Popülizmin yükselişi ve panik duygusu

Panik duygusunun baskın hale geldiği anlarda hep olduğu gibi, “popülist liderler ve onların ‘baldırı çıplak’ destekçileri demokrasiyi öldürüyor” paniği de zecri tedbirleri onaylayan bir siyasi ortam yarattı. Demokrasinin faşizmin yükselişini seyrettiğinde neler olduğunu tarihten biliyoruz, böyle dönemlerde panik yararlı bir duygu ve tedbirler kaçınılmaz; savrulmamak kaydıyla…

‘Homo economicus’ zannedildiği gibi sadece kapitalizmin amentüsü değildi. Devrim umutlarının bağlandığı yoksul-emekçi bireylerin davranışlarının yegâne belirleyicisinin, onların ekonomik hayat içindeki pozisyonları olduğunu savunan her türden ‘sol’ siyaset de bir anlamda ‘homo economicus’çuydu.

Hali vakti yerinde Amerikalı orta sınıfların Trump gibi ‘cahil bir megaloman’ın peşinde ne aradığı sorusuna liberallerin de solun da tatmin edici bir cevap verememesinin altında, katılığını epey kaybetmiş olsa da, işte bu ‘homo economicus’çu bakış var. Tatmin edici bir cevap verilemiyor, çünkü onları popülist liderlerin peşinden gitmeye iten şey(ler) o kadar basit değil, hattâ çok karmaşık.

Etyen Mahçupyan, “Trump: Sistemin suistimali mi, yozlaşması mı?” başlıklı yazısında (Serbestiyet, 12 Ocak), liberallerin ve solun neyi ıskaladığını şöyle anlatıyordu (aslında o sadece liberalizm eleştirisi bağlamında dile getiriyor eleştirisini, ama bence aynı şey ‘homo economicus’çu sol için de geçerli):

“Bu yaklaşım insanın temel psikolojisini göz ardı etmekte. Çok yönlü olabiliriz, ancak talep ve tercihlerimiz arasında da (zihniyetimizle bağlantılı) hiyerarşiler var ve önemsediğimiz talep ve tercihlerin tatmin edilememesi, tatmin edilmiş talep ve tercihlerimizi önemsiz kılabiliyor. Hele bu durum beslenme, barınma, ev kurabilme, asgari güven içinde yaşama gibi temel ihtiyaçların tatmin olmamasını ima ediyorsa sorun daha da radikal bir hal alıyor.

“Ancak Amerika’dan bahsediyoruz… Evsiz barksızlar, açlar bulunsa da bunların oranı ne olabilir? Amerikan siyasi sistemini sallayacak kadar önemli hale nasıl gelebilir? Gerçekten de öyle… Ancak mesele ihtiyaçlarımızın mutlak seviyesi değil, göreceli konumu. Yani bizi mutlu ya da mutsuz eden şey, ihtiyaçlarımızın ne denli tatmin olduğundan ziyade, başkalarına kıyasla ne kadar tatmin olduğu.”

Fakat tabii Amerikan orta sınıflarını Trump gibi bir megalomanın peşine takan şey, sadece Mahçupyan’ın burada işaret ettiği iktisadi adaletsizlik olamaz; nitekim o da yelpazesi çok daha geniş bir haksızlığa uğramışlık duygusunden söz ediyor:

“Kısacası sosyal eşitsizlik ve dengesizlikler, haksızlığa uğramışlık ve insan yerine konmamışlık duygusuna, dolayısıyla tatminsizliğe neden oluyor. Kişi yaşadığı ‘haksızlığı’ kimliğine ve kişiliğine yapılmış bir hakaret gibi algıladığı ölçüde, onu telâfi edecek daha geniş kapsamlı, siyasi nitelikte bir ‘kazanma’ ihtiyacı geliştiriyor. Ve o zaman bu duygulara tercüman olan bir megalomanı beğenip benimseyebiliyor… Çünkü haksızlığa uğramışın gözünden bakıldığında, megalomanın kendisi haksızlığa vurulmuş bir şamar gibi algılanıyor. Otokratı savunmak kendi bireysel onurunu ayakta tutmanın parçası haline geliyor.”

Çare, “siyasi sistemi sağlam tutmakta” mı?

Peki, çare? Popülist otokratlara karşı yürütülecek mücadele konusunda dile getirdiği uyarı, bence Mahçupyan’ın yazısının en önemli kısmı; ben de zaten bu yazıda oradan devam etmek istiyorum… Şöyle diyor:

“Trump sonrası tartışmalarda ortaya çıkan iki temel görüşten biri, demokratik sistemin kendisini yeniden doğru yola yerleştirecek kadar güçlü olduğunun görüldüğünü, diğeri ise ileride yeni bir Trump’ın çıkabileceği ihtimalinden hareketle sistemin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Diğer deyişle her ikisi de toplumsal bir sorunu siyasi sistemi sağlam tutarak çözmeyi öngörüyor.”

Bu eleştiri aklıma, anayasa hukukçusu Kemal Gözler’in yükselen otokratlara karşı mücadele üzerine iki yıl önce (Aralık, 2018) kaleme aldığı ve kendi sitesinde yayımladığı iki önemli yazıyı aklıma getirdi. Mahçupyan’ın üstteki paragrafta özetlediğim eleştiriyi (“toplumsal bir sorun siyasi sistemi sağlam tutarak çözülebilir mi?”) açabilmekte yardımcı olacağı düşüncesiyle, iki yıl önce ilk yayımlandığında da Serbestiyet’te üzerinde durduğum bu iki yazıya bir kez daha dönmek istiyorum.

Parantez: İki yıl önce Gözler’in listesinde ABD yoktu

Gözler, Hukuk Nereye Gidiyor? ve Demokrasi Nereye Gidiyor? başlıklı yazılarında demokrasiyi ve hukuku cendere altına alan iktidarların aslında bir kategori oluşturduğunu ve bunların küresel çapta bir ‘dalga’nın ürünü olduğunu savunuyor, dalgaya kapılan ülkeleri zikrederken şöyle diyordu:

“Aşağı yukarı on yıldır, Türk demokrasisi bir gerileme dönemi içinden geçiyor. Yıldan yıla demokrasiden uzaklaşıyoruz.

“Hemen belirtelim ki, bu olgu sadece bizde değil, derecesi farklı olmakla birlikte, Rusya, Macaristan, Polonya, Venezuela, Bolivya gibi başka ülkelerde de görülüyor.”

Gördüğünüz gibi Trump’ın ABD’si yok bu listede. Zannetmem ki Gözler o yazıları bugün yazsa o liste ABD’siz olsun.

Neyse, bu bir parantezdi… Şimdi bakalım Kemal Gözler popülist-otokrat liderlerin yükselişini durdurmanın ve ‘ters dalgaya’ gelen demokrasinin yeniden toparlanabilmesinin koşullarını nerede görüyor? Bir başka deyişle: Popülist-otokrat liderlere karşı ne yapmalı? (Böyle dedim ama hakkaniyetli olmayabilir bu. Şöyle demek daha doğru: Kemal Gözler bu yazılarında kendisinin “hazır ve kesin çözüm önerilerinin” olmadığını teslim ediyor ve tartışmaya açık bir dizi öneri atıyor ortaya.)

“Nerede hata yaptık?”

Kemal Gözler’in “Demokrasi Nereye Gidiyor?” adlı ikinci makalesinin alt başlığı işte bu: “Nerede Hata Yaptık?”

Gözler, 2010’dan itibaren Türkiye’de demokrasinin yeni bir ‘ters dalga’ya girdiği tespitini yaptıktan sonra bu dönemde yaşadığımız tecrübelerin “kamu hukukunun temel teorilerinin ve hatta bazı temel varsayımlarının sorgulanması gereğini gösterdiği” sonucuna varıyor ve bunlara bir dizi örnek veriyor.

Burada, örneklerin ayrıntısına girmeyeceğim, işaret etmek istediğim nokta, Kemal Gözler’in, toplumsal niteliği apaçık olan popülizmin yükselişi sorununun çözümü üzerinde düşünürken aklına sadece “kamu hukukunun temel teorilerinin ve hatta bazı temel varsayımlarının sorgulanması”nın gelmesi…

Gözler’in popülist liderlerin istismarının önüne geçmek amacıyla seçimler, referandum, Anayasa Mahkemesi’nin yapısı, HSK’nın yapısı vb konularda dile getirdiği öneriler için: https://www.anayasa.gen.tr/demokrasi-nereye-gidiyor.htm

Toplumsal boyuttan hiç söz etmeden, sadece bu türden mimariler üzerinde odaklanarak popülist liderlerin yükselişini engellemek çok zor.

Demokrasiyi koruma mücadelesinin bir boyutunu üst yapısal tedbirler oluşturabilir.  Fakat salt buraya odaklanmanın siyasete karşı bürokrasiyi güçlendirmeyi; bunun da popülist liderleri destekleyerek demokrasi suçu işleyen ‘baldırı çıplakları’ sistemin çeperlerine itmeyi imâ ettiği ölçüde bu türden tedbirler, arzulananın tam tersi sonuçlar doğurabilir.

Elit nefreti de bu sürecin çıktılarından biridir, ki durum zaten hiç iyi değil; ‘okumuş yazmışlar’ ve ‘baldırı çıplaklar’ hiç bu kadar ters düşmemişti.

Sonraki yazıda bu ‘ters düşme’ üzerinde duracağım.

Önceki İçerikMHP’li Yalçın: ‘Bu hareketin delisi çoktur, talimat falan dinlemezler’
Sonraki İçerikŞiddetle aranıza mesafe koyacak mısınız?