ÇEVİRİ | Haaretz: Kudüs’te gerilimin tırmanmasına kader demek için saf olmak lazım

“Olan biten şeyin kozmik tesadüflerin sonucu olduğuna inanmak; bir Arap partisinin oylarına bağlı olan ve ‘ebedi başbakan’ Netanyahu’yu devirmeyi amaçlayan bir hükümet kurulmadan hemen önce Kudüs'te milliyetçi ve dinsel gerilimlerin ani tırmanışına kaderin yol açtığını düşünmek için büyük ölçüde saf ve iyi olmak lazım.“

İsrail’in sol-liberal gazetesi Haaretz’de askeri ve savunma alanında uzman gazeteci Amos Harel’in “Hamas İsrail’i Şaşırttı ve Muhtemelen Bedelini Ödeyecek” başlıklı analizinin tam çevirisini yayımlıyoruz.

Hamas, Kudüs’e roketlerle saldırarak, yazılı olmayan kuralları bozdu. İsrail’in orta kesimine yağdırdığı roketlerle de ateşe benzin döktü.

Hamas’ın daha önce görülmemiş ölçekteki roket saldırılarına karşılık İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki yoğun hava saldırıları, İsrail ve Hamas’ı bir başka savaşın eşiğine getirdi.

Durmadan çalan sirenler, Demir Kubbe’nin etkisiz hale getirdiği roketler ya da yakınlara düşen roketlerin patlama sesleri, ülkenin kuzey ve güneyinde yaşayanlar için tanıdık ancak İsrail’in orta kesiminin sakinleri  böyle bir deneyimi asla yaşamamıştı.

Hükümete şiddetli karşılık vermesi için büyük baskı yapılması muhtemel.

Eğer uluslararası arabulucuların devreye girip ateşkes sağlaması olasılığı vardıysa, artık mümkün görünmüyor.

Salı gecesi İsrail hava kuvvetleri Gazze üzerindeki hava saldırılarını yoğunlaştırdı, kara kuvvetleri ise bölgedeki varlığını arttırdı. Karşılıklı can kaybının artması savaş riskini daha da arttırıyor. İsraillilerin dillerindeki soru ise, Hamas üst düzey yöneticilerinin akıllarının başlarında olup olmadığı?

Pazartesi Kudüs’e düzenledikleri olağandışı roket saldırısı ve Salı günü Aşdod ve Aşkelon’a attıkları roketlerden sonra bile bazıları hâlâ karşılıklı saldırıların dinebileceğini düşünüyordu.

Ama Hamas’ın başka fikirleri olduğu anlaşıldı. Akşam 9’dan biraz önce Gush Dan (Tel Aviv çevresi) ve Şaron bölgesine de saldırdılar. Rişon Letzion’da bir kadın hayatını kaybetti. Öğleden sonra Aşkelon’da ölen iki kadından sonra, üçüncü sivil de hayatın kaybetmiş oldu. Milyonlarca kişi günü ve geceyi güvenli odalarında ve sığınaklarda geçirdi.

Son birkaç gündür, İsrail’in Hamas’ın niyetini ve operasyonel yeteneklerini hafife almış olduğu ortada ancak, şu andan itibaren Hamas liderlerinin kritik bir hata yapmakta oldukları da olasılık dahilinde.

Muhtemelen grubun liderleri, ilk saldırılarının yarattığı kibirin etkisinde kaldılar. Belki de İsrail’in içinde bulunduğu siyasi felcin hükümetin askeri harekât yapma yeteneğini de felce uğratacağını düşünüyorlardı.

Ancak gerçek bunun tam tersi gibi görünüyor. Siyasi krize rağmen olaylar, Gazze’de Hamas’a ağır bir bedel ödetmeye meşruiyet kazandırıyor ve askeri çatışma Başbakan Benjamin Netanyahu’nun durumunu yeniden iyileştirebilir.

2014 yazındaki çatışmalarda her iki tarafta hâkim olan mantık, oyunun kurallarını bir şekilde bozmadan, mümkün olan en fazla başarıyı (genellikle iki güne kadar) hızlı bir şekilde sağlamaktı.

Ancak şimdi İsrail’e göre, Hamas Kudüs’e saldırarak kuralları çiğnedi. Bu yüzden İsrail’in cevabı daha ağır oldu.

Bu kez Hamas ve İslami Cihad gerçekten daha büyük darbeler aldı. Tüneller, savaş malzemeleri ve silah üretim kapasitesi yok edildi; yüksek binalar bombalandı. Kuzey Gazze’deki roket fırlatma çukurlarına büyük saldırılar yapıldı. Roket fırlatma ekipleri ve bazı orta düzey militanlar sistematik olarak öldürüldü.

Kudüs’e roket saldırısından sonra diğer şehirlere devam eden roket yağmurları, İsrail’in gözüne bir parmak, sonra başka bir parmak sokuyordu. Pazartesi günkü saldırılardan sadece saatler öncesine kadar, Askeri İstihbarat, Hamas’ın tırmanış istemediğine inanıyordu; merkeze yönelik saldırılar beklenmiyordu ve görünüşe göre Hamas’ın askeri yetenekleri de hafife alınmıştı. Ordu, değerlendirmelerinde yaptığı bu hatalar yüzünden küçük düşmesinin bedelini de Hamas’a ağır ödetti.

Ordunun orijinal planı, Gazze’de büyük olasılıkla ağır kayıpların yaşanacağı bir kara harekâtından kaçınmayı amaçlıyordu. Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi’nin ifade ettiği “Duvarların Koruyucusu Harekâtı”nın temel amacı, kara kuvvetlerine başvurmadan uzaktan saldırılarla yetinmekti.

