Anasayfa / Haberler / Cambridge’in en genç siyah profesörü intihal iddiaları sonrası istifasından bir hafta sonra intihar etti

Cambridge’in en genç siyah profesörü intihal iddiaları sonrası istifasından bir hafta sonra intihar etti

Cambridge’in 41 yaşındaki en genç siyah profesörü Jason Arday, doktora tezinde intihal yaptığı ve topladığı bağış miktarını şişirdiği iddialarıyla haftalarca gündemdeydi. Eleştirmenler onu üniversitenin ‘çeşitlilik vitrin çocuğu’ ilan ederek, akademik zayıflıklarının siyah olduğu için görmezden gelindiğini savundu. Baskı dayanılmaz hale gelince istifa etti; bir hafta sonra evinde ölü bulundu.”

Cambridge Üniversitesi’nin tarihindeki en genç siyah profesör olan Jason Arday, görevinden istifa etmesinin yalnızca bir hafta sonrasında, 14 Ağustos Cuma günü Londra’nın Battersea semtindeki evinde ölü bulundu. 41 yaşındaki akademisyenin ölümü, haftalarca süren plagiarism (intihal) ve özgeçmiş iddialarının ardından geldi.

Metropolitan Polisi yaptığı açıklamada, saat 15.12’de bir eve yapılan ihbar üzerine ekiplerin olay yerine gittiğini ve 41 yaşındaki adamın tepkisiz bulunduğunu, olay yerinde hayatını kaybettiğinin belirlendiğini duyurdu. Polis, ölümün “beklenmedik olduğunu ancak şüpheli görülmediğini” açıkladı; soruşturma sürüyor.

İstifaya uzanan süreç

Arday, 2023 yılında 37 yaşında Cambridge’e Sosyoloji ve Eğitim Profesörü olarak atanmış, bu atamayla üniversitenin tarihindeki en genç siyah profesör unvanını almıştı. Otizmli ve disleksik olduğunu, 11 yaşına kadar konuşamadığını, 18 yaşına kadar okuma yazma bilmediğini anlattığı kişisel hikâyesi onu kısa sürede İngiliz medyasında tanınır bir isme dönüştürmüştü.

Geçtiğimiz ay, DEI (çeşitlilik-eşitlik-kapsayıcılık) politikalarına yönelik açık eleştirileriyle bilinen ve Cambridge’den ayrılmış eski bir araştırmacı olan Nathan Cofnas, Arday’ın akademik geçmişine ve unvanlarına dair soruları kamuoyuna taşıdı. 24 Temmuz’da The Times, Arday’ın 2015 tarihli doktora tezinde başka bir araştırmacının çalışmasıyla birebir veya çok yakın örtüşen pasajlar bulunduğunu öne süren bir analiz yayımladı. Medyada ayrıca hayır kurumları için topladığını belirttiği 5,5 milyon sterlin (yaklaşık 7,4 milyon dolar) bağış iddiası da sorgulandı.

Arday’ın doktorasını verdiği Liverpool John Moores Üniversitesi, iddialar üzerine bir inceleme yürütmüş ve akademik suistimale dair kanıt bulunmadığı sonucuna ulaşarak derece kararını sürdürmüştü. Cambridge Üniversitesi ise başlangıçta Arday’ı bir “karalama kampanyasının” hedefi olarak tanımlarken, tutumunu değiştirerek 5 Ağustos’ta niteliklerine ve fahri unvanlarına ilişkin “yeni bilgiler” doğrultusunda resmî bir soruşturma açtığını duyurdu. Arday, soruşturmanın açıklandığı gün istifasını sundu.

İstifa metninde Arday, kendisine yönelik eleştirilerin “akademik bir anlaşmazlığın çok ötesine geçtiğini” ve “amansız suçlamaların, spekülasyonun ve kamuoyu yorumlarının kendisi ve sevdikleri üzerinde ağır bir tahribat yarattığını” yazmış; istifasının hakkındaki anlatıları kabul ettiği anlamına gelmemesi gerektiğini vurgulamıştı.

