deki ofisini basıp bazı dosyalara el koymak oldu. Olay tüm ülkeyi şok etti. Basına yönelik bu tür bir müdahaleye alışık olmayan halk ve diğer basın kurumları, baskına sert tepki gösterdi. 

2019 Haziran’ında yapılan baskın sonrasında ABC’nin açtığı davalar yüzünden polisin dosyalara bakması bile 2020 Şubat ayını buldu. ABC ayrıca bilgi edinme özgürlüğü hakkını kullanarak polisin doğrudan gazetecileri cezalandırmak istediğini ortaya çıkardı. Polis elindeki suçlamaları savcıya gönderdi, savcı da olayın öneminden dolayı adalet bakanının onayını talep etti. 2020 Ekim ayında da savcılık, ABC’nin gazetecisine yönelik suçlamaları mahkemede ispatlayabileceğine inansa da dava açmamaya karar verildiğini açıkladı. 

Dosyaları sızdırıp olayın ortaya çıkmasını sağlayan eski ordu mensubu David McBride, şu anda gizli bilgileri ifşa ile ilgili çeşitli suçlamalarla karşı karşıya. Dava süreci devam ediyor. McBride’ın yaptığının kamu görevi yaptığını düşünenler, suçlamaların düşmesi için kampanya yapıyor. Hatta o kampanyalardan biri geçen günlerde şehir merkezinde, St. Paul Katedrali’nin önüne yerleştirilen bu dev panolar vasıtasıyla yapıldı. (Düşününü ki, İstanbul’da Sultan Ahmet Camii önüne … Yok, vazgeçtim. Siz yine de düşünmeyin.)

Macintosh HD:Users:yildirayogur:Desktop:FOTO 3.jpg

Avustralya’da basın ve yargı sistemi arasındaki bu mücadele devam ediyor. İki taraf da kanunların kamu yararını gözettiklerini savunuyor. Zaten amaç da bu olmalı. Kurumsal olarak yapılanın tek savunması kamu yararı olmalı.

Türkiye’de Yargıtay’ın açıklaması ile Tapu ve Kadastro Erzincan 24’üncü Bölge Müdürlüğü’nü aynı yerde buluşturan şey ise, acaba gerçekten kamu yararı mı?

Önceki İçerikSosyoloji ne işe yarar?
Sonraki İçerikDatça halkı Kargı Koyu için ayakta