Önümüzdeki günlerde daha fazla yedek asker göreve çağrılabilir ve Gazze sınırı boyunca daha fazla tugay muharebe timi konuşlandırılabilir. Bilindiği kadarıyla, kara harekâtı hakkında henüz nihai bir karar alınmadı. Muhtemelen çarpışmanın yoğunluğuna ve önümüzdeki günlerdeki kayıpların sayısına bağlı olacaktır.

Daha sonraki bir aşamada, İsrail’in son on yılda Filistinlilere yönelik tüm politikalarını yeniden değerlendirmek uygun olacaktır.

Şimdi Hamas’ı tehdit eden Netanyahu, aslında Hamas için oldukça uygun bir partner oldu. Ateşli söylemini eyleme dönüştürmedi. Aksine, İsrail ve Hamas, aralarında anlaşmalar yaptılar. Bu anlaşmaların bir bölümü, Katar’ın, sakin durması için Gazze rejimine aylık ödeme yapmasıydı. Bu paranın bir kısmı, Gazze’deki hayati altyapıları iyileştirmek için kullanıldı. Ancak bir kısmı da İsrail’e atılan roketler de dahil olmak üzere silah geliştirmek ve satın almak için kullanıldı. Bütün bunlar; İsrail, bu topraklardaki tek olası muhatabı olan Filistin Yönetimi’ni kasıtlı olarak yabancılaştırırken gerçekleşti. 

Şu anda Netanyahu’yu kınayan siyasi yelpazenin sol tarafının da temiz ellere sahip olduğu iddia edilemez. Solcular (ve buna Haaretz’de yazan analistlerin çoğu da dahil) Hamas’la bir yüzleşmeden kaçındılar ve genel olarak silah alımlarını ve Hamas liderlerinin başka bir savaşa yol açacak bir saldırıya hazırlıklı olmalarını hafife aldılar.

Polis kontrolü kaybetti

Ekim 2000 olaylarından bu yana en kötü dalga diyebileceğimiz İsrail’in Arap vatandaşları arasında patlak veren şiddet, dün İsrail’e atılan yüzlerce roketten daha az endişe verici değil. Ramle ve Lud gibi karma hayat sürülen şehirlerden gelen görüntüler, polisin tamamen kontrolü kaybettiğini gösteriyor. Bazı yerlerde polis olaylara geç tepki gösterdi. Genç Araplar evlere ve arabalara saldırdılar ve Yahudiler ailelerini ateş açarak korudular. Lud’da bir Arap, evi saldırıya uğrayan Yahudi komşusu tarafından vurularak öldürüldü.

Ekim 2000’deki huzursuzluklardan bu yana bir şey önemli ölçüde değişti. Arap toplulukları artık M-16 hafif makineli tüfeklerden tabancalara,  “Carlo” hafif makineli tüfeklerine kadar on binlerce yasadışı silaha sahip. Bu silahları çete veya aile kavgalarını çözmek için kullanmakla, polislere veya Yahudi komşulara ateşlemek arasındaki mesafe kısalıyor.

Gazze’den gelen saldırılar ve İsrail içindeki çatışmalar, bir “değişim” hükümeti kurma sürecini geciktiriyor.  Bu, geçtiğimiz ay yaşanan olaylardan hangisinin tesadüf olduğu ve hangilerinin hükümetin yaptığı hamlelerle teşvik edildiği sorusunu akla getiriyor.

Haaretz’in daha önce bildirdiği gibi, siyasi koridorun her iki tarafında olan ve aynı zamanda profesyonel düzeyde güvenlik görüşmelerine katılan kişiler, Netanyahu’nun her zaman pratik, ölçülü ve sorumlu bir politika benimsediğini ve İsrail’in askeri gücünü kullanma konusundaki karakteristik ihtiyatına sadık kaldığını iddia ediyor.

Bu arada, Kudüs’te başlayan ve şimdi her yere yayılan yangın, büyük ölçüde Kudüs Polisi’nin aceleci davranışının bir sonucuydu. Komutanın ruhu, İsrail Savunma Bakanlığının öğrettiği gibi, yokluğunda da belirgindir.

Netanyahu’nun altındaki emir-komuta zinciri (kamu güvenliği bakanı, polis komiseri, Kudüs Polis Bölgesi komutanı) Müslümanların kutsal Ramazan ayında sert bir politika izlemelerinin beklendiğini bilmek için yukarıdan açık talimatlara ihtiyaç duymadı.

Olan biten şeyin kozmik tesadüflerin sonucu olduğuna inanmak; bir Arap partisinin oylarına bağlı olan ve “ebedi başbakan” Netanyahu’yu devirmesi amaçlanan bir hükümet kurulmadan hemen önce Kudüs’te milliyetçi ve dinsel gerilimlerin ani tırmanışına kaderin yol açtığını düşünmek için büyük ölçüde saf ve iyi olmak lazım.

Ancak her zaman olduğu gibi, bunun nasıl gerçekleştiğine dair ayrıntıların eninde sonunda ortaya çıkacağını varsayabiliriz.

Çeviren: Meltem Ö. Marbois

Yazının orijinali:

https://www.haaretz.com/israel-news/.premium.HIGHLIGHT-on-the-brink-of-war-hamas-surprised-israel-and-will-probably-pay-the-price-1.9796912

Önceki İçerikSoylu tekzip istedi, Ağar özür diledi: Dil sürçmesi
Sonraki İçerikANALİZ – Soylu’nun daveti, Ağar’ın davete icabeti ya da ‘sürç-i lisan’daki gizli hakikat