Enstitü Sosyal Yükseköğretim Araştırmaları Çalışma Grubu tarafından hazırlanan “Türkiye’de Yükseköğretim Sisteminin Mevcut Durumu, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri” başlıklı rapor, Türkiye üniversitelerinin son yıllardaki hızlı büyümesine rağmen nitelik ve uluslararasılaşma alanlarında ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.
Haziran 2026’da yayımlanan ve editörlüğünü Amine Ertürk’ün yaptığı raporda YÖK’ün yapısından akademik yükselme sistemine, kontenjanlardan dört yıllık lisans eğitimine ve uluslararasılaşmaya kadar yükseköğretimin temel sorunları incelendi. Araştırmada YÖK başta olmak üzere ulusal ve uluslararası veri tabanları kullanıldı; ayrıca akademisyenler, üniversite yöneticileri, lisansüstü öğrenciler ve politika yapıcılarla dört ayrı odak grup çalışması gerçekleştirildi.
48 binden 337 bine
Türkiye’nin en büyük sıçramalarından biri uluslararası öğrenci sayısında yaşandı. 2013-2014 öğretim yılında 48 bin 183 olan sayı, 2024-2025’te 337 bin 119’a çıktı. Böylece uluslararası öğrenci sayısı 11 yılda yaklaşık 7 katına yükseldi.
Ancak hızlı büyüme 2025’te neredeyse durdu. Bir önceki öğretim yılında 336 bin 366 olan sayı yalnızca 753 kişi artarak 337 bin 119’a çıktı. Artış oranı yüzde 0,2’de kaldı. YÖK’ün 2024-2028 Uluslararasılaşma Strateji Belgesi’ndeki 2025 hedefi ise yüzde 6,1’lik artıştı.
Uluslararası öğrencilerin büyük çoğunluğu lisans öğrencisi
Uluslararasılaşmanın bir başka dikkat çekici yönü, öğrencilerin eğitim seviyeleri. YÖK’ün 2023-2024 verilerine göre uluslararası öğrencilerin yüzde 70,9’u lisans, yüzde 16,47’si ön lisans, yüzde 9,35’i yüksek lisans ve yalnızca yüzde 3,28’i doktora düzeyinde eğitim görüyor.
Son 2024-2025 verilerinde ise 337 bin 119 uluslararası öğrencinin 233 bin 765’i lisans, 58 bin 912’si ön lisans, 33 bin 390’ı yüksek lisans ve 11 bin 52’si doktora öğrencisi.
Rapora göre bu tablo özellikle araştırma kapasitesi açısından önem taşıyor. Çalışma, yükseköğretimin uzun vadeli niteliğinin doktora eğitiminin kapasitesi ve kalitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, reformun merkezine doktora eğitimini koymayı öneriyor.
Öğrenciler uluslararası, akademisyenler değil
Raporun en çarpıcı karşılaştırmalarından biri akademisyenlerde.
Türkiye’deki yaklaşık 185 bin öğretim elemanının yalnızca 2 bin 906’sı uluslararası akademisyen. Yabancı akademisyenlerin toplam akademik personel içindeki oranı böylece yüzde 1,57’de kalıyor.
Birleşik Krallık’ta ise 2022 verilerine göre akademik personelin yüzde 32,7’si uluslararası akademisyenlerden oluşuyor.
Raporda ayrıca devlet üniversitelerinde yabancı uyruklu akademisyen istihdamına ilişkin yüzde 2’lik yasal üst sınıra dikkat çekiliyor ve bu sınırlamanın akademik, sosyal ve ekonomik gerekçelerinin yeniden değerlendirilmesi isteniyor.
En çok öğrenci Suriye, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan
Uluslararası öğrencilerin kaynak ülkelerinde de belirgin bir coğrafi yoğunlaşma bulunuyor. 2024-2025 verilerine göre ilk sıralarda Suriye (54 bin 794), Azerbaycan (42 bin 969), Türkmenistan (37 bin 542) ve İran (31 bin 486) bulunuyor. Bunları Kazakistan ve Irak takip ediyor. Raporda özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden gelen öğrenci sayısının düşük kaldığına dikkat çekiliyor.
Öğrencilerin coğrafi dağılımında İstanbul açık ara önde. Türkiye’deki 337 bin uluslararası öğrencinin 136 bin 404’ü, yani yaklaşık yüzde 40’ı İstanbul’da okuyor. Ankara’da 19 bin 447, Eskişehir’de ise 18 bin 850 uluslararası öğrenci bulunuyor.
Rapor: Artık nicelikten niteliğe geçilmeli
Enstitü Sosyal’in temel tespiti, Türkiye’nin son 20 yılda yükseköğretimde büyük bir niceliksel genişleme sağladığı, ancak bundan sonraki aşamanın “erişimden niteliğe” geçiş olması gerektiği.
Raporda mevcut finansman sisteminin üniversiteleri performans ve etki yerine öğrenci, bina ve kadro sayısı üzerinden büyümeye teşvik ettiği; araştırmaların önemli bölümünün makale üretimiyle sınırlı kaldığı, bunların patent, prototip ve girişime dönüşme kapasitesinin zayıf olduğu belirtiliyor. Öğretim üyesi başına yıllık uluslararası yayın sayısının da hâlâ 1’in altında olduğu vurgulanıyor.
Çalışma, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun yenilenmesini, YÖK’ün daha farklı bir koordinasyon yapısına dönüştürülmesini, üniversitelere daha fazla hareket alanı verilmesini, akademik yükselmede liyakat ve performansın güçlendirilmesini ve araştırma kapasitesini artıracak yeni bir uluslararasılaşma stratejisi geliştirilmesini öneriyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.