Ailesinden sert açıklama: “Bir medya avıydı”

Arday’ın ölümünün ardından yayıncısı Simon & Schuster aracılığıyla yapılan aile açıklamasında, akademisyenin Cambridge’e katıldığı 2023’ten bu yana “kendisini her koşulda çökertmeye kararlı kişilerin sürdürdüğü bir taciz kampanyasına” maruz kaldığı belirtildi. Açıklamada, “Dezenformasyon kampanyası Jason için fazla ağır geldi; o her zaman herkesin en iyisini görmek isteyen, nazik bir insandı. Bu olağanüstü babayı, partneri, kardeşi, amcayı ve oğlu kaybetmenin şokunu yaşıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Cambridge Rektörü Prof. Deborah Prentice, haberi “derinden üzücü” bulduklarını belirterek Arday’ın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi. İngiltere Eğitim Bakanı Lucy Powell de sosyal medyada “derinden sarsıldığını ve üzüldüğünü” yazarak ailenin bu zor dönemde mahremiyetine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Tartışma: Bu bir “medya linci” miydi?

Ölüm haberinin yayılmasıyla birlikte İngiltere’de kamuoyu tartışması hızla sertleşti. Siyah topluluğa yönelik yayın yapan Voice Online’da yazan bir yorumcu, olayı doğrudan “medya linci” olarak tanımladı ve Arday’ın “hedefe konularak ölümüne sürüklendiğini” ileri sürdü. Yazıya göre bu süreç, DEI karşıtı çevrelerin “siyah bir bireyin üst düzey bir konuma yalnızca liyakatle gelemeyeceği” fikrini yaymak için giriştiği ideolojik bir kampanyanın parçasıydı; yazar ana akım medyayı da bu çerçevelemedeki başarısızlık nedeniyle “siyahlara karşı derin bir önyargıyı” yansıtmakla eleştirdi.

Karşı görüşte olanlar ise iddiaların kaynağının kimliğinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor: Times’ın ortaya koyduğu tez karşılaştırması somut ve doğrulanabilir bir bulguydu, üstelik Cambridge’in soruşturma açma kararı da bunun tamamen asılsız olmadığını gösteriyordu. Newsweek’e göre tartışma akademisyenler ve yorumcular arasında ikiye bölünmüş durumda: bir kısmı Arday’ı ırkçı motivasyonlu bir kampanyanın kurbanı olarak görürken, diğerleri üniversitelerin onun akademik geçmişini ve unvanlarını nasıl bu denli gözden kaçırabildiğini sorguluyor.

The Washington Post’ta yayımlanan bir yorum yazısı ise olayı “bu kadar basit değil” başlığıyla ele aldı ve bunun bir üniversitenin belirgin sorunları olan bir profesörü koruma konusunda diretmesinin ilk örneği olmadığını hatırlattı; kurumların hem yükselttikleri hem de düşüşe geçirdikleri isimlerle olan ilişkisinin çok daha yapısal bir soruna işaret ettiğini öne sürdü.

Cofnas’ın rolü

İddiaları başlatan Nathan Cofnas’ın kimliği tartışmanın merkezinde yer alıyor. Cofnas, DEI politikalarına yönelik eleştirileriyle tanınan ve daha önce “meritokratik bir düzende siyahların spor ve eğlence dışındaki üst düzey pozisyonlardan büyük ölçüde kaybolacağını” yazmış olan bir felsefeci. Bu geçmiş, eleştirmenlerin iddiaların motivasyonunu sorgulamasına yol açarken, iddiaların içeriğini (tez karşılaştırması gibi somut bulguları) savunanlar bunun kaynağın niyetinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Cambridge, Arday vakasının kendi işe alım süreçlerine dair daha geniş bir incelemeyi tetikleyeceğini duyurdu. Rektör Prentice, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada üniversitenin “renkli çalışanlarının katkılarına ve akademik meşruiyetlerine son derece değer verdiğini”, bu vakanın “istisnai bir durum olduğunu ve diğer akademisyenlerin çalışmalarına veya konumlarının meşruiyetine leke sürmek için kullanılmaması gerektiğini” vurgulamıştı.

Arday’ın ölümü, akademi dünyasında kişisel anlatı üzerine inşa edilen kariyerlerin, aynı anlatı sarsıldığında ne denli kırılgan hale geldiğine dair bir tartışmayı da yeniden alevlendirdi. Vaka, İngiliz medyasında ve akademik çevrelerde hâlâ tartışılmaya devam ediyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın